İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/815 E. 2026/863 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/815
Karar No
2026/863
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/815 Esas KARAR NO : 2026/863

DAVA : Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 18/08/2025 KARAR TARİHİ : 29/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 2023 yılı Ekim ayında davalı şirket ile anlaşarak ... ili, ... ilçesi, ... Mah. 324. Sok. ... numaralı taşınmazın terasına kış bahçesi yaptırmış olduğunu, davalı tarafın bu kış bahçesinin yapımı karşılığında 13.11.2023 tarihli 160.000 TL bedelli fatura tanzim ettiğini, müvekkilinin davalı tarafa bahse konu bedeli ödediğini, ancak davalı tarafın kış bahçesini tamamlamasının ardından çok kısa bir süre sonra konu olan kış bahçesinin sürekli olarak su almaya başlamış olduğunu, bu sebeple kış bahçesinin kullanılamaz bir hal almış olduğunu, bu nedenle davalı tarafa bilgi verilmiş ve davalı tarafça tamirat yapılmış olduğunu, ancak bu şekilde 3. kez aynı sorunla karşjlaşınca davalı taraf yetkilisi tarafından gelinen aşamada yapabilecekleri bir şey olmadığının belirtildiğini ve sonrasında müvekkilinin telefonlarına cevap verilmediğini, bu sebeple müvekkili tarafından konu olan kış bahçesinde ... 18. Sulh Hukuk Mahkemesinin ... D. İş sayılı dosyası ile delil tespiti yaptırıldığını, bu tespit raporunda konu olan kış bahçesinin tüm ayıplarının sıralanmış olduğunu, her ne kadar tespit raporunda düzeltme maliyeti 222.500 TL olarak belirlenmişse de müvekkilinin konu olan yeri kendi imkanları ile 07.08.2025 tarihinde 330.000 TL bedelle tamir ettirebildiğini, konu olan kış bahçesinin davalıdan kaynaklı kusur sebebi ile neredeyse 2 yıl kullanılamadığını belirtmişler ve de sonuç ve istem olarak da açıklanan sebepler ile ... numaralı taşınmazın terasına davalı tarafça yapılan kış bahçesinin ayıplı ifa olması nedeni ile şimdilik 222.500 TL zararın (hatalı imalat düzeltme maliyeti) delil tespiti talep tarihi olan 11.12.2024 tarihinden itibaren işlemiş faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmişlerdir. CEVAP: Davalı vekilinin cevap dilekçesi özeti: Müvekkili şirketin taraflar arasındaki eser sözleşmesi kapsamında davacının konutunun teras bölümüne sürgülü cam balkon montajı yaptığını, işin bedeli olan 160.000 TL nın tahsil edildiğini, imalatın tamamlanarak taraflarca anlaşılan şekilde teslim edildiğini, yapılan imalatın üzerinde bulunan açılır kapanır tente sisteminin taraflarınca yapılmamış olup daha önceden yapılmış bir sistem olduğunu, davacının müvekkilinin yapmış olduğu işlerden kaynaklı kusurlar bulunduğu iddiasının gerçek olmadığını, davacının tam ve kusur barındırmayacak şekilde eseri teslim aldığını, daha sonra konu olan yerin zemininin ortasında bir ıslaklık olduğunu ama suyun nereden geldiğini tespit edemediklerini belirttiklerini, taraflarınca ekip gönderilip imalattan kaynaklı bir şey olup olmadığının kontrol edildiğini, bu suyun zeminden geçen su borularından kaynaklı sızıntı olabileceğini ve tesisatçı çağırıp kontrol ettirmelerini söylediklerini, tavandaki tenteden kaynaklanan sorunların tespit edildiğinden özellikle bahsedilmekte olduğunu, tentenin imalatının kendilerince yapılmadığını, alakaları olmadığını, arabulucunun kendilerini aradığını ve davacının imalatın sökülüp 250.000 TL para ödenmesini istediğinin belirtildiğini, davacının ekip gönderip kendilerinden kaynaklı bir sorun varsa müdahale etme taleplerine rağmen ısrarla para istemesi nedeni ile uzlaşı sağlayamadıklarını, 160.000 TL değerinde bir imalatta varsa hataların düzeltilme bedelinin 222.500 TL olmasının imkansız olduğunu, tespit raporunda imalatın kullanılabilir hale getirilmesi için hesaplanan masrafın fahiş olduğunu belirtmişler ve de sonuç ve istem olarak da açıklanan sebepler ile eserin kullanılabilir hale getirilmesi için yapılması gereken masraf hesabının fahiş olduğunu, iddia edilen kusur ve ayıpların taraflarından kaynaklandığının açık olmaması ve yeterli delil bulunmaması sebebiyle davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile; davacı ve davalı arasında davacının taşınmazında kış bahçesi yapılması hususunda anlaşıldığını, davacı iş sahibi tarafından davalıya tüm bedelin ödendiğini ve fakat davalı tarafından yapılan kış bahçesinin yağışlar ardından su almaya başladığını bu hususta defalarca davalı ile iletişime geçilmesine ve davalı tarafından onarım yapılmaya çalışılmasına rağmen onarımın yapılamadığını son olarak davacı tarafından mevcut duruma ilişkin delil tespiti yaptırılarak onarımın üçüncü kişiye yaptırılmak zorunda kalındığını ve üçüncü kişiye yaptırılan onarımın bedelinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Davalı ise sunduğu cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki anlaşma gereği davalı tarafından sürgülü cam balkon montajı yapıldığını ve bedelin ödendiğini, açılır kapanır tente sisteminin kendisi tarafından yapılmadığını, davalı tarafından yapılan işte kusur bulunmadığını tam yapılarak davacıya teslim edildiğini, davacının iddia ettiği ayıpların su tesisatından kaynaklandığını davalı tarafından yapılan işlerden kaynaklanmadığını iddia etmiştir. Bilindiği üzere 6098 sayılı Kanun uyarınca eser sözleşmesinin ana unsurları yüklenici tarafından yüklenilen işin taraflar arasındaki anlaşmaya göre yapılarak iş sahibine teslimi olup, iş sahibinin borcu ise bedelin ödenmesidir. Bu bağlamda taraflar arasında bir eser sözleşmesinin kurulduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamakta olup, taraflar arasındaki uyuşmazlığın davalı tarafından meydana getirilen ve davacıya teslim edilen eserde ayıp bulunup bulunmadığı ve meydana getirilen eserdeki davacının iddia ettiği sorunun davalının yaptığı işlerden kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususunda olduğu anlaşılmaktadır. 6098 sayılı Kanun'un eser sözleşmesinde ayıba ilişkin hükümleri şu şekildedir: "MADDE 474- İşsahibi, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek zorundadır. Taraflardan her biri, giderini karşılayarak, eserin bilirkişi tarafından gözden geçirilmesini ve sonucun bir raporla belirlenmesini isteyebilir. b. İşsahibinin seçimlik hakları MADDE 475- Eserdeki ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumlu olduğu hâllerde işsahibi, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: 1. Eser işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme. 2. Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını isteme. İşsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Eser, işsahibinin taşınmazı üzerinde yapılmış olup, sökülüp kaldırılması aşırı zarar doğuracaksa işsahibi, sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz. d. Eserin kabulü MADDE 477- Eserin açıkça veya örtülü olarak kabulünden sonra, yüklenici her türlü sorumluluktan kurtulur; ancak, onun tarafından kasten gizlenen ve usulüne göre gözden geçirme sırasında fark edilemeyecek olan ayıplar için sorumluluğu devam eder. İşsahibi, gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, eseri kabul etmiş sayılır. Eserdeki ayıp sonradan ortaya çıkarsa işsahibi, gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorundadır; bildirmezse eseri kabul etmiş sayılır." Eser sözleşmesi, karşılıklı edimleri içeren bir iş görme sözleşmesidir. Yüklenicinin edimi, eseri meydana getirmek ve iş sahibine teslim etmek, iş sahibinin karşı edimi ise teslim edilen eserin bedelini ödemektir. Eser yüklenicinin sermayesi, sanat ve becerisini kullanarak gerçekleştirdiği sonuçtur. İş sahibi ısmarladığı eserin belli nitelikler taşımasını, amacını karşılamasını arzu eder. Şayet ısmarlanan eser iş sahibinin beklentisini karşılamıyorsa sözleşmenin yararlar dengesi iş sahibi aleyhine bozulur. Bu bakımdan eser, fen ve sanat kurallarına uygun ve iş sahibinin amacını karşılar nitelikte imâl edilmelidir. Aksi halde eser ayıplıdır ve yüklenicinin ayıba karşı zararlı sonuçtan sorumluluğu ortaya çıkar. Ayıp, eserde olması gereken lüzumlu vasıfların veya sözleşmede kararlaştırılan vasıfların eksikliğini ifade etmektedir. İlk bakışta görülebilen veya basit muayene ile anlaşılabilen türden ayıplar açık ayıp; ilk bakışta görünemeyen veya basit muayene ile hemen anlaşılamayan, sonradan kullanılmakla ortaya çıkan ayıplar ise gizli ayıp olarak nitelendirilir. Bu bağlamda davacı tarafından yaptırılan delil tespitindeki bilirkişi raporu ile Mahkememizce alınan 2 ayrı bilirkişi raporu değerlendirildiğinde; davalı tarafından yapılan imalatlarda direklere birleşim noktaları ve zeminle düşey pencere birleşimlerin yalıtım yönünden hatalı imalatlar yapıldığı, açılır kapı sistemlerinin basit ve hatalı işçilikle yapıldığı, Davalı tarafından yapılan kış bahçesi Pencere ve Kapılarının çeşitli yerlerinden su alması nedeniyle davalının yaparak davacıya teslim ettiği eserde ayıpların bulunduğu anlaşılmakta olup, davalının yaptığı imalat ve montaj hatalarının yağış ile birlikte ortaya çıkacak nitelikte gizli ayıp olduğu, teslim anında fark edilmesinin mümkün olmadığı ancak kullanım ve zamanla ortaya çıkacak nitelikte olduğu, davacı tarafından davalıya haber verildiği ve bunun ayıp ihbarı yerine geçtiği nitekim bu hususun davalı kabulünde de olduğu ve davalı tarafından onarılmaya çalışılsa da onarımın yapılamadığı Mahkememizce sabit kabul edilmiş, davacı iş sahibinin ayıp ihbarı yönünden ve onarım seçimlik hakkı yönünden üzerine düşen yasal yükümlülükleri yerine getirdiği anlaşılmıştır. Davalı tarafından kendi yaptığı imalat ve montajlarda hata olmadığı savunulmuş ise de; Dosya içerisindeki her 3 bilirkişi raporunda da davalının imalatlarının hatalı olduğunun tespit edildiği, yalıtım ve işçilik hataları ile su tahliyesi yönünden gerekli önlemlerin alınmayarak davalı tarafından zemine sıfır biçimde yapılan imalatlar nedeniyle su birikintisinin önlenemediği anlaşılmakla davalının savunmasına itibar edilmemiştir. Dosya kapsamındaki tüm bilirkişi raporları ile birlikte esere ilişkin resimler bir arada değerlendirildiğinde; davalı tarafından meydana getirilen işin ve kış bahçesinin teknik ve fenni olarak uygun olmadığı, kabul edilemez nitelikte olduğu, taraflar arasındaki eser sözleşmesine göre ilgili işten beklenen faydaların sağlanmasının mümkün olmadığı, kış bahçesinde yalıtım, montaj ve işçilik hataları nedeniyle su birikmesinin olduğu sabittir. Nitekim davalı tarafından da yapılan işin kusursuz olduğuna ve davacı tarafından kabul edildiğine yönelik herhangi bir delil sunulmamıştır. Davalı esas olarak cevap dilekçesinde yapılan işteki ayıplı kısımların ve hataların kendisinden kaynaklanmadığını, kusurun kendisinde olmadığını, başka yüklenicilerin yaptığı işlerden kaynaklandığı iddia etmektedir. Nitekim davalı tarafından da ilgili esere yönelik kendi cevap dilekçesine göre çeşitli tespitler yapılmış, davacı tarafından davalı ile iletişime geçilmiş ve davalı tarafından gelinerek tekrar onarım ve kontrol yapılmaya çalışılmış olup, meydana gelen ayıpların ihbar edildiği, davalının haberdar olmadığı gibi bir durumun söz konusu olmadığı bu sebeple ayıba yönelik muayene ve ihbar yükümlülüklerinin yerine getirildiği anlaşılmış, ihtilaf konusu olmadığı değerlendirilmiştir. 6098 sayılı Kanun'un 476. Maddesi şu şekildedir: "Eserin ayıplı olması, yüklenicinin açıkça yaptığı ihtara karşın, işsahibinin verdiği talimattan doğmuş bulunur veya herhangi bir sebeple işsahibine yüklenebilecek olursa işsahibi, eserin ayıplı olmasından doğan haklarını kullanamaz." İlgili hükümden görülebileceği üzere eser sözleşmelerinde meydana gelen ayıbın iş sahibinin talimatlarından ve siparişinden veya yaptığı ya da yaptıracağı başka işlerden kaynaklanması durumunda yüklenicinin eser sahibine karşı bu hususta uzman kişi olarak ihtarda bulunması bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir. Yüklenici üstlendiği iş bakımından uzman bir kişi olarak, iş sahibini aydınlatma, ona tavsiyede bulunma, eserin meydana getirilmesinde önem taşıyan her konu olay ve durum hakkında bilgi vermekle yükümlüdür. Özellikle tacirler arasındaki eser sözleşmeleri bakımından 6102 sayılı Kanun gereğince basiretli tacir olarak hareket etme yükümlülüğüne sahip olan yüklenici ve eser sözleşmesinde yüklenici sıfatı da gözetilerek yüklenicinin sorumluluğu değerlendirilmelidir. Nitekim 6098 sayılı Kanun'un 472. Maddesinin 3. Fıkrasında yüklenici bakımından ayrıca şu düzenleme bulunmaktadır: "Eser meydana getirilirken, işsahibinin sağladığı malzemenin veya eserin yapılması için gösterdiği yerin ayıplı olduğu anlaşılır veya eserin gereği gibi ya da zamanında meydana getirilmesini tehlikeye düşürecek başka bir durum ortaya çıkarsa, yüklenici bu durumu hemen işsahibine bildirmek zorundadır; bildirmezse bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olur." İlgili hükümden görülebileceği üzere yüklenici eserin gereği gibi meydana getirilmesine engel olacak bir durumun veya tehlikeye düşürecek bir durumun ortaya çıkması halinde bu durumu da iş sahibine derhal bildirmelidir. İlgili hükümler bir arada değerlendirildiğinde; davalı tarafından her ne kadar cevap dilekçesinde ve aşamalarda meydana getirilen eserdeki ayıplı imalatların kendi yaptığı işlerden kaynaklanmadığını, diğer yüklenicilerin işlerinden veya bulunan yerden kaynaklandığını iddia etmiş ise de davalının üstlendiği sorumlulukların ve yapılan işteki yüklenici olarak uzmanlığı ve basiretli tacir olarak hareket etme yükümlülüğü gözetildiğinde davalı dışında yapılan ve/veya daha önce başka yükleniciler tarafından yapılan işler ve iş sıralamasında hata olması veya sorun olması halinde dahi davalı yüklenici tarafından kendi edimlerine ve imalatlarına başlamadan önce davacı iş sahibine bu konuda ihbar ve ihtarda bulunmasının basiretli tacir ve eser sözleşmesi kapsamında uzman kişi olarak zorunlu olduğu, davalı tarafından bu yükümlülüğün zamanında yerine getirildiğine dair herhangi bir yazılı delilin dosyaya sunulmadığı anlaşılmakla davalının meydana gelen ayıplardan sorumluluğunun bulunduğu ve bilirkişi raporları ile davalının yaptığı imalat ve montajlardaki ayıpların sabit kabul edilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Bu bağlamda davalı yüklenicinin yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmediği, eser sözleşmesi kapsamında yüklenici sıfatının niteliği gereği ve 6098 sayılı Kanun'un 472 ve 476. Maddesi gereğince meydana getirilecek eserdeki ayıplar ve sonuçları hakkında davacı iş sahibine karşı uyarı, ihbar ve ihtar ile yükümlü olduğu bir arada değerlendirildiğinde davalı yüklenicinin meydana gelen ayıplardan sorumlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Davacı tarafından meydana gelen eserdeki ayıplar nedeniyle öncelikle davalı yüklenici ile iletişime geçilmiş ve 6098 sayılı Kanun'un 475. Maddesindeki ayıptan kaynaklı seçimlik haklara yönelik olarak ücretsiz onarım hakkı kullanılmış olup, bu vakıa davacı ve davalının da kabulündedir. Nitekim davalı tarafından tekrar taşınmaza gelinerek onarım için incelemeler yapıldığı ve sorunun nereden kaynaklandığına yönelik tespitlerin yapıldığı cevap dilekçesinde ikrar edilmiştir. Buna karşılık onarımın davalı tarafından yapılarak sorunun ve ayıpların giderilmediği devam ettiği anlaşılmıştır. Bu bağlamda dosya kapsamındaki deliller değerlendirildiğinde; davacı iş sahibi tarafından davalının ifa ettiği eserdeki yapılan imalat ve montaj hatalarının ve ayıplar ile ihbar yükümlülüğünün yerine getirildiği, eserdeki davalı tarafından yapılan imalat ve montaj hatalarının davalı tarafından onarım ile düzeltilemediği Mahkememizce sabit kabul edilmiştir. Bir eser sözleşmesinde yüklenicinin eseri ayıplı olarak meydana getirmesi ve sonrasında bu ayıbı onarmaması halinde, onarımın başkasına (üçüncü kişiye) yaptırılarak masraflarının yükleniciden talep edilebilmesi usul ve yasaya uygundur. Zira davacı tarafından davalı yükleniciye eserdeki ayıplar bildirilmiş, ücretsiz onarım seçimlik hakkı yönünden davalı yüklenici kendi cevap dilekçesindeki ikrarı kapsamında onarım yapmaya çalışmış ancak meydana getirilen eserdeki ayıbın giderilemediği bu suretle davalı yüklenici tarafından ayıbın giderilemediği ve davalı yüklenici tarafından borcun gereği gibi ifa edilmediği ve temerrüt hali sabit görülmüştür. Yukarıda yer verildiği üzere 6098 sayılı Kanun'un 475. Maddesi kapsamında iş sahibinin ayıptan sorumluluk nedeniyle genel hükümlere göre tazminat hakkının saklı olduğunun da belirtildiği gözetildiğinde davalı yüklenici tarafından taraflar arasındaki sözleşmeye göre işin gereği gibi ifa edilerek davacı iş sahibine teslim edilmediği sabittir. 6098 sayılı Kanun'un borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesini düzenleyen 112 ve 113. Maddesi şu şekildedir: "MADDE 112- Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. 2. Yapma ve yapmama borçlarında MADDE 113- Yapma borcu, borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini isteyebilir; her türlü giderim isteme hakkı saklıdır." Bu bağlamda 6098 sayılı Kanun'un 112. ve 113. Maddesinden görülebileceği üzere eserin yüklenici tarafından hiç veya gereği gibi ifa edilerek iş sahibine teslim edilememesi halinde davacı iş sahibi tarafından eserin üçüncü bir kişiye nama ifa hükümleri ayıbı masrafları yükleniciye ait olmak üzere işi uygun hale getirebileceği açıktır. Yükleniciden talep edilebilecek zarar miktarı ise; eserin sözleşmeye ve amacına uygun ayıpsız hale getirilmesi için yapılan makul ve zorunlu onarım ve yeniden yapım masrafları olacak olup, iş sahibi, sözleşmede kararlaştırılmayan daha lüks malzeme kullanımından doğan farkları veya ayıbın giderimini aşan ilave iş değişikliklerinin bedelini yükleniciye yükleyemez. Davacı tarafından bu kapsamda iş üçüncü kişiye yaptırılmadan önce mevcut duruma ilişkin delil tespiti yaptırılmış olup, Mahkememizce hükme esas alınan 17.06.2026 tarihli bilirkişi raporunda şu tespitler yapılmıştır: "D.İş dosyasından alınan raporda tespit edilen 222.500,00-TL bedelin kadri maruf olmadığı, ( Yapılan İmalatların Tamamının Davalı tarafından yapıldığı var sayımına göre hesaplandığı ve Davalının yapmamış olduğu ve mevcut tavan ve direkler hesaba katılmadan tamamı için yapım bedeli hesaplanmış olduğu ve sökülen imalatların 2. El değeri hesaplanmadığı için) onarım bedelinin davalıdan tahsili koşullarının su basmasının önlenememiş olduğundan meydana gelmiş olduğu, davacının Dava dışı kişiye yaptırdığı Faturadaki imalatlara ait kalemler incelenmiş, Tüm kış bahçesi 330.000 TL ye yapıldığı düşünülürse Zeminde konulan eşik mermerlerinin imalatların %5 ine tekabül edebileceği, Kolon direk ve Tavan sistemi nin tüm imalatların %40 ına tekabül edebileceği, Eski imalatların Söküm bedelinin %10 una tekabül edebileceği, sökülen Pencere ve kapı sistemlerinin 2. El değeri ise %30 una tekabül edebileceği düşünüldüğünde davacının üçüncü kişiye ayıbın giderimi kapsamında yaptırdığı imalat bedelinin 162.501,83-TL olduğu hesaplanmıştır. Mahkememizce alınan 17.06.2026 tarihli bilirkişi raporunun gerekçeli, denetime elverişli, yerinde inceleme yapılarak ve işler görülerek düzenlendiği ve bu suretle hükme esas alınabileceği, D.İş dosyasından alınan raporda tespit edilen bedel içerisinde davalı tarafından yapılmayan imalatların da zarar tespitinde esas alındığı gibi sökülen imalatların 2. El değerinin hesaplanarak düşülmediği, Mahkememizce alınan 17.06.2026 tarihli raporda ise davalı tarafından yapılmayan imalatların gözetilerek düşüldüğü ve sökülenlerin sovtaj bedeli de gözetilerek davacının ayıbın giderimi nedeniyle davalıdan talep edebileceği miktar 162.501,83-TL olarak tespit edilmiş ve Mahkememizce de hükme esas alınmıştır. Davacı tarafından delil tespiti tarihinden itibaren faiz talep edilmiş ise de ayıplı eserin onarımına yönelik davacı tarafından sunulan faturanın yani üçüncü kişiye ödeme yapılan tarihin 07.08.2025 olduğu anlaşılmakta olup davacı tarafından ancak bu tarihten itibaren tarafların tacir olduğu gözetilerek 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faizinin talep edilebileceği anlaşılmıştır. Sonuç olarak 162.501,83-TL'nin 07.08.2025 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiş, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİNE, Buna göre; 162.501,83-TL'nin 07.08.2025 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 2-Harçlar yasası uyarınca davanın kabul edilen kısım yönünden alınması gereken 11.100,50 TL harçtan peşin alınan 3.799,75 TL harcın mahsubu ile bakiye 7.300,75 TL karar harcının davalıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA, 3- Harçlar yasası uyarınca davacı tarafından yatırılan 3.799,75 TL peşin harç ve 615,40 TL başvurma harcı davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5- Davacı tarafından yapılan 15.000,00 TL bilirkişi ücreti ve 2.010,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 17.010,00 TL yargılama giderinden kabul-red oranına göre belirlenen 12.422,40 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, geri kalan bakiyenin davacı üzerinde bırakılmasına, kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7- Kabul red oranına göre belirlenen 3.359,38 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Yine Kabul red oranına göre belirlenen 1.240,62 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 29/09/2026

Katip ¸e-İmzalıdır.

Hakim ¸e-İmzalıdır.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/815, K. 2026/863, T. 29.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-815-e-2026-863-k-d986fef52ba0