İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/237 E. 2025/330 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/237
- Karar No
- 2025/330
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2023/237 Esas KARAR NO:2025/330 Karar DAVA:İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Komisyonculuk Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:20/12/2019 KARAR TARİHİ :30/04/2025 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Komisyonculuk Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı Vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalılardan olan 70.000,00 TL + KDV toplam 82.600,00 TL tutarlı daire satışından kaynaklanan aracılık hizmet bedeli alacağının tahsili için 09.09.2019 tarihinde .... İcra Müd.’nde ... Esas sayılı dosya ile takibe başlandığını, ödeme emirlerinin davalılara tebliğ edildiğini ve davalıların hem icra dairesinin yetkisine hem de icra takibine konu borcun aslına haksız bir surette itirazda bulunarak takibi durdurduğunu, sonrasında taraflarınca taraflar arasındaki ihtilafın giderilmesi maksadı ile...Arabuluculuk Bürosuna başvurulduğu ve 2019/... Büro Dosya numaralı 2016/... Arabuluculuk numaralı dosya üzerinden yapılan arabuluculuk görüşmesinin de olumsuz sonuçlandığını ve taraflarca anlaşma sağlanamadığını, bu nedenle işbu itirazın iptali ve icra inkâr tazminatı talepli davayı açma zaruretinin hâsıl olduğunu, işbu davanın gerek müvekkilinin gerekse de davalıların ticari işletmesiyle ilgili bir ihtilaftan doğan bir hukuk davası olması nedeniyle 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasında ve 5.maddesinin 1.fıkrasında yapılan düzenleme gereği görevli mahkeme olan Asliye Ticaret Mahkemesinde açıldığını, yine işbu davanın taraflar arasında yapılan sözleşmenin 12.maddesinde bulunan “…taraflar arasında işbu sözleşmeden veya sair hukuki ilişkilerden doğan her türlü uyuşmazlıklarda İstanbul (Çağlayan) mahkemeleri ve İcra Daireleri yetkili ve görevlidir” şeklindeki yetkili yer belirlenmesine ilişkin düzenleme nedeniyle de yetkili olan İstanbul İcra Müdürlükleri ile Mahkemelerinde işlemler yapıldığını, davalılarca yapılan itirazın haksız ve yersiz olmakla işbu itirazların iptali ile takibin devamına karar verilmesi gerektiğini, davacı müvekkili ile davalılar arasında bir aracılık hizmet sözleşmesi yapıldığını, işbu sözleşmede müvekkili şirketin hizmet veren, davalıların ise hizmet alan taraf olduğunu, taraflar arasında yapılan sözleşmenin, sözleşmenin konusu başlıklı 3.maddesinin “Bu sözleşmenin konusu: ...’nun sahibi olduğu projelerde yer alan satışa arz halindeki üretilmiş ve/veya üretilecek yapıların; ...’nun belirttiği ve onayladığı şartlar dahilinde HİZMET VEREN tarafından Türk Vatandaşları dışında farklı ülke vatandaşlarına (yabancılara) satışlarının yapılabilmesi için ön tanıtımlarının ve pazarlamasının yapılması hizmetlerinden ibarettir” şeklinde düzenlendiğini, taraflarca yapılan sözleşmenin hizmet verene ödenecek hizmet bedeli başlıklı 7.maddesinin 2.fıkrasının ise; “Hizmet bedeli, KDV hariç peşin satış değeri (NPV) üzerinden % 5 + KDV şeklinde ve yukarıda belirtilen usulde, şartlarda ve oranda tahakkuk edecektir ve ödenecektir” şeklinde düzenlendiğini, müvekkili şirketin davalılara ait projelerden olan ... + ... Sahil Projesi, ... Konaklarında bulunan ...no.lu dairenin ...’a 1.400.000,00 TL’ye satışı hususunda aracılık ettiği ve taraflar arasında yapılan sözleşmede bulunan ifa yükümlülüklerinin tümünü yerine getirdiğini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalılar vekilinin cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin iştigal merkezinin davaya konu ödeme emrinde de belirtilen “... Mah. ... Cad. No: ... .../..../...” olup yetkili mahkemenin Bakırköy Ticaret Mahkemeleri olduğu halde davanın yetkisiz olan ...Ticaret Mahkemesi nezdinde ikame edilmiş olmasına itiraz ettikleri ve yetkisizlik kararı verilmesini talep ettiklerini, davacı tarafından ikame edilen davanın haksız ve her türlü maddi ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacı tarafın dava dilekçesinde müvekkili şirketlere müşteri bulduğunu ve bir konutunu müşteriye satışına aracılık ettiği için hizmet bedeline hak kazandığını iddia ettiğini, ancak davacı tarafın bu iddiasının doğru olmadığını ve bu nedenle de taleplerinin haksız ve her türlü maddi ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, bu nedenle de davacı tarafça müvekkili şirket aleyhine başlatılan icra takibine taraflarınca haklı olarak itiraz edildiğini, müvekkili şirketlerin kayıtlarında yaptıkları inceleme neticesinde, davacı taraf ile müvekkili şirket arasında akdedilen herhangi bir sözleşmeye rastlanmadığını, dava dilekçesinde bahsi geçen ve davacı taraf ile müvekkili şirketler arasında akdedilen herhangi bir sözleşme olmadığını, davacının bir tacir olup, davacının 22.01.2016 tarihinde 8995 sayılı T. Ticaret Sicil gazetesinde yayınlanan Ortaklar Kurulu kararından da görecekleri üzere; şirketin konu ve amacında taşınmaz mal ile ilgili komisyonculuk, emlakçılık veya taşınmaz satışı aracılık hizmeti yapma gibi bir faaliyet alanının olmadığını, bu durumun da esasen davacının haksızlığını ortaya koyduğunu, iştigal konusunda olmadığı halde davacının müvekkili şirketlere müşteri bulması veya herhangi bir konutun herhangi bir müşteriye satışına aracılık etmiş olmasının ihtimal dahilinde olmadığını, bu bakımdan davacının davasında ve iddialarında haksız ve kötü niyetli olduğunu, sonuç itibariyle davacının dava dilekçesinde bahsi geçen aracılık hizmetini gibi bir hizmeti müvekkillerine vermediğini, davacının davasına konu alacak iddiası ile ilgili olarak davacı tarafça düzenlenmiş ve müvekkiline tebliğ edilmiş herhangi bir faturasının da olmadığını, davacı tarafından ispat edilmeyen davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, belirtilen nedenlerle müvekkili şirketlerin haksız ve mesnetsiz icra takibine itiraz etmek zorunda kalmış olup, davacının başta dava yoluyla talepte bulunma imkânı varken, icra takibi yoluna başvurmasının, davacının kötü niyetini ve %20 icra inkâr tazminatı talebindeki kötü niyetini ortaya koyduğunu, bu nedenle, davacının icra inkâr tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesini talep ettiklerini, haksız ve mesnetsiz davanın reddine, %20 icra inkâr tazminatı taleplerinin reddine, kötü niyetli davacı aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, masraf ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: Mahkememizin 22/11/2023 tarihli ara kararı ile ...'e ait imza örneklerini mahkememiz dosyası arasına alınmışıtr. Bilirkişiler Hesaplama Uzmanı ... ve Mali Müşavir ... tarafından hazırlanan 09/02/2025 tarihli bilirkişi heyet raporu mahkememiz dosyası arasına alınmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkememiz tarafından tarafların delil listesinde gösterdikleri tüm deliller celp ve incelenmiş, mahkemece değerlendirilmiştir. Dava; TBK'nın 520 vd. maddelerine dayalı simsarlık sözleşmesinden doğan ücret alacağının tahsili talebi ile başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkememizden verilen 25/11/2020 tarih ve ... sayılı kararı ile; ".. ... tüm deliller kapsamında, davacının davalılara ait taşınmazın ... isimli dava dışı şahısa 1.400.000-TL bedelle satımına aracılık ettiği, konut satışının davalı ticari defter kayıtları ile örtüştüğü gibi davalı şirket çalışanı tarafından düzenlendiği tespit edilen mail yazışmalarının da aracılık faaliyetini doğruladığı, bu hali ile anılı kanuni düzenlemeler gereğince davacının sözleşmenin 7. maddesine dayalı olarak ücrete hak kazandığı, tüm bu nedenlerle davacı yanın davalı taraflardan takip tarihi itibariyle 82.600-TL (asıl alacak) alacaklı olup bu tutar yönünden başlatılan icra takibine davalı takip borçlularının vaki itirazının haksız olduğu, alacağın faturaya dayalı olup likit olduğu anlaşılmakla; davanın kabulüne, davacı lehine icra inkar tazminatına dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir...." şeklinde hüküm tesis edilmiştir. Mahkememizden verilen 25/11/2020 tarih ve ... sayılı kararı davalılar vekilinin istinaf dilekçesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'ne başvurarak 13. Hukuk Dairesi'nin 2021/560 Esas 2023/517 Karar sayılı 23/03/2023 tarihli ilamı ile; "....Davacı tarafça, davacı ile davalılar arasında bir aracılık hizmet sözleşmesi yapıldığını, işbu sözleşmede davacı şirketin hizmet veren, davalıların ise hizmet alan taraf olduğunu, taraflar arasında yapılan sözleşme kapsamında davacı şirketin davalılara ait projelerden olan ... bulunan ...no.lu dairenin ...’a 1.400.000,00 TL’ye satışı hususunda aracılık ettiği ve taraflar arasında yapılan sözleşmede bulunan ifa yükümlülüklerinin tümünü yerine getirdiğini, davalı tarafın sözleşmenin 7 maddesi kapsamında kararlaştırılan hizmet bedelini ödememesi üzerine icra takibi başlatıldığını, itiraz edilmesi üzerine eldeki davanın açıldığını ileri sürülerek davanın kabulüne karar verilmesi talep edilmiştir. Davalı tarafça, davalı şirketlerin kayıtlarında yapılan inceleme neticesinde, davacı taraf ile davalı şirketler arasında akdedilen herhangi bir sözleşmeye rastlanmadığını, dava dilekçesinde bahsi geçen ve davacı taraf ile davalı şirketler arasında akdedilen herhangi bir sözleşmenin olmadığını, davacının davasına konu alacak iddiası ile ilgili olarak davacı tarafça düzenlenmiş ve davalı şirketlere tebliği edilmiş herhangi bir faturanında bulunmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir. Mahkemece 27/12/2019 tarihinde yapılan tensip zaptının 4 nolu ara kararı doğrultusunda davalılara dava dilekçesi ve tensip zaptının tebliğe çıkartıldığı, davacı delillerinin dava dilekçesi ile birlikte davalılara tebliğe çıkartılmadığının anlaşıldığı, davalılar vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde davalı şirketlerin kayıtlarında yapılan inceleme neticesinde, davacı taraf ile davalı şirketler arasında akdedilen herhangi bir sözleşmeye rastlanmadığını, dava dilekçesinde bahsi geçen ve davacı taraf ile davalı şirketler arasında akdedilen herhangi bir sözleşmenin olmadığını ileri sürdüğü, mahkemece 11/03/2020 tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasının 3 nolu ara kararı ile, dosyada mübrez aracılık hizmet sözleşmesinin ve mail yazışmalarının davalılar vekiline tebliği ile beyanda bulunmak üzere iki haftalık süre verilmesine karar verildiği, ara karar doğrultusunda davalılar vekiline dava dilekçesi ekinde bulunan aracılık hizmet sözleşmesi ve mail yazışmalarının tebliğe çıkartıldığı ve davalılar vekiline 12/03/2020 tarihinde tebliğ edildiği, 2 haftalık sürenin 13/03/2020 tarihinde başladığı anlaşılmıştır. 25/03/2020 tarih 7226 sayılı Kanunun Geçici 1/1-a m. uyarınca süreler 13/03/2020 tarihinden 30/04/2020 tarihine kadar durdurulmuştur. Ayrıca 29/04/2020 tarih 2480 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile 7226 sayılı Yasa ile durdurulan hak düşürücü sürelerin 15/06/2020 tarihine kadar uzatılmış sayılmasına karar verilmiştir. Bu durumda davalılar vekiline verilmiş olan 2 haftalık sürenin 14/06/2020 tarihine kadar durduğu ve sürenin 15/06/2020 tarihinde yeniden işlemeye başladığı, bu durumda 2 haftalık sürenin 28/06/2020 tarihinde sona erdiği, son günün pazar gününe rastlaması nedeniyle sürenin 29/06/2020 tarihinde sona erdiği, davalılar vekili tarafından ara karar uyarınca verilen beyan dikçesinin uyap sisteminden 28/06/2020 tarihinde saat 21:38:57' de gönderildiği ve beyan dilekçesinin 2 haftalık süre içerisinde verildiğinin anlaşıldığı, bu durumda mahkemece davalılar vekilinin beyan dilekçesindeki itirazlarının değerlendirilmesi gerekirken 2 haftalık süre içerisinde beyanda bulunulmadığı, süresinde ileri sürülmeyen imza inkarının savunmanın genişletilmesi mahiyetinde olduğu gerekçesiyle reddine karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Bu durumda mahkemece, davalılar vekilinin uyap sisteminden 28/06/2020 tarihinde saat 21:38:57' de gönderdiği beyan dilekçesinin ve ekindeki belgelerin uyap sisteminden çıkartılıp dosya arasına konulmak suretiyle incelenip beyan dilekçesindeki itirazların yerinde olup olmadığının değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken beyan dilekçesindeki itirazlar değerlendirilmeden eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde olmayıp bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmüştür. HMK.nun (Değişik:22/07/2020-7251/35md.)353/1-a6 maddesinde; "Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması." hali, kararın kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesi sebepleri arasında gösterilmiştir. Açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır..." şeklinde hüküm tesis edilmişitr. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin 13. Hukuk Dairesi'nin 2021/560 Esas 2023/517 Karar sayılı 23/03/2023 tarihli ilamı ile mahkememiz kararı kaldırılarak dosya mahkememize gönderilmiş ve dava mahkememizin 2023/237 Esasına kaydı yapılmıştır. Bilirkişiler Hesaplama Uzmanı ... ve Mali Müşavir ... tarafından hazırlanan 09/02/2025 tarihli bilirkişi heyet raporundan özetle;"....Taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 3.maddesinde sözleşmenin konusu düzenlenmiştir. Buna göre “Bu sözleşmenin konusu: ...”nun sahibi olduğu projelerde yer alan satışa arz halindeki üretilmiş ve/veya üretilecek yapıların; ...'nun belirttiği ve onayladığı şartlar dahilde HİZMET VEREN tarafından Türk Vatandaşları dışında farklı ülke vatandaşlarına (yabancılara) satışlarının yapılabilmesi için ön tanıtımlarının ve pazarlamasının yapılması hizmetlerinden ibarettir”. Şeklinde belirtilmiştir. V Sözleşmenin ödenecek hizmet bedeli başlıklı 7.maddesinin 2.fıkrasında ise; “Hizmet bedeli, KDV hariç peşin satış değeri (NP'V) üzerinden *4 5 * KDV şeklinde ve yukarıda belirtilen usulde, şartlarda ve oranda tahakkuk edecektir ve ödenecektir” şeklinde belirtilmiştir. ” Dava konusu uyuşmazlığın esası ise, taşınmaz satışından alınacak komisyon yani simsarlık sözleşmesi ile ilgilidir. Y 6098 sayılı TBK'nun 520.maddesine göre “Simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir. Simsarlık sözleşmesine, kural olarak vekâlete ilişkin hükümler uygulanır. Taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.” Şeklinde düzenlenmiştir. “Dosyada mübrez istinaf bozma kararı gereğince, 28.06.2020 tarihinde sunulan beyan dilekçesinin yeterince değerlendirilmediği üzerinde durulmaktadır.Söz konusu beyan dilekçesinin ekleri ve içeriği incelendiğinde, üzerinde durulan konu, davalı tarafın davacıdan aslında bir aracılık hizmeti almadığını, sadece müşteri davalının havaalanından alınarak davalı tarafın satış ofisine getirilmesinden kaynaklı olarak komisyona hak kazanamayacağını, söz konusu sözleşmede imzaları bulunan kişinin şirket yetkilisi olmadığı üzerinde durmaktadır. ” Yine ilgili beyan dilekçesinde, komisyona konu satış ile ilgili olarak*Davadaki komisyon talebime esas müşterimiz olan ... isimli yabancı müşteri ile ilgili olarak müvekkillerim kayıtlarında yapılan incelemede: - Bu müşterinin ... reklamımızdan projeyi görüp form gönderdiği, - Daha sonra müşterinin müvekkiller tarafından yapılan yaptığımız roadshowa davet edildiği, Böylece projeye kendisinin geldiği ve 20/04/2018 tarihinde müvekkillerime ait aynı projeden BI0 Blok | no.lu dairesi satın aldığı (Ek-3 2018 yılı satış sözleşmesi), - Yani müvekkilimin ESKİ BİR MÜŞTERİSİ olduğu, - Dava konusu daireyi ise 14/06/2019 tarihinde ve ilk satıştan 14 ay sonra satın aldığı, (Ek-3 2019 yılı satış sözleşmesi) anlaşılmıştır.” Şeklinde ifade edilmiştir. Y Tüm bu bilgi ve belgeler incelendiğinde, istinaf bozma kararına da esas olan, sözleşmede bulunan imzaya itiraz edildiği, daha açık bir ifadeyle davalı tarafın şirket yetkisi tarafından imzalanmadığı üzerinde durulmaktadır. Söz konusu yetkililere ait imza sirküleri de beyan dilekçesi ekinde görülmüştür. ... Davacının davasına konu alacak iddiası ile ilgili olarak davacı tarafça düzenlenmiş ve davalı tarafa tebliğ edilmiş herhangi bir fatura da düzenlenmediği iddiası da mevcuttur. ”. Dava konusu uyuşmazlığa esas olan sözleşmenin imza görseli aşağıdaki gibidir; ¸ Söz konusu satış sözleşmesinin ... ile alıcı, ... arasında gerçekleştiği ve sözleşmede .... nin beyan dilekçesi ekinde sunulan imza sirkülerine ait şirket yetkilerinin imza örnekleri ile uyuşmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan beyan dilekçesi ekinde ... İnşaat ile ... Yapı arasında da imzalanmış sözleşme bulunmamaktadır. “ ... İnşaat ile ... arasında akdedilen bir alım satım sözleşmesi vardır.Sözleşme görseli aşağıdaki gibidir; ¸ ... yapı nın taraf olduğu sözleşmelerde ilgili şirketin yetkilileri tarafından imzalanmadığı, davalı şirketin de bu yönde itirazı olduğu görülmektedir. Tüm bu değerlendirmeler doğrultusunda, kök rapordada belirtildiği üzere; Davanın tarafları arasında akdedilen ve huzurdaki davanın başlıca dayanağını oluşturan Aracılık Hizmet Sözleşmesindeki imzaların sahteliğine ilişkin davalıların bir itirazı olmamıştır, dolayısıyla işbu sözleşmenin davalıları bağladığını kabul etmek gerekmektedir. Akdedilen Sözleşmede davacı taraf “hizmet veren” ve davalılar “hizmet alanlar” olarak adlandırılmışlardır. Sözleşmenin 3.maddesinde sözleşmenin konusu düzenlenmiştir. Buna göre “Bu sözleşmenin konusu: ... "nun sahibi olduğu projelerde yer alan satışa arz halindeki üretilmiş ve/veya üretilecek yapıların; ...'nun belirttiği ve onayladığı şartlar dahilinde HİZMET VEREN tarafından Türk Vatandaşları dışında farklı ülke vatandaşlarına (yabancılara) satışlarının yapılabilmesi için ön tanıtımlarının ve pazarlamasının yapılması hizmetlerinden ibarettir”. Bu tanım itibariyle taraflar arasında taşınmaz tellallığı (simsarlığı) sözleşmesi söz konusudur. 6098 sayılı TBK'nun 520.maddesine göre “Simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir. Simsarlık sözleşmesine, kural olarak vekâlete ilişkin hükümler uygulanır. Taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.” Kanunun öngördüğü yazılı şekil burada sözleşmenin geçerliliği için bir sıhhat şartıdır ve bu şarta esasen uyulmuştur. Aynı Kanunun 521/1.maddesine göre “Simsar, ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır.” 522.maddeye göre ise “Ücret, belirlenmemişse tarifeye, tarife yoksa teamüle göre ödenir”. Taraflar arasındaki sözleşmenin 7.maddesinde davacı tellalın (simsarın), taşınmazın peşin satış bedeli üzerinden KDV hizmet bedeli (tellallık ücreti) alacağı öngörülmektedir. Davacının, davalılara ait taşınmazın ... isimli yabancı uyruklu bir kişiye 1.400.000 TL bedel ile satımına aracılık ettiği dosya içeriğinden (sözleşme, mail kayıtlarından) anlaşılmaktadır. Bu itibarla davacı, sözleşmenin 7.maddesinde kararlaştırılan KDV tutarındaki tellallık ücretini davalılardan talep etmekte haklıdır. 1.400.000 TL'nın 96 5'i ve 4 18 KDV'sinin toplamı 82.600 TL'ye baliğ olmaktadır. Davacının düzenlediği faturada ücret oranının satım bedelinin *» 3'ü * KDV olarak gösterilmesi, davacının sözleşmeye göre 96 5 * KDV tutarında tellallık ücreti talep etmesine engel oluşturmaz, düzenlenen fatura fazlaya ilişkin haktan vazgeçildiği anlamına gelmez. Diğer taraftan davacı şirketin ana sözleşmesinin 3.maddesinin 4.bendindeki sayımdan, dava konusu faaliyetin şirket iştigal konuları arasında bulunduğu değerlendirilmektedir Diğer tüm değerlendirmeler, whatsup yazışmaları mailler ve defter incelemeleri kök raporda yapılmış olup, bu tespitler aynen geçerlidir. SONUÇ VE KANAAT Sayın Mahkeme'nin kararı doğrultusunda tarafımıza verilen görev çerçevesinde dosya kapsamında yer alan tüm belgelerin üzerinde yapılan inceleme neticesinde; Yukarıda arz ve izah olunan açıklamalar çerçevesinde, V Ayrıntıları yukarıdaki bölümlerde arz edilen davacı şirket ve davalı şirketler tarafından ibraz edilen ticari defterler ve tüm dosya muhteviyatı belgeler üzerinde yapılan incelemelerde; Taraflar arasında akdedilen Sözleşmede düzenlenen, davalılara ait taşınmazın bir yabancı kişi tarafından satın alınması halinde davacıya tellallık ücreti ödeneceğine ilişkin hüküm, taraflarca itiraz edilmeksizin imzalanmış olmakla ve aksi yönde yasa hükmü de bulunmamakla sözleşme serbestisi ilkesi gereğince geçerli olduğu ve sözleşmenin taraflarını bağladığı, bu ilkeler ışığında satışa aracılık eden davacı tellalın 82.600 TL ücrete hak kazandığı ve davalının bu ücretten sorumlu olduğu, davalının icra takibine vaki itirazının haksız bulunduğu ve kaldırılması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, “Davalı tarafın imza itirazına ilişkin, taraflar arasında akdedilen aracılık sözleşmesinde şirket yetkililerinin imzasının bulunmadığı görülmekle birlikte, bu durumun sözleşmenin geçerli olup olmadığı konusunda takdirinin Sayın Mahkemeye ait olduğu, Sonuç ve kanaatine ulaşılmış olup; davacı ve davalının diğer sair taleplerinin Takdirinin Sayın Mahkeme'ye ait olduğunu bildirir, Hukuki nitelendirme ve değerlendirme ile Nihai Takdir Sayın Mahkeme'ye ait olmak üzere; görüş ve kanaatimizi belirten işbu rapor takdir ve tensiplerinize saygı ile arz edilmektedir.(09/02/2025)..." şeklinde ek görüş bildirmişlerdir. ''Simsarlık ücret alacağının doğması için öncelikle geçerli bir tellallık sözleşmesinin bulunması gerekir. Çünkü, TBK'nın 520/3. maddesi uyarınca, taşınmazlara ilişkin simsarlık sözleşmesinin yazılı şekilde yapılmış olması geçerlilik şartıdır. Bu maddede öngörülen yazılı şekil, geçerlilik şartı olup, bu şarta uyulmadan yapılan tellallık sözleşmesi geçersizdir. Sözleşme ilişkisinin tanık ya da başkaca delille ispatı mümkün değildir. Bununla birlikte Simsarlık sözleşmesi simsar ile sözleşme yapan arasında kurulur. Simsarlık sözleşmesi yapılabilmesi için simsar ile gayrimenkul sahibi arasında sözleşme bulunmasına, gayrimenkul malikinin rıza ve simsara yetki vermesine gerek bulunmamaktadır. Somut olayda taraflar arasında yazılı bir simsarlık sözleşmesi bulunmamaktadır. TBK'nın 40.maddesinde "yetkili bir temsilci tarafından bir başkası adına ve hesabına yapılan hukuki işlemin sonuçları , doğrudan doğruya temsil olunanı bağlar" , aynı kanunun 46.maddesinde "Bir kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak onadığı takdirde temsil olunanı bağlar.” şeklinde düzenlemeler yer almakta olup, anılan sözleşmede imzası bulunan B.. E...'in, sözleşmeyi davalı adına imzaladığına dair bir kayıt bulunmadığı gözetildiğinde B...'in sözleşmeyi kendi adına şahsen imzaladığı açıktır. Yine davalıyı temsil yetkisi olmayan B.....in kendi adına imzaladığı sözleşmenin, davalı tarafından benimsenmemiş olmasına göre sözleşmenin davalı açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Her ne kadar davacı vekilince deliller toplanmadan ön inceleme duruşmasında karar verildiği yönünde istinaf isteminde bulunulmuş ise de somut olayda taşınmaz satışına ilişkin simsarlık sözleşmesinin geçerlilik koşulu olan yazılı olarak yapılması şartı gerçekleşmediği gözetildiğinde anılan hususlar sonuca etkili olmayıp, mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.'' (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi 2021/1929 Esas, 2025/364 Karar) Huzurdaki davada; 2019 tarihli (taşınmaz satımına) Aracılık hizmet sözleşmesi başlıklı, hukuki niteliği gereği simsarlık sözleşmesi vasfında olan sözleşmeye dayalı ücret alacağının takibe konu edildiği görülmüş olup davalıların vaki itirazı üzerine takibin durduğu mahkememizce yapılan yargılama neticesinde verilen davanın kabulüne ilişkin kararın istinaf edilmesine müteakip davalılar vekilinin 28/06/2020 tarihli dilekçesinde belirtilen hususlara ilişkin inceleme yapılması gerektiğinden bahisle mahkememiz kararının kaldırıldığı anlaşılmıştır. Davalı vekilinin 28/06/2020 tarihli beyan dilekçesinde davaya konu sözleşmede yer alan imzaya itiraz edildiği görüldüğünden sözleşmedeki imza üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş fakat davacı tarafça verilen kesin süre içerisinde ve yargılama aşamalarında sözleşme aslı dosyaya ibraz edilmediğinden imza aidiyeti hususunda inceleme yapılamamıştır. Davacı tarafça yazılı beyanları ve duruşmalarda ifade edilerek zapta geçirildiği üzere mail ve whatsApp yazılmaları ile sözleşmenin varlığının zımnen kabul edildiği ifade edilerek davanın kabulünün talep edildiği görülmüştür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 520. Maddesinde; ''Simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir. Simsarlık sözleşmesine, kural olarak vekâlete ilişkin hükümler uygulanır. Taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.'' şeklinde tanımlanmıştır. Davacı tarafça hizmetin yerine getirildiğinden bahisle ücrete hak kazanıldığı iddia edilmiş ise de TBK'nın 520/3. Maddesinde taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmeleri için yazılı şekil şartı getirilmiştir. Davaya konu edilen simsarlık hizmetinin konusunun daire satışına ilişkin olması nedeniyle taşınmazlar hakkında simsarlık faaliyeti nedeniyle davacının hak talep ettiği anlaşılmıştır. Kanunda taşınmazlar hakkında simsarlık sözleşmesinin yazılı şekilde yapılmadığı takdirde geçerli olmayacağının belirtildiği, davacı tarafça varlığı iddia edilen sözleşmede yer alan imzanın davalılar tarafından kabul edilmediği, davacı tarafça sözleşme aslı ibraz edilmediğinden imza incelemesi yapılamadığı, sözleşme aslının sunulmadığı takdirde imza inkarının kabul edilmiş sayılacağının davacı tarafa ihtar edildiği, imza inkarında bulunulması nedeniyle taraflardan sadır olduğu anlaşılan yazılı bir simsarlık sözleşmesi bulunmadığı, davalıların sözleşmenin varlığını kabul etmedikleri, aracılık sözleşmesinde şirket yetkililerinin imzasının bulunmaması nedeniyle sözleşmenin geçerli kabul edilemeyeceği, TBK 520 gereğince yazılı yapılmayan sözleşmenin geçerli olmayacağının açık olduğu, simsarlık sözleşmesinin geçerlilik koşulu olan yazılı olarak yapılması şartı gerçekleşmediği gözetildiğinde davacı tarafça mail ve wp yazışmaları ile davaya konu alacağı talep edebileceğine yönelik itirazlarının davanın sonucuna etkili olmadığından (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi 2021/1929 Esas, 2025/364 Karar) davacının dava konusu ettiği simsarlık ücretine hak kazanamayacağı ( emsal Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi 2024/247 Esas 2025/332 Karar) anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davacı tarafından peşin olarak yatırılan 1.643,28-TL harçtan, alınması gerekli 615,40-TL karar ve ilam harcının düşümü sonucu başkaca harç alınmasına YER OLMADIĞINA, Kalan 1.027,88-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, 3-Davalı taraf kendisini vekil ile temsil ettirmiş olup A.A.Ü.T uyarınca hesaplanan 30.000-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara ödenmesine, 4-Davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalılar tarafından yapılan herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar tayinine yer olmadığına, 6-Taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının 6100 sayılı Yasanın 333. maddesi ile Yönetmeliğin 207. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra hesap numarası bildirilmiş ise elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle; hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı kalan paradan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak yazı işleri müdürü tarafından İADESİNE, 7-Devletçe karşılanan 1.320 TL olan arabuluculuk ücretinin davacı tarafından ödenmesine bu şekilde hazineye irat kaydına, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, HMK'nın 341/1 ve 345/1. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 30/04/2025 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır