Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2023/3833 E. 2024/5105 K. – Tapu İptali Ve

Konu: Tapu İptali Ve Tescil, Olmazsa Bedel

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/3833
Karar No
2024/5105
Karar Tarihi
Konu
Tapu İptali Ve Tescil, Olmazsa Bedel

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/703 E., 2023/888 K. HÜKÜM/KARAR : Ret/Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/96 E., 2022/493 K. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı dava dilekçesinde; 581 ada 10 parsel sayılı taşınmazdaki 1, 2 ve 5 numaralı bağımsız bölümlerin maliki olduğunu, eşi ...’ın kendisine vekaleten oğlu ... ile birlikte oto alım-satım işi yaptığını, davalı ...’in bitişik taşınmaz maliki olduğunu ve onun da galericilik yaptığını, davalı ...’in ise Samsun Merkezde galericilik yaptığını, kendi ticari işleri nedeniyle vekili olan eşinin kendisi adına ve hesabına davalı ...’e borcu olan 739.000,00 TL için dava konusu 1, 2 ve 5 numaralı bağımsız bölümlerin borcun teminatı olarak davalı ...’e devredildiğini, eşi ile davalı ... arasında 05.04.2018 tarihli inanç sözleşmesi yapıldığını, devirden sonra da taşınmazları iş yeri olarak kullandıklarını, davalı ...’e borcunu ödemek istemesine rağmen 2 numaralı bağımsız bölümün kendisine devredilmeyip davalı ...’e muvazaalı olarak devredildiğini, davalı ...’in taraflar arasındaki inançlı işlemi bildiğini ve kötü niyetli olduğunu, 739.000,00 TL’lik borcun 650.000,00 TL’lik kısmının ödenmesi üzerine 1 ve 5 numaralı bağımsız bölümlerin talebi üzerine oğlu ...’e devredildiğini, bakiye 89.000,00 TL borcu kaldığını, TBK’nın 97. maddesi uyarınca süre verilmesi halinde bakiye borcu depo edeceğini, taşınmazın davalı ...’e ve ...’ten de davalı ...’e devrinin inançlı işlemin yanı sıra hata, hile, ikrah, gabin ve muvazaa gibi irade fesadı nedenleriyle de hukuken geçersiz olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tesciline, mümkün olmazsa bedelin faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı ... cevap dilekçesinde; inanç sözleşmesinin tarafı olmadığından davada taraf sıfatı olmadığını, sözleşmede belirtilen sürede davacının edimini yerine getirmediğini, teminat vasfının kaybolduğunu, kişinin kendi muvazaasına dayanamayacağını, taşınmazdaki satılık ilanlarının değişmesi üzerine taşınmazın başkasına satıldığını ve kendisinin de satmak istediğini söylediğini, ayrıca davacı ile aralarındaki davada taşınmazın satıldığı için pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verildiğini, daha önceden tanımadığı davalı ...’i arayarak taşınmazı satması durumunda ilk kendisine haber vermesini istediğini, pazarlık sonucu satış konusunda anlaştıklarını, davacı tarafın taşınmazdan çıkmaması üzerine ihtarname çekildiğini, sonrasında da dava açıldığını, o dava karar aşamasına gelince eldeki davanın açıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı ..., süresinde davaya cevap vermemiş, aşamada 05.04.2018 tarihli sözleşmede kararlaştırılan borçları davacının süresinde ödemediğini, edimlerin yerine getirilmemesi üzerine 01.03.2019 tarihinde yeni sözleşme yapıldığını, buna göre 230.000,00 TL ve 30.000,00 TL ödeyerek dava konusu taşınmazın da bulunduğu taşınmazları kayıtsız ve şartsız satın aldığını, tarafların birbirlerini ibra ettiklerini, davacının eldeki davaya dayanak yaptığı sözleşmenin feshedildiğini, davalı ...’i öncesinde tanımadığını, taşınmazın küçük olduğunu, bu nedenle yandaki yerin sahibi olan ... ile iletişime geçtiğini ve sattığını, ...’in davacı ile aralarındaki durumu bilmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı taraf ile davalı ... arasında inanç sözleşmesi olduğu hususunda ihtilaf bulunmadığı, 650.000,00 TL tutarında borcun davacı tarafından davalı ...’e ödendiği ancak 89.000,00 TL'lik kısmın vadesi geçmesine rağmen henüz ödenmediği, davalı ...’in diğer iki taşınmazı sözleşme kapsamında davacıya iade ettiği, dava konusu taşınmazı ise diğer davalı ...'e 27.08.2019 tarihinde satış yoluyla devrettiği, inanç sözleşmesinin devir tarihi itibariyle vadesinin dolduğu, devir tarihi itibariyle davalı ...’in davacıya akitten kaynaklı bir sorumluluğunun bulunmadığı, davalılar arasındaki muvazaa iddiasına yönelik dinlenen tanıkların ise davalılar arasındaki satışa ilişkin muvazaa iddiasını ispata yarar bir beyanda bulunmadıkları, davacının muvazaa iddiasını bu hâliyle ispat edemediği, davacının yemin deliline dayandığının da hatırlatıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki ve aşamadaki beyanlarını tekrarla 05.04.2018 tarihli inanç sözleşmesi ihlal edilerek dava konusu taşınmazın davalı ...’e temlik edildiğini, ...’in dava konusu taşınmazın yan komşusu olduğunu, taşınmazın davalı ...’e ve ...’ten de davalı ...’e devrinin inançlı işlemin yanı sıra hata, hile, ikrah, gabin ve muvazaa gibi irade fesadı nedenleriyle de hukuken geçersiz olduğunu, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının 05.04.2018 tarihli sözleşmedeki edimlerini yerine getirmediğini, bunun üzerine 01.03.2019 tarihinde yeni bir sözleşme akdedildiğini, yeni bir anlaşma yapıldığını, eski sözleşmenin feshedildiğini, tarafların birbirini ibra ettiğini, ret gerekçelerinin ayrı olması gerektiğini, tek vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesinin diğer davalı yönünden borcun zamanında ödenmediği ve diğer davanın sözleşme gereği yükümlülüğü kalmadığını, ... yönünden ise davalılar arası muvazaanın ispatlanamadığını belirttiği, gerekçeli kararın ayrı ayrı değerlendirmelere ve gerekçelere dayanmadığı için eksik olduğunu, davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı olmadığını, inanç sözleşmesinin feshine ilişkin evrakın ve ibranın değerlendirilmediğini, davada taraf sıfatının bulunmadığını, tapu kaydına güvenerek taşınmazı edindiğini, taraflar arasındaki ilişkiyi bilmediğini, ret gerekçelerinin ayrı ayrı açıklanarak Avukatlık Ücret Tarifesinin 3. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Taraf vekilleri aşamadaki beyanlarını ve istinaf dilekçesindeki gerekçelerini ileri sürerek kararın bozulmasını istemişlerdir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmazsa bedel istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 26., 27. ve 97. maddeleri; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nu (TMK)1023 ve 1024. maddeleri, 3. Değerlendirme Dosya içeriğinden; dava konusu 581 ada 10 parsel sayılı taşınmazdaki 2 numaralı bağımsız bölümün davacı tarafından 05.04.2018 tarihinde, dava dışı aynı yer 1 ve 5 numaralı bağımsız bölümlerin ise 06.03.2019 tarihinde davalı ...’e satış suretiyle temlik edildiği, ...'in dava konusu taşınmazı vekili Yusuf aracılığıyla davalı ...’e devrettiği, dava konusu olmayan taşınmazları ise 30.10.2020 tarihinde davacının oğlu olan dava dışı ...’a temlik ettiği, davacı tarafından sunulan ve eşinin kendisi adına işlem yaptığını kabul ettiği “Sözleşme” başlıklı 05.04.2018 tarihli belgede ...’den 739.000,00 TL borç alındığının ve teminat olarak ... Mahallesi ... Bulvarı no:187-A adresindeki işyerinin verildiğinin yazılı olduğu, sözleşme taraflarının ... ve ...’a vekaleten ... olduğu, ... ve ...’ın şahit olduğu görülmüştür. Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder. Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır. Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır. Uygulamada mesele, 05.02.1947 tarih, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. Söz konusu kararda; eski hukuka göre mümkün ve geçerli olan muvazaa ve nam-ı müstear iddialarının, Medeni Kanun'un yürürlüğünden sonra taşınmaz mallar hakkında dinlenip dinlenemeyeceği tartışılmış ve sonuçta, nam-ı müstear davalarının dinlenebilir ve yazılı delil ile ispatının mümkün olduğuna hükmolunmuştur. İçtihadı Birleştirme kararlarının konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcı bulunduğu tartışmasızdır. Nam-ı müstear için düzenleme getiren 1947 tarihli kararın, teminat amacıyla temlike dair inanç sözleşmelerini kapsadığı da kuşkusuzdur. Uygulamada, anılan sözleşmeler gerek özü, gerek işleyişi açısından genelde muvazaa, özelde ise nam-ı müstear başlıkları altında nitelendirilegelmektedir. Belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararında da değinildiği üzere; inanç sözleşmeleri bir yandan mülkiyeti nakil borcu doğurması bakımından tarafları bağlayıcı, diğer yandan mülkiyetin naklinin sebebini teşkil etmesi açısından tasarruf işlemlerini bünyesinde barındıran sözleşmelerdir. Bu durumda koşulların oluşması halinde taşınmaz mülkiyetini nakil özelliğini taşıdığı kabul edilmelidir. İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hem de taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz. İnançlı işlem inanç sözleşmesine dayandığından, sözleşmelere ilişkin zaman aşımı hükümlerinin inançlı işlemlere de uygulanacağı, bu sürenin inançlı işlemin türüne göre kıyasen tatbik edilecek vekalet ve rehin hükümlerine göre belirleneceği gerek uygulamada gerekse doktrinde baskın görüş olarak benimsenmektedir. Ne var ki, zaman aşımı süresinin başlaması için inanç ilişkisi sona ermeli veya alacak muaccel hale gelmelidir. Bu itibarla inanç sözleşmesi sona ermediği, inanç konusu inanılanda, alınan para inananda kaldığı sürece zaman aşımı süresinin başlamasına olanak yoktur. Açıklanan kuralın doğal sonucu olarak taraflar borcun ödenmesi için bir süre kararlaştırmış ve borç bu süre içerisinde ödenmemiş olsa dahi inanç ilişkisi devam ettiğinden inanç konusunun iadesi için dava açılabilir. İnanılan, kararlaştırılan sürenin geçtiğinden bahisle inanç konusunu iade etme yükümlülüğünün sona erdiğini savunarak iade borcunu yerine getirmemezlik yapamaz. Keza kararlaştırılan süre içerisinde borcun ödenmemesi halinde inanç konusunun inanılana geçeceği, inananın dava açamayacağı yönünde inananın müzayakasından yararlanılarak sözleşmeye konulan böyle bir koşul TMK’nın 873. ve 863. maddelerinin buyurucu hükümlerine aykırı düşeceğinden geçersiz olup sözleşme serbestisi kuralına dayanılamaz. Aksinin kabulü halinde borç veren borç alanın darda kalmasından yararlanarak daima inanç sözleşmelerine böyle bir hüküm koymak suretiyle söz konusu madde hükümlerinden kurtulma ve borç verdiği kişinin malını veya hakkını çok az bir bedel ile eline geçirme, onu istismar etme olanağını elde etmiş olur ki, bu husus sözleşme hukukunun genel prensiplerine, ahlaka, kanun koyucunun amacına ters bir sonuç doğurur ve tefeciliği teşvik eder. Nitekim böyle sözleşmelerin batıl olduğu TBK’nın 26. ve 27. (BK’nin 19. ve 20.) maddelerinde hükme bağlanmıştır. Diğer taraftan, bilindiği üzere hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988. ve 98., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddelerinin özel hükümleri getirilmiştir. Bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK'nın 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1. fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden, iktisapta bulunan kişinin iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse, diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle, "kötüniyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 08.11.1991 tarih l990/4 Esas l99l/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesinin davacı ile davalı ... arasında inanç sözleşmesi olduğu konusundaki tespitinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki, Mahkemenin inanç sözleşmesinin devir tarihi itibariyle vadesinin dolduğu, devir tarihi itibariyle davalı ...’in davacıya akitten kaynaklı bir sorumluluğunun bulunmadığı yönündeki gerekçesi doğru olmadığı gibi davalı ... tarafından sunulan sözleşmeler hakkında bir değerlendirmede bulunulmaması da doğru değildir. Şöyle ki, devir tarihi itibariyle davalı ...’in davacıya akitten kaynaklı bir sorumluluğunun bulunmadığı belirtilmişse de yukarıda da bahsedildiği üzere taraflar borcun ödenmesi için bir süre kararlaştırmış ve borç bu süre içerisinde ödenmemiş olsa dahi inanç ilişkisi devam ettiğinden inanç konusunun iadesi için dava açılabileceği hususu göz ardı edilmiştir. Hal böyle olunca, yukarıdaki ilkeler uyarınca toplanmış ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilip BK. 97. maddesinin taraflara yüklediği sorumluluklar da belirlenerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının değinilen yön itibariyle kabulü ile; temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, İstek halinde peşin harcın yatıranlara iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2023/3833, K. 2024/5105, T. 23.09.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2023-3833-e-2024-5105-k-25d40c301129