İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/28 E. 2026/369 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/28
Karar No
2026/369
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2026/28 Esas - 2026/369 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2026/28 KARAR NO : 2026/369

.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 23/01/2026 KARAR TARİHİ : 17/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/09/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkiline ait ... esas unsurlu markaları ile davaya konu "... ...” ibareli marka arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunduğunu, davalı markası “... ...” ibaresinden oluşmakta olup, “...” asli unsurundan oluşan müvekkiline ait “...” markasını doğrudan içerdiğini, davalı tarafından markanın başına eklenen “...” ibaresinin marka başvurusuna hiçbir ayırt edicilik kazandırmadığını, dolayısıyla davaya konu markanın asli/esaslı unsurunun müvekkili şirketin “...” ibareli markası olduğunu, davaya konu marka başvurusunda “... ...” ibaresindeki asli unsurun “...” olması ve davaya konu başvurunun müvekkiline ait markaların tescili kapsamında yer alan malları da kapsadığı dikkate alındığında markalar arasında benzerliğin gözden kaçırılamayacak kadar açık şekilde ortada olduğunu, müvekkili şirketin 2007 yılından bu yana “...” ibaresini seri marka haline getirerek “....... markalarını oluşturmuş olduğunu, müvekkili şirket markalarının da esaslı unsurunun ... ibaresi olduğunu, dolayısıyla, müvekkiline ait “...” markalarının tanınmışlığı haiz olduğu da dikkate alındığında, davaya konu markayı gören ortalama tüketiciler nezdinde doğrudan müvekkilinin “...” markalarının akla geleceğini ve bu nedenle de marka başvurusunun müvekkili markaları ile ilişkilendirilip, karıştırılacağını ve markanın kaynağı konusunda tüketicilerin yanılacağını ve müvekkiline ait “...” esas unsurlu seri markaları da düşünüldüğünde, müvekkili markasının yeni versiyonu /uzantısı/ serisi zannedilmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu, müvekkili adına tescilli ... markasının üzerinde kullanıldığı mallar ilgili tebliğin 05, 29, 30, 35. sınıfında yer alan mallar ve hizmetler olduğunu, dava konusu “... ..." markasının da 30. sınıfta yer alan mallardan meydana geldiğini, davalı marka başvurusunun, müvekkili markasıyla ortak olarak 30. Sınıf emtiaların tamamını kapsadığını, davalı marka başvurusunun müvekkili şirket adına tescilli global açıdan tanınmış ‘‘...” ibareli markalarının ayırt ediciliğini zedeleyeceğini, müvekkili ile aynı sektörde faaliyet gösteren davalının davaya konu başvuru ile, müvekkili şirketin markanın ticari itibarından yararlanmaya çalışarak hem haksız rekabet oluşturduğunu hem de müvekkilinin ticari itibarına zarar verdiğini ifade ederek, .... başvuru numaralı "... ..." ibareli markanın tescil olması halinde 30. Sınıfın tamamı ile 35. Sınıf içerisinde yer alan 30. Sınıfın tamamı yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu marka ile davacıya ait “...” ibareli markalar, bir bütün olarak ele alındığında, ortalama tüketici nezdinde karıştırılacak derecede benzer olmadıklarını, “...” sözcüğü, gıda ve spor sektöründe herkesin kullanabileceği türden ve ayrım gücü zayıf bir ibare olup, özellikle ayırt edici ek/sözcüklerle kullanıldığında karıştırılma ihtimalinin ortadan kalkacağını, nitekim somut olayda da başvuruya konu marka bir bütün olarak “... ...” ibarelerinden oluşmakta olup, baskın bir şekil unsurunun da olduğunu, kullanılan şekil unsuru ve ibarelerin gözde ve akılda bıraktığı genel izlenimin, davacıya ait “...” esas unsurlu markalardan farklı olduğunu, somut olayda dava konusu markanın bir bütün olarak davacının ... markalarından farklı olduğunu, ayrıca ... ibareli markaların tüketici grubunun diyet ürünleri tercih eden bilinçli tüketici olduğu göz önüne alındığında anılan markalar arasında iltibas doğmayacağını, taraf markaları arasında karıştırılacak derecede benzerlik olmadığı için tanınmışlık koşulları oluşmadığı gibi, davalı markasının davacı markalarının çıkarlarına zarar vermesi ve itibarından haksız yararlanmasının da mümkün olmadığını, bu nedenle davacı vekilinin tanınmışlık ile ilgili iddialarının da kabul edilebilir olmadığını, davacının sunmuş olduğu deliller; davalının marka ticareti yapmak, yedekleme veya şantaj yahut davacıyı engelleme, pazara girişini güçleştirmek veya davacıya zarar verme kastıyla hareket ettiğini kabule yeterli bulunmamış olup, davacının, davalının başvurusunun 6769 sayılı SMK’nın 6/9 maddesi anlamında kötü niyetli bir başvuru olduğunu ispat edememiş olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili dilekçeleriyle özetle; özellikle gıda, diyet, form, sağlıklı yaşam ve benzeri çağrışımlara açık sektörlerde “...” ibaresinin; doğrudan ya da dolaylı biçimde “formda, zinde, sağlıklı, hafif” gibi anlam alanlarına temas eden, ayırt edicilik gücü sınırlı bir ibare olduğunu, bu nedenle salt bu unsurun ortaklığının tek başına iltibas sonucuna götürmez olduğunu, müvekkilinin başvurusunun “... ...” ibaresinden oluştuğunu, bu ibarenin, davacının dayandığı çıplak “...” veya “...” esaslı seri markalardan gerek görünüş, gerek telaffuz, gerek kavramsal çağrışım bakımından ayrıldığını, “...” unsuru başvurunun başında yer almakta, markanın ritmini, söylenişini ve algısını doğrudan değiştirdiğini, tüketicinin, markayı parçalara ayırarak değil, “... ...” şeklinde tek bir bütün olarak algıladığını, buna ek olarak başvuruda şekil/kompozisyon unsurunun da bulunmasının, markanın genel ticari izlenimini davacı markalarından daha da uzaklaştırdığını, davacı tarafın tanınmışlık iddiasının da somut ve yeterli delille ispatlanamamış olduğunu, Kendi satış hacmi, reklam yatırımı veya pazar payı verilerinin bulunmasının tek başına dava konusu başvurunun haksız yarar sağladığını göstermediğini, somut olayda “... ...” ibaresinin davacı markalarına yaslanarak bir ticari avantaj sağlamak için seçildiğine ilişkin hiçbir objektif verinin bulunmadığını, kötü niyet iddiasının da tamamen varsayıma dayandığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde; davalı şahıs tarafından 30.07.2024 tarihinde.... başvuru numarası ile “... ...” ibareli marka için 29 / 30 / 35 / 43 / sınıflardaki malları/hizmetleri kapsayan marka başvurusunda bulunulmuş; söz konusu marka başvurusu Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından SMK 5/1-ç maddesi gereğince kapsamından 29. sınıftaki “Hayvansal kaynaklı sütler; bitkisel kaynaklı sütler; süt ürünleri (tereyağı dahil). Yenilebilir bitkisel yağlar. Kurutulmuş, konservelenmiş, dondurulmuş, pişirilmiş, tütsülenmiş, salamura edilmiş her türlü meyve ve sebzeler, salçalar. Yumurtalar, yumurta tozları.” malları çıkartılarak 27.03.2024 tarihli ve 441 sayılı Resmi Marka Bülteni'nde ilan edilmiş, söz konusu yayına davacı şirket ve dava dışı bir kişi tarafından itiraz edilmiş, itirazlar ....tarafından reddedilmiş, davacı şirket tarafından söz konusu ret kararına .... sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER ; Değerlendirme, davacının talebi doğrultusunda, 30. sınıfta yer alan mallar ile 35. sınıfta yer alan 30. sınıftaki malların satışı hizmetleri dikkate alınarak yapılmıştır. Taraf Markaları Arasında Karıştırılma İhtimali; 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” hükmüne amirdir. 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi anlamında benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu markaların tescilli oldukları sınıfların birbirine benzerliğidir. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal ve hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Eğer her iki koşul da gerçekleşmiş ise markalar arasında iltibas olduğuna karar verilecektir. Markalar arasındaki benzerlik incelenirken, Markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlik, Çağrıştırma, Bir bütün olarak markaların uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan mal veya hizmetin değeri ve alıcının bu mal ve hizmeti almaya ayırdığı zaman kriterleri ele alınmalıdır. Yerleşik Yargıtay içtihatları ile sabit olduğu üzere; bir markanın bir başka marka ile benzer olup olmadığı müşterisi hafızasında bıraktığı imaja göre belirlenir. Bir marka, hizmet veya malın, diğer bir marka, hizmet veya malla karşılaştırılarak benzerliği tespit edilirken marka, mal veya hizmete bütünsel bir açıdan yaklaşılmalı ve müşterileri nezdinde bıraktıkları izlenim dikkate alınmalıdır. Nitekim .... sayılı kararında; “…556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8/1-b bendi uyarınca markaların iltibas yaratıp yaratmadıklarının belirlenmesinde, markaların kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının alıcısı olan ortalama düzeydeki halk nezdinde karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığının tespiti gereklidir. Bunun için de işaretleri oluşturan harf, kelime, şekil gibi asıl ve yardımcı unsurların değerlendirilmesi zorunludur... Dairemizin bu konuda yerleşik içtihatları uyarınca asıl unsurun; bunların ayırt edici ve baskın unsurları unutulmaksızın markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin tümüne hâkim olan görünüş ve ayırt ediciliği vurgulayan imajda aranması gereklidir...” denmektedir. İltibas, kanunlarda tanımlanmamış olmakla birlikte öğretide “bir markanın aynen veya benzerinin kullanılması suretiyle, alıcı zihninde gerek emtiaların (veya hizmetlerin), gerekse müteşebbisin kaynağı açısından yanlış kanaatler uyandırılması ve bunların aynı yerden piyasaya sürüldüklerinin düşündürülmesi, bu yönden çağrışımlar yapması” olarak tanımlanmıştır. Sadece alıcıların belirli bir mal veya hizmet yerine başka mal veya hizmeti almak istemeleri halinde değil; alıcıların mal veya hizmetlerin birbirinden farklı olduklarını anlamalarına rağmen, bunların kaynağının aynı işletme olduğuna veya malları satan yahut hizmetleri sunanlar arasında idari veya ekonomik bağlılık olduğuna inanmaları halinde de iltibas ihtimali vardır. Dolayısıyla, iltibas bulunduğunun kabulü için işaretin marka ile bağlantı kurulmasına ve düşünsel olarak markayı çağrıştırmasına elverişli olması gerektiği anlaşılmaktadır. Karıştırılma ihtimalinin varlığı 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi uyarınca “halk” nezdinde olmalıdır. Bir markanın diğer marka ile karıştırılma ya da iki marka arasında ilişki bulunduğu ihtimali, malın hitap ettiği uzman ya da satıcı nezdinde değil, halk nezdinde araştırılmalıdır. Dolayısıyla, markaların hitap ettiği tüketici ya da kullanıcı dikkate alınmak suretiyle, markaların bu kişiler nezdinde karıştırılıp karıştırılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasada geçen “halk” tabiri amaca uygun şekilde “markayı taşıyan ürünlerin nihai tüketici kitlesi” olarak anlaşılmalıdır. Benzerlikte görüşüne başvurulacak kişi markalı ürünün yöneldiği hedef kitleye mensup/makul derecede bilgilendirilmiş, makul derecede dikkatli ve makul derecede ihtiyatla değerlendirme yeteneğine sahip kişinin değerlendirmesidir. İltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığının tespitinde, mal ve hizmetlerin aynı veya benzer alıcı çevresine hitap edip etmediklerine ve aynı veya benzer ihtiyaçları gidermede kullanılıp kullanılmadıklarına; markaların kullanıldığı mal veya hizmetin ekonomik değerine; bunların hitap ettiği alıcı grubunun sosyal ve ekonomik düzeyine ve orta yetenekteki alıcıların markanın kullanılacağı mal veya hizmetleri aldıkları sırada sarf edecekleri dikkat ve özene de bakılır. Emtiaların Aynı/Benzer/İlişkili Olup Olmadığı; Dava konusu....” ibareli markanın kapsamındaki 30. sınıftaki malların davacı markalarının (....) kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı, Dava konusu markanın kapsamındaki 35. Sınıfta yer alan 30. sınıftaki malların satışı hizmetleri davacının redde gerekçe markalarının (... sayılı marka HARİÇ) kapsamında ilişkili olarak yer aldığı tespit edilmiştir. İlişkili olma durumunu açıklamak gerekirse, söz konusu redde gerekçe markaların kapsamındaki 30. sınıftaki mallar ile dava konusu markanın kapsamındaki 35. sınıfta yer alan 30. sınıftaki malların satış hizmetlerinin ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Nitekim Yargıtay bir kararında, ilk derece mahkemesi tarafından “…mal üreten işletmenin karineten o malı sattığı da kabul edildiğinden doğal olarak dava konusu markanın tescil edilmek istenildiği 35. sınıf 06 emtia grubunun da 1-34. sınıfta yer alan emtialarla doğrudan ilişkilendirilmeye müsait olduğu, dolayısıyla doktrin görüşleri ve yargı kararları ile de benimsendiği üzere 1-34 emtia gruplarında yer alan mallar ile 35. sınıf 06. Alt grubunda özel olarak sınırlandırılmış malların benzerlik göstermesi halinde her iki sınıfın birbiri ile benzer olarak kabul edilmesi gerektiği…”(...) şeklinde kurulan hükmü onaylamıştır. Zira bir malın üretilmesinin doğal sonucu o malın pazarlanması olup, satışa konu ürün söz konusu olmadıkça bu ürünün pazarlanması hizmetinden de söz edilemeyeceği, bu nedenle dava konusu 35. sınıfta yer alan 30. sınıftaki malların satış hizmetleri ile 30. sınıftaki malların birbirini tamamlayıcı mallar/hizmetler olduğu, Tüketici Kitlesi: Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır. Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır. Dava konusu markanın tescil kapsamına giren 30. sınıflara giren mallar ile bu malların satışı hizmetleri yani gıda maddelerinin hitap ettiği nihai tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi açısından somut olaya bakıldığında; bu emtiaların hepsi, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerdendir ve hitap ettikleri tüketicilerin markaları aynı anda incelemeye tabi tutmaması, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelememesi, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışması nitelikleri de gözetildiğinde, bu emtiaların hitap ettiği hedef kitlenin, seçicilik/algı/dikkat/özen/bilinç seviyesinin ortalama/makul düzeyde olduğu, Marka İşaretlerinin Benzer Olup Olmadığı; Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, yukarıda da değinildiği üzere, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaya göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla asıl olan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaya göre değerlendirme yapılmasıdır. Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir. Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf, kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, daha büyük etkiye sahip olacaktır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır. İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Dava konusu marka, beyaz zemin üzerine, yeşil tonları kullanılarak, standart yazı tipinde, büyük harflerle, “... ....” ibaresi ile bu ibarenin üzerinde yaprak ve insan figürünün yer aldığı karma bir markadır. Davacı markaları, münhasıran “...” ibaresi veya bu ibare ile birlikte “...”, “...ibarelerinin yer aldığı kelime markalarıdır. Davacı markalarından “... ...” ibareli markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, diğer markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, Marka korumasının kapsamını genişleten hâller gibi daraltan hâller de ayırt edicilik unsuru ile ilgilidir. Bu bağlamda korumanın kapsamının daraldığı, marka sahibinin üçüncü kişilerin benzer veya yakın kullanımlarına katlanma zorunluluğunun doğduğu ilk hâl, markanın ayırt ediciliğinin zayıf olması hâlidir. Markanın ayırt ediciliğinin zayıf olarak değerlendirilmesine yol açan temel husus ise, tescili istenen işaretin niteliğidir. Söz gelimi; ticari hayatta yaygın kullanılan sözcük ve işaretler, özellikle cins isimleri, bir ülkede yaygın kullanılan kişi ad ve soyadları, günlük dilde sıklıkla kullanılan sözcükler, bir malın şekli veya ambalajından oluşan işaretler nitelikleri gereği sınırlı düzeyde ayırt ediciliğe sahiptir. Bütün olarak, sadece bu tür işaretlerden oluşan markaların koruma kapsamı da aynı ölçüde daralmaktadır. Zayıf ayırt ediciliğin sonucu olarak, daha dar bir koruma alanına sahip olan bu markalar öğretide “zayıf marka” olarak adlandırılmaktadır. Esasen “güçlü” ya da “zayıf” marka ayrımının kanunî bir dayanağı bulunmamaktadır; ancak markaya tanınacak korumanın kapsamının belirlenmesinde önemli bir ayrım olarak öğretide ve yargı kararlarında kabul edilmektedir. Zayıf markalara, özgün markaların aksine benzer mal veya hizmetleri ya da tanınmış markanın aksine farklı mal veya hizmetleri kapsayacak biçimde koruma sağlamak olanaklı değildir. Zayıf bir marka tescil ettiren kişi, o işaret ile normal koşullarda iltibas oluşturabilecek benzer işaretlerin üçüncü kişiler tarafından kullanılmasına katlanmak durumundadır. Zira marka olarak tescil edilmiş olsa bile zayıf bir işaret üzerinde bir kişiye tüm mal veya hizmetleri kapsayacak şekilde inhisarî hak tanınamaz. Bu husus, yukarıda koruma kapsamının genişlediği hâller arasında sayılan ve karıştırılma ihtimalinin yükselmesine neden olan özgün markanın tam tersi bir durumu ifade etmektedir. Markanın birden fazla unsurdan oluştuğu hâllerde unsurların ayırt edicilik düzeyleri birbirinden farklı olabilir. Bu doğrultuda, bir marka zayıf unsurlar içerse dahi, bir bütün olarak değerlendirildiğinde zayıf marka olarak nitelendirilmeyebilir. Şüphesiz zayıf markada olduğu gibi, zayıf unsurlar içeren markada da unsurların ayırt ediciliği koruma kapsamını etkilemektedir. Şöyle ki; marka sahibi, markasının ayırt edicilik gücü yüksek unsurları bakımından SMK m. 7.2 çerçevesinde koruma elde edebilirken; zayıf unsurlarının üçüncü kişilerce kullanılmasına ise kural olarak katlanmak zorundadır. Temelde bir sözcüğün anlamsal içeriği o sözcüğün ayırt ediciliğini belirleyen en önemli husustur. Zira bir ülkenin konuşma dilinde yaygın olan sözcüklerin üçüncü kişiler tarafından kullanımının tümüyle engellenerek, sözcüğün sadece marka sahibinin tekeline verilmesi olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu hâllerde marka sahibi, üçüncü kişilerin dürüst kullanımına katlanmak zorundadır. Dava konusu marka ile davacı markalarında ortak unsur olarak yer alan “...” ibaresinin İngilizce’de “uygun, zinde” anlamlarına geldiği, ülkemizde toplumda sağlıklı, zinde olunduğunu belirtmek için “... olmak” şeklinde kullanımının yaygın olduğu, dolayısıyla dava konusu gıda sektörüne ait mallar ve bu malların satışı hizmetleri bakımından ayırt edici niteliği zayıf bir ibare olduğu, şöyle ki; ... kelimesi gıda ürünlerini tanımlayan, bu emtialar bakımından vasıf veya cins bildiren ve doğrudan bu emtiaları işaret eden bir anlamı haiz olmamakla birlikte; günümüzde yaygın ve yoğun piyasa kullanımı neticesinde söz konusu emtialar bakımından ayırt ediciliği zayıflamış ve hatırlatıcı bir işaret haline gelmiştir. Vücut yapısına ve gıda ürünlerinden temin ettiği içerik ve kaloriye dikkat eden tüketiciler, ambalajı üzerinde “...” yazan bir ürün satın aldığında, bu ürünün diyet bir ürün olduğu, kalorisinin eşlenik ürünlere göre (üzerinde “...” yazmayan) daha düşük olduğu, daha az yağlı veya daha yüksek proteinli ve tüketildiği takdirde tüketicinin dış şeklinin (bedeninin) istenen görünüşe daha yakın olacağı beklentisi yarattığı, Dosya kapsamında, davacının “...” ibareli markalarının kullanım sonucu ayırt edici niteliğinin arttığı yönünde iddiası somut delillerle ispat edilememiş, mahkememizce de bu yönde bir kanaat oluşmadığı, bazı mahkeme kararlarında bunun aksi yönünde değerlendirmelerde bulunulmuşsa da, her somut olayın kendine özgü şartları olduğu hususu dikkate alındığında, sunulan yargı kararlarının somut olaya emsal teşkil etmediği, Karşılaştırmaya konu olan markalar görsel, işitsel ve kavramsal olarak incelendiğinde, her ne kadar dava konusu marka ile davacı markalarında “...” ibaresi ortak olarak yer alsa da, dava konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi olması nedeniyle tüketicinin dava konusu işarette odaklanacağı unsurun “...” ibaresi olacağı, markalarda yer alan “...” ibaresinin dava konusu mallar bakımından ayırt edici niteliği düşük bir ibare olduğu, dava konusu marka ile davacının markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı, Karıştırılma İhtimali ; Sonuç olarak, her ne kadar dava konusu markanın kapsamında yer alan dava konusu mallar/hizmetler (30. sınıftaki mallar ile 35. sınıfta yer alan 30. sınıftaki malların satışı hizmetleri) davacının redde gerekçe markalarının (.... sayılı marka HARİÇ) kapsamında aynı/aynı tür olarak yer alsa da dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı, Tanınmışlık İddiaları ; Dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Yukarıdaki bölümlerde bahsedildiği gibi, somut olayda, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmamaktadır. Öte yandan, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği ancak bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, davalı başvurusunun davacıya ait “...” esas unsurlu markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığına yönelik somut bir kanaat oluşmadığı, sonuç olarak davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı, Kötü Niyet İddiaları ; Markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı önceki bölümlerde detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, -somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir- davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı, Netice itibariyle, Dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu mallar/hizmetlerin davacının redde gerekçe markalarının (...sayılı marka HARİÇ) kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı, Dava konusu marka başvurusu ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından benzerlik bulunmadığı, Dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, Davacının tanınmışlık ve kötü niyet gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, .... Kararı’nın yerinde olduğu, hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı sonuçlarına varılmış aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Davalı kurum ile şahıs kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şahsın yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalı vekilinin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ... istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.

Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/28, K. 2026/369, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-28-e-2026-369-k-b15549eb3d2c