İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/84 E. 2025/226 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/84
- Karar No
- 2025/226
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/84 Esas KARAR NO : 2025/226 DAVA : Tazminat (Rücuen Tazminat) DAVA TARİHİ : 01/06/2021 KARAR TARİHİ : 25/03/2025 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Rücuen Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA/ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalıların davacı ile birlikte imzaladıkları “Sermaye Artırımı Yolu ile Pay Devri Sözleşmesi”, “Hissedarlar Sözleşmesi” ve “ İş Sözleşmesi” hükümlerine aykırı davranmak suretiyle haksız ve usulsüz davranışlar, fiil ve eylemlerde bulunduklarını ve müvekkilinin maddi ve manevi yönden zarara uğramasına sebebiyet verdiklerini ve 89.458.88 TL. maddi zararlarının, 31/03/2015 tarihinden itibaren ticari reeskont faizi ve 10.000. TL manevi tazminatın faizi ve yargılama giderleri ile vekalet ücretiyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA/ Davalı ... A.Ş tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; ·... Ticaret Odası Tahkim Kurulu Başkanlığı ...sayılı dosyası, ·... 13. Asliye Hukuk Mahkemesi ...Esas ,... 15. iş mahkemesi ...E. sayılı davalarında ve tamamen aynı dava dilekçesi ile açılmış bulunan, ... 22. Asliye Hukuk ... E. Sayılı dava ile, iş bu davada bahsettiği/talep ettiği alacakları aynı iddialarla ve mükerreren talep ettiğini ve bu davaların tamamının da, kesin hüküm ile sonuçlandığını, davacı tarafın açmış bulunduğu ... 22 Asliye Hukuk Mahkemesi ...E., 2018/187 sayılı kararında "…. ayrıca, tahakkuk ettirilen verginin de limited şirket hisse devri sözleşmesi gereğince, davacı tarafça ödenmesi gerektiği anlaşılmakla maddi tazminat davasının reddine, yine davacı tarafın şirkete ilişkin hisse devirlerinin rıza ile yapılmış olması ve sözleşme gereğince 3 yıl süre ile aynı sektörde iş yapamamasından kaynaklı sıkıntıların manevi tazminat konusu yapılamayacağı, şirketin işlerinin iyi gitmemesinin dükkanların kapanmasının davalı ortaklar içinde manevi yönden sıkıntı yaratacağının kuşkusuz olduğu, davacının buna dayanarak manevi tazminat talep etmesinin bu sebeple mümkün olmadığı, ayrıca süreçte işsiz kalmasından da davalıların sorumlu tutulamayacağı ve dosya kapsamı itibariyle TMK 58. Madde uyarınca başkaca maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin davasının reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir” denilerek davanın reddedildiğini, Bu kararın da, İstanbul Bölge Adliyesi ... E., ...K. sayılı kararının temyiz edilmemesi ile kesinleştiğini, avacı tarafça açılan ... Ticaret Odası Tahkim Kurulu Başkanlığı... sayılı dosyasındaki dava neticesinde de, davacının, işbu davada talep ettiği tüm maddi ve manevi tazminat talepleri de reddedildiğini ve bu kararın da kesinleştiğini bu nedenle aynı konuda kesin hükümler olması nedeni ile usulden; İddiaları kabul anlamına gelmemek kaydı ile, "19.12.2010 tarihli Sermaye artırım yolu ile pay devri sözleşmesi"nde yer alan ortaklığın A.Ş.ne dönüştürülmesine dair maddeden ve/veya başkaca sebeplerden kaynaklanabilecek tüm hak ve alacaklar ile ve diğer taleplerine ilişkin tüm hak ve alacakları zamanaşımına uğradığını, davacının kendi isteği ve hatta Mahkeme zoru ile hisselerini müvekkillerine ve diğer davalılara devrettiğini ve buna ilişkin tüm hak ve alacaklarını da, her tür faiz ve ferileri ile birlikte tahsil ettiğini, bunu da dilekçesinde açıkça beyan ve kabul etmiş olduğunu, işbu davanın asıl konusunun ise, bu hisse devri nedeni ile, devirden kaynaklı vergi yükümlülüğüne ilişkin olduğunu, ortaklık sözleşmesinde, nevi değişikliğine gidilmesinin bir zorunluluk değil, ilerde olabilecek bir organizasyona yönelik projeksiyon olduğunu, sadece davacı taraf vergi ödemesin diye böyle bir zorunluluğun mevcut olmadığını, hisse devri nedeni ile oluşabilecek bir vergi konusunun da, herkesin yasal zorunluluğu olduğunu, davacı tarafın uğradığı bir zarar ve bundan dolayı da, vergi dairesine yaptığı bir ödeme mevcut olmadığı için, işbu davayı açmakta hukuki bir yararı da bulunmadığını, müvekkillerinin "husumet" sıfatı bulunmayıp, işbu davanın ... Şirketine açılması gerektiğini, davacının ... Ltd. Şti.nin kurucu ortağı olduğunu, şirketin maddi imkanları kısıtlı durumda olan küçük bir şirket olduğunu, daha sonra ... Ve... ile şirketin eski borçlarının ve hem de davacıya ait borçların ödendiğini, davacıya şirket üzerinden avans vs. çeşitli isimler adında ödemeler yapıldığını, buna rağmen davacının taahhütlerini yerine getirmediğini, tam tersine müvekkillerinin maddi zarara uğradığını, davacının, limited şirketin derhal anonim şirkete dönüştürülmesinin ... Ltd. Şti.nin iç işleyişine ilişkin muhasebesel işlem olduğunu ve davacıyı herhangi bir zarara sokmadığını, davacının 05/03/2014 tarihli ortaklar kurulu kararında da açıkça görüleceği üzere, hiçbir ihtirazi kayıt ileri sürülmeden limited şirket hisselerini kendi rızası ile devrettiğini, şirketin limited şirketten anonim şirketine geçişi konusunda, taraflar arasında imzalı sözleşmelerde belirli bir süre belirlenmediğini, bu konuda, davacı, şirket ortağıyken de herhangi bir yasal girişimde de bulunmadığını, Davacının her ne kadar 01.12.2010 Tarihli iş sözleşmesiyle "Stratejik Pazarlama ve Üretim Genel Müdür Yardımcısı" sıfatıyla günde en az 12 saat olmak üzere müvekkil şirkette çalıştığını iddia etse de; İşbu sözleşme davacının kurucu ortağı bulunduğu müvekkil şirketten mevcut durumda ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ileride ortaklık gelirlerinden mahsup edilmek üzere belirli miktarlarda para almasını amaçlayan bir sözleşme olduğunu, yapılan ödemelerin ücret niteliğinde olmadığını, müvekkil ile davacı arasında hiçbir suretle işçi-işveren ilişkisi kurulmadığını, "Hissedarlar sözleşmesi" Geçici Madde 1’e bakıldığında da şirket yönetimi ile ilgili olarak şirkette imza yetkililerinden biri davacının gösterilmiş olduğunu, davacının tamamen ortak sıfatının bulunduğu, işçi sıfatına haiz olmadığını, davacının şirketten ayrılırken şirketi ibra ettiğini ve şirketten hiçbir hak ve alacağı da kalmadığını, davacının kişilik hakkının zedelenmesi ve manevi tazminat kazanmasına yol açabilecek herhangi bir durum söz konusu olmadığını beyan ettiği görülmüştür. Davalılar ...A.Ş. ve ... cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından aynı konuya ilişkin daha evvelden açılmış olan davalarda kesin hüküm olduğunu, husumetin davacının ortağı olduğu dava dışı ...Şti’ne karşı açılması gerekirken doğrudan şirket ortaklarına açıldığını, davacının talep ettiği zararının neden kaynaklandığı, ne olduğunun açıkça belirtilmediğinden, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacının vergi dairesine yaptığı bir ödeme mevcut olmadığından işbu davayı açmakta hukuki bir yararı da bulunmadığını, davacının ... Şti’nin kurucu ortağı olduğunu, şirketin kuruluş aşamasında mevcut aktifleri iyi yönetilmediğini, sermayesi yetersiz ve maddi imkanları kısıtlı durumda olan bir şirket iken müvekkillerinin ve diğer davalıların şirkete katılımı ile şirketin eski borçları, davacının borçları ve davacıya ödemeler yapıldığını, buna rağmen davacının işin başında ve yönetiminde bulunmadığını ve tam tersine şirketin zarara uğramasına bizzat sebebiyet verdiğini, davacının alacaklı olduğunu ve/veya zarara uğradığına ilişkin herhangi bir kanıt sunulamadığını, Davacının ... Tic. Ltd. Şti’nin “LİMİTED ŞİRKET HİSSE DEVRİNE” ilişkin 05.03.2014 tarihli ortaklar kurulu kararını ve akabinde ... 33. Noterliğinin... tarih ve ... no ile hissesini müvekkile devrettiğini ve ibra ettiğini, bu işlemler sırasında hiçbir itiraz ya da ihtirazi kayıt ileri sürmediğini, şirketin limited şirketten anonim şirkete çevrilmesi konusunda belirli bir süre belirlenmemiş olduğunu, davacı da bu konuda kendi üzerine düşen edimleri yerine getirmediğini, ayrıca ortaya çıkacağı ileri sürülen vergi borcu ile şirket nevinin değiştirilmesi arasında illiyet bağı bulunmadığını, vergi borcu davacının şahsından kaynaklanan bir vergi olduğunu, dava tarihi itibariyle henüz doğmamış bir zararın tazmini talep edilemeyeceğini, manevi tazminat şartları gerçekleşmediğini belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini beyan ettiği görülmüştür. DELİLLER VE GEREKÇE/ Dava, tazminat davasıdır. Uyuşmazlığın davalılar ile davacı arasında imzalanmış bulunan "Sermaya Artırımı Yolu ile Pay Devri Sözleşmesi", "Hissedarlar Sözleşmesi" ve "iş Sözleşmesi" hükümlerine aykırı davranmak suretiyle haksız ve usulsüz davranışlar, fiil ve eylemlerde bulunan davalıların davacının maddi ve manevi yönden zarara uğramasına sebebiyet verdiklerini beyanla; davalıların davacı ile imzalamış oldukları tüm sözleşmelere, usul ve yasalara da aykırı davranmak sureti ile haksız iş ve eylemleri yüzünden maddi ve manevi yönden mağdur olduklarını zarara uğratılmış olan davacıya rucuen 89.458,88-TL maddi tazminatın 31/03/2015 tarihiden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ayrıca 10.000,00-TL manevi tazminatın faizi, yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile birlikte davalılardan tahsili yolunda karar verilmesini talep ve dava ettiği anlaşılmıştır. Mahkememizin 14/01/2022 tarihli ara kararı ile Tarafların iddia ve savunmaları ve tüm dosya kapsamı itibarıyla dosyanın Ticaret Hukuku Konusunda Uzman ... ile vergi hukuku konusunda uzman ...'a tevdiine karar verilmiş, Mahkememiz dosyası bilirkişilere tevdi edilmiş, bilirkişiler tarafından sunulan 26/07/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; " Takdiri sayın mahkemeye ait olmak üzere;1-)Ticaret Hukuku Yönünden; a-) ... Şirketi'nin tür değişikliği hakkındaki ortaklar kurulu kararının tescil edilmediği, dolayısıyla kanuni şartın gerçekleşmediği ve tür değişikliğinin yapılmadığı tespit edilmiştir.b-)12/05/2011 tarih ve 2011/7 sayılı ortaklar kurulu kararının TBK çerçevesinde incelenmesi halinde, kararda her hangi bir sebebe yer verilmediği, Borçlar Hukuku bakımından ortaklar kurulu kararının, vergiyi doğuran olgunun değiştirilmesi amacıyla alındığına dair bir veri olmadığı tespit edilmiştir. c-)Davacının talebine konu, ... Şirketi 'nin kar payı dağıtımından kaynaklanan vergi borcunun, ortaklar kurulu kararı ve söze konu kararın yürütülmemesinin doğrudan sonucu olmadığı tespit edilmiştir. 2-)Vergi Hukuku Yönünden; a-)Vergiyi doğuran olay davacının şirket hisselerini satışı olduğu ve limited şirketin anonim şirkete dönüştürülmemesinin vergi istisnası uygulaması için tek başına yeterli olmadığı, nevi değişikliğinin ardından çıkarılan hisse senetlerinin iki yıl elde tutulduktan sonra satışı (ve değer artışı) halinde vergi istisnasının mümkün olduğu, b-)Vergi borcunun davacı tarafından ödenmemiş olduğu, c-)Zamanaşımını kesen neden olmaması halinde vergi borcunun zamanaşımına uğramış olacağı," şeklinde rapor düzenlendiği görülmüştür. Mahkememizin 19/12/2023 tarihli duruşmasının 2 nolu ara kararı ile davacı vekilinin itirazları ve davalı vekillerinin beyanları doğrultusunda tek tek değerlendirilmesi için dosyamızın önceki Bilirkişiye tevdine karar verilmiş, mahkememiz dosyası bilirkişilere yeniden tevdi edilmiş ve bilirkişiler tarafından müştereken düzenlenen 22/04/2024 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle: " 1-)Ticaret Hukuku Yönünden;a-) ... Şirketi'nin tür değişikliği hakkındaki ortaklar kurulu kararının tescil edilmediği ve tür değişikliğinin yapılmadığı tespit edilmiştir. b-)... tarih ve ... sayılı ortaklar kurulu kararının TBK çerçevesinde incelenmesi halinde, kararda her hangi bir sebebe yer verilmediği, Borçlar Hukuku bakımından ortaklar kurulu kararının, vergiyi doğuran olgunun değiştirilmesi amacıyla alındığına dair bir veri olmadığı tespit edilmiştir. c-)Davacının talebine konu, ... Şirketi 'nin kar payı dağıtımından kaynaklanan vergi borcunun, ortaklar kurulu kararı ve söze konu kararın yürütülmemesinin doğrudan sonucu olmadığı tespit edilmiştir. 2-)Vergi Hukuku Yönünden; a-)Vergiyi doğuran olay davacının şirket hisselerini satışı olduğu ve limited şirketin anonim şirkete dönüştürülmemesinin vergi istisnası uygulaması için tek başına yeterli olmadığı, nevi değişikliğinin ardından çıkarılan hisse senetlerinin iki yıl elde tutulduktan sonra satışı (ve değer artışı) halinde vergi istisnasının mümkün olduğu, b-)Vergi borcu nedeni ile davacının aracına ve banka hesaplarına haciz uygulandığı, " şeklinde görüş bildirildiği görülmüştür. Mahkememizin 21/05/2024 tarihli duruşmasının Bilirkişi ek raporunun incelenmesinde kök raporun tekrarı mahiyette olduğu, itirazların detaylı incelenmediği , ... Vergi Dairesinden gelen 29/12/2023 tarihli müzekkerenin değerlendirilmediği görülmekle, davacı vekilinin itirazlarını değerlendirmesi konusunda dosyanın yeniden bilirkişiye tevdi ile ikinci kez ek rapor alınmasına karar verilmiş, mahkememiz dosyası bilirkişilere tevdi edilmiş ve bilirkişiler tarafından sunulan 12/06/2024 tarihli bilirkişi 2.ek raporunda özetle: " 1-)...'nun vergi borçlarına ilişkin düzenlenen ödeme emirlerinin zamanaşımı süresi içinde 10/10/2019 tarihinde tebliğ edilmiş olması nedeniyle sürenin kesildiği ve takip eden takvim yılı başından itibaren yeniden işlemeye başladığı, zamanaşımın çalışmış motosiklet veya cüzi miktardaki banka bakiyesinin haczedilmesi nedeniyle kesilmediği; menkul sermaye iradından (hisse devrinden) kaynaklanan vergi borcunun zamanaşımına uğramadığı, 2-)Vergiyi doğuran olayın davacının şirket hisselerini satışı olduğu ve limited şirketin anonim şirkete dönüştürülmemesinin vergi istisnası uygulaması için tek başına yeterli olmadığı, Limited Şirket Anonim Şirkete dönüştürülmüş olsa dahi diğer şartın oluşmamış olması nedeniyle doğacak vergi borcunun tahakkuk edeceği, 3-)Davacının 7.12.2023 tarihinde vadesi geçmiş ve haciz kararı alınmış 250.606,14 TL vergi borcunun bulunduğu, çalındığını iddia ettiği motosikletine e-haciz uygulandığı ve vergi borcundan yalnızca 7,25 TL. tahsil edildiği," şeklinde görüş bildirildiği görülmüştür. Mahkememiz dosyası, alınan bilirkişi raporu ile birlikte değerlendirildiğinde; 09/12/2010 tarihli sermaye artırımı yoluyla pay devri sözleşmesi ile ... ve ...’in ... Şirketi'ndeki şirket hisselerinin % 82’sini davalılara devrettikleri, 60.000,00 TL şirket sermayesinin 280.000,00 TL arttırılmasının kararlaştırıldığı, 12/05/2011 tarih ve 2011/7 sayılı ortaklar kurulu kararında “T.T.K.’ nun 152. maddesine ve K.V.K.’ nun 19. ve 20. maddelerine göre nev’i değiştirmek suretiyle Limited Şirketin tüm aktif ve pasifiyle bir bütün halinde Anonim Şirkete dönüştürülmesine, nevi değişikliğini 31/03/2011 tarihi itibariyle çıkarılan bilançoya göre yapılmasına” karar verildiği, 19/06/2012 tarihli Hakem Mahkemesi Kararı ile davacının hisselerinin davalılara devredilmesine ve hisse bedellerinin davalılar tarafından ödenmesine karar verildiği, 12/05/2011 tarih ve 2011/7 sayılı ortaklar kurulu kararına göre, Limited Şirketin tüm aktif ve pasifiyle bir bütün halinde Anonim Şirkete dönüştürülmesine karar verildiği ancak geçen sürede tür değişikliği yapıldığına dair bir tescil olmadığı anlaşılmıştır. Genel kurulda alınan kararlar, şirket organları ile toplantıda hazır bulunmayan veya karara olumsuz oy veren ortaklar da dâhil olmak üzere bütün ortaklar için bağlayıcıdır. TTK m. 189'a göre ''Yönetim organı tür değiştirmeyi ve yeni şirketin sözleşmesini tescil ettirir. Tür değiştirme tescil ile hukuki geçerlilik kazanır.'' demektedir. Somut uyuşmazlıkta, ... Şirketi'nin tür değişikliği hakkındaki ortaklar kurulu kararının tescil edilmediği, dolayısıyla kanuni şartın gerçekleşmediği ve tür değişikliğinin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Tescil edilmemiş 12/05/2011 tarih ve 2011/7 sayılı ortaklar kurulu kararının Borçlar Hukuku çerçevesinde ortaklar arasında bir sözleşme ilişkisini doğurduğunu söylemek mümkündür. Genel kurul, oy hakkına sahip pay sahiplerinin veya temsilcilerinin iradelerini açıkladığı ve bilgi aldığı ve ortaklık işlerine ilişkin bazı hakların kullanıldığı bir kuruldur. Hukukî sonuç doğuran bir irade beyanı olması nedeniyle genel kurul kararı, bir hukukî işlem niteliğindedir. Ancak genel kurul kararının tek taraflı veya çok taraflı işlem olup olmadığı tartışmalıdır. Tek taraflı hukukî işlem olduğunu iddia edenler, iradenin bir bütün olarak “anonim şirkete” ait olduğuna dayanırlar, çok taraflı hukukî işlem olduğunu savunanlar ise, iradenin meydana gelişini göz önüne almakta ve tüzel kişilerin iradesinin kanuna ve esas sözleşmeye uygun olarak toplanan genel kurulda hukuken geçerli oylama sonucunda oluştuğunu belirtirler. (Hasan Pulaşlı, Anonim Şirket Genel Kurul Kararlarının Sakatlığı Ve Müeyyidesi, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XVII, Y.2013, Sa. 1-2 S. 886) TTK'da sonuçlarına yer verilmemiş hukuki ilişkilerin TBK kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Şirket genel kurul kararları da bir hukukî işlem olması nedeniyle, genel olarak Borçlar Kanunu’ndaki sözleşme serbestîsi sınırlarına tabidir. Ancak sözleşme ile çok taraflı işlem olan ortaklar kurulu kararı arasında bazı farklılıklar mevcuttur. Sözleşmede irade beyanları birbirine karşı yönelmiş iken, kararda irade beyanı bir kurula veya başkana yönelmiştir. Sözleşmede taraf iradeleri birbirine uygun olması gerekirken kararda bir birine uygun olmayabilir, karara muhalif olanlar olabilmektedir. Sözleşme tahdidi değildir ancak kararlar kanunda öngörülen hallerde alınabilir. Sözleşmelerde taraflardan biri edimini yerine getirmezse sözleşmeye aykırı davranıştan doğan zararı tazmin eder. Kararlarda ise karara uymayan taraf statüye göre muhalif üye sayılabileceği gibi, kanuni düzenlemelere göre farklı yaptırımlara tabi tutulabilir. (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Düzeltilmiş 12. Baskı, S.154-155 İstanbul, Beta Yayınları) Borçlar hukukunda hukuki ilişki genel olarak bir sebebe dayanmaktadır. Ancak hukuki ilişkinin sebebi belirtilmemişse, soyut borç vaadinden (sözleşmesinden) bahsedilecektir. Hukuki ilişkinin ve uygulanacak hükümlerin tespiti için sebebin belirtilmesi önem arz etmektedir. Sebep belirtilmemişse hukuki ilişkinin doğrudan etki etmiş olduğu hususlar hariç, oluşan zararın ve hukuki ilişki ile zarar arasındaki illiyet bağının, zarar gördüğünü iddia eden tarafından ispatlanması gerekmektedir. Somut uyuşmazlıkta, 12/05/2011 tarih ve 2011/7 sayılı ortaklar kurulu kararının TBK çerçevesinde incelenmesi halinde, kararda herhangi bir sebebe yer verilmediği, borçlar hukuku bakımından ortaklar kurulu kararının, vergiyi doğuran olgunun değiştirilmesi amacıyla alındığına dair somut bir delil bulunmadığı, davacının talebine konu,...Şirketi 'nin kar payı dağıtımından kaynaklanan vergi borcunun, ortaklar kurulu kararı ve söz konusu kararın yürütülmemesinden kaynaklanmadığı kanaatine varılmıştır. ...Şirketi Ortağı ... 'nun menkul sermaye iradından dolayı VD gelir vergisi mükellefi olduğu ve 01.01.2015 tarihi itibariyle mükellefiyet kaydının kapatılmış olduğu, yazı tarihi itibariyle 89.458,88 TL vergi aslı, 137.187,31 TL gecikme zammı olmak üzere toplam 226.646,19 TL vergi borcunun bulunduğu, sözkonusu vergi borcunun 2014 takvim yılı gelir vergisi beyannamesi ile beyan edildiği ve tahakkuk etmiş olduğu, beyan edilen gelirin ...Şirketi 'nin kar payı dağıtımından kaynaklanan gelir olduğunun (matrah: 285.853,08 TL.) bildirildiği ve yazı eki evraklara göre sözkonusu borcun ödenmemiş bulunduğu görülmektedir. 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulu Hakkında Kanun’un 102. Maddesinde “Amme alacağı, vadesinin rasladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. Para cezalarına ait hususi kanunlarındaki zamanaşımı hükümleri mahfuzdur.” hükmü amirdir. Gelir İdaresi Başkanlığı ... Vergi Dairesi Müdürlüğü 28.12.2023 tarihli yazısında mükellefe ilişkin ödeme emirlerinin tebliğ edildiği ve mükellefin vergi borcunun zaman aşımına uğramadığının bildirildiği görülmektedir. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun "Değer artışı kazancı" başlıklı mükerrer 80. Maddesi uyarıca, menkul kıymetler ile ortaklık haklarının veya hisselerinin elden çıkarılmasından doğan kazançların değer artış kazancı olarak kabul edileceği düzenlenmiştir. “Ortaklık hakkı veya hissesi" deyimi her türlü sermaye ve şahıs şirketindeki hisseleri ifade etmekte olup; bu kapsamda limited şirket ortaklık hakkını temsil eden hisselerin devrinden doğan kazançlar mükerrer 80. Madde uyarınca "değer artışı kazancı" kabul edilmekte ve gelir vergisine tabi tutulmaktadır. Gerçek kişilerin anonim şirketlerde sahip oldukları hisselerin devrinden elde edilen kazançlar da, kural olarak Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 80. Maddesine tabidir. Buna göre, bir gerçek kişinin anonim şirkette sahip olduğu payların devrinden elde edeceği kazanç kural olarak gelir vergisinin konusuna girmektedir. Mükerrer 80. Maddenin (1) numaralı bendi “İvazsız olarak iktisap edilenler ile tam mükellef kurumlara ait olan ve iki yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetleri için istisna getirilmiş ve elden çıkartılmasından doğan kazancın, tutar sınırlaması olmaksızın gelir vergisine tabi olmayacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre, gerçek kişilerin anonim şirketlerde iki yıldan fazla süreyle elde tuttukları hisse senetlerinin elden çıkarılmasından sağladıkları kazançlar gelir vergisine tabi değildir. Ancak Yasa ile getirilen istisna hisse senetleri içindir. Anonim şirketin hisse senetlerini veya ilmühaberlerini bastırmamış olduğu hallerde hisse devrinde, artık bir menkul kıymetin devrinden söz edilemeyeceği için iktisap tarihi ile devir arasında geçen süre önem taşımaksızın kazanç vergiye tabi olacaktır. Somut uyuşmazlıkta, ...'nun vergi borcunun hisse devrinden doğan menkul sermaye iradından kaynaklandığı dolayısıyla şirketin ticari faaliyetinin sonucu doğmadığı, davacının vergi borçlarına ilişkin düzenlenen ödeme emirlerinin zamanaşımı süresi içinde 10/10/2019 tarihinde tebliğ edilmiş olması nedeniyle sürenin kesildiği ve takip eden takvim yılı başından itibaren yeniden işlemeye başladığı, zamanaşımının; çalındığı iddia olunan motosiklet veya cüzi miktardaki banka bakiyesinin haczedilmesi nedeniyle kesilmediği; menkul sermaye iradından (hisse devrinden) kaynaklanan vergi borcunun zamanaşımına uğramadığı, vergiyi doğuran olayın, davacı hissesinin satışı olması nedeni ile şirketin Anonim Şirkete dönüştürülmemesinin vergi istisnası uygulaması yönünden tek başına yeterli olmadığı, davacının, zarara uğratıldığını iddia ettiği vergi borcunu da ödemediği ve somut bir zararın olmadığı anlaşılmakla sübut bulmayan davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Davacının manevi tazminat yönünden talebi yönünden ise; manevi zarar mal varlığında bir azalmayı değil, kişilik haklarına vaki tecavüz nedeniyle bir kimsenin duyduğu cismani ve manevi acı ve ızdırabı, elemi ve böylece yaşama zevkinde bir azalmayı ifade ettiği, 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 49. (TBK 58) maddesine göre, "şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir" hükmünün yer aldığı, şahsiyet haklarına saldırıda, manevi tazminat istenebilmesi için 818 sayılı BK 49. (TBK 58) maddede belirtilen şartların gerçekleşmesi gerektiği, bu şartların ise şahsiyet haklarına saldırı olması, saldırının haksız olması, manevi zarara uğranılması, kusurlu olunması ve illiyet bağı bulunması olduğu, somut olayda sözleşme hükümlerine aykırılık iddiasının MK'nın 24 ve BK'nın 49. (TBK 58) maddeleri anlamında kişilik haklarının ihlaline neden olacağının kabulü mümkün olmadığı, her sözleşmeye aykırılık halinin manevi tazminat gerektirmeyeceği gibi, davacı tarafça da meydana gelen olay nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiği ispat edilemediği, bu itibarla, davacının kişilik haklarına saldırı bulunmadığı, BK'nın 49. (TBK 58) maddesinde öngörülen manevi tazminat şartlarının oluşmadığı sonucuna varılmış, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-)Davanın REDDİNE, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince reddedilen maddi tazminat için alınması gereken 615,40 TL maktu karar harcı ve reddedilen manevi tazminat için alınması gereken 615,40 TL maktu karar harcının toplamı 1.230,80 TL karar harcından peşin yatırılan 1.698,51 TL harçtan mahsubu ile bakiye 467,71 TL karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davalılar lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine, 4-Davalılar lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 10.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Taraflarca yatırılan bakiye gider avansının kararın kesinleşmesi halinde yatırana iadesine, 7-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/A gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, tahsilat ve gereği için Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünce ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına, Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı, mahkememiz gerekçeli kararının HMK 345 maddesi gereğince taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine dilekçe verilmek ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi İlgili Hukuk Dairesince incelenebilmesi için tarafların istinaf yoluna başvuru hakkı açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 24/04/2025 Katip ¸e-imzalıdır Hakim ¸e-imzalıdır