İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/148 E. 2026/421 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/148
- Karar No
- 2026/421
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2026/148 Esas - 2026/421 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2026/148 KARAR NO : 2026/421
... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 09/04/2026 KARAR TARİHİ : 07/10/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 07/10/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davalının marka başvurusunun reddine ve söz konusu .... kararının iptaline gerekçe olarak ileri sürülen müvekkili markalarında asli ve ayırt edici unsurun "...." ibaresi olduğunu, davaya konu "...." ibareli marka ile müvekkilinin markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yüksek düzeyde benzerlik bulunduğunu, davalının markasında yer alan ...ibaresi, ilgili mal ve hizmetler bakımından tanımlayıcı nitelikte olup markayı farklılaştırıcı bir etki oluşturmadığını, bu nedenle, işaret benzerliği değerlendirmesinde söz konusu ibarenin tali unsur olarak kabul edilmesinin gerektiğini, bu durumda, başvurunun asli unsurunun müvekkiline ait tescilli markalardaki ... ibaresi ile örtüştüğü ve ayırt edici nitelikte bir farklılık oluşturmadığını, davaya konu markanın müvekkilinin markasını aynen içermesi karşısında, ilgili markanın tüketiciler nezdinde müvekkilinin "..." şeklindeki seri markalarından biri, şubesi veya bayisi olarak algılanmasının kaçınılmaz olduğunu, müvekkilinin markalarının....sınıflarda yer alan mal ve hizmetleri içerdiğini, davaya konu "mesamat döküm" ibareli marka kapsamında ise 40. sınıf mal ve hizmetler yer almakta olup, bu sınıftaki hizmetlerin müvekkili markaları kapsamında aynen yer aldığını, karşılaştırılan mal ve hizmetlerin aynı/benzer olduğu, itiraza konu markanın müvekkili markasını aynen içerdiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, düşük düzeyde bir işaret benzerliğinin dahi karıştırılma ihtimali oluşturmaya yeterli olduğunu, ayrıca, ortalama tüketicinin markaları çoğu zaman yan yana karşılaştırma imkanı bulunmadığı ve algısını hafızasında kalan izlenime göre oluşturduğu dikkate alındığında, başvuru ile müvekkili markaları arasında karıştırılma ve ilişkilendirme ihtimalinin kaçınılmaz olduğunu, .... ibaresinin markanın ön kısmında yer alması, harf yapısının benzer biçimde kurgulanması ve kelime kompozisyonunun müvekkili markasının devamı veya uzantısı izlenimini verecek şekilde oluşturulmasının, markalar arasında yalnızca sözel değil, aynı zamanda açık bir görsel benzerlik doğurduğunu, markaların grafik tasarım bütünlüğü, logotip kurgusu ve genel sunumu birlikte değerlendirildiğinde, davalı markasının, müvekkilinin markasının görsel algısını taklit ederek tüketici zihninde müvekkili ile bağlantı kurmaya yönelik bir izlenim oluşturduğunu, müvekkili şirkete ait “...” markasının, uzun süreli ve yaygın kullanımı sonucunda yüksek ayırt edici güç kazanmış, ilgili sektörlerde tanınmış marka statüsüne ulaşmış ve bu nitelikleriyle 6769 sayılı sınai mülkiyet kanunu kapsamında genişletilmiş korumadan yararlanmayı hak etmiş olduğunu, davalı şirket tarafından yapılan "mesamat döküm" ibareli marka başvurusu, kötü niyetli bir marka başvurusu olup tescilinin hukuka aykırı olduğunu beyan ederek, .... sayılı “mesamat döküm” ibareli markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu markayı okuyan veya gören ortalama dikkate sahip ve her iki işareti yan yana karşılaştırma imkânı olmayan kişinin zihnindeki intibaın, davacıya ait marka/markaların bıraktığı intiba ile aynı olmadığını, zira dava konusu markaya bakıldığında, içerdiği farklı kelimeler, şekil unsuru ve de renkler bakımından davacının itiraz markalarından ayrıldığını, bu itibarla, söz konusu markalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer olmadığını, dolayısıyla söz konusu markaların birbirlerinden farklı oldukları ve iltibas oluşturacak şekilde benzemediklerini, bu nedenle 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesinde sayılan şartları sağlamadığını, başvuru konusu markanın tesciline bir engelin olmadığını, söz konusu iki marka örneği, aynı firmanın markası gibi algılanabilecek nitelikte olmadığı gibi, iki markanın karıştırılma ihtimallerinin hiçbir şekilde bulunmadığını, markalar benzer olmamakla birlikte, dava konusu başvurunun tescilinin 6769 Sayılı SMK'nın 6/5 maddesi hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açacağı yönünde de bir kanaat oluşmamış olduğunu, kötüniyet iddiasını itiraz aşamasında belgelendirmediğini ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili dilekçeleriyle özetle; müvekkili şirketin ticari sicil kayıtları müzekkere ile talep edildiğinde şirketin kuruluş tarihinin 1990' lu yıllara ait olduğunun görüleceğini, kaldı ki, müvekkili şirketin .... numaralı 06 ve 35. sınıfta zaten tescilli bir markasının bulunduğunu, davacı holding tüm sınıflarda marka tescili yaparak esasen, haksız biçimde marka işgalinde bulunduğunu, davacı tarafın, tüm sınıflarda kullanmadığı markaların iptali için her zaman dava açılabilir olduğunu, davacı tarafın, 40. sınıfta metal işleme hizmetlerinde de herhangi bir kullanımının da zaten mevcut olmadığını, müvekkili şirketin markasında belirgin biçimde renkli M harfinin ön planda olduğunu ve üstelik .... kelimesi de müvekkil şirketin ticaret unvanındaki çekirdek kelimesinin aynısı olduğunu, müvekkilinin hiçbir şekil ve surette kötü niyetinin olmadığını, müvekkili şirketin markasının genel görünüşü, okunuşu da dikkate alındığında markaların karıştırılma olasılığının bulunmadığını, üstelik markanın tescil edildiği sınıf açısından da ilgili hizmetin teknik bir hizmet de olduğu dikkate alındığında bu hizmetten faydalanan kişilerin daha çok sanayi üretim alanında çalışan basiretli tacirler olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davalı şirket adına "mesamat döküm" ibaresinin .... Sınıflandırma Sisteminin 40. sınıfta yer alan hizmetlerde kullanılmak üzere tescil başvurusu 23.10.2024 tarihinde yapılmıştır. ... sayılı marka tescil başvurusu, yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda 12.11.2024 tarihli ve 456 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde ilanına karar verildiği, ilan kararına davacı şirket tarafından itirazda bulunulduğu, başvurunun ilanına yapılan itirazın, ilgili daire tarafından değerlendirilerek, davacının itirazının reddine karar verildiği, karara karşı davacı şirket tarafından ...’da görüşülmesi için itiraz dilekçesi sunulduğu ve davacının itirazının .... sayılı kararı ile reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER Taraf Markaları Arasında Karıştırılma İhtimali; 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” hükmüne amirdir. 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi anlamında benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu markaların tescilli oldukları sınıfların birbirine benzerliğidir. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal ve hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Eğer her iki koşul da gerçekleşmiş ise markalar arasında iltibas olduğuna karar verilecektir. Markalar arasındaki benzerlik incelenirken, Markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlik, Çağrıştırma, Bir bütün olarak markaların uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan mal veya hizmetin değeri ve alıcının bu mal ve hizmeti almaya ayırdığı zaman kriterleri ele alınmalıdır. Yerleşik Yargıtay içtihatları ile sabit olduğu üzere; bir markanın bir başka marka ile benzer olup olmadığı müşterisi hafızasında bıraktığı imaja göre belirlenir. Bir marka, hizmet veya malın, diğer bir marka, hizmet veya malla karşılaştırılarak benzerliği tespit edilirken marka, mal veya hizmete bütünsel bir açıdan yaklaşılmalı ve müşterileri nezdinde bıraktıkları izlenim dikkate alınmalıdır. Nitekim .... sayılı kararında; “…556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8/1-b bendi uyarınca markaların iltibas yaratıp yaratmadıklarının belirlenmesinde, markaların kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının alıcısı olan ortalama düzeydeki halk nezdinde karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığının tespiti gereklidir. Bunun için de işaretleri oluşturan harf, kelime, şekil gibi asıl ve yardımcı unsurların değerlendirilmesi zorunludur... Dairemizin bu konuda yerleşik içtihatları uyarınca asıl unsurun; bunların ayırt edici ve baskın unsurları unutulmaksızın markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin tümüne hâkim olan görünüş ve ayırt ediciliği vurgulayan imajda aranması gereklidir...” denmektedir. İltibas, kanunlarda tanımlanmamış olmakla birlikte öğretide “bir markanın aynen veya benzerinin kullanılması suretiyle, alıcı zihninde gerek emtiaların (veya hizmetlerin), gerekse müteşebbisin kaynağı açısından yanlış kanaatler uyandırılması ve bunların aynı yerden piyasaya sürüldüklerinin düşündürülmesi, bu yönden çağrışımlar yapması” olarak tanımlanmıştır. Sadece alıcıların belirli bir mal veya hizmet yerine başka mal veya hizmeti almak istemeleri halinde değil; alıcıların mal veya hizmetlerin birbirinden farklı olduklarını anlamalarına rağmen, bunların kaynağının aynı işletme olduğuna veya malları satan yahut hizmetleri sunanlar arasında idari veya ekonomik bağlılık olduğuna inanmaları halinde de iltibas ihtimali vardır. Dolayısıyla, iltibas bulunduğunun kabulü için işaretin marka ile bağlantı kurulmasına ve düşünsel olarak markayı çağrıştırmasına elverişli olması gerektiği anlaşılmaktadır. Karıştırılma ihtimalinin varlığı 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi uyarınca “halk” nezdinde olmalıdır. Bir markanın diğer marka ile karıştırılma ya da iki marka arasında ilişki bulunduğu ihtimali, malın hitap ettiği uzman ya da satıcı nezdinde değil, halk nezdinde araştırılmalıdır. Dolayısıyla, markaların hitap ettiği tüketici ya da kullanıcı dikkate alınmak suretiyle, markaların bu kişiler nezdinde karıştırılıp karıştırılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasada geçen “halk” tabiri amaca uygun şekilde “markayı taşıyan ürünlerin nihai tüketici kitlesi” olarak anlaşılmalıdır. Benzerlikte görüşüne başvurulacak kişi markalı ürünün yöneldiği hedef kitleye mensup/makul derecede bilgilendirilmiş, makul derecede dikkatli ve makul derecede ihtiyatla değerlendirme yeteneğine sahip kişinin değerlendirmesidir. İltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığının tespitinde, mal ve hizmetlerin aynı veya benzer alıcı çevresine hitap edip etmediklerine ve aynı veya benzer ihtiyaçları gidermede kullanılıp kullanılmadıklarına; markaların kullanıldığı mal veya hizmetin ekonomik değerine; bunların hitap ettiği alıcı grubunun sosyal ve ekonomik düzeyine ve orta yetenekteki alıcıların markanın kullanılacağı mal veya hizmetleri aldıkları sırada sarf edecekleri dikkat ve özene de bakılır. Emtiaların Aynı/Benzer/İlişkili Olup Olmadığı; Dava konusu.... ibareli markanın dava konusu hizmetleri ile davacıya ait redde mesnet markaların kapsamlarındaki mallar/hizmetler incelendiğinde, dava konusu markanın kapsamındaki 40. sınıftaki hizmetlerin davacının somut uyuşmazlığa emsal olarak verilen markalarının kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı, Tüketici Kitlesi: Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır. Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır. Somut uyuşmazlıkta benzerliği tespit olunan 40. sınıf kapsamındaki hizmetler oldukça geniş bir yelpazeye yayılmakta olup, hitap edilen tüketici kitlesi ve dikkat düzeyi, sunulan hizmetin niteliğine göre değişkenlik göstermektedir. Metallerin işlenmesi, gıdaların işlenmesi, hayvan kesimi, montaj, Sıvı, kimyasal madde, gaz, hava işleme hizmetleri, kağıdın işlenmesi, saraçlık hizmetleri gibi alanlarda, alıcılar çoğunlukla konunun uzmanı, teknik bilgi sahibi ve bilinçli profesyonel kitlelerden oluşmakta olduğundan karar verme süreçlerinin daha dikkatli ve seçici olduğu kabul edilmektedir. Bununla birlikte, terzilik, sanat eserlerinin çerçevelenmesi hizmetleri gibi son kullanıcıya hitap eden hizmetler bakımından ise tüketici kitlesi daha geniş olmakla birlikte, marka tercihinin genellikle bilinirlik, güvenilirlik ve hizmet kalitesi gibi kriterlere bağlı olarak yapıldığı, bu nedenle dikkat seviyesinin ortalama düzeyde olduğu değerlendirilmektedir. Bu bağlamda 40. sınıfta yer alan hizmetler bakımından tüketici kitlesinin bilinç ve dikkat düzeyinin orta ve yüksek olduğu, Marka İşaretlerinin Benzer Olup Olmadığı ; Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, yukarıda da değinildiği üzere, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla aslolan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır. ... kararlarından da izlenebileceği gibi, karıştırma olasılığının değerlendirmesi, aslında ileriye dönük bir tetkiktir. Bu tetkikte; “Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları” ve “davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak, global olarak yapılmalıdır” . Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir. Benzerlik değerlendirmesine ilişkin bu genel tespitler çerçevesinde yapılması gereken temel değerlendirme, dava konusu marka ile davacıya ait redde gerekçe markalar arasında SMK md. 6/1 uyarınca karıştırılmaya yol açabilecek düzeyde bir benzerliğin mevcut olup olmadığı ile ilgili olacaktır. Dava konusu marka, beyaz zemin üzerine, siyah renkte, kalın, büyük harflerle “...” ibaresi ile bu ibarenin altında, kırmızı renkte, dava konusu hizmetler bakımından ayırt edici niteliği zayıf veya ayırt edici niteliğe haiz olmayan “döküm” ibaresi, marka işaretinin en solunda kırmızı ve siyah bir daire içerisinde, beyaz renkte “M” harfinin yer aldığı karma bir markadır. Marka hukukunda “söz görünümden yüksek sesle konuşur” ilkesi gereğince ayrıca “döküm” ibaresine kıyasla görsel olarak ön planda ve ayırt edici niteliği daha yüksek olması nedeniyle dava konusu markanın esas unsurunun “.... ibaresi olduğu, Davacıya ait markalar, “mesa” ibaresinin münhasıran yer aldığı veya bu ibare ile birlikte farklı kelime veya şekil unsurlarının bulunduğu kelime markaları veya karma markalardır. Davacılara ait markalarda “mesa” ibaresi dışındaki ibarelerin tali unsurlar olduğu, dolayısıyla davacılara ait markaların esas unsurlarının “mesa” ibaresi olduğu, Bu açıklamalar kapsamında; karşılaştırmaya konu olan markalar görsel, işitsel ve kavramsal olarak incelendiğinde; dava konusu markanın esas unsuru olan “mesamat” ibaresinin yedi harfli uzun bir ibare olmasına karşın davacının markalarının esas unsuru konumundaki “mesa” ibaresinin dört harfli kısa bir ibare olduğu, her ne kadar dava konusu markanın ilk dört harfi davacı markalarının esas unsuru konumundaki “mesa” ibaresi ile aynı olsa da, dava konusu markanın sonundaki “mat” ibaresinin markaları işitsel, görsel ve kavramsal olarak farklılaştırmaya yeterli olduğu, zira harflerin toplam sayısı, kelimenin uzunluğu, hece yapısı ve özellikle devamındaki “mat” unsuru nedeniyle tüketicinin işaretleri bir bütün olarak algıladığında ortaya çıkan görsel izlenim aynı olmadığı, dava konusu marka “me-sa-mat” olarak telaffuz edilirken davacı markası “me-sa” olarak telaffuz edildiği, dolayısıyla ortak başlangıç sesi “me-sa” olsa da, “mesamat” ibaresindeki “mat” ses dizisi, ibarenin genel fonetik yapısını ciddi biçimde farklılaştırdığı, ilgili tüketicinin dava konusu markanın başındaki “mesa” ibaresini bölerek davacı markalarıyla bir ilişki kurmayacağı, markaların anlamlarının olmadığı gibi kavramsal olarak da farklı oldukları, “mesa” ibaresi, “mesamat” içerisinde ayrı bir kelime olarak değil, daha uzun ve tek parça hâlindeki ibarenin başlangıç bölümünü oluşturduğunu, bu nedenle tüketicinin “mesamat”ı otomatik olarak “mesa + başka unsur” şeklinde algılayacağı varsayımının isabetli olmayacağı, somut uyuşmazlıkta bu farklılıkların görsel, işitsel ve kavramsal bakımdan ortalama tüketicileri nezdinde iltibası önleyici mahiyette olduğu, dolayısıyla işletmeler arasında bir farklılığa yol açacağı değerlendirilmiş, dava konusu marka ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, Karıştırılma İhtimali ; Güncel mevzuat gereğince iltibastan söz edilebilmesi için işaret aynılığı / benzerliği ile mal veya hizmet aynılığı / benzerliği bir arada bulunmak zorundadır. Bunun yanı sıra halk (ilgili tüketici kitlesi) tarafından markaların karıştırılma ihtimali ve karıştırılma ihtimalinin markalar arasında ilişki olduğu ihtimalini kapsaması gerekmektedir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi, karıştırılma ihtimali bulunduğunu kabul etmek için yeterli olacaktır. “Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir.” Elbette bu değerlendirme yapılırken markaların tescilli oldukları sınıflar da göz önünde bulundurulmalıdır. Markaları oluşturan işaretler arasındaki benzerlik, alıcıları satın almayı düşündükleri mal ve hizmet yerine, bir başka mal ve hizmeti almak durumunda bırakması kadar, alıcıların iki farklı mal veya hizmet karşısında olduklarını bilmelerine rağmen bu markaların aynı kişiye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasındaki idari - ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu düşüncesine kapılmaları da iltibas tehlikeleri içinde ele alınmalıdır. Doktrinde kabul edildiği üzere iki marka arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Nitekim tüketiciler daha önce gördükleri, satın aldıkları mal veya hizmetin markasının, göz ve kulağında kalan izine, hatırlayabildikleri kadarıyla hafızalarında kalan özelliklerine dayanarak sonraki alışverişlerinde aynı veya benzer markayı taşıyan ürünü/hizmeti satın almayı tercih ederler. Dolayısıyla, benzer işareti gören ve duyan tüketiciler daha önce tanıdıkları markaların bıraktığı intibaı hatırlayarak, yeni markanın daha önce görmüş oldukları markanın bir başka versiyonu, serisi, uzantısı olduğunu veyahut da bildikleri marka sahibi tarafından verilmiş bir lisans ile söz konusu ürünün üretildiğini düşünürler. Marka hukuku anlamında “imaj transferi” kavramının karşılığı olan bu durum sonraki markanın, önceki markanın ticaret sahasında sahip olduğu avantajdan yararlanması sonucunu da beraberinde getirmektedir. Bunun yanı sıra markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin tespitinde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. .... Adalet Divanı iltibas ihtimalinin belirlenmesinde, ortalama tüketici testinin uygulanmasını isteyerek değerlendirmeye konu ürünün ortalama tüketicisini de makul düzeyde bilgili, dikkatli ve tedbirli olarak tanımlamıştır. Yine .... kararlarında belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar/kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir. Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zekâ ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir. Sonuç olarak, her ne kadar dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu hizmetler redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür olarak yer alsa da, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle dava konu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı,
Tanınmışlık İddiaları ; 6769 sayılı SMK m. 6/5 düzenlemesi “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” biçimindedir. Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir. Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır. Öte yandan, markanın halk tarafından tanınmışlık düzeyi, markanın herkes tarafından bilinirliğini, markanın, malın potansiyel ve fiili kullanıcılarının da ötesinde ulaşmış olduğu genel tanınmışlık düzeyi bazı kriterler çerçevesinde değerlendirir. Bunlardan bazıları; markanın tescilinin ve kullanımının süresi, markanın tescilinin ve kullanımının yayıldığı coğrafi alan ve kapsam (Yurt içi ve yurt dışı tescilleri), markanın üzerinde kullanıldığı mal ve/veya hizmetin piyasadaki yaygınlığı, pazar payı, yıllık satış miktarı, markaya ilişkin promosyon çalışmalarının (özellikle de Türkiye'deki promosyon çalışmalarının) özelliklerinin neler olduğu (Promosyonun süresi, devamlılığı, yayıldığı coğrafi alan, kapsam, promosyona harcanan para, promosyonun niteliği (TV reklamı, yerel gazete ilanı, sadece çocuk sahiplerine yönelik yapılan tanıtım vs.), reklam niteliğinde olmayan ancak markanın tanıtımına faydalı olabilecek nitelikte faaliyetlerin varlığı (Gazete, dergi, TV vb. medya organlarındaki yayınlar, markalı ürünlerin fuarlarda teşhiri vb.), markanın tanınmışlığına ilişkin yapılmış kamuoyu araştırmaları varsa bunların sonuçları, markanın sahibi firmaya ilişkin özellikler (firmanın büyüklüğü, çalışan sayısı, ödenmiş sermayesi, cirosu, karı, yurt çapında ve yurt dışında sahip olduğu dağıtım kanalları: şubeleri, bayilikleri, servis ağı, ödediği vergi, ihraç miktarları, piyasasına hakimiyeti vs.), eğer marka bir satışa konu olmuşsa, marka üzerinde kıymet takdiri yapılmışsa markanın parasal değeri, marka tescillerinin kapsadığı mal ve/veya hizmet portföyünün genişliği olarak belirtilebilir. Dosya kapsamındaki belgelerin incelenmesi neticesinde, davacıya ait markaların .... tanınmış marka sicilinde kayıtlı olmadığı, ayrıca tanınmış olduğuna dair mahkememizde de bir kanaat oluşmadığı, Dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Yukarıdaki bölümlerde bahsedildiği gibi, somut olayda, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, Öte yandan, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği ancak bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, bu tehlikelerden birisinin gerçekleşme ihtimalinin ve davalı başvurusunun davacıya ait “mesa” esas unsurlu markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığının davacı tarafından ispat edilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı,
Kötü Niyet İddiaları; Somut olayda, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı önceki bölümlerde detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, -somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir- davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı, Netice itibariyle, Dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu hizmetlerin redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı, Dava konusu marka ile davacı markaları arasında işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı, Dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, Davacının tanınmışlık iddiasının yerinde olmadığı, Kötü niyet iddialarının ispat edilemediği, .... sayılı kararının yerinde olduğu, sonuç ve kanaatlerine varılmış aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalı vekilinin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır