İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/778 E. 2024/885 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/778
Karar No
2024/885
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/778 KARAR NO : 2024/885 DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 10/12/2024 KARAR TARİHİ : 13/12/2024 Mahkememizde görülmekte olan menfi tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirkette çalışan müvekkili ...'in teminat senediyle ilgisi olmadığını, diğer davacı ... firmasının imzaya yetkili kişisi olmamasına, şirket yetkilisi/hissedarı/direktörü olmamasına rağmen davalının, müvekkili ...'in imzasını taklit ederek teminat senedini kambiyo senedine çevirerek müvekkili ... hakkında da 82.000€ tutarında icra takibi başlattığını, işbu takip neticesinde müvekkili ...'den para tahsil ettiğini, ancak imzaların sahte olup teminat senedinde de müvekkilinin imzasının yer almadığı, kaldı ki ...'in teminat senedinin borçlusu/kefili ve alacaklısı olmadığı, şirketler arasındaki ilişkiye sahte imza ile müvekkili dahil eden şüpheli ... Firmasının ve yetkililerinin ceza hukuku kapsamında sorumluluğunun bulunduğunu, ... CBS.... S.sayılı dosyası ile soruşturmaya başlatıldığını, öncelikle imzada sahtecilik iddiasının bulunması yanında davalı tarafından müvekkili ... Firmasına ve müvekkili ...'e gönderilen teklif mektubunun 4.3.maddesinde: "4.3. KİRACI, malın teslimini beklenmeksizin iş bu sözleşmeyi imzalamakla imzalama anında toplam kira ve satılık malzeme bedelini kiraya verene çek/nakit ile ödemekle yükümlüdür." yazıldığı, işbu sözleşmenin ekinde teminat senedinin yer aldığının ifade edildiğini, ancak davalının, kötü niyetli olarak teminat senedinde hile/tahribat yaratarak kullandığını, sahte imzanın eklendiğini, borçlunun takibe konu bononun teminat bonosu olduğu şeklindeki beyanın borca itiraz niteliğinde olduğunu, bononun teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise ise 2004 sayılı Kanun'un 169/a maddesi kapsamında bononun sözleşme ile bağlantısının kanıtlanması gerektiğini, senede açıkça atıf bulunan sözleşmede senedin teminat amacıyla verilmiş olduğunun belirtilmiş olabileceğiri, nitekim bu hususların Hukuk Genel Kurulunun 23.02.2021 tarihli ve...E....K. sayılı kararında da benimsendiğini, teminat olarak imzalanan sözleşme ve teminat senedinin ıslak imzalı halinin suretinin sunulduğunu, davalı alacaklının aynı sözleşmeyi sunduğunu, ancak teminat senedi olan kısmı kestiğini/tahriş ettiğini, bononun teminat senedi olduğunu, kaldı ki sözleşmedeki tutar ile teminat senedindeki tutarın aynı olduğunu, teminat senedi olduğuna şüphenin bulunmadığını, imzaya itirazlarının bulunmadığını, ... Firması yetkilisi ve hissedarına ait imza bulunmadığını, işbu sözleşme incelendiğinde, senedin sağ tarafında yer alan kefil imzası ile senedin sol tarafında yer alan borçlu imzasının birbirine benzediğini, ancak o iki imzanın birbirinden farklı olsa da müvekkili firma yetkilisinin/hissedarının imzasının bulunmadığını, müvekkili ...'in diğer davacı ... şirketinde danışman olarak çalıştığını, müvekkilinin çalıştığı şirketin yüklenicisi olduğu ... Hastanesi Projesi ve Aselsan Teknopark Ar-Ge Binası İnşaatı Projesinde kullanmak üzere iskele sistemleri kiralamak için davacı firma ile görüşmeler gerçekleştirdiğini, bu kapsamda müvekkilinin çalıştığı şirket ile davacı firma arasında görüşmelere konu edilen iskele kirasına ilişkin bir teklif bulunmakta ve teklif sözleşmesinin ekinde de teminat senedi niteliğindeki dava konusu bonolar yer aldığını, müvekkilinin işvereni adına sözleşmeyi ve bonoyu imzalamaya yetkisi olmadığını, davacı ve avukatının da bildiğini, işbu sebeple müvekkilini "kefil" olarak sözleşmeye ve senetlere kaydettiklerini, teminat senetlerindeki borçlu kısmında yer alan imzaların müvekkiline ve davalı şirketin yetkilisi hissedarı ve imzaya yetkili kişilerine ait olmadığını, müvekkili ...'in sözleşme ekinde yer alan teminat senedini sadece kefil kısmını imzaladığını, müvekkil ... Firması ve müvekkili ...'in sözleşmeyi ve senedi borçlu sıfatı ile imzalamadığını, ancak bonoda asıl borçlunun da imzası bulunması gerektiğinden borçlunun yerine davacı imza attığını, teminat senedi niteliğindeki bonoyu sahte imza ile doldurarak müvekkili aleyhinde takip başlatıldığını, ancak müvekkili ... İnşaat Şirketinin hiçbir şekilde davalıya bir teminat senedi/senet vermediğini, senetteki imzaların müvekkili şirketin yetkilisine ait olmadığını, davalının mail ile gönderdiği sözleşme / teklif mektubu / kira sözleşmesi ile müvekkili tarafından imzalanan sözleşme aynı olsa da ekinde yer alan teminat senedine müvekkili tek bir imza atmışken davalı ..., diğer imzayı da kendisinin doldurduğunu, işbu sebeple senetteki imzaların farklılığı nedeniyle imzaya itiraz ettiklerini, öncelikle imzaya itirazla ilgili karar verilinceye dek ... 22.İcra Dairesi'nin ... E.sayılı takibinin geçici durdurulmasına, öncelikle teminatsiz aksi halde teminatlı tedbir kararı verilmesine, müvekkili ...'in icra takibine konu olabilecek hiçbir borcunun bulunmadığının tespitine, müvekkili D...Şirketinin icra takibine konu olabilecek hiçbir borcunun bulunmadığının tespitine, imzaya ve borca itirazımızın kabulüyle ... 22.İcra Dairesi'nin 2024/23038E.sayılı takibinin iptaline, haksiz takip nedeniyle alacaklı aleyhine %20 tazminat ödemesine karar verilmesini talep etmiştir. Öncelikle dava şartlarının ele alınması zorunlu olup HMK m.115 hükmü uyarınca bu hususun her zaman ve her aşamada ele alınabilmesi ise usulen mümkündür. Esasen Yargıtay HGK uygulaması doğrultusunda dava dilekçesi tebliğ olunmasa dahi görev ve kesin yetki hususunun değerlendirilmesine engel hal dahi bulunmamaktadır. O halde mahkemelerin görevi kamu düzenine ilişkin kurallardan olup, yargılamanın her aşamasında istek üzerine ya da re'sen gözetilmesi gerekmektedir. Davacı şirketin dayandığı, dava dilekçesine dahi eklediği "kira sözleşmesi" ve ayrıca davacı şirketin dayandığı teklif mektubu ve dayanaklar, sözleşmenin 4.3 hükmü içeriği, özellikle davacı şirketin dava dilekçesinde dayandığı vakıalar bir bütün olarak dikkate alındığında davacı şirket ile davalı şirket arasında "iskele kirasına" ilişkin teklif bulunduğu, teklif sözleşmesinin ekinde teminat senedi niteliği olmak üzere dava konusu bonoların yer aldığı, ancak davacı olan şirketin hiçbir şekilde davalı lehine vermediği teminat bonosu imzalamadığını belirttiği, davalının e-posta ile göndermiş olduğu belge ile davacı tarafından imzalanan sözleşmenin aynı olduğu açık olsa da takibe konu olan bonolar yönünden sahtecilik yapıldığının iddia olunduğu, nitekim davacının dayanmış olduğu ve davalı şirketin kaşesinin yer aldığı yazılı sözleşme ve ayrıca davacı şirketin "kira teklifi" dikkate alındığında taraflar arasında kiraya ilişkin bir icap ve kabulün mevcut olduğu, bu noktada davacı şirketin asıl itirazının ise bonolardaki imzaların davacı şirkete ait olmadığı, davacı gerçek kişinin ise sadece kefil olarak teminat senedini imzalamış olduğu, ancak davacı olan şirketin hiçbir şekilde teminat senedini vermemiş olduğu, bu nedenle imzaya itiraz olunduğu, bu çerçevede ise davacıların davalıya borçlu bulunmadığına ilişkin iddianın ileri sürüldüğü açıktır. Bu nedenle davacı şirketin dayandığı, imzaladığı kira sözleşmesi ve ayrıca buna dayanak davalı şirketin teklif içeriği, dayanak belgeler, özellikle dayanılan vakıalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacı şirketin teminat senedi olarak verildiğini iddia ettiği bono nedeniyle açılan menfi tespit davasında, temel ilişkinin taraflar arasındaki bir "taşınır kira sözleşmesine" dayalı olduğu iddiası mevcuttur. Bu çerçevede göreve ilişkin hükmün dikkate alınması gerekir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK'nun 4/1-a maddesine göre “Kiralanan taşınmazların, 09.06.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalarda” Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir. Somut olayda, davacı şirket kira sözleşmesinin teminatı olarak verilen senet nedeniyle borçlu olmadığının tespiti isteminde bulunmuş olup iddiaya göre uyuşmazlık kira ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Dava 6100 sayılı HMK'nın yürürlüğe girmesinden sonra açıldığına göre görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. (Yargıtay 3.HD ...E. ....K., ...E. ...K., yine bu kararlarla uyumlu İstanbul BAM 37. HD ...E. ...K., yine iskele kiralama sözleşmesi ile ilgili İstanbul BAM 54. ...9E. ...K.sayılı kararı) Her ne kadar diğer davacı gerçek kişinin mevcut belgelerde gözüken ve davacı olan şirketin çalışanı olduğu iddiası karşısında başka bir mahkemenin görevli olduğu düşünülebilir ise de somut olay açısından davaya esas olan temel ilişkisi bir kira ilişkisidir. Bu nedenle özel nitelikte bulunan sulh hukuk mahkemesinde davanın görülmesi, göreve ilişkin usul kurallarına da uygun düşecektir. (Yargıtay HGK'nın 14.02.2019 tarih, ... Esas,... Karar sayılı ilamı) Bir başka deyişle davacı şirket ile davalı şirket arasındaki temel ilişki sulh hukuk mahkemesi olmakla, davacı şirkete bağlı olarak bu davayı açan gerçek kişi yönünden dahi sulh hukuk mahkemesinin özel görevli olduğu kabul edilmiştir. O halde kiracı olan davacı şirkete tebaen davacı gerçek kişi tarafından açılan bu davada, davacı gerçek kişinin göreve ilişkin statüsü bu şekilde belirlenmelidir. Nitekim "Vücutta bir şeye tabi olan hükümde dahi ona tabi olur" şeklinde ifade edilen ve Mecelle'de yer alan mantık kaidesi gereği usule uygun ve pratik olan da budur. Buna göre davacı şirket ile davalı şirket arasındaki temel ilişki açısından görevli mahkeme yönünden hukuki statü ne ise davacı şirkete bağlı olarak dava açan davacı gerçek kişi yönünden dahi görevli mahkeme aynıdır. Her ne kadar davacılar vekili, açılan menfi tespit davasında tedbir kararı verilmesini talep etmiş ise de, görevli olmayan mahkemenin tedbir talebini değerlendirmesi "görev gasbına" yol açabilecektir. Nitekim HMK m.390/f.1 hükmü dahi dava açılmadan önce ihtiyati tedbirin, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebileceği düzenlemiştir. Bir başka deyişle davayı usulen görmeyecek olan bir mahkemeden talep edilen ihtiyati tedbirin usulen kabul edilmesinin mümkün olamayacağı kanun hükümleri karşısında açıktır. Görev hususu HMK m.114 hükmü uyarınca dava şartı olup somut olayın özelliği yönünden HMK m.115 hükmü çerçevesinde bu usuli eksikliğin tamamlanabilmesi ise usulen mümkün değildir. Yapılan açıklamalar karşısında Mahkememizin görevsizliği sebebiyle davanın dava şartı yokluğundan ve usulden reddine, tedbir talebinin dahi usulden reddine, Mahkememizce görevsizlik kararı verilmesi karşısında taraflardan birinin süresi içinde kanun yoluna başvurmaması nedeniyle karar kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuş ise bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkememize başvurularak, dava dosyasının görevli İstanbul Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesinin talep edilmesine, bu suretle dosyanın akabinde İstanbul Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, belirtilen sürede talep olmadığı takdirde mahkememizce HMK.m.20 hükmü uyarınca davanın açılmamış sayılmasına dair karar verileceğinin taraflara bildirilmesine, yargılama harç ve giderlerinin görevli mahkemede değerlendirilmesine dair karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Mahkememizin görevsizliği sebebiyle davanın dava şartı yokluğundan ve usulden reddine, Mahkememiz görevli olmadığından tedbir talebinin dahi usulden reddine, 2-Mahkememizce görevsizlik kararı verilmesi karşısında taraflardan birinin süresi içinde kanun yoluna başvurmaması nedeniyle karar kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuş ise bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkememize başvurularak, dava dosyasının görevli İstanbul Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesinin talep edilmesine, Bu suretle dosyanın akabinde İstanbul Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 3-Belirtilen sürede talep olmadığı takdirde mahkememizce HMK.m.20 hükmü uyarınca davanın açılmamış sayılmasına dair karar verileceğinin taraflara bildirilmesine, 4-Yargılama harç ve giderlerinin görevli mahkemede değerlendirilmesine, Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ve oy birliği ile karar verildi. Başkan Üye Üye Katip

Atıf: İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/778, K. 2024/885, T. 13.12.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-2-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-778-e-2024-885-k-5349dbe74a67