İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 22. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 22. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/399 E. 2026/166 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 22. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/399
- Karar No
- 2026/166
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 22. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/399 KARAR NO : 2026/166
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 09/09/2025 KARAR TARİHİ : 03/03/2026
Mahkememizde görülmekte olan menfi tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ve ortağı ..., ilgili belediyelerden ve resmi kurumlardan ruhsat alınması ve ruhsata ilişkin gerekli işlemlerin yapılması hakkında danışmanlık verdiklerini, davalı firma yetkilisi, müvekkil ve ortağına ulaşarak: "Küçükçekmece İlçesi, Fatih Mahallesi,... Yol, ... pafta ... parsel" adresinde bulunan kiralık iş yerleri için otel ve eğlence yerlerine ruhsat alınması hususunda danışmanlık talebinde bulunduğunu, taraflar arasında 26.08.2014 tarihli protokol imzalandığını, ilgili protokol gereği verilmiş olan teminat senedi, protokolde anılan tüm işlerin yapıldığını, yapılan işlere rağmen iade edilmediğini, haksız bir şekilde takibe konu edildiğini, davalı ile müvekkilleri arasında başkaca bir ilişki bulunmadığından ve müvekkiline herhangi bir borç verilmediğinden senet yönünden borçlu olması da mümkün olmadığını, davalı aleyhine açılan menfi tespit davasının kabulü ile müvekkilinin İstanbul ...İcra Dairesi ...Esas dosyasından borçlu olmadığının tespitine ve takibin iptaline, ileride doğacak zararların önüne geçilmesi amacıyla takibin İ.İ.K. 72/3. maddesi uyarınca tedbiren İcra Müdürlüğüne ödenecek paraların alacaklıya ödenmesinin durdurulmasına, davalı alacaklının %20 den aşağı olmamak üzere tarafımıza kötü niyet tazminatı ödemesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıların 13/01/2016 takip tarihinden bu yana davalı-alacaklı müvekkil şirkete olan borçlarını ödemedikleri gibi, ilk takip tarihinin üzerinden yaklaşık 10 sene geçtikten sonra menfi tespit davası açtığını, haksız ve hukuka aykırı şekilde borçlarından kurtulmaya çalıştıklarını, davacıların kanuni süresi dışında ve hak düşürücü süresi geçtikten sonra açılan işbu davalarının öncelikle usulden reddini, yargılama konusu senedin teminat senedi olmadığını, menfi tespit davalarında kural olarak ispat külfeti alacaklıda olmakla birlikte, alacak kambiyo senedinden doğuyorsa ve borçlu “bedelsizlik / teminat” gibi şahsi defiler ileri sürüyorsa ispat külfeti davacı borçluya geçtiğini, öncelikle 23/09/2025 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını, davanın öncelikle usulden reddini, işbu haksız davanın tümden reddini, İİK m.72 uyarınca tedbir kararı gereği müvekkilinin uğradığı zararlar ve icra inkar sebebiyle davacılar aleyhine yargılama konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere tazminata hükmedilmesini savunmuştur. DELİLLER : İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyası, senet aslı, Küçükçekmece Belediyesine müzekkere yazılmış, protokol aslı dosya arasına alınmıştir. İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ...31 Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davalı alacaklı tarafından davacı borçlular aleyhine davaya konu senet sebebi ile kambiyo senetlerin mahsus takip başlatıldığı görülmüştür. Dosyaya sunulan protokol başlıklı belgenin incelenmesinde; 18/08/2014 tarihinde imzalandığı yazıldığı ancak protokol üzerinde 26/08/2014 tarihinin de yazıldığı, davalı tarafından protokol aslı sunulmadığından sonradan eklenip eklenmediği hususunun tespit edilemediği, Küçükçekmece Fatih Mahallesi ... pafta ... parsel ...adresinde bulunan cinsi ... binanın plan tadilatında nevi değişikliği tashihin yapılması komple binaya ait, umuma açık istirahat ve eğlence yerlerine dair ruhsat alınması için resmi ve idari işlerin yapılmasına ve tamamlanmasına dair düzenlendiği, taraflarının dosyamız davacıları ve davalısı olduğu, ödeme konusunda ise taraflar, yukarıda açık adresi verilen komple bina ve eklerine dair, ilgili idare ve belediyeler nezdinde umuma açık istirahat ve eğlence yerlerine dair ruhsat izninin alınmasına dair tüm safahat ve merasimlerin tamamlanması ve ruhsatın alınması konusunda iş bitirme bedeli olarak 50.000,00 TL. bedel ile anlaşmışlardır. Bu bedelin 25.000,00 TL. si işbu protokol ile birlikte nakden yükleniciye avans olarak verilecektir. Verilen avans karşılığı düzenleme tarihi işbu protokol tarihi olan, yirmi beş bin TL Bedelli, 120 gün vadeli kambiyo senedi de yükleniciden alınmıştır. Ruhsat alımı tamamlandıktan sonra da geriye kalan 25.000,00 TL Bedel yükleniciye nakden verilecektir. Alınan kambiyo senedi de iade edilecektir. Şeklinde düzenleme yapıldığı görülmüştür. Davaya konu senedin incelenmesinde ise; 27/08/2014 tarihinde düzenlendiği, 25.000,00TL bedelli olduğu, lehdarının davalı, borçlularının ise davacılar olduğu, senet üzerinde Nihat Gökırmak 26/08/2014 tarihli protokol kaydının bulunduğu görülmüştür. HUKUKİ NİTELENDİRME VE GEREKÇE: Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. Davacı taraflar İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasında 27/08/2014 düzenleme tarihli 27/08/2014 vade tarihli 25.000,00TL bedelli senet nedeni ile davalıya borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir. İncelenen icra dosyasından tarafların dava ve taraf ehliyeti vardır. Öncelikle, menfi tespit davası ile ilgili genel bir açıklama yapılmasında ve ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır: Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu (İİK)'nun 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. Dayanılan hukuki ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi icra takibinden sonrada ileri sürülebilir. Borçlunun icra takibinden önce veya sonra menfi tespit davası açabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde hukuki yararının bulunması şarttır. Buna rağmen, borçlunun, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunabilir. Bu tür bir yararının bulunması halinde borçlu, borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir. Bunun dışında, icra takibi taraflar arasındaki maddi ilişkiyi tespit edecek nitelikte olmadığından, alacaklının takibe girişmesinden sonra, hatta takip kesinleştikten sonra da borçlunun, borçlu olmadığının tespitini mahkemeden istemesi mümkündür. Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açar; bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 170/b maddesinin aynı Kanun’un 72. maddesine yaptığı yollama gereğince kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte de menfi tespit davası açılabileceği açıkça anlaşılmaktadır. İİK’nin 72/1. maddesi, “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir” hükmünü haizdir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümler poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m. 778 ve 818). Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir. Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir anlatımla borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s. 16). Başka bir ifadeyle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır. Bedelsizlik iddiası, TTK’nın 687. maddesi anlamında bir kişisel def’îdir. Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir. Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 ve devamındaki maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’îni dermeyan etme hakkını vermektedir. Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir ifadeyle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmi bedelsizliğe uğrar (İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır (Ertekin, Erol/Karataş, İzzet: Uygulamada Ticari Senetler, Ankara, 1998, s. 693). Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir. Kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı var ise ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir. Buna karşılık senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Başka bir deyişle kambiyo senedinin teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağı için senet hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; borçlu tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Dolayısıyla senet metninden anlaşılan bu def’î mutlak def'î niteliğinde olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Senedin teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise senedin sözleşme ile bağlantısı kanıtlanmalıdır. Sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıf bulunmalıdır. Senede açıkça atıf bulunan sözleşmede senedin teminat amacıyla verilmiş olduğu belirtilmiş olabilir. Nitekim bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun 15.09.2020 tarihli ve 2017/12-269 E., 2020/591 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, kambiyo senetleri kural olarak mevcut bir borç için düzenlendiklerinden, teminat maksadıyla düzenlenmeleri istisnaidir ve bu durumun da soyutlukla yakından ilişkisi bulunmaktadır. Nitekim senet metnine teminat amacıyla verildiğinin yazılması hâlinde senedin soyutluğu ortadan kalkmakta ve devir kabiliyeti sınırlanmakta, bu ibarenin yazılmaması hâlinde ise keşidecinin teminat iddiasının ispatlanması, lehtarla sınırlı olmak üzere, yazılı delile ihtiyaç göstermektedir. Kural olarak kambiyo senetleri soyut borç ikrarını içeren senetlerdir. Kambiyo senetlerinde soyutluk prensibinin en önemli işlevi ispat açısından kendisini gösterir. Buna göre, bir kambiyo senediyle borç altına giren kimse, borçlu olmadığını iddia ediyor ise bu hususu ispat etmekle yükümlüdür. Bu bakımdan kambiyo senedinin bedelsiz olduğu iddiasıyla açılan menfi tespit davasında ispat külfeti davacı borçluya düşer. Bu itibarla, dava konusu bononun teminat senedi olduğunu iddia eden davacının öncelikle bu iddiasını HMK’nın 201. maddesi uyarınca yazılı delille ispatlaması ( karşı tarafın muvafakati ve delil başlangıcı varsa tanıkla ) ve bundan sonra da senedi elinde bulunduran hamilin iyiniyetli hamil olmayıp, bonoyu iktisabında bile bile borçlunun zararına hareket ettiğini kanıtlaması gerekmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde ise, davacı taraflar İstanbul... İcra Müdürlüğünün... esas sayılı dosyasında 27/08/2014 düzenleme tarihli 27/08/2014 vade tarihli 25.000,00TL bedelli senet nedeni ile davalıya borçlu olmadığının tespitini talep etmiş olup dosyaya sunulan protokol ve senet asılları üzerinde yapılan incelemede, senet üzerinde protokole, protokolde ise takibe konu senedin vade, tanzim tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıf yapıldığı, (davalı tarafından protokol aslı sunulmadığından 2608/2014 tarihinin sonradan eklenip eklenmediği hususunun tespit edilemediği) senet ile protokol arasında bağlantı kurulduğu, senedin protokol kapsamında avans olarak verilen bedelin teminatı olarak düzenlendiği, davalı tarafından senedin başka ticari ilişki kapsamında alındığı iddia edildiği, teminat altına alınan borcun yerine getirilmediğine dair bir savunmanın bulunmadığı görülmüş ve bu yönde mahkememizce araştırma yapılmamıştır. Davaya konu senedin protokol kapsamında avans olarak verilen bedelin teminatı olarak düzenlendiği açık olup senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından bu senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamayacağı anlaşılmakla menfi tespit talepli davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacının kötü niyet tazminatı talebi yönünden; İcra ve İflas Kanunun 72. maddesinin 5.fıkrasına göre; “Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. ”Kötüniyet tazminatı, takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Anılan yasa hükmüne göre, alacaklının anılan tazminata mahkum edilebilmesi, açıkça, takibin kötüniyetle yapılmış olması koşuluna bağlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, alacaklının icra takibini kötüniyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır. Öğretiye ve Yargıtay uygulamasına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklı, kötüniyetli kabul edilir. Somut olay değerlendirildiğinde davacılar, davalının icra takibinde kötüniyetli olduğunu yasal delillerle kanıtlayamamış olup, dosya içeriğinde de kötüniyetin varlığını açıkça ortaya koyacak bir delil bulunmadığından kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜ ile, davacının İstanbul... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasının takip dayanağı olan 27.08.2024 keşide tarihli ve 25.000,00TL bedelli bonodan ötürü davalıya borçlu olmadığının TESPİTİNE 2-Kötüniyet ispat edilemediğinden kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE, 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi gereğince hükmolunan kısım üzerinden hesaplanan 1.707,75TL nispi karar harcından peşin yatırılan 615,40TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 1.092,35-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine, 4-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşamamaları nedeniyle 6325 Sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 4.700,00-TL'nin davalıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydedilmesine, 5-Davacı taraflar yargılama sırasında kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre hesaplanan 25.000,00TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacı taraflara verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan toplam 1.401,20-TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacı taraflara verilmesine, 7-Davalı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 8-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa re'sen iadesine, Dair, miktar yönünden kesin olmak üzere verilen karar açıkca okunup usulen anlatıldı. 03/03/2026
Katip
Hakim