Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/3248 E. 2026/3230 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/3248
Karar No
2026/3230
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/3070 E., 2025/141 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Çatalca 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/71 E., 2023/361 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

- K A R A R -

Dava, tapusuz taşınmazın tescili isteğine ilişkindir.

Dava konusu taşınmaz, İstanbul ili, .... ilçesi, ... Mahallesinde 1986 yılında yapılan kadastro çalışmalarında "çalılık" olarak tespit harici bırakılmıştır.

Davacı vekili; İstanbul İli, .... İlçesi, ... Mahallesi, ... Mevkii, 412 parselin batısında, 191 parselin güneyinde yer alan tahmini 4.0 00... yüzölçümündeki gayrimenkulün kadastro harici bırakıldığını, tespit ve tescil harici bırakılan yerin öncesinde eğrelti otları ve diğer çeşitli otlar ile kaplı bir halde iken yaklaşık 40 yıl önce davacının babası murisi ... ... tarafından emek ve çaba sarf edilerek tarıma elverişli hale getirilip tarım amaçlı kullanılmaya başlandığını, murisin 1989 yılında ölümü ile zilyetliğin davacıya geçtiğini ve davacı tarafından nizasız, fasılasız ve malik sıfatı ile zilyetliğin devam ettirildiğini, ... köyünün kadastrosunun yapıldığı tarihlerde görevli memurlara bu yerin tespit ve tescili için davacının müteveffa babası ... ...'in zilyetlik hükümlerinden faydalanabilecek olmalarına rağmen elinde dayanak eski bir tapu kaydı olmadığından müracaat edilmediğini, oysa kadastro çalışmalarının yapıldığı 1985-1986 yıllarında dahi olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı için gerekli olan 20 yıllık zilyetlik süresinin geçmiş olduğu halde tespit ve tescil işleminin yapılmadığını belirterek dava konusu tescil harici kalan yaklaşık 40 00... taşınmazın davacı adına tescilini istemiştir.

Davalı Hazine vekili; dava konusu taşınmazın TMK'nın 715. maddesinde sayılan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup zilyetlik yolu ile kazanılamayacağını, ... köyü tapulama kadastrosunun 1985 yılında tamamlanmış olup dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede Çevre ve Şehircilik il Müdürlüğü (Mülga Bayındırlık ve İskan Müdürlüğünce) 29 07.1980 tarihinde onaylanan 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Nazım Planı bulunduğunu, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17.maddesinde "Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden masraf ve emek sarfı ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmazlar 14.maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde hazine adına tespit edilir. İl, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz" hükmünün bulunduğunu, anılan hüküm gereği imar planında kalan taşınmazların hukuken zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığını, köyünün de 1980 yılında onaylanan mar planında kaldığından bu köydeki taşınmazların tamamının kazandırıcı zaman aşımıyla kazanılacak yerlerden olmadığını savunmuştur.

Davalı ... vekili, davalı idare yönünden davanın husumet yokluğundan reddini savunmuştur.

Davalı ... vekili, davanın reddini savumuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen tarih ve sayılı kararıyla, dava konusu taşınmazın 1968-1990 yılları arasında imar ihya edildiğinin ve 1990 yılı sonrasında kesintisiz tarımsal faaliyet yapıldığının tespit ediliği, dava konusu taşınmazın bölgede 1/50000 ölçekli İstanbul Genel Çevre Düzeni planında tarımsal karakteri korunacak alanlar fonksiyonunda kalmakta olup 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunmadığı, davacının senetsizden ve zilyetlikten kazanıma ilişkin sulu toprakta 40 dönüm, kuru toprakta 100 dönümden fazla bir kazanımlarının olmadığı, Orman Mühendisince sunulan raporda dava konusu yerin orman sınırları dışında olduğu, kamusal nitelik kazanmasını sağlayacak İmar kanunundan kaynaklı bir planlamaya tabi tutulmadığı. davacının dava konusu yeri nizasız ve fasılasız bir şekilde 20 yıldan fazladır kullandığı değerlendirilerek davanın kabulüne karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davalı Hazine vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu taşınmazın miras bırakandan kaldığı bildirildiğine, taksim olgusuna dayanılmadığına ve davalı idarelerin yasal hasım olup dahili davalı gerçek kişilerin ise eldeki davada yasal hasım olmadığına göre, terekeye karşı 3.kişi aleyhine bir mirasçının adına tescil istemiyle açtığı davanın aktif husumete ilişkin dava şartının bulunmadığı ayrıca tescil harici bırakılan uyuşmazlık konusu yeri de kapsayan 29/07/1980 onay tarihli 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Nazım İmar Planı bulunduğu, bu halde 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17/son maddesi gereğince olağanüstü zilyetlikle kazanım için süre koşulu da gerçekleşmediği gerekçesiyle davalı hazine vekilinini istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemecesince verilen kararın kaldırılmasına ve davanın aktif husumete ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. Ne var ki, yapılan araştırma ve değerlendirmenin hükme yeterli olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.

Her nekadar davacı, dava konusu taşınmazın murisinden geldiğini beyan edip kendi adına tescil talebiyle dava açmış, dava konusu taşınmazın muristen kendisine nasıl geçtiğini açıklamamış ise de 03.10.2021 tarihli duruşmada diğer mirasçıların davaya muvaffakatlerinin olduğunu beyan ettikleri halde bu muvaffakatlerinin taşınmazda hak taleplerinin olmadığı yönünde mi yoksa muristen kalan haklarını mı talep ettikleri hususları açıklığa kavuşturulmamıştır.

Hâl böyle olunca; doğru sonuca varılabilmesi için mirasçılar yeniden duruşmaya davet edilerek ya da açıklayıcı dilekçeleri alındıktan sonra talep ve beyanları netleştirilerek aktif dava ehliyeti koşulunun sağlanması halinde işin esası yönünden inceleme yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin hüküm kurulması isabetsizdir.

Davacı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulü ile, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2025/3248, K. 2026/3230, T. 21.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2025-3248-e-2026-3230-k-26efc09901bf