İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/257 E. 2025/266 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/257
- Karar No
- 2025/266
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/257 Esas KARAR NO : 2025/266 DAVA : Menfi Tespit (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 12/09/2024 KARAR TARİHİ : 14/04/2025 Mahkememizde görülmekte olan 2024/562 Esas sayılı dosyasında 10.04.2025 tarihli duruşma ara kararı ile tefrik edilen ... 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı ( Menfi Tespit -Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davası mahkememizin yukarıda belirtilen sırasına kaydedildi, dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin uzun yıllardır tekstil sektöründe faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, davacının ise bu sektörde fason dikim işleri yaptığını ve müvekkili şirketin fason dikim işlerini yapan fason dikim şirketlerinden bir tanesi olduğunu, müvekkili şirketin davalı ile yaklaşık 9 ay önce müvekkili şirkete ait tekstil ürünlerinin fason dikim işlerinin yerine getirilmesi için anlaştığını, bu anlaşma doğrultusunda taraflar arasında bir süredir süregelen ticari ilişki oluştuğunu, bu ticari ilişki süresince müvekkili şirketin ihracını yaptığı muhtelif beden ve renklerdeki tekstil ürünleri önce örme işini yapan diğer fason şirketlerinde ön arka kol ve gövde olarak ayrı ayrı örüldüğünü, akabinde bir araya getirilip dikimlerinin tamamlanması için dikim fasoncusu olan Davalı ...Şti.'ne teslim edildiğini, taraflar bu fason işçiliği için piyasa şartlarına uygun anlaştığını ve davalıya yapılan tüm ödemelerin de piyasa şartları ile uyumlu olan ve anlaşılan bu fason dikim ücretleri ile yapıldığını, davalının ise parça başı dikim ücretlerinden kaynaklı olarak cari hesapta 2.187.050,00 TL alacaklı olduğundan bahisle elinde bulunan müvekkili şirkete ait 7.400 adetten ibaret son parti tekstil ürünü üzerinde hapis hakkı olduğu iddiası ile bunu kullandığını ve akabinde ... 25. İcra Müdürlüğü ...Esas sayılı dosyada taşınır rehninin paraya çevrilmesi yolu ile müvekkili şirket aleyhine icra takibine geçtiğini, davalının alacaklı cari hesaptan kaynaklı bakiye alacağı olduğundan bahisle müvekkili şirket tarafından fason dikim işlemlerinin yapılması için kendisine teslim edilen mülkiyeti müvekkiline ait 7.400 adet tekstil ürünü üzerinde hapis hakkını kullandığını, bu hapis hakkı ... 25. İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosya kapsamında uygulandığını, icra dosyasına sunulan 12.07.2024 ve 30.07.2024 tarihli dilekçelerle hapis hakkına, rehine, rehin hakkına, takibe, ödeme emrine, takipteki borçlu sıfatına, borca, borcun konusuna, borcun konusunun/takibin dayandığı belgelere, faize, faizin cinsine, faiz oranına ve borcun tüm ferilerine açıkça itiraz edildiğini ve İcra Müdürlüğü tarafından itirazın kabul edilerek takibin durdurulmasına karar verildiğini, akabinde taraflarından dava şartı arabuluculuk yoluna başvurulduğunu, müvekkili şirketin davalıya borcu bulunmadığı için takipten vazgeçilmesi ve üzerinde hapis hakkı uygulanan tekstil ürünlerinin taraflarına iadesinin talep edildiğini, bu talebin davalı tarafça kabul görmediğini ve arabuluculuk süreci anlaşamama olarak sona erdiğini, aralarındaki ticari ilişki kapsamında fason dikim işleri için müvekkili şirket tarafından bugüne kadar davalıya kaç adet tekstil ürünü verildiği, bunların niteliği, bunlardan kaç tanesinin bitirilip müvekkili şirkete teslim edildiği, taraflar arasındaki uyuşmazlık esasen fason dikim işi için davalıya teslim edilen tekstil ürünlerine parça başı kaç TL fason dikim ücreti uygulanacağından kaynaklandığını, davalının kendisi ile yapılan anlaşmaya aykırı olarak fason dikime konu polo yaka tekstil ürünleri için parça başı 150,00 TL, bisiklet yaka tekstil ürünleri için 100,00 TL dikim ücreti üzerinden hesaplama yaparak talepte bulunmakta iken taraflarınca anlaşmaya uygun olarak hem piyasa rayici hem de daha Davalıya önceki işler için ödenen ücretlerle uyumlu olacak şekilde polo yaka tekstil ürünleri için parça başı 45,00 TL, bisiklet yaka tekstil ürünleri için 32,00 TL dikim ücreti üzerinden hesaplama yapılarak ödemeler gerçekleştirildiğini, açıklanan nedenlerle ihtiyati tedbir talebinin kabulü ile ... 25. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas Sayılı dosyası kapsamında takibe konu 7.400 adet triko niteliğindeki tekstil ürünü üzerindeki hacizler kaldırılarak; bu tekstil ürünlerinin öncelikle teminatsız olarak müvekkili şirkete teslim edilmesine, aksi kanaatte olunması halinde icra dosyasında yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu icra dosyasına sunulan kıymet takdir raporunda belirlenen 1.480.000,00 TL bedel üzerinden teminat belirlenmek suretiyle 7.400 adet triko niteliğindeki tekstil ürününün müvekkili şirkete teslim edilmesine, yine aksi kanaatte olunması halinde icra dosyası kapak hesabı üzerinden teminat belirlenmek suretiyle 7.400 adet triko niteliğindeki tekstil ürününün müvekkili şirkete teslim edilmesine ilişkin öncelikle ve tensiben ihtiyati tedbir kararı verilmesine, davanın kabulü neticesi müvekkili şirketin ... 25. İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyası kapsamında davalıya borçlu bulunmadığının tespitine, işbu icra takibine konu edilen 7.400 adet tekstil ürününün müvekkili şirkete iadesine, yargılama esnasında icra dosya borcunun tahsil edilmesi halinde davaya aynı zamanda istirdat davası olarak devam edilmesine, ... 25. İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosya ile haksız ve kötü niyetli olarak müvekkili şirket aleyhine icra takibine girişen davalı aleyhine takip konusu alacağın % 20'sinden az olmamak koşulu ile kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve karşı vekalet ücretinin Davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; davacının bir takım şaibeli belgeler ile borçlu olmadığını idda ettiğini, öncelikle 01/01/2024 tarihinde davacı ile davalı arasında 6102 Sayılı TTK hükümleri çerçevesinde hizmet ilişkisine dayanan triko kazakların dikim işçiliğine yönelik anlaşma yapıldığı, bu anlaşmanın içeriğinin 15.485 adet polo yaka ve 9,138 adet bisiklet yaka 16 gg ince erkek slim fit kazakların dikim işçiliğine yönelik olduğunu, bu sözleşmenin ... tarihinde .... 33.... Noterliği'nin ... yövmiye sayılı ihtarnamesi ile davacı tarafından haksız sebeplerle tek taraflı olarak fesih edildiğinin davacının kabulünde olduğunu, bu nedenle 6102 Sayılı TTK'nun 1530. maddesinin 7.fıkrasının "alacaklıya yapılan geç ödemelere ilişkin temerrüt faiz oranının sözleşmede öngörülmediği veya ilgili hükümlerin geçersiz olduğu hallerde uygulanacak faiz oranının ticari işlere uygulanacak gecikme faizi oranından en az yüzde sekiz fazla olması gerektiği" hükmünde olduğunu, bunun da hiçbir ihtara gerek kalmaksızın davacının temerrüde düştüğünü gösterdiğini, borca faize ve hesaplamasına ilişkin itirazlarını çürüttüğünü, Borçlar Kanunu hükümlerine göre akit serbestisinin genel kaide olmakla birlikte somut olaydaki gibi pazarlık güçleri aynı olmayan firmalar arasında yapılan akitlerin sözleşme özgürlüğü kapsamında mütalaa edilemeyeceğinin belirtildiğini, bu nedenle işletmeleri ile sözleşme zaten yokken dosyaya göstermelik sunulmuş olanlarında davacıya muhtaç ve esir olan tedarikçilerce verilmiş olmasının kanun hükmüne göre gerçeği yansıtmayan geçersiz belgeler ve sözleşme olması nedeni ile menfi tespit talepli davasının ve delillerinin reddini talep ettiklerini, ...'in davacı adına ödeme alma yetkisi bulunmadığını, davacının dosyaya sunduğu ödeme yaptıklarına dair bir takım belgelerin kanun ve yasa hükümlerine uygun ödemeyi ıspatlayan ödeme aracı sayılan mahiyette belgeler olmadığını, söz konusu belgeler üzerinde karalamalar ve düzeltmeler olduğunu, sözü geçen belgelerin bazılarında ...'in imzasının dahi olmadığını, dosyaya sunulan belgeler üzerine, taraflarınca savcılık şikayetleri yapıldığını, icra takibi başlatılınca belgeler üzerine davalının adı yazılarak ödeme yapıldığı görüntüsü verilmeye çalışılarak İİK, TCK ve HMK nezdinde açılacak davalardan kurtulmaya çalıştıklarını, bu nedenle belgelerin kriminal incelemeye tabi tutulmasını talep ettiklerini, ayrıca TCK kapsamına giren şekliyle şikayet haklarını kullanacaklarını, davalının davacıya yapılan fason işlerin işçilik ödemelerini yapma mecburiyetinde olduğundan ödemeleri alamadığı için zor bir süreç geçirdiğini ve hatta ölümle tehditlere hakaretlere maruz kaldığını, davacının daha dikimi tamamlanmamış 7.400 adet haps edilen malları kaçırmaya çalıştığının video kaydı ile sabit olduğunu, işlemi tamamlanmayan işlere ödeme yapıldığı iddiasının asılsız ve yalan olduğunu, davacının ...'e hangi amaçla verdiği belli olmayan ödeme yaptığı yönündeki iddialarını bu nedenle taraflarınca kabul edilmediğini, tüm bu nedenlerden dolayı; haksız ve yersiz davanın usul ve esastan reddini, ücreti vekalet ile dava masraflarının davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizin 2024/562 Esas sayılı dosyasında ... 25. İcra Müdürlüğü... Esas sayılı dosyasına vaki itirazın iptali davasının 12.09.2024 tarihinde ikame edildiği ve davanın derdest olduğu anlaşılmaktadır. Dava, icra takibine itirazın iptali davasının ikame edildiği tarihten sonra 02.10.2024 tarihinde ... 25. İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyasına konu borç nedeni ile menfi tespit istemine ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 72 nci maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde; “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.” hükmünü içermektedir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki yararın bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. Dayanılan hukuki ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi, icra takibinden sonra da ileri sürülebilir. Bu bağlamda borçlunun, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunabilir. Bu tür bir yararının bulunması hâlinde borçlu, borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir. Bunun dışında, icra takibi taraflar arasındaki maddi ilişkiyi tespit edecek nitelikte olmadığından, alacaklının takibe girişmesinden sonra, hatta takip kesinleştikten sonra da borçlunun, borçlu olmadığının tespitini mahkemeden istemesi mümkündür. Dolayısıyla borçlunun icra takibinden önce veya sonra menfi tespit davası açabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde hukuki yararının bulunması şarttır. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması anlamına gelir. Davacının dava tarihi itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. Hukuki yarar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114/1-h maddesi gereğince dava şartlarından olup davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Emel Hanağası: Davada Menfaat, Ankara 2009, s. 19-21). Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 üncü maddesinin gerekçesinde de "...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir..." yönünde açıklamalara yer verilmiştir. Bir davada menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır (Hakan Pekcanıtez; Medeni Usul Hukuku, C.II, İstanbul 2017, s. 946-949). Menfi tespit davasının da bir türü olduğu tespit davaları, bir hakkın yahut hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup konusunu hak ve hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin yahut hakkın varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hakkın yahut hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hakkın yahut hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının hukuki yararının bulunması gerekir. Eda davalarında, hak ihlal edilmedikçe hakkın hukuken himayesini istemek mümkün değildir. Ancak bu durum tespit davaları için yumuşatılmış, davacının hukuki durumunu belirginleştirmekteki menfaatiyle özdeşleştirilmiştir. Kişi, içinde bulunduğu hukuki durumdan kaygı, güvensizlik ve endişe duyduğunda tespit davası açabilmelidir. Tespit davasının işlevi karmaşık uyuşmazlıkların ortaya çıkmasını engellemek, hakların yararlanılmasında istikrarı sağlamak olarak ifade edilebilir. Bununla birlikte tespit davalarının kötüye kullanılmasının engellenmesi ve bu davaların kabule şayan olabilmesi için iddia edilen tehlikenin ciddi ve davacının hukuki durumuna zarar verecek nitelikte güncel olması da gereklidir. Tespit davası bakımından hukuki yararın bulunup bulunmadığı değerlendirilirken üç koşulun birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır. Bunlardan ilki; davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel (hâlihazır) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalıdır. Söz konusu tehdidin genellikle davalıya ait beyanların yahut davranışların sonucu olduğu kabul edilmektedir. Aynı zamanda davacıya yönelen tehdidin barındırdığı tehlike güncel bir nitelik taşımalıdır. İkinci koşul; bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalıdır. Daha önce de ifade edildiği gibi tespit davasına hukuki ilişkilerde yaşanan kaygı, güvensizlik ve endişe durumlarında başvurulmalıdır. Belirtmek gerekir ki, davacının hukuki durumuna ilişkin her türlü tehdit değil ancak zarara yol açacağına kanaat getirilen bir tehdit sebebiyle tespit davası açılabilir. Üçüncü koşul ise yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen (icraya konulamayan) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Tespit davası neticesinde verilen hükümler, kesin hüküm niteliği taşımakla birlikte davacıya icra yetkisi vermez. Bu sebeple davacının hukuki belirsizliğini ortadan kaldırmak için tespit hükmünün en uygun ve en elverişli olduğu durumlarda, davacının tespit davası açmakta hukuki yararının bulunduğu sonucuna varılabilir. Buna göre tespit hükmü davacının içinde bulunduğu hukuki belirsizliği gidermek için bir fayda sağlamadığında ve istenen hukuki koruma için diğer dava türlerinden birinin açılması gerekli olduğunda hukuki yarar şartının yerine getirildiği söylenemez. Belirtilen bu koşullar, tespit davasının özel bir türü olan menfi tespit davası için de geçerlidir. Buna göre bir kimsenin, gerçekte var olmayan bir borç nedeniyle hâlihazırda icra tehdidi altında olması veya icra takibine maruz kalması, hukuki durumunun bu sebeple zararına yol açacak düzeyde belirsizlik içinde olması hâlinin, böyle bir borcunun bulunmadığına dair bir hüküm ile ortadan kaldırılabileceği durumlarda menfi davası açmakta hukuki yararın mevcut olduğu kabul edilebilir. Başka bir anlatımla gerçekte var olmayan bir alacak nedeniyle güncel anlamda zarara neden olacak düzeyde bir belirsiz hukuki durum içerisinde bulunulmayan hâllerde menfi tespit davası açmakta hukuki yararın varlığından söz edilmez. Menfi tespit davasında hukuki yarara dair çerçeve içerisinde; menfi tespit davasının konusu olan borç/alacak hakkında başlatılan icra takibine vaki itiraz üzerine ikame edilen itirazın iptali davasının mevcut olduğu durumlarda, her iki davadaki maddi vakıaya ilişkin tespitlerin birbirlerine etkilerinin kapsamının belirlenmesi zorunludur. Ayrıca somut uyuşmazlığın niteliği gereğince aynı borç/alacak için ikame edilen ve sıfatları farklı olmakla birlikte tarafları aynı olan itirazın iptali davası ile menfi tespit davasının birbirlerine etkilerinin kapsamının belirlenmesi, her iki dava arasındaki hukuki ilişkinin ortaya konulması önem arz etmektedir. İtirazın iptali davası ile menfi tespit davası arasında derdestlik anlamında bir ilişki bulunmamaktadır. Ancak menfi tespit davası ile itirazın iptali davasında aynı vakıa tartışılacağı için farklı sonuçlar çıkmaması amacıyla iki davanın birleştirilmesi, davaların birleştirilmesi mümkün olmazsa duruma göre davalardan birinin bekletici mesele yapılması gerekir. Zira aynı borç/alacak talebine ilişkin olarak itirazın iptali davasının yargılamasında alacağın/borcun varlığına yahut alacağın/borcun talep edilebilirliğine dair gerçekleştirilecek tespitler, menfi tespit davasında da nazara alınması, aynı vakıa hakkında çelişkili hüküm verilme tehlikesinin önlenmesi bağlamında elzemdir. Bu bakımdan bir borcun/alacağın dava veya icra takibi vasıtası ile dâhi talep edilebilir nitelikte olmadığını tespit eden kesinleşmiş mahkeme kararının mevcudiyeti, aynı alacak/borç ile ilgili olarak ileri sürülebilecek menfi tespit talebi bakımından hukuki yararı ortadan kaldırır. Zira hakkın varlığına dair tartışmadan bağımsız olarak borcun/alacağın dava veya icra takibi ile talep edilebilme olanağının bulunmaması durumunda aynı borcun/alacağın yükümlüsü yönünden icra yahut dava tehdidi altında zarar tehlikesi söz konusu değildir. Bu kapsamda bir belirsizlik, kesinleşmiş mahkeme kararıyla nihayete erdirildiğinden güncel anlamda aynı borca/alacağa ilişkin menfi tespit hükmü elde etme ihtiyacı ortadan kalkar. Buradan hareketle açılan menfi tespit davasının konusu olan bir borca/alacağa ilişkin olarak sonradan yapılan icra takibine itirazın iptali davası sonunda verilen hüküm ile her iki dava konusu borcun/alacağın dava veya icra takibi ile talep edilebilirliğinin mevcut olmadığının tespit edilmesi, aynı borca/alacağa ilişkin icra takibi öncesi açılmış olan menfi tespit davasındaki hukuki yararı ortadan kaldırır. Açıklanan ilkeler çerçevesinde İİK.nun 72/1 maddesinde borçlunun icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabileceği düzenlenmiş olup, ilamsız icra takibine itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamak amacıyla itirazın iptali davası açılmış ise böyle bir dava açıldıktan sonra, aynı borç ile ilgili menfi tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı kabul edildiğinden (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 08/07/2008 tarih ... Esas-... Karar sayılı emsal ilamı) davacının itirazın iptali davasına konu icra takibi nedeni ile borçlu olmadığının tespitini talep etmekte hukuki yararı bulunmadığı anlaşılmakla HMK 114/1-h ve HMK 115/2 maddeleri gereği davanın hukuki yarar yokluğundan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-HMK 114/1-h ve HMK 115/2 maddeleri uyarınca DAVANIN USULDEN REDDİNE, 2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesine göre tahsili gereken harç 615,40 TL olduğundan peşin alınan 38.921,09 TL harçtan tahsili gereken 615,40 TL maktu harcın mahsubu ile bakiye 38.305,69 TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına, 4-Arabuluculuk faaliyeti nedeniyle Adalet Bakanlığı bütçesinden sarf edilen 3.200,00 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap ve takdir edilen 30.000 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 6-Gider avansının kalan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dair, tarafların yokluğunda dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.14/04/2025 BAŞKAN ÜYE ÜYE KATİP