İlk Derece Mahkemesi · Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/1005 E. 2024/1132 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/1005
Karar No
2024/1132
Karar Tarihi

T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : *** KARAR NO : 2*** HAKİM : ... ... KATİP : ... ... DAVACI : ... - ... ... VEKİLİ : Av. ... - [16827-28681-13470] UETS DAVALI : ... - ... ... DAVA : İtirazın İptali ( Simsarlık sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : *** KARAR TARİHİ : *** GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : *** Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Müvekkilinin davalı ile yaptığı Gayrimenkul alım satım sözleşmesi ile Kayseri İli, ... İlçesi, ... Mah. 998 Ada 14 Parsel sayılı gayrimenkul 40 nolu bağımsız bölümü 180.000,00 TL'ye, Kayseri İli, ... İlçesi ... Mah. 998 ada 14 Parsel sayılı gayrimenkul 39 nolu bağımsız bölümü 180.000,00 TL'ye, Kayseri İli, ... İlçesi, ... Mah. 998 ada 14 Parsel sayılı gayrimenkul 9 nolu bağımsız bölümü 250.000,00 TL'ye, Kayseri ili ... İlçesi, ... Mah. 998 ada 14 Parsel sayılı gayrimenkul 16 nolu bağımsız bölüm 250.000,00 TL'ye satın alındığını, müvekkilinin satım sözleşmesinden doğan yaptığı araştırmalar neticesinde davalının söz konusu gayrimenkulleri üçüncü şahıslara sattığını öğrendiğini, müvekkilinin davalı tarafa kendi uhdesinde sebepsiz kalan 860.000,00 TL'yi davalıya ödendiği tarihten itibaren faizi ile ödemesini talep etmesine rağmen davalı tarafın sürekli müvekkilini oyaladığını, müvekkilinin bunun üzerine Kayseri Genel İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasında ilamsız icra takibi başlattığını ancak davalı tarafın haksız , mesnetsiz ve kötüniyetli olarak takibe itiraz ederek takibi durdurduğunu belirterek icra dosyasına yapılan vaki itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini , borçlu davalı tarafın haksız , mesnetsiz ve kötü niyetli olarak takibe itiraz edilmiş olması nedeni ile %20 'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Dava dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilmemiş dolayısıyla davalı taraf davaya herhangi bir cevap vermemiştir. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE: 6098 sayılı Borçlar Kanununun 520. maddesinde simsarlık sözleşmesi ve 532. maddesinde komisyon sözleşmesi düzenlemiştir. Sözleşme ilişkisine girmek isteyen tarafların birbirlerini bulmaları, çeşitli sebeplerden dolayı güçlük arz eder. Bu güçlüğü ortadan kaldırmak, sözleşme yapmak isteyen kişileri bir araya getirmek, sözleşmenin yapılabilmesi için uygun bir ortam hazırlamak üzere simsar (tellal) denilen aracıdan yararlanılır (Arkan, Sabih: Ticari İşletme Hukuku, 19. Baskı, Ankara 2014, s. 190; Cevdet, Yavuz: Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 10. Baskı, İstanbul 2012, s. 1312; Yıldız, Şükrü: Taşınmaz Simsarlığı Sözleşmesinin Şekli Ve Şekle Uyulmamasının Hukuki Sonuçları, Cevdet Yavuz’a Armağan, s. 3046, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/373685 - erişim tarihi 03.06.2022). Taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlenen ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazanan kişi olarak tanımlanan (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, C. 1, s. 991) simsarlık, yürürlük tarihi itibariyle somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6098 sayılı Kanun'un 520 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun koyucu, 6098 sayılı Kanun'un 520 nci maddesinde simsarlık sözleşmesini; “...simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir.” olarak tanımlamış, maddenin ikinci fıkrasında bu sözleşmelere kural olarak vekâlete ilişkin hükümlerin uygulanacağını, üçüncü fıkrada ise taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmelerinin yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmayacağını belirlemiştir. 6098 sayılı Kanun’un 521 ve devamı maddelerindeki düzenlemelere göre, simsarın ücret alacağının doğumu için şu şartların birlikte gerçekleşmesi aranır: a) Simsarın aracılık ettiği asıl sözleşmenin, iş sahibi (vekâlet veren) ile üçüncü kişi arasında kurulması gerekir. Bu şart, iş sahibinin, kendisine teklif olunan üçüncü kişilerle sözleşme yapmayı sebepsiz olarak reddetmesi hâlinde de gerçekleşmiş sayılmalıdır. Bu konu, Kanun'un 175 inci maddesi kapsamında yani dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmelidir. Fakat asıl sözleşmenin geçerli olarak kurulması lazım ve yeterli olup, ücret alacağının doğumu için bu sözleşmenin ifa edilmesi gerekmez. Geciktirici şarta bağlı olarak yapılmış sözleşmelerde, şartın gerçekleşmesi beklenmelidir. Bu düzenlemeyi getiren Kanun'un 521 inci maddesinin birinci fıkrası hükmü, emredici nitelik taşımaz. Taraflar, asıl sözleşme kurulmamış olsa bile, ücret ödenmesini kararlaştırabilecekleri gibi ücretin sözleşmenin ifa edilmesi hâlinde ödeneceğini de kararlaştırabilirler., b) Asıl sözleşmenin kurulması ile simsarın faaliyeti arasında nedensellik ilişkisi bulunmalıdır. Madde bu şartı, “yaptığı faaliyet sonucunda” sözleriyle ifade etmiştir. Bu şartın aksi de kararlaştırılabilir. c) Kanun’un 523 üncü maddesinde düzenlenen ve simsarın ücret ve giderlere ilişkin alacağının kaybı sonucunu doğuracak durumlardan birinin gerçekleşmemesi gerekir. 6098 sayılı Kanun'un "A. Alım veya satım komisyonculuğu" başlıklı bölümün "I. Tanımı" kenar başlıklı 532 nci maddesi şöyledir: "Alım veya satım komisyonculuğu, komisyoncunun ücret karşılığında, kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım veya satımını üstlendiği sözleşmedir. Bu bölümdeki hükümler saklı kalmak üzere, komisyon sözleşmelerine vekâlet hükümleri uygulanır." 6098 sayılı Kanun'un "I. Vekâletin kapsamı" başlıklı 504 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: "Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. Vekâlet, özellikle vekilin üstlendiği işin görülmesi için gerekli hukuki işlemlerin yapılması yetkisini de kapsar." Kanununa göre, simsarlık sözleşmesi ile komisyonculuk sözleşmesi arasında bazı önemli farklar bulunmaktadır. • Simsarlık Sözleşmesi: Bir kişinin, bir malın alım veya satımını gerçekleştirmek için diğer tarafla yapılan bir sözleşmedir. Simsar, malın alım ve satımını kolaylaştıran kişidir ve genellikle iki taraf arasında aracılık yapar. Ancak, simsar sözleşmesinde taraflar arasında bir temsilcilik söz konusu değildir. • Komisyonculuk Sözleşmesi: Komisyoncu, bir kişiye (temsilciye) bir malın alım veya satımını yapmak üzere vekalet verir. Komisyoncu, alım satım işlemini kendi adına değil, vekil olduğu kişinin adına yapar. Bu sözleşme, komisyoncunun üçüncü kişiyle yaptığı işlemler üzerinden belirli bir komisyon almasını sağlar. • Simsarlık: Simsar, sadece alım-satım sürecine aracılık eder, ancak herhangi bir malın mülkiyetini devretmez. • Komisyonculuk: Komisyoncu, işlem yaptığı üçüncü kişilerle ilgili olarak sadece vekil olarak hareket eder ve mal alım-satımını kendi adına değil, vekil ettiği kişi adına gerçekleştirir. • Simsarlık: Simsar sadece alıcı ve satıcı arasında bağlantı kurar ve bu süreçte mülkiyet transferine etkisi yoktur. • Komisyonculuk: Komisyoncu, alıcı ve satıcı arasında aracılık yapar ve sözleşmede belirtilen şartlara göre alım-satım işlemini kendi adına yapar. Bu durumda, komisyoncu mülkiyetin devri konusunda daha fazla sorumluluğa sahiptir. • Simsarlık: Simsar, işlemi gerçekleştiren taraflardan birine veya her ikisine de ücret alabilir, ancak bu ücret genellikle sabit bir miktar olur. • Komisyonculuk: Komisyoncu, yaptığı işlem üzerinden belirli bir komisyon alır. Komisyon, genellikle satışın bedelinin bir oranı olarak belirlenir. • Simsarlık: Simsarlık sözleşmesi genellikle basit bir aracılık sözleşmesi olarak kabul edilir ve taraflar arasında daha az karmaşık bir ilişki kurar. • Komisyonculuk: Komisyonculuk sözleşmesi, daha fazla sorumluluk ve yükümlülük içerir çünkü komisyoncu, alım-satım işlemlerinde daha fazla etkiye sahiptir. Özetle, simsarlık sözleşmesi daha çok aracılık ve kolaylaştırıcılık işlevi görürken, komisyonculuk sözleşmesi ise komisyoncunun, alım-satım işlemlerini gerçekleştirmesi için bir vekaletname verdiği bir sözleşmedir. Somut olayı bu açıklamalar uyarınca değerledirildiğinde davacı taraf taşınmazın alım ve satımını kolaylaştırmak için aracılık hizmeti yaptığından bahisle itirazın iptali dilemiş olup, iddiaya konu sözleşme simsarlık sözleşmesidir. Komisyon sözleşmesi değildir. Türk Ticaret Kanununun 4/1 maddesinde her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın denilmekle birlikte komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ile 554. maddelerde “..ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır" düzenlemesi yapılmıştır. Bu düzenlemelerde taşınmaz simsarlığı sözleşmelerinden doğan davaların ticari dava sayılacağı hususu yer almamıştır. TTK’nın 4. maddesine göre; ticarî davaların iki grup altında incelenmesi mümkündür. Bunlar; tarafların sıfatına ve işin ticarî işletmeyle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ticarî sayılan davalar (mutlak ticari davalar) ile her iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğan davalar (nispi ticari davalar)dır. Mutlak Ticari Dava; tarafların tacir olup olmadıklarına ve dava konusu edilen işin ticari nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın ticari dava olarak sayılan davalar olup, TTK’nın 4/1. maddesinde a ve f bentlerinde 6 bent halinde sayılan dava türleri mutlak ticari davadır. Taraflar arasındaki var olduğu iddia edilen ilişkinin satım sözleşmesinden kaynaklanması ve satım sözleşmesinin TTK' nın 4/1 maddesinde düzenlenmemesi, Borçlar Kanunu'nda düzenlenmesi nedeni ile davanın mutlak ticari dava olmadığı anlaşılmıştır. Nisbi ticari dava ise; her iki tarafı tacir olan ve tarafların ticari işletmesi ile ilgili olan uyuşmazlıklar nisbi ticari dava olarak adlandırılmaktadır. TTK’nın gerekçesinde; ticari davalar ile ticari olmayan hukuk davalarını ayırmada kullanılan kıstasın “bir yandan her iki tarafın tacir sıfatı ve uyuşmazlığın konusunu teşkil eden işin bu sebepten dolayı ticari sayılması keyfiyeti, diğer yandan tarafların sıfatına bakılmaksızın sadece işin ticari mahiyeti” olduğu açıklanmıştır. Bu anlamda bir davanın nisbi ticari dava sayılabilmesi için; davaya uyuşmazlığın her iki tarafının tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması gerekli ve zorunludur Kayseri Defterdarlığı Erciyes Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 12/12/2024 tarihli yazı cevabında davacı ...'un defter türünün bilgisayar kayıtlarında 2018 döneminde işletme, 2019-2020-2021-2022-2023-2023 yıllarında bilanço esasına göre defter tuttuğunu, davalı ...'un ise potansiyel mükellef olduğunu ve defter türü bilgisinin bulunmadığı hususu mahkememize bildirilmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Değişiklik Yapılmasına Dair 6335 Sayılı Kanunun 2. Maddesi ile değişik TTK'nın 5. maddesinin 3. fıkrası ile Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü itirazından çıkarılmış, görev ilişkisine dönüştürülmüştür. HMK'nın 114. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendine göre, görev dava şartıdır. Aynı Kanunun 115/1. maddesi gereği mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. HMK'nın 138. maddesine göre, mahkeme dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verebilir. Dosya kapsamına göre, dava konusu edilen uyuşmazlığın TTK'nın 4. maddesine göre, ticari dava olmadığı, bu nedenle de mahkememizin görevi alanına girmediği, Asliye Hukuk Mahkemelerinin bu uyuşmazlığı çözmekte görevli olduğu, 6335 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra mahkememiz ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi haline getirildiği, görev ilişkin usul hükümlerinin uygulanmasının gerektiği, görevin kamu düzeniyle ilgili olduğu, HMK'nın 115. ve 138. maddeleri gereği mahkemenin görev hususunu kendiliğinden araştırmakla yükümlü olduğu ve davanın her aşamasında görevsizlik kararı verilebileceği dikkate alındığında, mahkememizin görevsizliğine karar vermek gerekmiştir. (Bakınız aynı yönde Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 2018/196 E., 2018/1173 K. Sayılı ilamı, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2016/15110 E., 2019/54 K., Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2016/15110 E., 2019/54 K. Emsal ilamları bulunmaktadır.) HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle: 1-H.M.K'nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğince göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeni ile davanın USULDEN REDDİNE, 2-Hüküm kesinleştiğinde ve istek halinde dava dosyasının görevli KAYSERİ NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NE gönderilmesine, 3-HMK.'nun 20. maddesi gereği kararın kesinleştiği tarihten veya kanun yoluna başvurulursa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde taraflardan birinin mahkememize başvurarak, dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmemesi halinde, HMK'nın 331/2. maddesi gereğince dava dosyanın re'sen mahkememizce ele alınarak davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine, 4-Davaya görevli mahkemede devam edilmesi halinde, harç, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin görevli mahkemede hüküm altına alınmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu tarafların yokluğunda gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi' nde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 12/12/2024 Katip ... ¸e-imzalı Hakim ... ¸e-imzalı *5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*

Atıf: Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/1005, K. 2024/1132, T. 12.12.2024, www.arakarar.com/karar/kayseri-1-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-1005-e-2024-1132-k-c4ca69b88f86