İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/1776 E. 2026/763 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1776
- Karar No
- 2026/763
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/1776 Esas KARAR NO : 2026/763
DAVA : Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235)) DAVA TARİHİ : 28/10/2021 KARAR TARİHİ : 07/10/2026
Mahkememizde görülmekte olan Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235)) davasının yapılan açık yargılamaları sonunda : TALEP: Davacı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "Müvekkili ile davalı şirket arasında 01.12.2011 tarihli Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme ile davaya konu D Blok, 28 nolu dairenin müvekkiline satılmış olduğunu, müvekkilinin sözleşme gereği edimlerini yerine getirmiş ve dairenin satış bedelini ödemiş olduğunu, ancak davalı şirketin sözleşme ile yüklendiği edimleri yerine getirmemiş, davaya konu daireyi müvekkiline teslim etmemiş ve davaya konu dairenin tapusunu müvekkili adına devir etmemiş olduğunu belirtmişler ve de talep ve sonuç olarak da açıklanan sebepler ile; davaya konu dairenin takyidatlardan ari olarak müvekkili adına tescilini, bu talebin reddi halinde dairenin rayiç bedelinin faizi ile birlikte ödenmesini, taşınmazın geç teslimi nedeni ile kira bedelinin faiziyle müvekkiline ödenmesini, taşınmazın taahhüt edilen şekli ile şimdiki durumu arasındaki eksikliklerin maddi değerinin tarafına verilmesini karar verilmesini" talep ve dava etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Mahkememizde görülmekte olan dava, yüklenicinin temlikine dayalı gayrimenkul satış sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde rayiç bedelin tahsili istemine ilişkindir. Dosya ... 10. Tüketici Mahkemesi'nin ...Esas ve... Karar sayılı görevsizlik kararıyla mahkememize tevzi edilmiştir. Karşı görevsizlik kararı verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmesi bakımından; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 23. maddesinde; "(1) Yargı yerinin belirlenmesine ilişkin inceleme dosya üzerinden yapılabilir. (2) Bölge adliye mahkemesince veya Yargıtayca verilen yargı yeri belirlenmesi ile kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen göreve veya yetkiye ilişkin kararlar, davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlar." şeklinde düzenleme yapılmıştır. Emsal mahiyette Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ... Esas...Karar sayılı ilamında özetle; "8. Öte yandan uyuşmazlığın çözümü için HMK'nın yargı yeri belirlenmesine ilişkin yasal düzenlemelerin açıklanması da gerekir. 9. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 21. maddesine göre yargı yeri belirlenmesini gerektiren sebepler; a) Davaya bakmakla görevli ve yetkili mahkemenin davaya bakmasına herhangi bir engel çıkarsa. b) İki mahkeme arasında yargı çevrelerinin sınırlarının belirlenmesi konusunda bir tereddüt ortaya çıkarsa. c) İki mahkeme de görevsizlik kararı verir ve bu kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşirse. ç) Kesin yetki hâllerinde, iki mahkeme de yetkisizlik kararı verir ve bu kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşirse şeklinde belirtilmiştir. 10. Görev ve yetki kuralları Kanun'da düzenlenmiş olmasına rağmen bazı hâllerde davaya hangi mahkemenin bakacağı konusunda tereddüt ortaya çıkabilir veya davaya bakan mahkemenin bu davaya bakmasına engeller bulunabilir. Böyle bir durumda davaya hangi mahkemenin bakacağının belirlenmesi gerekir. Bunun için yargı yeri (merci) tayini yoluna gidilerek yetkili ve görevli mahkeme belirlenir (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, Medenî Usûl Hukuku, Cilt I, İstanbul 2017, s. 332). 11. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 22. maddesine göre, yetkili mahkemenin bir davaya bakmasına herhangi bir engel bulunduğu yahut iki mahkeme arasında yargı çevrelerinin sınırlarının belirlenmesinde tereddüt ortaya çıktığı takdirde, yetkili mahkemenin tayininde, ilk derece mahkemeleri için bölge adliye mahkemelerine, bölge adliye mahkemeleri için Yargıtaya başvurulur. İki mahkemenin aynı dava hakkında göreve veya yetkiye ilişkin olarak verdikleri kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleştiği takdirde, görevli veya yetkili mahkeme, ilgisine göre bölge adliye mahkemesince veya Yargıtayca belirlenir. 12. Bölge adliye mahkemesince veya Yargıtayca verilen yargı yeri belirlenmesi ile kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen göreve veya yetkiye ilişkin kararlar, davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlar. Böyle bir durumda üst mahkeme yani duruma göre bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay görevli veya yetkili mahkemeyi göstermişse, artık doğrudan o mahkemede davanın görülmesi gerekir. Başka bir anlatımla yargı yeri belirlenmesi üzerine gösterilen mahkeme tekrar görevsizlik veya yetkisizlik kararı yani direnme kararı veremez (L. Şanal Görgün, Levent Börü, Mehmet Kodakoğlu, Medenî Usûl Hukuku, Ankara 2024, s. 171,172, Hukuk Genel Kurulunun 04.11.2021 tarihli ve ... Esas, ... Karar sayılı kararı)." şeklinde karar verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yargı yeri belirlenmesini düzenleyen 20 ila 23. Maddeleri arasındaki düzenleme birinci kısım, birinci bölüm ve üçüncü ayrımda yer almaktadır. Üçüncü ayrımın başlığı ise "Görevsizlik veya Yetkisizlik Kararı Üzerine Yapılacak İşlemler ve Yargı Yeri Belirlenmesi" şeklinde Kanun metnine alınmıştır. 23. Maddenin 2. fıkrasında ise yargı yeri belirlenmesi sonucunda ya da kanun yolu incelemesi sonucu kesinleşen göreve veya yetkiye ilişkin kararların sonraki mahkemeyi bağlayacağı düzenlenmiştir. Burada üzerinde durulması gereken ilk nokta hangi durumlarda yargı yeri belirlenir ve ikinci nokta ise kanun yolu incelemesi ile kesinleşen görevsizlik veya yetkisizlik kararı ne demektir. Bu bağlamda ilk husus Kanun'da açıkça düzenlendiği ve emsal YHGK'da izah edildiği üzere; a) Davaya bakmakla görevli ve yetkili mahkemenin davaya bakmasına herhangi bir engel çıkarsa. b) İki mahkeme arasında yargı çevrelerinin sınırlarının belirlenmesi konusunda bir tereddüt ortaya çıkarsa. c) İki mahkeme de görevsizlik kararı verir ve bu kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşirse. ç) Kesin yetki hâllerinde, iki mahkeme de yetkisizlik kararı verir ve bu kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşirse üst mahkemece yargı yeri belirlemesi yapılması gerekmektedir. Somut olayda karşılıklı görevsizlik kararı üzerine istinaf mahkemesince verilmiş bir yargı yeri belirlenmesi kararı bulunmamaktadır. İkinci husus ise HMK 23/2'de zikredilen "kanun yolu incelemesi ile kesinleşen görevsizlik veya yetkisizlik kararı" ibaresinin ne anlama geldiğinin değerlendirilmesidir. Bilindiği üzere mahkemelerce verilecek kararlar davanın usulüne ve esasına ilişkin olarak ikiye ayrılmaktadır. Esasa ilişkin kararlar temel olarak davanın kabulü, reddi ya da karar verilmesine yer olmadığına olarak uygulamada kendini göstermektedir. Usule ilişkin kararlar ise temel olarak mahkemenin görevine, yetkisine ve dava şartlarına ilişkin kararlar olarak sınıflandırılabilir. Kanun koyucu tarafından üst mahkemelerce görev veya yetkiye ilişkin verilen her karar sonraki mahkemeyi bağlar şeklinde bir düzenleme yapılabilecekken bu şekilde düzenleme yapılmayıp, kanun yolu incelemesi ile kesinleşen görevsizlik veya yetkisizlik kararının sonraki mahkemeyi bağlayacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla Kanun koyucu tarafından yapılan işbu düzenlemede "kanun yolu incelemesi ile kesinleşen görevsizlik veya yetkisizlik kararı" ibaresinin kullanılmasının tesadüfi olmadığı kanaati mahkememizde hâsıl olmuştur. Bu bağlamda HMK 23/2 uyarınca bir mahkemenin görevsizlik ya da yetkisizlik kararının sonraki mahkemeyi bağlayabilmesi için söz konusu kararın üst mahkeme tarafından denetlenmesi gerekmektedir. Somut olay bakımından dosya incelendiğinde; ... 10. Tüketici Mahkemesi'nce ... Esas ...Karar sayısı üzerinden yapılan yargılama neticesinde taraflar arasındaki uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmiştir. Söz konusu kararın istinaf incelemesinde ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nin ...E ...K sayılı dosyasından "Dava; yüklenicinin temlikine dayalı takyidatlardan ari tapu iptal ve tescil bu talebin reddi halinde dairenin rayiç bedelinin faizi ile birlikte ödenmesini, taşınmazın geç teslimi nedeni ile kira bedelinin faiziyle tahsili istemine ilişkindir. Eldeki davada, taraflar arasındaki 01.12.2011 sözleşme ile dava konusu ... ili, ... İlçesi, 15 parsel D Blok, 28 nolu bağımsız bölüm sayılı taşınmazın satışının kararlaştırıldığı, bilirkişi raporuna göre iflas tarihindeki değerinin 185.000,00 TL olarak tespit edildiği, bağımsız bölümün davalı şirket adına kayıtlı olduğu, davanın 28/10/2021 tarihinde iflastan sonra açıldığı, ... 2.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ... E, ... K sayılı ilamı ile davalı ...Ltd.Şti’nin ... tarih, saat 10:14 itibari ile iflasına karar verildiği, kararın 29/12/2022 tarihinde kesinleştiği, ... 1.İcra Dairesi’nin ... İflas sayılı dosya kapsamında tasfiye işlemlerine başlandığı, iflas idaresinin ... tarih, ...nolu kararı ile dava konusu taşınmazlarla ilgili aynen ifa taleplerinin kabul edilmediği yönünde karar alındığı anlaşılmıştır. Görev konusu, kamu düzeniyle ilgili olup davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Taraflarca ileri sürülmese dahi gerek Mahkemece, gerekse Yargıtay’ca tarafların bu yönde bir savunmasının olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden göz önünde tutulur. İflasın açılması hususunun görev kurallarında meydana getireceği değişikliği dava açılmadan önce ve sonra davalının iflası hallerine mahsus olmak üzere ayrı ayrı incelemek gerekir. Davanın açılmasının usul hukuku bakımından hâsıl ettiği sonuçlardan biri, davanın açılması anında görevli ve yetkili olan mahkemenin sabit hale geleceği, sonradan ortaya çıkan değişikliklerden görev ve yetkinin etkilenmeyeceğidir (perpetuatio fori). Şirketin dava tarihinden önce iflas etmesi halinde; İİK`nin 191. maddesi gereğince, iflas açıldıktan sonra müflisin masaya giren mal ve hakları üzerindeki tasarruf yetkisi kısıntıya uğrar; müflis artık, masa mevcudunu azaltıcı nitelikteki tasarruflarda bulunamaz. Bu mallar ve haklar topluluğunu, iflas açıldıktan sonra, aynı Kanun`un 226. maddesi gereğince, kanuni mümessil olan iflas idaresi temsil edeceğinden, açılacak davalarda husumetin iflas idaresine yöneltilmesi ve varlığı iddia olunan alacakların, İİK`nin 219 maddesi gereğince, masaya karşı ileri sürülmesi gerekir. Bu nedenle kural olarak iflastan sonra müflis aleyhine masaya giren mal ve haklara ilişkin olarak doğrudan dava açılamaz. İflas masasından hak iddia eden alacaklının alacağının masaya kaydını talep etmesi, bu talebin İflas idaresince kabul edilmemesi halinde, İİK.nun 235/2.maddesinde öngörüldüğü şekilde sıra cetveline itiraz davası açması gerekmektedir. Buna rağmen, iflâstan sonra müflise karşı bir alacak davası açılırsa, bu davaya, iflâs idaresine karşı sıra cetveline itiraz davası (m.235,II) olarak devam edilmelidir. (Kuru Baki, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Adalet Yayınevi, 2013, sayfa 1235) (Yargıtay 10 HD’nin ...E, ... K sayılı kararı) Öte yandan taşınmazın temlikine ilişkin sözleşme sadece kişisel hak doğurur ve vaat alacaklısı sözleşmeden doğan bu kişisel hakkını ancak sözleşmenin tarafına (temlik edene) karşı ileri sürebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.05.2009 tarih ve ... E. ...K. sayılı kararında da değinildiği üzere, müflis ile iflastan önce yapılan ve müflisin temlik borçlusu olduğu sözleşmenin masadan aynen ifasının istenebilmesi için sözleşme ile kazanılan şahsi hakkın tapu siciline şerh verilmesi, başka bir deyişle kuvvetlendirilmiş kişisel hakkın bulunması gerekir. Sözleşmeden doğan kişisel hak güçlendirilmediğinde, iflas masasından taşınmazın tescili istenemez. Ayın talebinin yerini temlik işlemine konu taşınmazın iflas anında saptanacak değeri olan para alacağı alır ve dava da sıra cetveline kayıt kabul davası olarak değerlendirilir. Sıra cetveline itiraz davasında da, görevli mahkeme İcra ve İflas Kanunun 235/1 maddesine göre iflas kararını veren Ticaret Mahkemesinin bulunduğu yerdeki herhangi bir Ticaret Mahkemesidir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde, adi yazılı sözleşmeden kaynaklanan tapu iptal ve tescil isteme hakkı şahsi hak bahşettiğinden ve dayanak adi yazılı temlik sözleşmesi tapu siciline şerh verilmediğinden davacının mülkiyet aktarımı isteminin kabulüne olanak yoktur. Davalı şirketin iflasıyla, davalı iflas idaresince taahhüdün aynen ifası yoluna gidilmediğinden artık tapu iptali ve tescil istemi İİK'nın 198. maddesi uyarınca para alacağına dönüşmüştür. İİK'nın 198. maddesi uyarınca davacının mevzuu para olmayan alacağı ona muadil bir kıymette para alacağına çevrileceğinden ve bu kıymetin taşınmazın iflas tarihi itibariyle belirlenecek kıymeti olacağı da sabittir. Bu kapsamda dava sıra cetveline kayıt kabul davası olarak değerlendirileceğinden görevli mahkeme İİK 235/1 maddesine göre Ticaret Mahkemeleridir." şeklindeki gerekçe ile Bakırköy 10. Tüketici Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Akabinde ... 10. Tüketici Mahkemesi'nin ... Esas ve...karar numarası alınarak görevsizlik kararı verilmiş ve söz konusu karar istinaf edilmeksizin kesinleşmiş ve dosya mahkememize tevzi edilmiştir. Yukarıda da izah edildiği üzere istinaf mahkemelerinin göreve veya yetkiye ilişkin kararlarının sonraki mahkemeyi bağlayıcı olması için ilk derece mahkemesince görevsizlik ya da yetkisizlik kararı verilmesi ve söz konusu kararın istinaf denetimine gitmesi gerekmektedir. Yahut iki ilk derece mahkemesince de karşılıklı olarak istinaf edilmeden kesinleşen görevsizlik veya yetkisizlik kararı nedeniyle dosyanın yargı yeri incelemesine tabi tutulması gerekmektedir. Somut olayda ise ... 10. Tüketici Mahkemesi'nce işin esasına yönelik verilen kararın istinaf tarafından görevli mahkemenin Ticaret Mahkemesi olduğu gerekçesi ile kaldırılması üzerine yine ... 10. Tüketici Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının istinaf edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu sebeple söz konusu görevsizlik kararına karşı mahkememizce de karşı görevsizlik kararı verilebilmesinin mümkün olduğu kanaati mahkememizde hâsıl olmuştur. Terditli talepler bakımından görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin temel kriterler bakımından yapılan değerlendirmede; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 111. maddesinde; "(1) Davacı, aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslilik ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şarttır. (2) Mahkeme, davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer’î talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz." şeklinde düzenleme yapılmıştır. Emsal mahiyette İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'nin... E .... K sayılı ilamında özetle; "Somut olayda, dava iflas tarihinden sonra açılmış olup; davacının öncelikli talebi bağımsız bölümün tapusunun iptali ve tescili, mümkün olmadığı takdirde tapuların rayiç değerinin davacıya ödenmesi ve tespit olunan alacakların iflas masasına kaydı, İİK' nın amir hükümlerine aykırı sıra cetveline kayıt edilmeyen alacağın kayıt altına alınmasın istemine ilişkindir. Bu durumda asıl talep alacağın masaya kaydedilmesine yönelik olmadığına göre, davanın kayıt kabul davası olarak kabulü mümkün değildir. Kayıt kabul niteliğinde olmayan talepler yönünden İİK’da özel düzenleme yer almadığından, taraflar arasındaki işin niteliğine göre görevli mahkemenin belirlenmesi zorunludur. Her ne kadar terditli talep alacağın masaya kabul edilmesine ilişkin ise de görevli mahkeme asıl talebe göre belirlenecek olup bu husus sonuca etkili değildir." şeklinde karar verilmiştir. HMK'nın 111. Maddesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'nin emsal içtihatı bir arada değerlendirildiğinde terditli davalar bakımından görevli mahkeme asıl talebe göre belirlenecektir. Nitekim bu hususta Yargıtay içtihatları da yerleşmiş olup hukuk camiasında bu hususta herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Yine benzer mahiyette olan ancak başka bir konu olan tefrikle görevli ya da yetkili mahkemelerin değişip değişemeyeceği meselesinde de Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında tefrik ile görevli ya da yetkili mahkemenin değiştirilemeyeceği de sık sık vurgulanmaktadır. Her iki çeşit içtihatların temel mantığı hukuki güvenilirlik ilkesidir. Yani bir kimse terditli bir dava açtığında ya da davaların yığılması şeklinde bir dava açtığında görevli mahkemeyi esas talebine göre belirleyecek ve yargılamaların bu mahkemede devam edeceğini bilecektir. Her ne kadar İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nce tapu iptali ve tescil davasının redde mahkum olduğu o sebeple tazminat isteminin kayıt kabul davası olduğu ve Ticaret Mahkemeleri'nin bu hususta görevli olduğu zikredilse de terditli davalarda esas talep sonuçlandırılmadan terditli talebin inceleme olanağı bulunmadığı gibi, terditli talep müstakil bir davaymış gibi görevli mahkeme belirlemesi de yapılamayacağı Yargıtay ve istinaf içtihatları ile yerleşik hâle geldiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla somut olayda davacı tarafça tapu iptal ve tescil olmazsa tazminat talep edilmiş olmakla görevli mahkeme tapu iptali ve tescil istemine göre belirlenmesi gerekmektedir. Görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olup olmadığının değerlendirilmesi bakımından; Emsal mahiyette İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'nin... E ... K sayılı ilamında özetle; "Bakırköy 4. Tüketici Mahkemesince, "...Davalılardan ...Şirketi dava açıldığı tarihte iflas etmiş olup, bu nedenle davacının davası kayıt kabul davası olarak görüleceği..." gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi ise, "...Dosyada mübrez tapu sicil müdürlüğünün cevabi yazısında dava konusu taşınmazın konut niteliğinde olduğu anlaşıldığından davacının tüketici sıfatını haiz olduğunun kabulü ile söz konusu uyuşmazlığın 6502 sayılı Kanun çerçevesinde Tüketici Mahkemesi'nde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir...." gerekçesiyle görevsizlik yönünde karar vermiştir. Ticaret Mahkemesinin iflasa karar vermesi anında borçlu hakkında iflas açılmış olur. Bundan sonra müflisin masaya giren mal ve hakları üzerindeki tasarruf yetkisi kısıntıya uğrar ve masaya geçer. Müflis masaya giren bir mal veya hak üzerinde tasarrufta bulunmuşsa bu işlem geçersizdir. İflas kararından önce müflisin temlik sözleşmelerinden doğan borçları taşınmazın tapu kaydı henüz müflis üzerinde bulunduğundan masaya geçmekle iflas nedeniyle asıl akit (satım akti) yapılamamaktadır. Kural olarak sözleşmeler taraflardan birinin iflas etmesiyle son bulmazlar. Bu halde iflas etmemiş olan taraf sözleşmenin ifasını isteyebilir. Ancak sözleşmenin ifasını talep hakkı bir iflas alacağıdır. Davaya konu sözleşme iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdendir. Bu bakımdan sözleşmenin alacaklısı olan taraf iflastan önce yapılan sözleşmedeki bütün borçlarını müflise karşı yerine getirmiş ise alacağı para borcundan başka bir şey olduğundan alacağını para alacağına çevirerek masaya yazdırabilir.(İ.İ.K. m.198) İflâsın açılması ile henüz vadesi gelmemiş olan alacaklar da, iflâs kararı ile birlikte talep edilebilir hale gelir. İflâsın açılması gününe kadar işlemiş olan faiz ve takip masrafları ana paraya eklenerek iflâs masasına yazdırılır.Alacağı taliki bir şarta veya belirsiz bir vadeye bağlı bulunan alacaklılar da alacaklarını iflâs masasına kaydettirebilirler. Tasfiye sonunda bu alacaklar için ayrılan pay, ancak şartın gerçekleşmesi veya belirsiz olan vadenin gelmesi halinde ödenebilir. Alacaklılar arası eşitlik ilkesi gereği, para alacağı dışındaki alacaklar, iflâsın açılması ile birlikte konusu olan şeyin iflâs kararı tarihindeki değeri kadar para alacağına dönüşür ve masaya para alacağı olarak yazılır. Ancak iflâs idaresi, masa menfaatine uygun görürse konusu para olmayan alacakları bir iflâs alacağı olarak ödemek yerine, aynen ifa etmeyi tercih edebilir. Adi tasfiyede iflâs idaresi alacaklıların incelemesini yapıp bitirdikten sonra, düzenlediği sıra cetvelini iflâs dairesine verir. Bunun üzerine sıra cetveli ilân edilir ve bu ilânla ikinci alacaklılar toplantısı için davet yapılır. Bu toplantıya kural olarak, alacakları tamamen reddedilmiş alacaklılar katılamaz. İkinci alacaklılar toplantısının yetkileri, birinci toplantıdan daha geniştir. İkinci alacaklılar toplantısı, iflâs idaresinin görevine devam edip etmeyeceğine karar verir ve bu konudaki teklifini icra mahkemesine bildirir. Ayrıca masanın menfaatine gördüğü diğer tüm hususlar hakkında da karar verir(m. 238, II). Somut olayda; davacının öncelikli talebi satın alınan taşınmazın mülkiyetinin adına tescili; mümkün olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir. Bu durumda asıl talep alacağın masaya kaydedilmesine yönelik olmadığına göre, davanın kayıt kabul davası olarak kabulü mümkün değildir. Kayıt kabul niteliğinde olmayan talepler yönünden İİK’da özel düzenleme yer almadığından, taraflar arasındaki işin niteliğine göre görevli mahkemenin belirlenmesi zorunludur. Davacının davalı müflis yükleniciden konut olarak belirlenen taşınmazı satın aldığı, sözleşmenin açıklanan başlık kısmına göre yatırım amaçlı olduğu, dilekçe içeriğinde de taşınmazın kiraya verilmek istendiği ancak muvaffak olunamadığı açıklandığına göre, tüketici sözleşmesi niteliğinde olmayan satım sözleşmesinden kaynaklı davaya her davalı bakımından bakmak görevi asliye hukuk mahkemesine ait bulunmaktadır." şeklinde karar verilmiştir. Emsal mahiyette İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'nin ... Esas... Karar sayılı ilamında özetle; "Dava, bir adet taşınmaza ilişkin yapılan taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescili mümkün olmadığı takdirde tazminat ve kira bedelleri istemine ilişkindir. ...11. Tüketici Mahkemesince, "...somut olayda davalı şirketin 26/06/2019 tarihinde iflasına karar verilerek iflasın kesinleştiği, davacının davasını 01/02/2023 tarihinde açtığı bu durumda İİK 235/1 uyarınca yargılama yapma görev ve yetkisinin ... Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne ait olduğu..." gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi ise, "...davanın mutlak ya da nispi ticari dava niteliği taşımadığı, dava konusu edilen satış işlemine konu bağımsız bölümün konut vasfına sahip olduğu, davacının bu nedenle tüketici olarak kabulü gerekmektedir. Davalı şirketin iflasına karar verilmiş olması ve davacının asıl talebi dikkate alındığında davacı tarafın açmış olduğu iş bu davanın kayıt kabul davası olarak da görülmesi mümkün değildir. ..." denilmek suretiyle görevsizlik yönünde karar vermiştir. Ticaret Mahkemesinin iflasa karar vermesi anında borçlu hakkında iflas açılmış olur. Bundan sonra müflisin masaya giren mal ve hakları üzerindeki tasarruf yetkisi kısıntıya uğrar ve masaya geçer (İİK md. 184/I). Müflis masaya giren bir mal veya hak üzerinde tasarrufta bulunmuşsa bu işlem geçersizdir. İflas kararından önce müflisin temlik sözleşmelerinden doğan borçları taşınmazın tapu kaydı henüz müflis üzerinde bulunduğundan masaya geçmekle iflas nedeniyle asıl akit (satım akti) yapılamamaktadır. Kural olarak sözleşmeler taraflardan birinin iflas etmesiyle son bulmazlar. Bu halde iflas etmemiş olan taraf sözleşmenin ifasını isteyebilir. Ancak sözleşmenin ifasını talep hakkı bir iflas alacağıdır. Davaya konu sözleşme iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdendir. Bu bakımdan sözleşmenin alacaklısı olan taraf iflastan önce yapılan sözleşmedeki bütün borçlarını müflise karşı yerine getirmiş ise alacağı para borcundan başka bir şey olduğundan alacağını para alacağına çevirerek masaya yazdırabilir.(İ.İ.K. m.198) İflâsın açılması ile henüz vadesi gelmemiş olan alacaklar da, iflâs kararı ile birlikte talep edilebilir hale gelir. İflâsın açılması gününe kadar işlemiş olan faiz ve takip masrafları ana paraya eklenerek iflâs masasına yazdırılır.Alacağı taliki bir şarta veya belirsiz bir vadeye bağlı bulunan alacaklılar da alacaklarını iflâs masasına kaydettirebilirler. Tasfiye sonunda bu alacaklar için ayrılan pay, ancak şartın gerçekleşmesi veya belirsiz olan vadenin gelmesi halinde ödenebilir. Alacaklılar arası eşitlik ilkesi gereği, para alacağı dışındaki alacaklar, iflâsın açılması ile birlikte konusu olan şeyin iflâs kararı tarihindeki değeri kadar para alacağına dönüşür ve masaya para alacağı olarak yazılır. Ancak iflâs idaresi, masa menfaatine uygun görürse konusu para olmayan alacakları bir iflâs alacağı olarak ödemek yerine, aynen ifa etmeyi tercih edebilir. Adi tasfiyede iflâs idaresi alacaklıların incelemesini yapıp bitirdikten sonra, düzenlediği sıra cetvelini iflâs dairesine verir. Bunun üzerine sıra cetveli ilân edilir ve bu ilânla ikinci alacaklılar toplantısı için davet yapılır. Bu toplantıya kural olarak, alacakları tamamen reddedilmiş alacaklılar katılamaz. İkinci alacaklılar toplantısının yetkileri, birinci toplantıdan daha geniştir. İkinci alacaklılar toplantısı, iflâs idaresinin görevine devam edip etmeyeceğine karar verir ve bu konudaki teklifini icra mahkemesine bildirir. Ayrıca masanın menfaatine gördüğü diğer tüm hususlar hakkında da karar verir(m. 238, II). Somut olayda; dava iflas tarihinden sonra açılmış olup; davacının öncelikli talebi taşınmaz satış sözleşmesinin aynen ifasıyla tapuların iptaline ve davacı adına tescili istemine ilişkindir. Bu durumda asıl talep alacağın masaya kaydedilmesine yönelik olmadığına göre, davanın kayıt kabul davası olarak kabulü mümkün değildir. Kayıt kabul niteliğinde olmayan talepler yönünden İİK’da özel düzenleme yer almadığından, taraflar arasındaki işin niteliğine göre görevli mahkemenin belirlenmesi zorunludur. Davacının yükleniciden konut olarak belirlenen taşınmazı satın aldığı, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6502 sayılı kanun kapsamında tüketici konumunda olduğu anlaşıldığına göre uyuşmazlığın Tüketici Mahkemelerinde görülüp sonuçlandırılması gerekir.(İstanbul BAM 18. H.D. ... E. -... K. Sayılı ilamı; Ankara BAM ...E. ...K. ve Dairemizin ... E.- ... K. ve ... E ...K Sayılı kararı.) SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince ...11. Tüketici Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 24/10/2024 gününde oy birliğiyle karar verildi." şeklinde karar verilmiştir. Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak incelendiğinde; dava iflas tarihinden sonra açılmış olsa da davacının öncelikli talebi taşınmaz satış sözleşmesinin aynen ifasıyla tapuların iptaline ve davacı adına tescili istemine ilişkindir. Bu durumda asıl talep alacağın masaya kaydedilmesine yönelik olmadığına göre, davanın kayıt kabul davası olarak kabulü mümkün değildir. Nitekim görevli mahkemenin tespiti hususunda da terditli bir dava ikame edilmiş ise görevli mahkeme asıl talebe göre belirlenmektedir. Kayıt kabul niteliğinde olmayan talepler yönünden İİK’da özel düzenleme yer almadığından, taraflar arasındaki işin niteliğine göre görevli mahkemenin belirlenmesi zorunludur. Davacının yükleniciden konut olarak belirlenen taşınmazı satın aldığı, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6502 sayılı Kanun kapsamında tüketici konumunda olduğu anlaşıldığına göre uyuşmazlığın Tüketici Mahkemelerinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği kanaati mahkememizde hâsıl olmakla mahkememizin karşı görevsizliğine, görevli mahkemenin ... Tüketici Mahkemesi olduğunun tespitine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere : 1-Mahkememizin KARŞI GÖREVSİZLİĞİ nedeniyle DAVANIN USULDEN REDDİNE, 2-Görevli Mahkemenin ... 10. Tüketici Mahkemesi olduğunun tespitine, 3-Daha önce aynı konuda ... 10. Tüketici Mahkemesi tarafından verilmiş ve kesinleşmiş görevsizlik kararı bulunduğundan mahkememiz kararının istinaf edilmeksizin kesinleşmesi halinde görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 37. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 4-Yargılama giderlerinin görevli mahkemece değerlendirilmesine, Dair, tarafların yokluğunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememize verilecek dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemelerine istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi. 07/10/2026
Katip e-imzalıdır
Hakim e-imzalıdır