İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/690 E. 2025/765 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/690
- Karar No
- 2025/765
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2024/690 Esas KARAR NO:2025/765 DAVA:Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) DAVA TARİHİ:30/10/2024 KARAR TARİHİ:23/10/2025 Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin Olağan Genel Kurul Toplantısının 01/08/2024 günü, saat 14:00 tarihinde şirket merkezi olan ... adresi ile hiçbir irtibatı olmayan ... adresinde gerçekleştiğini, TTK. 409. maddesi 3. fıkrasında "Aksine esas sözleşmede hüküm bulunmadığı takdirde genel kurul, şirket merkezinin bulunduğu yerde toplanır" hükmüne amir olduğunu, şirket esas sözleşmesinde de aksine bir düzenleme bulunmadığını, Prof. Dr. ... Cad. ... Sk. ... Sitesi D Blok D:6 ..../... adresinin ise şirketin herhangi bir hukuki ya da fiili bağlantısı bulunmayan şirketin vekillik görevini üstlenen avukatın ofisinin adresinin olduğunu, müvekkili şahıs ile ilgili tarihte dahil olmak üzere ortaklar arasında ihtilaf yaşadığını, hal böyleyken şirketin vekilliğini üstlenen şahsın adresinde iş bu toplantının gerçekleşmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, hal böyleyken şirketin vekilliğini üstlenen şahsın adresinde iş bu toplantının gerçekleşmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, hal böyleyken genel kurul toplantısının yoklukla batıl olduğunun açık olduğunu, müvekkili şahısça iş bu hususa muhalefet edildiği hususunun ilgili toplantı tutanağında şerh edildiğini, olağan genel kurul kararının iptaline, butlanının ve yokluğunun tespitine karar verilme ihtimali göz önüne alındığında pay sahiplerinin, yönetim kurulu üyelerinin ve ortaklık ile ilişkiye giren üçüncü kişilerin menfaatlerini olumsuz yönde etkileyebileceği, hal böyleyken HMK. 106. ve 389. madde hükmü kapsamında ihtiyati tedbir kararı verilmesinin elzem olduğunu, bu nedenlerle TTK. 499. Madde hükmüne kıyasen genel kurul kararlarının yürütmesinin tedbiren geri bırakılmasına karar verilmesini arz ve talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu genel kurul toplantısının yapıldığı adres, şirket ana sözleşmesine uygun şekilde seçilmiş olup, davacının bu hususu teyit etmiş olduğu yazışmalarla sabit olduğunu, buna rağmen davacı anasözleşmede böyle bir hüküm olmadığı beyanında bulunup mahkemeyi açıkça yanıltmaya yönelik bu tavır, davacının bilerek ve isteyerek yalan beyanda bulunduğunu ve de salt kötü niyetle hareket ettiğini açıkça ortaya koyduğunu, davacı, aynı dilekçe içerisinde önce faaliyet raporunun kendisine sunulmadığını iddia etmiş, bir sonraki cümlede ise bu raporun şirket tarafından kendisine verildiğini açıkladığını, toplantıda faaliyet raporunun okunmasına dahi gerek bulunmadığına ilişkin oy kullanmış, huzurdaki davada ise 'faaliyet raporuna erişemediği' iddiasıyla iptal talebinde bulunduğunu, genel kurulda görevi sonlanana kadar şirketin yönetim kurulu üyesi olan davacı yöneticisi olduğu şirketin finansal tablolarına erişim sağlayamadığını iddia ettiğini, davacı azınlık pay sahiplerinin en sık kullandığı hak olan finansal tabloların görüşülmesini 1 ay erteleme hakkını kullanmaya dahi gerek görmemiş olup, huzurdaki davada ise finansal tablolara erişim sağlayamadığı iddiası ile iptal talebinde bulunduğunu, huzurdaki davaya konu genel kurulda yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin kararlar usul ve yasaya uygun şekilde alındığını, davacı şirketin iç kaynaklarından, mevcut hisse dağılımını herhangi bir şekilde değiştirmeyecek şekilde yapılan sermaye artırımının dahi iptalini talep ettiğini, davacının şirketin olağan işleyişini sekteye uğratmaktan başka bir amacı bulunmadığını, huzurdaki davanın açıkladığımız gerekçelerle esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Konu Uzmanı ve Mali bilirkişi heyetinin 02/06/2025 tarihli 24 sayfadan ibaret raporunda özetle; Dava konusu genel kurul toplantısının davalı şirket yönetim merkezinin bulunduğu şehirde (İstanbul) yönetim kurulunun uygun gördüğü elverişli bir yerde toplanması mümkün olduğundan, dava konusu genel kurul toplantısının aynı şehirde başka bir ilçede yapılmasında kanuna veya esas sözleşmeye aykırılık bulunmadığı, öte yandan yönetim kurulu tarafından uygun görülen yerin (şirketin vekillik görevini üstlenen avukatın ofisi) elverişli olmadığına dair bir delile de dosyada rastlanmadığı, kaldı ki dosyada mevcut T. Ticaret Sicil Gazetelerinden 16.07.2022 ve 16.08.2022 tarihli genel kurul toplantılarının da aynı yerde (şirketin vekillik görevini üstlenen avukatın ofisi) yapıldığının ve davacının bu konuda herhangi bir itirazda bulunmadığının görüldüğü, huzurdaki dava bakımından davacının aktif husumet ehliyetini haiz olduğu, huzurdaki davanın üç aylık hak düşürücü süre içerisinde ikame edildiği, huzurdaki davada iptali talep edilen genel kurul kararları bakımından dava şartının mevcut olduğu, dosya kapsamında bahse konu belgelerin dava konusu genel kurul toplantısından 15 gün önce şirket merkezinde pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulmadığına dair bir delile rastlanmadığı, hatta genel kurul toplantı tutanağından, “yıllık faaliyet raporunun ortaklara genel kurul öncesi sunulduğu ve vakitten tasarruf edilmesi amacıyla okunmuş sayılması hususu”nun oybirliği ile kabul edildiğinin anlaşıldığı, bahse konu belgelerin davacıya toplantı tarihinden iki gün önce mail yoluyla iletilmiş olmasının TTK m. 437/1 hükmüne aykırılık teşkil etmeyeceği, zira anonim şirket yönetim kurulunun bahse konu belgeleri toplantıdan önce mail yoluyla iletme yükümlülüğü bulunmadığı, heyetde yer alan Mali Bilirkişi tarafından 2023 defterlerinin gerçeğe aykırı tanzim edildiğine yönelik bir hususa rastlanmadığının görüldüğü, öte yandan davacının “şirket, şirket ortakları ve şirket çalışanları hesapları üzerinden şirkete ait bedellerin transfer edildiği ve şirket defterlerine işlenmediği” yönündeki iddiasının ancak özel denetim veya sorumluluk davası kapsamında değerlendirilebileceği, söz konusu iddianın huzurdaki dava kapsamında şirket ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesiyle açıklığa kavuşturulabilmesinin mümkün olmadığı, öte yandan davacının “şirkete ait bazı taşınmazların gerçek bedelinden gösterilmeyerek şirketin zarara uğratıldığı ve elden alınan bedellerin şirkete aktarılmadığı” yönündeki iddiası uzmanlık alanı dışında olmasının yanı sıra bu iddia iptal davası çerçevesinde ele alınacak bir iddia değildir. Somut uyuşmazlıkta açık ibranın söz konusu olduğu, Dava konusu genel kurulda yapılan ibra oylamalarında oy kullanan ..., ... ..., ... aynı zamanda yönetim kurulu üyesi sıfatını haiz oldukları için sadece kendilerinin ibralarında değil, diğer yönetim kurulu üyelerinin ibralarında da oydan yoksun oldukları, şu halde dava konusu genel kurulda ibraya ilişkin olumlu ya da olumsuz bir karar alınması söz konusu olmayıp (4) nolu kararın yok hükmünde olduğu, heyette yer alan Sn Mali Bilirkişinin incelemeleri neticesinde davacının, enflasyon düzeltmesi nedeniyle şirket bilançosunda ortaya çıkan sermaye düzeltmesi olumlu farklarının veya bilançoda yer alan sair hususların gerçeği yansıtmadığına dair hiçbir somut gerekçe ortaya koymadığı sonucuna ulaşıldığı, dava konusu genel kurulda tutulan toplantı tutanağından, ... bakımından lehte ve aleyhte kullanılan oyların belirtildiği ve fakat kendisinin ibra edilmediğinin karar altına alınmadığının görüldüğü, şu halde ... bakımından ortada iptal edilebilir bir “karar” bulunmadığı, mali bilirkişi tarafından yapılan incelemeler neticesinde; önceki sermayenin ödendiğinin tespit edildiği, hükmün kapsamına hangi iç kaynakların gireceği konusunda doktrin tartışmalı olup Yargıtay'ın da farklı yönde içtihatları bulunduğu, bu konuda takdirin mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir. Dava, davalı şirketin 01.08.2024 tarihli 2023 yılı olağan genel kurul toplantısının yokluğuna ve 2, 3, 4 ve 7. maddesinin iptali istemine ilişkindir. Dosyanın incelenmesinden; davacının, davalı şirketin 01.08.2024 tarihinde yapılan 2023 yılına ait olağan genel kurul toplantısının yokluğunun tespiti ile söz konusu toplantıda alınan 2, 3, 4 ve 7 numaralı kararların iptali talebini içeren bu davayı 30.10.2024 tarihinde ikame ettiği anlaşılmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 445. maddesi uyarınca, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içerisinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açılabileceği düzenlenmiş olup, dava konusu genel kurul kararları 01.08.2024 tarihinde alındığından ve dava 30.10.2024 tarihinde ikame edildiğinden, davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmaktadır. Davacının davalı şirkette 9.800.000 TL itibari değerde paya sahip olduğu dosya kapsamından anlaşılmakta olup, Türk Ticaret Kanunu'nun 446. maddesi uyarınca iptal davası açma ehliyetinin bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca davacı vekilinin genel kurul toplantısında iptali talep edilen kararlara muhalefet şerhi düştüğü ve olumsuz oy kullandığı toplantı tutanağından anlaşıldığından, dava şartlarının da gerçekleştiği kabul edilmiştir. Mahkememizce 20.02.2025 tarihli ara kararı ile bir ticaret hukuku uzmanı ve bir serbest muhasebeci mali müşavirden oluşan bilirkişi heyetine görev tevdi edilmiştir. Bilirkişi heyeti, ön inceleme tutanağında tespit edilen uyuşmazlık konuları çerçevesinde kapsamlı inceleme yapmış ve 02.06.2025 tarihli raporunu sunmuştur. Davacı, genel kurul toplantısının şirket merkezi dışında, şirketin vekillik görevini üstlenen avukatın ofisinde yapılması nedeniyle toplantının yoklukla batıl olduğunu iddia etmektedir. Türk Ticaret Kanunu'nun 409. maddesinin 3. fıkrası "Aksine esas sözleşmede hüküm bulunmadığı takdirde genel kurul, şirket merkezinin bulunduğu yerde toplanır" hükmünü içermektedir. Bu hükmün anlamı, genel kurul toplantısının şirket merkezinin bulunduğu mülki idare birimi sınırları içinde yapılmasının gerekli ve yeterli olduğudur. Mülki idare biriminden il ve ilçe yönetimi anlaşılmaktadır. Davalı şirket esas sözleşmesinin 18. maddesi "Genel kurullar şirketin yönetim merkezinin veya şubelerinin bulunduğu şehirlerde yönetim kurulunun uygun gördüğü elverişli bir yerde toplanır" şeklinde düzenlenmiş olup, bilirkişi heyeti tarafından ticaret sicil kayıtlarının incelenmesiyle bu esas sözleşme maddesinde herhangi bir değişikliğin yapılmamış olduğu tespit edilmiştir. Dava konusu genel kurul toplantısının Prof. ... adresinde yapıldığı, şirket merkezinin ise ... adresinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Her iki adres de İstanbul ili sınırları içerisinde olup, genel kurul toplantısının şirket merkezinin bulunduğu mülki idare birimi içerisinde gerçekleştirildiği sabittir. Ayrıca, şirket esas sözleşmesinde yönetim kurulunun İstanbul şehrinde uygun gördüğü elverişli bir yerde toplantı yapabileceği açıkça düzenlenmiş olup, dava konusu toplantı yeri bu düzenlemeye uygundur. Bilirkişi heyeti tarafından, dosyada mevcut Türkiye Ticaret Sicil Gazetelerinden 16.07.2022 ve 16.08.2022 tarihli genel kurul toplantılarının da aynı yerde yapıldığı ve davacının bu konuda herhangi bir itirazda bulunmadığının tespit edildiği görülmektedir. Toplantı yerinin elverişli olmadığına dair dosyada herhangi bir somut delil bulunmamakta olup, davacının bu hususta sadece soyut iddiada bulunduğu anlaşılmaktadır. Genel kurul toplantılarının yokluğu, toplantının kurucu unsurlarında eksiklik bulunması halinde söz konusu olur. Toplantı yerinin Türk Ticaret Kanunu ve esas sözleşme hükümlerine uygun olarak belirlenmesi karşısında, yokluk veya iptal şartlarının oluşmadığı kabul edilmiştir. Davacı, 2023 yılı faaliyet raporunun genel kurul toplantısından 15 gün önce şirket merkezinde pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulmadığını, 30.07.2024 tarihinde yani toplantıdan sadece 2 gün önce e-posta ile gönderildiğini iddia ederek, 2 numaralı gündem maddesi ile alınan kararın iptalini talep etmektedir. Türk Ticaret Kanunu'nun 437. maddesinin 1. fıkrası "Finansal tablolar, konsolide finansal tablolar, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporları ve yönetim kurulunun kâr dağıtım önerisi, genel kurulun toplantısından en az onbeş gün önce, şirketin merkez ve şubelerinde, pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulur" hükmünü içermektedir. Bu düzenlemenin amacı, pay sahiplerinin şirketin faaliyet ve mali durumu hakkında bilgi sahibi olarak genel kurulda oy haklarını bilinçli şekilde kullanabilmelerini sağlamaktır. Bu hükmün ihlali halinde genel kurul kararının iptal edilip edilemeyeceği hususunda, Yargıtay'ın yerleşik içtihadı, söz konusu belgelerin genel kurul toplantısından on beş gün önce pay sahiplerinin inceleyebilmesi için şirket merkez ve şubelerinde hazır bulundurulmuş olmamasının genel kurul kararının yok sayılmasına veya butlanına neden olmayıp, genel kurul kararlarının iptali hükümleri kapsamında bir iptal sebebi teşkil edebileceği yönündedir. Somut uyuşmazlıkta, davacının bilgi alma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının ispatlanıp ispatlanmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi uyarınca, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Ticari hayatın olağan akışı gereği, şirketlerin genel kurul ilanı yayınladıktan sonra yasal yükümlülüklerini yerine getirdikleri kabul edilir. Davalı şirket, genel kurul toplantısına çağrı ilanını 12.07.2024 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayınlamış olup, bu ilanda pay sahiplerinin belgeleri inceleyebileceği belirtilmiştir. Bu durumda, şirketin yükümlülüğünü yerine getirdiği yönünde bir karine bulunmaktadır. Davacının iddiasını ispatlaması için, şirket merkezine hangi tarihte gittiğini, belgelerin hazır bulundurulmadığını somut delillerle ortaya koyması gerekirken, dosyada bu yönde herhangi bir delil sunulmamıştır. Bilirkişi heyeti tarafından da "dosya kapsamında söz konusu belgelerin dava konusu genel kurul toplantısından 15 gün önce şirket merkezinde pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulmadığına dair bir delile rastlanmamıştır" şeklinde tespit yapılmıştır. Genel kurul toplantı tutanağında, "yıllık faaliyet raporunun toplantı öncesinde ortaklara sunulmuş olduğu belirtilerek, zaman tasarrufu amacıyla faaliyet raporunun okunmuş sayılması hususu oylamaya sunulmuş ve oybirliğiyle kabul edilmiştir" ifadesine yer verilmiştir. Bu durum, raporun ortaklara önceden sunulduğuna dair ek bir gösterge niteliğindedir. Davacı vekilinin 24.07.2024 tarihli e-posta ile belgeleri talep ettiği ve 30.07.2024 tarihinde e-posta yoluyla gönderildiği iddiası, Türk Ticaret Kanunu'nun 437. maddesinin 1. fıkrasının ihlali anlamına gelmez. Zira bu hüküm, şirketin belgeleri merkez ve şubelerinde hazır bulundurma yükümlülüğünü düzenlemekte olup, belgelerin e-posta yoluyla gönderilmesi zorunluluğu içermemektedir. Pay sahibi, dilerse ek olarak e-posta yoluyla belge talep edebilir, ancak bu talebin geç karşılanması Türk Ticaret Kanunu'nun 437. maddesinin ihlali anlamına gelmez. Davacının iddiasını ispatlayamaması karşısında, 2 numaralı gündem maddesi ile alınan kararın iptalini gerektirecek bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenlerle, 2 numaralı gündem maddesi ile alınan kararın iptal talebinin REDDİNE karar verilmiştir. Davacı, dava dilekçesinde finansal tablolara ilişkin olarak; 2023 defterlerinin gerçeğe aykırı tanzim edildiğini, şirket, şirket ortakları ve şirket çalışanları hesapları üzerinden şirkete ait bedellerin transfer edildiğini ve şirket defterlerine işlenmediğini, şirkete ait bir takım taşınmazların gerçek bedelinden gösterilmeyerek şirketin zarara uğratıldığını ve elden alınan bedellerin şirkete aktarılmadığını genel ve soyut ifadelerle iddia etmiş, ancak bu iddiaları somutlaştırmamıştır. Dava dilekçesinde, hangi taşınmazların, hangi tarihte, ne kadar bedelle satıldığı, elden ne kadar ödeme alındığı, hangi hesaplar üzerinden ne kadar transfer yapıldığı, hangi tarihlerde hangi işlemlerin gerçekleştiği gibi hususlarda herhangi bir somut bilgi verilmemiştir. Buna karşılık, davacı vekili bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde, Sarıyer İlçesi Uskumru Köyü 1455 Ada 4, 5, 6, 7 parsellerde kayıtlı dört adet arsanın satışına ilişkin spesifik USD tutarları (127.500 USD, 348.615 USD, 296.600 USD, 348.600 USD), ...'nin (TCKN: ...) ... Şubesi'nde açtığı kiralık kasa, ...'ın hesap hareketleri gibi son derece somut ve detaylı iddialar ileri sürmüştür. Ayrıca, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin .... sayılı dosyalarının celbi talep edilerek, bu dosyalarda ..., ... ve ...'ün şirket hesapları üzerinden usulsüz ödemeler yaptığına dair deliller bulunduğu iddia edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 319. maddesi uyarınca, basit yargılama usulüne tabi davalarda iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava açılmasıyla; savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar. Somut uyuşmazlıkta, davacının dava dilekçesinde finansal tablolara ilişkin genel ve soyut nitelikte iddialarda bulunduğu, buna karşılık bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde spesifik arsa satışlarına ilişkin USD bazında rakamlar, kişi isimleri, banka şubesi gibi son derece somut ve detaylı yeni vakıalar ileri sürdüğü görülmektedir. Dava dilekçesinde "şirkete ait bir takım taşınmazlar gerçek bedelinden gösterilmeyerek" şeklindeki genel ifade ile bilirkişi itiraz dilekçesindeki "... Ada 4, 5, 6, 7 parsellerde kayıtlı arsalar, ...'nin ... Şubesi'nde açtığı kiralık kasa, 127.500 USD, 348.615 USD tutarında elden ödemeler" gibi somut ve detaylı iddiaların iddianın genişletilmesi niteliğinde olduğu, Davalı tarafça da buna açıkça muvafakat verilmemiş olduğu görülmüştür. İtiraz dilekçesinde ayrıca .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin .... sayılı dosyalarının celbi talep edilmiş, bu dosyalarda yer aldığı iddia edilen delillerin bu davada kullanılması istenmiştir. Ancak dava dilekçesinde bu dosyalara ilişkin herhangi bir atıf veya talep bulunmamaktadır. Bu durumda, itiraz dilekçesindeki somut ve detaylı iddiaların, dava dilekçesindeki genel iddiaların ıslahı niteliğinde olmayıp, tamamen yeni vakıalar olduğu sonucuna varılmıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 319. Ve 141. maddesi kapsamında bu yeni vakıaların dikkate alınması mümkün olmadığından, mahkememizce sadece dava dilekçesi kapsamı itibariyle karar verilmiştir. Bilirkişi heyeti, dosya kapsamı ve dava konusu olan hususlar kapsamında kök raporunu düzenlemiş olup, Davacının bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde iddianın genişletilmesi niteliğinde ileri sürülen hususlar doğrultusunda ek inceleme ve ek rapor aldırılmasına gerek görülmemiştir. Her ne kadar davacı vekili, bu bilgileri destekleyici delil olarak sunduğunu ifade etmişse de, dava dilekçesinde hiç yer almayan, tamamen yeni ve somut vakıalar içeren bu iddiaların bilirkişi itiraz aşamasında ileri sürülmesinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 319. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, mahkememizce sadece dava dilekçesinde yer alan vakıalar esas alınarak değerlendirme yapılacaktır. Genel kurul iptal davası, genel kurul kararının alınış şekli ve usulünün Türk Ticaret Kanunu, esas sözleşme ve dürüstlük kuralına uygunluğunu denetler. Bu dava türünde, finansal tabloların onaylanmasına ilişkin kararın iptal edilebilmesi için, tabloların hazırlanış usulünün veya onay sürecinin hukuka aykırı olması gerekir. Türk Ticaret Kanunu'nun 64 ve devamı maddelerinde finansal tabloların Türkiye Muhasebe Standartlarına göre şirketin malvarlığını, borç ve yükümlülüklerini, öz kaynaklarını ve faaliyet sonuçlarını tam, anlaşılabilir, karşılaştırılabilir, ihtiyaçlara ve işletmenin niteliğine uygun bir şekilde; şeffaf ve güvenilir olarak; gerçeği dürüst, aynen ve aslına sadık surette yansıtacak şekilde çıkarılması gerektiğini düzenlemektedir. Buna karşılık, şirket yöneticilerinin somut eylemlerinden kaynaklanan zararların tespiti, muvazaalı işlemlerin varlığı, taşınmazların gerçek değerinin belirlenmesi, elden ödemelerin tespiti gibi hususlar özel denetim veya yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin dava konularıdır. Bu tür iddiaların genel kurul iptal davası kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Yukarıda açıklanan iddianın genişletilmesi hususu yanında Bilirkişi heyeti, bu ayrımı isabetli olarak yapmış ve "Davacı'nın 'şirket, şirket ortakları ve şirket çalışanları hesapları üzerinden şirkete ait bedellerin transfer edildiği ve şirket defterlerine işlenmediği' yönündeki iddiasının ancak özel denetim veya sorumluluk davası kapsamında değerlendirilebileceği, söz konusu iddianın huzurdaki dava kapsamında şirket ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesiyle açıklığa kavuşturulabilmesinin mümkün olmadığı" sonucuna varmıştır. Aynı şekilde, "şirkete ait bazı taşınmazların gerçek bedelinden gösterilmeyerek şirketin zarara uğratıldığı ve elden alınan bedellerin şirkete aktarılmadığı yönündeki iddianın Heyetimizin uzmanlık alanı dışında olmasının yanı sıra bu iddianın iptal davası çerçevesinde ele alınacak bir iddia olmadığı" değerlendirmesi yapılmıştır. Bilirkişi heyeti, davalı şirketin 2023 yılına ait ticari defterlerini incelemiş ve defterlerinin usulüne uygun tutulduğunu tespit etmiştir. Yevmiye ve kebir defterlerinin elektronik ortamda yasal süreleri içerisinde Gelir İdaresi Başkanlığı sistemine yüklendiği ve beratlarının alındığı, envanter defterinin noter açılış tasdikinin yasal süresi içerisinde yaptırıldığı, ticari defter kayıtlarının birbirini doğruladığı belirlenmiştir. Davacının finansal tabloların gerçeğe aykırı tanzim edildiği iddiasına ilişkin olarak bilirkişi heyeti, somut tespitlerini şu şekilde açıklamıştır: "Davacı taraf finansal tabloların gerçeğe aykırı bir şekilde tanzim edilmiş olduğunu, şirkete ait kaynakların çalışanlara ait hesaplar üzerinden veya doğrudan şirketi kontrol altında tutan diğer yönetim kurulu üyelerine aktarılmış olup, bu işlemlerin ticari defterlere kaydedilmemiş olduğunu iddia etmiş, ancak işbu iddiasını açıklayacak hiçbir somut beyanda bulunmamıştır. Bu şekilde bir iddiada bulunabilmek için şirketin banka hesapları ile ticari defter kayıtları incelenmek suretiyle muhasebeleştirilmemiş bir kısım banka hesap hareketlerinin varlığının tespit edilmiş olması gerekir. Ticari defterlere kaydedilmediği iddia edilen işlemlere yönelik olarak davacı tarafça banka adı ve işlem tarihi ortaya konulamadığına göre iddianın somut bir tespite dayanmadığı açıktır." Bilirkişi heyeti, sondajlama usulüyle davalı şirketin banka kayıtlarını kısmen incelemiş ve davacı tarafın iddiasını doğrulayacak herhangi bir tespite varılamamıştır. Davalı şirketin bilançolarında 2022 yılı sonu itibarıyla ortaklara 209.094.236,21 TL borçlu olduğu, yapılan ödemeler neticesinde 2023 yılı sonu itibarıyla bu borcun 80.276.618,01 TL'ye düştüğü görülmüş olup, ortaklara aktarılmış olup ticari defter kayıtlarına işlenmemiş herhangi bir banka hareketi tespit edilememiştir. Taşınmaz satışlarına ilişkin olarak ise, ticari defter kayıtlarının incelenmesiyle 2023 yılında kayıtlı maliyetleri 46.388.250,39 TL olan 4 adet arsanın 262.935.790,69 TL karşılığında satıldığı tespit edilmiştir. Bilirkişi heyeti, taşınmazların gerçek değerinin tespiti için gayrimenkul değerleme uzmanlarınca inceleme yapılması gerektiğini, ancak bu hususun özel denetim veya sorumluluk davası kapsamında değerlendirilebileceğini, huzurdaki dava kapsamında şirket ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılacak mali incelemeyle bu iddianın açıklığa kavuşturulabilmesinin söz konusu olmadığını isabetli olarak belirtmiştir. Davacı, dava dilekçesinde finansal tabloların gerçeğe aykırı olduğunu iddia etmiş, ancak bu iddiasını destekleyecek hiçbir somut delil sunmamıştır. Hangi hesaplardan, ne zaman, kime, ne kadar transfer yapıldığı, hangi banka şubesi kullanıldığı, hangi tarihlerde işlemlerin gerçekleştiği gibi temel bilgiler dahi verilmemiştir. Bilirkişi heyetinin de isabetle belirttiği üzere, "davacı tarafça banka adı ve işlem tarihi ortaya konulamadığına göre iddianın somut bir tespite dayanmadığı açıktır." Genel ve soyut şüpheler, genel kurul kararının iptalini gerektirecek hukuka aykırılığın varlığını göstermez. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında; Davacının bilirkişi itiraz dilekçesinde ileri sürdüğü somut ve detaylı iddiaların dava dilekçesinde yer almadığı, bu iddiaların yeni vakıa niteliğinde olduğu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 319. maddesi kapsamında dikkate alınamayacağı, Dava dilekçesindeki genel ve soyut iddiaların somut delillerle desteklenmediği, Finansal tabloların onayına ilişkin genel kurul kararının, iptal davası kapsamında değerlendirilebilmesi için tabloların hazırlanış usulünün veya onay sürecinin hukuka aykırı olması gerektiği, yöneticilerin somut eylemlerinden kaynaklanan iddiaların ise sorumluluk davası konusu olduğu, Bilirkişi heyeti tarafından yapılan incelemede, ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğunun, davacının iddialarını destekleyecek herhangi bir bulguya rastlanmadığının tespit edildiği, Taşınmaz satışlarının defter kayıtlarına göre maliyet bedelinin 6 katına gerçekleştirildiğinin anlaşıldığı, Bu nedenlerle, 3 numaralı gündem maddesi ile alınan kararın iptalini gerektirecek bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenlerle, 3 numaralı gündem maddesi ile alınan kararın iptal talebinin REDDİNE karar verilmiştir. Davacı, dava dilekçesinde yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin kararların dürüstlük kuralına aykırı olduğunu iddia etmiştir. Bu gündem maddesi yönünden, Türk Ticaret Kanunu'nun 436. maddesinin 2. fıkrasının yorumu özel önem taşımaktadır. Türk Ticaret Kanunu'nun 436. maddesinin 2. fıkrası "Yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda, kendilerine ait paylardan doğan oy hakları kullanılamaz" hükmünü içermektedir. Bu hükmün yorumu bakımından doktrinde ve uygulamada iki farklı yaklaşım bulunmaktadır: Dar Yorum: Yönetim kurulu üyeleri sadece kendi ibralarında oy kullanamaz, diğer yönetim kurulu üyelerinin ibralarında oy kullanabilir. Geniş Yorum: Yönetim kurulu üyeleri sadece kendi ibralarında değil, diğer tüm yönetim kurulu üyelerinin ibralarında da oy kullanamaz. Türk Ticaret Kanunu'nun 436. maddesinin 1. ve 2. fıkraları arasında sistematik bir farklılık bulunmaktadır: Maddenin 1. fıkrası "Pay sahibi, kendi iş ve işlemleriyle ilgili olarak genel kurulda oy kullanamaz" düzenlemesini içermekte olup, burada "kendi" ifadesi açıkça kullanılmıştır. Bu fıkra, kişisel iş ve işlemlerde oydan yoksunluğu düzenlemektedir. Buna karşılık, maddenin 2. fıkrasında "Yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda" ifadesi kullanılmış olup, "kendisinin ibra edilmesine" denilmemiştir. "Yönetim kurulu üyelerinin" ifadesi çoğul ve genel bir ifade olup, tüm yönetim kurulu üyelerini kapsamaktadır. Kanun koyucu, aynı maddenin birinci fıkrasında "kendi" ifadesini açıkça kullanırken, ikinci fıkrada bu ifadeyi kullanmamış, genel ve çoğul bir ifade tercih etmiştir. Bu tercih bilinçli bir kanun koyma tekniğinin sonucudur. Türk Ticaret Kanunu'nun 436. maddesinin 2. fıkrasının amacı, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda çıkar çatışmasını önlemek ve objektif bir değerlendirme yapılabilmesini sağlamaktır. İbra kararları, yönetim kurulu üyelerinin bir yıllık faaliyetlerinin onaylanması ve bu faaliyetler nedeniyle sorumluluk davası açılmamasını sağlayan yenilik doğurucu kararlardır. Yönetim kurulu üyeleri arasında, birbirlerinin ibralarında karşılıklı menfaat dayanışması riski bulunmaktadır. Bir yönetim kurulu üyesi, diğer üyelerin kendisini ibra etmesi beklentisiyle, o üyelerin ibrasında olumlu oy kullanma eğiliminde olabilir. Dar yorumun kabulü halinde, yönetim kurulu üyelerinin birbirlerini karşılıklı olarak ibra etmeleri mümkün hale gelir ki, bu durum hükmün koruma amacı ile bağdaşmaz. Geniş yorumun kabulü, yönetim kurulu üyelerinin ibra kararlarının diğer pay sahipleri tarafından objektif olarak değerlendirilmesini sağlar. Türk hukuk doktrininde konuya ilişkin ağırlıklı görüş, geniş yorum yönündedir: Bilirkişi heyetinde yer alan ticaret hukuku profesörü, konuya ilişkin kapsamlı hukuki değerlendirme yapmış ve şu sonuca varmıştır: "Öncelikle belirtmek gerekir ki yönetimde yer almış kişilerin sadece kendilerinin ibralarında değil, diğer yönetim kurulu üyelerinin ibralarında da oy kullanamayacakları kabul edilmektedir." "Esasen dava konusu genel kurulda yapılan ibra oylamalarında oy kullanan ..., ... ..., ... aynı zamanda yönetim kurulu üyesi sıfatını haiz oldukları için sadece kendilerinin ibralarında değil, diğer yönetim kurulu üyelerinin ibralarında da oydan yoksundurlar. Şu halde dava konusu genel kurulda ibraya ilişkin olumlu ya da olumsuz bir karar alınması söz konusu olmayıp (4) nolu kararın yok hükmünde olduğu kanaatine varılmıştır." Dava konusu genel kurul toplantısında, davalı şirketin tüm ortaklarının aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olduğu anlaşılmaktadır: - ...: Yönetim Kurulu Başkanı ve pay sahibi - ... ...: Yönetim Kurulu Üyesi ve pay sahibi - ...: Yönetim Kurulu Üyesi ve pay sahibi - ... (Davacı): Yönetim Kurulu Üyesi ve pay sahibi Genel kurul toplantı tutanağında, her bir yönetim kurulu üyesinin ibrasına ilişkin ayrı ayrı oylamalar yapıldığı ve bu oylamalarda tüm yönetim kurulu üyelerinin oy kullandığı görülmektedir. Türk Ticaret Kanunu'nun 436. maddesinin 2. fıkrasının geniş yorumu gereğince, yönetim kurulu üyesi olan tüm pay sahiplerinin ibra oylamalarında oydan yoksun olduğu kabul edildiğinde, ibra kararları için kullanılabilecek geçerli oy bulunmamaktadır. Bu durumda, ibra edilmelerine ilişkin olumlu veya olumsuz yönde geçerli bir karar alınması mümkün değildir. Bu nedenle, 4 numaralı gündem maddesi ile yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin alındığı iddia edilen kararların hukuken var olmadığı, yok hükmünde olduğu, Sonucuna varılmıştır. Bu nedenlerle, 4 numaralı gündem maddesi ile alınan ibra kararlarının YOK HÜKMÜNDEDİR TESPİTİNE karar verilmiştir. Davacı, enflasyon düzeltmesi nedeniyle sermayeye ilave edilecek tutara ilişkin YMM raporunun inceleme imkanı verilmediğini, 116.916.293,88 TL'lik artırımın dayanaklarının kontrol edilemediğini iddia ederek, 7 numaralı gündem maddesi ile alınan kararın iptalini talep etmektedir. Vergi Usul Kanunu'nun geçici 33. maddesi uyarınca, 31.12.2023 tarihli bilançolar enflasyon düzeltmesine tabi tutulmuştur. Kanun'un mükerrer 298/A-5 maddesi ile enflasyon düzeltmesi sonucu oluşan sermaye düzeltmesi olumlu farklarının düzeltme nedeniyle oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsubuna veya sermayeye ilave edilmesine izin verilmiştir. Türk Ticaret Kanunu'nun 456. maddesinin 1. fıkrası "İç kaynaklardan yapılan artırım hariç, payların nakdî bedelleri tamamen ödenmediği sürece sermaye artırılamaz" hükmünü içermektedir. Bilirkişi heyeti tarafından yapılan inceleme sonucunda, davalı şirketin önceki sermayesinin tamamen ödendiği tespit edilmiştir. Bilirkişi heyeti, enflasyon düzeltmesi işleminin niteliğini şu şekilde açıklamıştır: "Enflasyon düzeltmesi işlemleri nedeniyle bilançolarda oluşan sermaye düzeltmesi olumlu farkları esasen sermayenin cüzü niteliğinde bir hesap kalemidir. Ancak, sermaye değişiklikleri tescile tabi olduğundan, sermayeye ilave edilmediği sürece sermaye düzeltmesi olumlu farkları bilançolarda sermaye hesabının dışında ayrı bir hesap kalemi altında gösterilmektedir. Bu itibarla, sermaye düzeltmesi olumlu farkları ile yapılan sermaye artırımı işlemi esasen tescil prosedürünün yerine getirilmesinden başka bir anlam ifade etmemektedir." Davalı şirketin enflasyon düzeltmesi uygulanmış 2023 yılı bilançosunda, enflasyon düzeltme işlemleri sonucunda 152.339.707,68 TL sermaye düzeltmesi olumlu farkı ve 35.423.413,80 TL enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan geçmiş yıllar zararı ortaya çıkmış olup, mevzuat gereği zararın mahsubuyla kalan net tutarın (116.916.293,88 TL) sermayeye ilave edilmesi gerekmektedir. Enflasyon düzeltmesi sonucunda sermaye hesabında oluşan enflasyon düzeltmesi olumlu farklarının sermayeye ilavesinin, geçmiş yıl karları, özel fonlar gibi öz kaynakların sermayeye ilavesinden bir farkı bulunmamaktadır. Bu şekilde yapılan sermaye artırımı iç kaynaklardan yapıldığından, hissedarlara herhangi bir mali külfet getirmemekte, hisse oranlarında herhangi bir değişiklik yaratmamaktadır. Bilirkişi heyeti, "davalı şirketin bilançosunda enflasyon düzeltmesi nedeniyle oluşan geçmiş yıl zararlarının mahsubundan sonra kalan sermaye düzeltmesi olumlu farklarının sermayeye eklenmesi suretiyle yapılan sermaye artırımının iptal edilmesinde davacı tarafın herhangi bir menfaatinin bulunmadığı" sonucuna varmıştır. Türk Ticaret Kanunu'nun 437. maddesi, genel kurul toplantısından en az onbeş gün önce pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulması gereken belgeleri saymaktadır. Bu maddede, finansal tablolar, konsolide finansal tablolar, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporları ve yönetim kurulunun kâr dağıtım önerisi sayılmış olup, sermaye artırımına ilişkin tespit raporları bu madde kapsamında değildir. Bilirkişi heyeti, "TTK 437. maddesi genel kurul toplantısı öncesinde ortakların incelemesine hazır bulundurulması gereken belgeler arasında sermaye artımına ilişkin tespit raporlarına yer vermemiş olduğu gibi, davacı vekilince 24.07.2024 tarihli mail ile davalı şirketten sadece faaliyet raporu, finansal tablolar ve kar dağıtım önerisi talep edilmiş, sermayeye ilave edilecek enflasyon düzeltmesi olumlu farklarına ilişkin tespit raporu talep edilmemiştir" tespitinde bulunmuştur. Genel kurul toplantı tutanağında, 13.06.2024 tarihli Sermayeye İlave Edilecek Enflasyon Düzeltmesi Olumlu Farklarının Tespit Raporu ile Sermayenin Ödendiğine Dair Tespit raporunun okunduktan sonra sermaye tadil tasarısının oyçokluğuyla kabul edildiği görülmektedir. Davacı vekili, bu gündem maddesine muhalefet şerhi düştüğünü beyan etmiş, ancak herhangi bir gerekçe ileri sürmemiştir. Genel kurul toplantısı sırasında, enflasyon düzeltmesi olumlu farklarıyla ilgili hiçbir soru sormadığı gibi, daha detaylı inceleme yapabilmek amacıyla finansal tabloların görüşülmesini erteletme yoluna da gitmemiştir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında; Enflasyon düzeltmesi uygulamasının Vergi Usul Kanunu'nun geçici 33. maddesi gereği zorunlu olduğu, Sermaye düzeltmesi olumlu farklarının sermayeye eklenmesinin teknik bir tescil işlemi niteliğinde olduğu, İç kaynaklardan yapılan bu artırımın pay sahiplerine mali külfet getirmediği ve hisse oranlarında değişiklik yaratmadığı, Sermaye artırımına ilişkin tespit raporlarının Türk Ticaret Kanunu'nun 437. maddesi kapsamında incelemeye hazır bulundurulması gereken belgeler arasında sayılmadığı, Davacının genel kurul toplantısında bu konuda herhangi bir soru sormadığı ve inceleme için ek süre talebinde bulunmadığı, Enflasyon düzeltmesi nedeniyle şirket bilançosunda ortaya çıkan sermaye düzeltmesi olumlu farklarının gerçeği yansıtmadığına dair davacı tarafından somut bir gerekçe ortaya konulmadığı, Bu nedenlerle, 7 numaralı gündem maddesi ile alınan kararın iptalini gerektirecek bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenlerle, 7 numaralı gündem maddesi ile alınan kararın iptal talebinin REDDİNE karar verilmiştir. Sonuçta yukarıda açıklanan gerekçelerle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere; 1- Davanın KISMEN KABULÜNE KISMEN REDDİNE, a-01.08.2024 tarihli 2023 yılı olağan genel kurul toplantısında 4. gündem maddesi ile alınan ibra kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine, b-Diğer taleplerin REDDİNE, 2-Hüküm tarihi itibari ile alınması gerekli 615,40-TL harçtan peşin alınan 427,60-TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80-TL ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından yatırılan 427,60-TL peşin harç ve 427,60-TL başvuru harcının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 4-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 5-Davalı, kendisini vekille temsil ettirmiş olmakla, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 30.000,00-TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan 35.356,00-TL yargılama giderinin red ve kabul durumuna göre takdiren oranlayarak 17.678,00-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine; arda kalan bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı. 23/10/2025 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır