Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/5057 E. 2012/8433 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2011/5057
- Karar No
- 2012/8433
- Karar Tarihi
Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi No :422-420
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili ve davalılar Sosyal Güvenlik Kurumu, ... ile ... Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmesi üzerine temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1- 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 381’inci(6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294’üncü) maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388/son (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297) maddesi gereğince de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı Kanun'un 389’uncu maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi hallerde de Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388’inci maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hâkimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasa'nın 141’inci maddesi ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun(6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun) yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi kanun ile hâkime yükletilmiş bir görevdir.
a- Davaya konu somut olayda; kısa kararda, davacının “...25.02.2003 – 30.12.2003 ve 01.02.2005 – 30.09.2009” tarihleri arasında, gerekçeli kararda ise “15.10.1999 – 30.08.2008” tarihleri arasından çalıştığının tespitine karar verilmiş olması, yukarıda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin usul ve kanun hükümlerine aykırı olup, kararın bozulmasını gerektirir. Mahkemece 10.04.1992 tarih ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi, kısa karar ile bağlı kalınmadan, ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmelidir.
b- Davacı, Haziran 2000 – Eylül 2009 arasında davalılar nezdinde kesintisiz çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de; bu dava ile ilgisi bulunmayan başka dosyanın gerekçesinin işbu dosyaya gerekçe olarak yazılması Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun anılan düzenlemelerine aykırılık teşkil etmektedir.
2- Kabule göre; davacı, 2000 yılı Haziran ayından, 2009 yılı Eylül ayına kadar, Kaymakamlığın ve İlçe Sağlık Müdürlüğü'nün talimatı ile, sağlık ocağında çalıştığını, ücretinin ise, dahili davalı ve Kaymakamlığa bağlı ...'ndan (SYDV) sosyal yardım şeklinde ödendiğini ileri sürerek; diğer davalı SGK Başkanlığı'na bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalılar, çalışmanın hizmet akdine dayanmadığını, ücret ödemesi bulunmadığını ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.
Dava, 5510 sayılı Yasa geçici 7.maddesi kapsamında uygulama alanı bulan; 506 sayılı Yasanın 79/10 maddesidir. 506 sayılı Kanun m.2'de hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar sigortalı sayılmışlardır. Hizmet akdi, iş görme, bağımlılık ve ücret unsurlarından oluşur. Burada söz konusu olan iş, ekonomik bakımdan iş olarak değerlendirilebilen her türlü çalışmayı ifade etmektedir.
Dosya kapsamından davacının SYDV'dan parasal yardım aldığı, karşılığında davalı kamu kurumunda çalıştığı, yaptığı çalışmaların iş görme ve bağımlılık unsurlarını içerdiği, zira davacının bu kamu kurumunda iş gördüğü ve bunu söz konusu kamu kurumundan aldığı talimatlar doğrultusunda (bağımlılık ilişkisi içerisinde) gerçekleştirdiği, SYDV'nın da yapmış olduğu "yardım" karşılığında davacıyı adı geçen kamu kurumlarında çalışmaya sevk ettiği görülmektedir.
3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununun 1.maddesi uyannca; vakfın anılan yardımının, sosyal amaçlı ve karşılıksız olması gerekirken somut olayda, bu ödeme karşılığında yapılan bir hizmet söz konusudur. Bu nedenle ödemenin sosyal yardım niteliği ortadan kalkmakta; davacının çalışmalarının karşılığını yani ücreti oluşturmaktadır.
Somut olayda görülen çok taraflı hukuki ilişkinin, 4857 sayılı İş Kanunu m.7'de düzenlenen "geçici iş ilişkisi" niteliğinde değerlendirilmesi gerekir. Çünkü davacı işçiyi, davalı SYDV işe almakta "sosyal yardım" adı altında ücret ödemekte, fakat diğer davalı kamu kurumunda iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak devretmektedir. Bu tür ilişkilerin üç kişinin yani işçi, onun iş akdiyle bağlı olduğu işveren ve bu işverenle geçici işçi sağlama sözleşmesi yapan diğer (geçici) işverenin iradeleriyle oluşan üçlü bir ilişkiye dayandığı; bu ilişkiye dayanılarak işçinin yapmakta olduğu işe benzer işlerde çalıştırılması koşuluyla başka bir işverene iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak devredildiği görülmektedir. Bu anlamda gerçek işveren SYDV'dır. Kamu kurumları ise geçici işverendirler. Anılan düzenlemede yer alan, "...Geçici iş ilişkisi altı ayı geçmemek üzere yazılı olarak yapılır, gerektiğinde en fazla iki defa yenilenebilir..." hükmü ile aynı maddede yer alan geçici iş ilişkisinin kurulabilmesi için, işçinin "devir sırasında yazılı rızasını alma" koşullarının bulunmamasının SYDV ile sigortalı arasında devam eden varsayımsal (farazi) bağımlılık sebebiyle sigortalılık haklarını etkilemeyeceği düşünülerek, davacının iş görme edimini başkasına sunmasının, bağımlılık ilişkisine zarar verebilecek yoğunluğa ulaşıp ulaşmadığı incelenmeli ve farazi bağımlılık ilişkisinin varlığını koruduğu sürece davacının SYDV'na bağlı sigortalılığının sürdüğü kabul edilmelidir.
Geçici iş ilişkisinin bulunduğu hizmet tespiti davalarında husumetin kimlere yöneltileceği sorununa gelince; asıl işveren SYDV ile birlikte geçici işverenler olan ilgili kamu kurumuna da husumetin yöneltilmesi gereklidir. Ancak, sözü edilen kamu kurumlarından, Kaymakamlık ile İlçe Sağlık Müdürlüğü anlaşılmamalıdır. Zira, Anayasa m.l23/3'e göre, kamu tüzel kişilikleri ancak kanun ya da kanunun verdiği yetkiye dayanılarak kurulurlar. Bakanlıklar, Devlet kamu tüzel kişiliğinin bir davada taraf ehliyetine sahip organlarıdırlar. Bunun dışında bazı genel müdürlüklerin, il özel idarelerinin, köylerin, belediyelerin ve kamu iktisadi teşebbüsler ile bunlara bağlı müesseselerin de tüzel kişilikleri vardır. Somut olayda ise Kaymakamlık makamı ile İlçe Sağlık Müdürlüğü'nün tüzel kişilikleri bulunmadığından, husumetin bu kurumların bağlı bulunduğu ilgili İçişleri Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı'na yöneltilmesi gereklidir.
Bu yasal gerekliliğe uyulmadan kaymakamlığa veya ilçe sağlık müdürlüğüne karşı dava açılması halinde; mahkeme kararında olduğu gibi, davanın husumet yönünden reddine karar verilemez. Zira, davacının amacı, Devlet tüzel kişiliğini (İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığını) dava etmektir. Davasını yanlış kuruma yöneltmiş olmakla, hasımda değil, temsilcide hata etmiş olmaktadır. Bu durumda; Mahkemece, re'sen temsilcide hataya ilişkin yanlışlığın düzeltilerek, davaya İçişleri Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı'na karşı devam edilmesi gereklidir.
Açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde; temsilcide hata sonucu tüzel kişiliği bulunmayan ... ve ... İlçe Sağlık Müdürlüğüne husumet yöneltilerek açılan bu davada; Mahkemece, yapılacak iş, ilgili bakanlıklara doğru olarak husumet yöneltilmesinin sağlanması; İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığına dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ edilerek bu davalıların cevaplarının alınması, göstereceği delillerinin toplanmasıdır.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekili ve davalılar Sosyal Güvenlik Kurumu, ... ile ... Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde davacı ve davalılardan ... ile ... Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma'ya iadesine, 10.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.