Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/4860 E. 2025/5334 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/4860
Karar No
2025/5334
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2010/560 E., 2014/272 K.

Mahkeme kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili; ... ilçesi, ... köyü kadastro çalışmaları sırasında 449 parselin doğusunda, 454 parselin ise bitişiğinde bulunan yaklaşık 7 dönümlük arazinin taşlık olduğu gerekçesi ile tapulama dışı bırakıldığını, çiftçilik yapmakta olan davacının bu araziyi ihya edip tarım arazisi haline getirdiğini, en az 25 senedir buğday vs. ürün ekmek suretiyle nizasız ve fasılasız kullandığını ileri sürerek imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği sebebiyle taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı Hazine vekili; hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazında bulunmuş, mera araştırması yapılması gerektiğini, taşınmazın zilyetlikle kazanılamayacağını belirtip davanın reddini savunmuştur.

III. MAHKEME KARARI Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; fen bilirkişisi tarafından düzenlenen krokide (A) harfi ile gösterilen taşınmaz bölümü bakımından mülkiyeti zilyetlikle edinme koşullarının davacı yararına gerçekleştiği, dere ile bir ilgisinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, (B) ve (C) harfleri ile gösterilen taşınmaz bölümleri bakımından ise 1973 yılında mera kapsamına alındığı, halen mera olarak tapuya kayıtlı olduğu ve meraların zilyetlikle mülk edinilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Hazine vekili; eksik inceleme ve araştırma ile karar verildiğini, taşınmazın krokide (A) harfi ile gösterilen bölümünün dere yatağı olduğunu, akarsuyun etkisinde kaldığını, bataklık ve taşkın etkisinde olduğunu, özel mülkiyete konu olamayacağını belirtip kararın bozulmasını istemiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, kadastro çalışmaları sırasında tespit harici bırakılan tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkindir.

Davacı, Ankara ili, ... ilçesi, ... köyü çalışma alanında bulunan dava konusu taşınmaz bölümü bakımından imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak tescil isteğinde bulunmuş; Mahkemece, fen bilirkişisi tarafından düzenlenen 09.04.2014 tarihli rapora ekli krokide (A) harfi ile gösterilen 2.340, 32... yüz ölçümlü taşınmaz bölümü bakımından davanın kabulüne, (B) ve (C) harfleri ile gösterilen taşınmaz bölümleri bakımından ise davanın reddine karar verilmiş; karar davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki; tescil davalarında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 713/3. maddesi uyarınca husumetin yasal hasım konumunda olan Hazine ve ilgili Kamu Tüzel Kişiliğine birlikte yöneltilmesi zorunludur. Somut olayda dava, Hazine ve ilgili kamu tüzel kişisi olarak ... Köyü Tüzel Kişiliği hasım gösterilerek açılmıştır. Ancak, karar tarihinden önce 30.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun'un 1. maddesi gereğince çekişmeli taşınmazın bulunduğu Ankara Büyükşehir Belediyesinin sınırları il mülki sınırları olarak belirlenmiş, aynı Kanun'un geçici 1/13. maddesine göre de Büyükşehir Belediyesi olan illere bağlı ilçelerin mülki sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılmış, köyler mahalle olarak, belde belediyeleri ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katılmış ve böylelikle ilçe belediyesi ve büyükşehir belediyesi tescil davalarında ilgili kamu tüzel kişisi olarak yasal hasım sıfatını kazanmıştır. Mahkemece çekişmeli taşınmazın bulunduğu ... davaya dahil edildiği halde, diğer yasal hasım olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığının davaya dahil edilmesi gerektiği gözden kaçırılmıştır. Bu nedenle davada, taraf teşkilinin sağlandığından söz edilemez. Taraf teşkilinin sağlanması dava şartlarından olduğundan bu koşul yerine getirilmeden işin esasına girilip hüküm verilmesi hukuken mümkün değildir. Mahkemenin kararı bu nedenle usul ve yasaya uygun olmadığı gibi, esasa ilişkin yapılan araştırma ve inceleme de hüküm vermek için yeterli bulunmamaktadır.

Şöyle ki; dava konusu taşınmazın niçin tespit harici bırakıldığının araştırılmadığı, komşu parsel mera olmakla dava konusu taşınmaz bakımından mera araştırmasının usulünce yapılmadığı, yenileme paftasında dere olduğu belirtilen taşınmaz hakkında jeoloji bilirkişi tarafından düzenlenen raporda yer alan tespitlerin denetime elverişsiz ve yetersiz olduğu, ayrıca senetsiz araştırmasının da eksik yapıldığı, Kadastro Müdürlüğünden buna ilişkin bilgi ve belgelerin sorulmadığı anlaşılmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (YHGK) 20.03.2013 tarihli ve 2012/8-869 Esas, 2013/375 Karar sayılı kararında da belirtildiği gibi, bir yerin imar-ihya ile kazanılabilmesi için öncelikle taşınmazın orman sayılmayan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan arazilerden olması gerekir. Kamu hizmetine tahsis, hukuken olabileceği gibi fiilen de olabilir. Kamu hizmetine tahsis edilmeyen, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşlık, orman sayılmayan çalılık, makilik ve fundalık gibi topraklar imar ve ihyaya müsait olan yerlerdir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 16/A maddesinde belirtilen hizmet malları, 16/B maddesinde belirtilen orta malları, yollar, meydanlar ile 16/C ve 16/D maddelerinde belirtilen taşınmazların imar ve ihya ile kazanılması mümkün değildir.

Nitekim, nehir ve çay gibi akarsuların eski (terk edilmiş, metruk) yatakları, kural olarak Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdendir. Ancak bu yerlerin koşulları oluştuğu takdirde imar ve ihya ile kazanılması mümkündür. Buna karşılık aktif nehir ve çay yatakları etki alanında bulunan yerlerin imar ve ihya ile kazanılması mümkün değildir. (YHGK'nın 02.10.1996 gün ve 1996/20-429 Esas, 1996/643 Karar; YHGK'nın 18.02.1998 gün ve 1998/4-122 Esas, 1998/138 Karar sayılı ilamları)

Öte yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1. maddesi; "Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir."

3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi; “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüz ölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan ( 40... dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.”

3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi; “Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14. maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde Hazine adına tespit edilir. İl, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz.” hükümlerini düzenlemiştir.

Bilindiği üzere; mera, bir veya birden fazla köy veya kasaba halkının bağımsız olarak veya birlikte kullanmak üzere yetkili makam tarafından tahsis edilmiş olan veya böyle bir tahsis bulunmamasına karşın kadimden beri (öncesi belli olmayan bir zamandan beri) ilgili köy veya kasabalar tarafından mera olarak kullanılagelen ve hak sahiplerinin mevcut intifa hakları dışında üzerinde fiili ve hukuki tasarruflarda bulunamadıkları arazi parçasıdır. Bir yerin mera sayılabilmesi için bu amaçla bir köy veya kasabaya tahsis edilmesi, tahsis bulunmadığı takdirde kadimden beri o yerin mera olarak kullanıla gelmiş olması gerekir. Bir yere hukuken mera vasfını verebilmek için bu iki unsurdan birinin bulunması zorunludur. (Cin, H.:Türk Hukukunda Mera Yaylak ve Kışlaklar, 2. Bası, Ankara 1980, s. 37 vd.)

Mera olarak tahsis edilmiş olan veya kadimden beri mera olarak kullanılagelen yerler alınıp satılamaz, üzerine bina yapılamaz, ağaç dikilerek koru, bağ ve bahçe tesis edilemez. Meraların sınırlarının daraltılıp genişletilmesi ve zamanaşımı ile özel mülkiyete geçirilmesi mümkün değildir. Meraların vasfı değiştirilemez ve ziraat arazisi hâline getirilemez. Tahsisli veya kadim mera olgusunun belirlenmesi usul ve şekil yönünden birbirinden farklıdır. Zira tahsisli ve kadim meraların oluşumu itibariyle farklılıkları vardır. Tahsisli meralar, yetkili merciler tarafından kamunun yararlanmasına ayrılmak suretiyle ve tahsis yoluyla oluştuğu hâlde kadim meralar, başlangıcı bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel olarak o yer halkının yararlanması suretiyle kamu malı niteliğini kazanırlar.

Bir yerin yetkili bir merci tarafından mera olarak tahsis edilmesi, evveliyatı itibariyle o yerin mutlak surette mera olarak kabulüne yeterli olmadığı gibi zilyetlikle iktisap iddiasının dinlenmesine de engel değildir. Ne var ki, yetkili merci tarafından bir yerin mera olarak tahsisinin yapılmış olması durumunda gerçek kişinin o yerdeki zilyetliği sona ereceğinden mera olarak tahsisin yapıldığı tarih itibariyle kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinme koşullarının saptanması gerekir. Taşınmazın tahsis yoluyla değil de kadim mera olduğunun anlaşılması hâlinde ise hiçbir şekilde kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisabı mümkün değildir (Hukuk Genel Kurulunun 30.10.1991 tarihli ve 1991/8-427 E., 1991/544 K.; 10.05.2006 tarihli ve 2006/8-240 E., 2006/292 K.; 14.11.2012 tarihli ve 2012/7-485 E., 2012/788 K.; 19.11.2014 tarihli ve 2013/8-1321 E., 2014/939 K. sayılı kararları

Hal böyle olunca; Mahkemece öncelikle 6360 sayılı Kanun hükümleri uyarınca davasını Ankara Büyükşehir Belediyesine de yöneltmesi için süre ve imkan tanınmalı, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması halinde, dahili davalıdan savunma ve delilleri sorulmalı, varsa delilleri toplanmalı, daha sonra taşınmazın niçin tespit harici bırakıldığı araştırılmalı, sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için taşınmazın bulunduğu köye ait kadim ve tahsisli mera kayıtları ile meraya ilişkin paftalar İlçe ve İl Özel İdare Müdürlüğü ile Tapu ve Kadastro Müdürlüklerinden sorulmalı, çekişmeli taşınmaza ait temin edilebilen en eski ve yeni tarihli orto foto ve uydu fotoğrafları ile memleket haritaları ilgili yerlerden getirtilmeli, bu şekilde dosya ikmal edildikten sonra Mahkemece mahallinde elverdiğince yaşlı, tarafsız ve yöreyi iyi bilen şahıslar arasından seçilecek aynı köy ve komşu köyler halkından ayrı ayrı üçer kişilik yerel bilirkişi kurulu, taraf tanıkları, tüm kadastro tespit bilirkişileri, jeoloji, jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisi, 3 kişilik ziraat mühendisi bilirkişi kurulu ve fen bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalıdır.

Yapılacak keşifte, yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın öncesinin ne olduğu, kimden kime kaldığı, zilyetliğin ne zaman başladığı, taşınmazın kim tarafından ne zamandan beri kullanıldığı, dere yatağı olup olmadığı, kamu orta malı niteliğinde mera, yaylak gibi yerlerden olup olmadığı, meradan sökülerek elde edilip edilmediği hususlarında maddi olaylara dayalı bilgi alınmalı, kadim mera araştırması yapılmalı, çekişmeli taşınmazın mera parselinden açılmak suretiyle elde edilen yerlerden olup olmadığı ve meranın bütünlüğünü bozup bozmadığı araştırılmalıdır.

Yerel bilirkişi ve tanık sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeli, bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsellerin tutanak ve dayanaklarını oluşturan kayıtlarla denetlenmeli ve tespite aykırı sonuçlara ulaşılması halinde tüm tespit bilirkişileri tanık sıfatıyla dinlenilerek aykırılıkların giderilmesine çalışılmalıdır.

Ziraat bilirkişisi kurulundan dava konusu taşınmaz bölümünün tarımsal niteliğini, kamu orta malı vasfında mera olup olmadığını, meradan açılıp açılmadığını bildiren, meradan doğal ya da yapay ayırıcı unsur bulunup bulunmadığını, taşınmazdaki zilyetliğin sürdürülüş şeklini ve süresini duraksamasız şekilde ortaya koyan, komşu parsellerle karşılaştırmalı biçimde toprak yapısını, eğimini ve bitki desenini belirten, önceki ziraat bilirkişi raporunu da irdeleyen, ekinde taşınmazın değişik yönlerden ve özellikle mera parseli ile müşterek sınırının bulunduğu bölümden çekilmiş fotoğrafları ile desteklenmiş ayrıntılı ve gerekçeli rapor aldırılmalıdır.

Jeolog bilirkişiden dava konusu taşınmazın paftasında dere yatağı olduğu göz önünde bulundurularak taşınmazın önceki ve şimdiki niteliğini, dere yatağından kazanılıp kazanılmadığını, halen aktif dere yatağında kalıp kalmadığını, aktif dere yatağında kalmıyor ise derenin etkisi altında kalan yerlerden olup olmadığını açıklayan bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalıdır.

Jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisine gerek dosya arasında mevcut ve gerekse dosya arasına alınacak hava fotoğrafları üzerinde stereoskopik inceleme yaptırılarak dava konusu taşınmazın önceki ve şimdiki niteliğinin ne olduğunu, dere yatağı olup olmadığını, mera vasfında olup olmadığını, arazinin ekonomik amaca uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle kullanılıp kullanılmadığını, kullanımın hangi tarihten itibaren olduğunu, taşınmazda kullanım sınırlarının oluşup oluşmadığını, imar-ihya tamamlanmış ise hangi tarihte tamamlandığını ve üzerindeki zilyetliğin hangi tasarruflarla sürdürüldüğünü belirtir şekilde rapor alınmalı ve dava konusu taşınmazın konumunu hava fotoğrafları üzerinde göstermesi istenmelidir.

Fen bilirkişisinden keşif ve uygulamayı izleyip denetlemeye elverişli ayrıntılı rapor alınmalıdır. Yine varsa tahsisli veya kadim meraya ait kayıt ve belgeler ile harita, teknik ve yerel bilirkişi ile tanıklar aracılığıyla zemine uygulanmalıdır.

Yöntemince kadim veya tahsisli mera araştırması yapılarak çekişmeli taşınmazın meranın devamı niteliğinde olup olmadığı tespit edilmeli, taşınmazın öncesinin mera olduğunun anlaşılması halinde meralar üzerinde sürdürülen zilyetliğin hukukça bir değer taşımayacağı gözetilmeli, belirtilen şekilde yapılan uygulama sonunda kadim mera olmadığı, meradan açılmadığının anlaşılması halinde davacı taraf yararına TMK’nın 713/1. maddesi ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesinde öngörülen edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenmelidir.

Taşınmazın bulunduğu çalışma alanında kadastro sırasında belgesiz zilyetlik nedeniyle davacı adına tespit edilen taşınmaz bulunup bulunmadığının Kadastro Müdürlüğünden de sorularak miktarı gösterir senetsiz defterinin onaylı örneğinin ve bu taşınmazlara ait kadastro tutanak örneklerinin (kadastro tespitinin kesinleşip kesinleşmediğini de gösterir şekilde) dosya içerisine getirtilmesi, tescil davalarında TMK'nın 713/4. ve 5. fıkraları gereğince keşif sonucu elde edilen bilirkişinin rapor ve krokisine göre gerekli yerel ilanlar ve gazete ilanlarının yöntemine uygun bir biçimde yapılması, ilanın yapıldığı gazete ile ilan tutanaklarının dosya arasına konulması ve yasal 3 aylık itiraz süresinin dolmasının beklenilmesi; ondan sonra, toplanan ve toplanacak tüm delillere göre bir karar verilmesi gerekirken belirtilen hususlar göz ardı edilerek eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

V.KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Temyiz eden davalı Hazine harçtan muaf olduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın ... 2. Asliye Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.11.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/4860, K. 2025/5334, T. 24.11.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2024-4860-e-2025-5334-k-9a5924b4953a