İlk Derece Mahkemesi · İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/36 E. 2024/221 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2021/36
- Karar No
- 2024/221
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DOSYA NO : 2021/36 Esas KARAR NO : 2024/221 DAVA : İtirazın İptali (Taşınır Kira Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 15/01/2021 KARAR TARİHİ : 12/03/2024 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Taşınır Kira Sözleşmesinden Kaynaklanan) Davasının yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ İDDİA : Davacı vekilinin mahkememize verdiği dava dilekçesinde; Davacı ile davalı arasında 16.04.2019 tarihli makine kira sözleşmesine dayanan ticari ilişki olduğunu, Davalı tarafından davacıya ait ... plakalı arazözün şoförlü olarak 16.04.2019 - 01.11.2019 tarihleri arasında 8.000,00 TL kira bedeli + KDV bedelle kiralandığını, Davalı yanca 30.04.2019, 31.05.2019, 30.06.2019, 31.07.2019 tarihli fatura bedellerinin eksik, 30.09.2019,15.10.2019 tarihli fatura bedellerinin ise hiç ödenmediğini, Açıklanan nedenlerle, borçlunun icra takibine yaptığı itirazının iptali ile borçlunun takip konusu borcun ticari reeskont faiziyle ödemeye ve alacağın % 20’sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesi ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini" talep ve dava ettiği görülmüştür. SAVUNMA : Davalı tarafın cevap dilekçesi sunmadığı görülmüştür. UYUŞMAZLIĞIN TESPİTİ, DELİL DEĞERLENDİRMESİ ve GEREKÇE : 1-..Dava; İİK 67. Maddesi uyarınca açılmış İtirazın İptali Davasıdır. 2- Ticari uyuşmazlıklarda "Arabuluculuk" bir dava şartı olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesinde düzenlenmiş olup, “Bu Kanunun 4’üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.” hükmünü içermektedir. Davacının dava öncesi arabuluculuk bürosuna başvurduğu, ancak anlaşmanın sağlanamadığı, böylelikle dava şartı olarak düzenlenen zorunlu arabuluculuk yolunun tüketildiği ve dava şartının yerine getirilmiş olduğu dava dilekçesi ekinde dosyaya ibraz olunan arabuluculuk son oturum tutanağından anlaşılmaktadır. 3- Tarafların iddia ve savunmaları kapsamında ileri sürmüş oldukları delilleri mahkememizce toplanmıştır. 03/06/2022 tarihli Bilirkişi Raporunda; Davacının 2019, 2020 yıllaırnda işletme defterine tabi olduğu, S.M.Mali Müşaviri tarafından GİB Defter Beyan sisteminden döküm verildiği, noter açılış ve kapanış tasdikine tabi olmadığı, 2021 yılına ait Ticari defterlerinin noter açılış onaylarının yasal süresinin henüz dolmamaış olması sebebi ile yaptırılmamış olduğu, 6100 sayılı H.M.K 222. Maddesine göre delil vasfına sahip olup olmadığı hususunun Sayın Mahkemenizin takdirlerinde olduğu, Davalı yanca yasal defterleri yada banka ödeme belgelerinin Sayın Mahkemenizce verilen kesin süre içerisinde sunulmadığı, Davacı yanca icra takibinde ..., ..., ..., ..., ... ve ... nolu fatura bedellerinden kaynaklı 22.851,38-TL asıl alacak ve toplamda 13.503,63-TL aylık % 6 yıllık % 72 oranınında vade farkı talebinde bulunduğu, Taraflarca imzalanmış sözleşmede faturanın düzenlenme tarihinden itibaren 25 gün içerisinde fatura bedelinin ödeneceğinin yazılı olduğu ancak vadesinde ödenmeyen fatura için aylık % 6 vade farkı ödeneceği konusunda bir anlaşmaya rastlanmaması sebebi ile davacının vade farkı talep edemeyeceği, davacı yanca ira takibinde işlemiş faiz talebinde de bulunmadığı, Davacı yanca davalı adına toplamda 7 adet fatura karşılığı 56.506,38-TL fatura düzenlendiği, davacının yasal defter dökümlerinde kayıtlı olduğu, davalının beyan ettiği BA formlarında KDV Hariç 5.000-TL üzeri faturaların beyan edildiğinin görüldüğü, Davacının sunduğu banka dekontlarına ve davacının beyanına göre davalıdan 34.215 TL tahsilat yaptığı, Davacının düzenlediği faturalardan tahsil ettim dediği tutar düşüldüğünde (56.506,38 - 34.215 = 22.291,38-TL) 22.291,38-TL davalıdan cari hesap alacağının olduğu; 22.291,38-TL'nin 8.131,38-TL'sinin ... nolu, 9.440,00-TL'sinin ... nolu, 4.720,00-TL'sinin ... nolu faturalardan kaynaklandığı, davacının talebi ile bağlılık ilkesi gereği bakiye kalan icra takibinde talep ettiği ... ve ... nolu faturalardan kaynaklanan alacak tutarının (9.440 + 4.720=) 14.160,00-TL olduğu hesap edilmiştir." şeklinde görüş ve kanaatini bildirmiştir. 02/01/2023 tarihli Bilirkişi Ek Raporunda; Davacının davalıdan icra takibinde talep ettiği faturalarından kaynaklı alacak toplamı ise 14.160,00-TL olup, taraflar arasında imzalanmış vade farkı sözleşmesi bulunmaması sebebi ile vade farkı taleplerinin yerinde olmadığı kanaatlerimi içeren işbu ek bilirkişi raporumun nihai takdiri Sayın Mahkemenize ait olmak üzere görüş ve önerilerini sunduğu görülmüştür. Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; Davanın konusu itibariyle Mutlak Ticari Davalardan olmadığı, ancak davacının ve davalının bağlı bulundukları Vergi Dairelerinden temin edilen gelir beyannamelerine göre tacir oldukları kanaatine varılmıştır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır düzenlemesi gereği, davaya konu borç ilişkisinin davacı ve de davalı tarafın tacir olduğu ve her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması nedeniyle eldeki davanın Nisbi Ticari Dava olduğu değerlendirilmiş ve mahkememizin görev alanında kaldığı anlaşılan dosyada yargılamaya devam olunmuştur. İİK'nın 67/1 maddesi "Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir." hükmünü içermektedir. Bu hükme göre; itirazın iptali davalarında 1 yıllık hak düşürücü süre itirazın alacaklıya tebliği tarihinden itibaren başlamaktadır. İtiraz tebliğ edilmedikçe bu süre başlamaz. Ayrıca icra dosyasında alacaklının icra işlemleri yapmış olması itirazın tebliği anlamına gelmemektedir. Bu nedenlerle davalı tarafından yapılan borca itiraz gereği icra takibinin durdurulmasına karar verildiği, yapılan incelemede takip dosyasında borçlunun itirazına ilişkin dilekçenin alacaklıya tebliğ edilmesi talebi içerir herhangi bir dilekçe yahut tebliğ edildiğine dair bir tebliğ mazbatası bulunmadığı görülmüştür. Buna göre 1 yıllık hak düşürücü sürenin işlemediği ve işbu davanın hak düşürücü süre dolmadan açılmış olduğu anlaşılmaktadır. Kural olarak alacaklı, alacağın kaynağını oluşturan FATURA içeriğinde yer alan mal veya hizmetin davalı borçluya verildiğini ispat külfeti altındadır. Alacaklı bu husustaki ispatı imzalı fatura veya sevk irsaliyesi ile sağlayabileceği gibi mal veya hizmetin borçluya verildiğini ispat eden diğer yazılı, görsel delillerle ispat edebilebilir. Yine kendi ticari defterlerinde lehine olan kayıtların davalı ticari defterleri ile doğrulanması veya davalının ticari defterlerini ibraz etmemiş olması halinde de alacağın varlığı ispat olunabilir. Zira Yargıtay'ın artık istikrar kazanmış uygulamasına göre bir tacirin ticari defterlerine bir faturayı kaydetmiş olması, fatura içeriği mal veya hizmetin kendisine sağlandığının ispatı olarak kabul edilmektedir. Ticari defterlerin ibrazı ve delil olmasına ilişkin yasal düzenleme 6100 sayılı HMK'nın 222. maddesinde yer almaktadır: "1- Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. 2- Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. 3- İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz." Davalı Tarafın ticari defter ve belgelerinin belirlenen gün ve saatte ibraz edilmemiş olması nedeniyle incelenemediği ve bu nedenle davalının ticari defterleri ile ilgili olarak raporda bir irdeleme bulunmadığı görülmüştür. Davacının ticari defterleri nazara alındığında; yanca davalı adına toplamda 7 adet fatura karşılığı 56.506,38-TL fatura düzenlendiği, davacının yasal defter dökümlerinde kayıtlı olduğu, Davacının sunduğu banka dekontlarına ve davacının beyanına göre davalıdan 34.215-TL tahsilat yaptığı, Davacının düzenlediği faturalardan tahsil ettiğini belirttiği tutar düşüldüğünde (56.506,38 - 34.215 = 22.291,38-TL) 22.291,38-TL davalıdan cari hesap alacağının olduğu; 22.291,38-TL'nin 8.131,38-TL'sinin ... nolu, 9.440,00-TL'sinin ... nolu, 4.720,00-TL'sinin ... nolu faturalardan kaynaklandığı, davacının talebi ile bağlılık ilkesi gereği bakiye kalan icra takibinde talep ettiği ... ve ... nolu faturalardan kaynaklanan alacak tutarının (9.440 + 4.720=) 14.160,00-TL olduğu kabul olunmuş; taraflar arasında imzalanmış vade farkı sözleşmesi bulunmaması sebebi ile vade farkı taleplerinin yerinde olmadığı, sadece fatura altında yer alan buna ilişkin, ibarenin karşı tarafın iradesini yansıtmadığından takip talebinde yer alan vade farkına ilişkin taleplerin kabul edilemeyeceği yönünde değerlendirme yapılmıştır. 22.291,38-TL'nin 8.131,38-TL'sinin ... nolu faturaya ilişkin olduğu, sözü geçen bu faturanın ise İzmir .... İcra Dairesinin ... E. Sayılı takip dosyasının takip talebinde yer almadığı anlaşılmakla taleple bağlılık ilkesi gereği 8.131,38-TL'lik miktara ilişkin olarak red kararı vermek gerekmiştir. Denetime elverişli ve dosya kapsamı ile uyumlu bilirkişi kök ve ek raporu Mahkememizce de benimsenerek davanın kabulü yönünde aşağıdaki karara hükmolunmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davanın KISMEN KABULÜ ile; Davalının İzmir .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu İTİRAZININ KISMEN İPTALİNE, takibin 14.160,00-TL asıl alacak üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren Avans Faizi işletilmesine, Fazlaya dair istemin REDDİNE, 2- Alacak likid nitelikte görüldüğünden İİK madde 67 gereğince hüküm altına alınan alacak miktarının % 20'si oranında hesaplanan 2.832,00-TL İcra İnkar Tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3- Karar tarihinde Yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 967,26-TL harçtan peşin alınan 59,30-TL'nin mahsubu ile bakiye 907,96-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 4- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 14.160,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5- Arabuluculuk Kanunu Madde 18/A fıkra 13, 14 gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1320,00-TL'nin kabul ve red oranına göre 805,88-TL'sinin davacıdan, bakiye 514,12-TL'sinin davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 6- Davacı tarafından yapılan 850,00-TL Bilirkişi ücreti, 300,50-TL posta ve tebligat ücreti ile Başvuru Harcı, Peşin Harç ve Vekalet Harcından oluşan 127,10-TL olmak üzere toplam 1.277,60-TL Yargılama Giderinin kabul ve red oranına göre takdiren 497,61-TL davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7- Taraflarca yatırılan Gider Avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda, HMK 341 maddesi gereğince miktar itibariyle Kesin Olarak verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 12/03/2024 Katip ... ¸e-imza Hakim ... ¸e-imza BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP AYRICA ISLAK İMZA UYGULANMAYACAKTIR. “5070 sayılı yasanın 5. ve 22. maddeleri gereğince elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan ıslak imza ile aynı hukuki sonucu doğurur”