İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/92 E. 2026/419 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/92
Karar No
2026/419
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2026/92 Esas - 2026/419 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2026/92 KARAR NO : 2026/419

... DAVA : Marka ... Kararının İptali DAVA TARİHİ : 02/03/2026 KARAR TARİHİ : 07/10/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 07/10/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan Marka ... Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkilinin Endüstri 4.0 teknolojileri ve üretim dijitalleşmesi alanında faaliyet gösteren, sanayi işletmelerinin üretim süreçlerini dijital ortama taşıyarak verimlilik, izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik sağlayan yazılım ve teknoloji çözümleri geliştiren yenilikçi bir teknoloji şirketi olduğunu, ..." ibaresinin, üç ayrı kelimenin belirli bir sıra ve tertip düzeni içinde bir araya getirilmesiyle oluşan özgün bir kombinasyon olduğunu, "..." kısaltmasının, "..." teriminin kısaltması olarak endüstri çevrelerinde bilinebileceğini, bu üç kelimenin "..." şeklinde tek bir bütün olarak bir araya getirilmesinin ilgili tüketici nezdinde doğrudan ve hiçbir zihni çaba gerektirmeksizin belirli bir mal veya hizmetin özelliğini tanımlayan bir ibare olarak algılanmayacağını, başvurunun kelime markası olmadığını, kullanım sonucu ayırt edicilik kazandığını, yurtdışında tescilli olduğunu, emsal yargı kararları bulunduğunu, kurum kararının eksik ve hatalı olduğunu beyan ederek ... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, ... Kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, dava konusu edilen ... başvuru numaralı "... ..." ibareli başvurunun 6769 s. SMK'nın 5/1-(b, c) bentleri uyarınca reddine yönelik ... kararına karşı yapılan itiraz incelenmiştir. 6769 s. SMK'nın 5/1(b) bendi "Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler." in marka olarak tescil edilemeyeceğini belirtmektedir. Söz konusu hüküm gereğince, gereğince, ayırt edici olmadığı gerekçesiyle reddedilen işaretler, markanın asli işlevini, yani mal ve hizmetlerin kaynağını işaret etme işlevini yerine getirememektedir. Şöyle ki, mal ve hizmetlerin kaynağını işaret etme işlevi; bir mal veya hizmeti satın alan tüketicilerin, eğer söz konusu mal veya hizmetle ilgili deneyimleri olumluysa bir sonraki sefere bunu tekrarlamalarına, ya da olumsuzsa aynı deneyimden kaçınmalarına imkan vermektedir. (...) Bu doğrultuda, bir markanın ayırt edici karakteri, ilk olarak, tescilin talep edildiği mal veya hizmetler açısından; ikinci olarak ise, ilgili mal veya hizmetlerin tüketicilerinden oluşan hedef halk kesiminin algısı açısından değerlendirilmelidir. (... "Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler"in marka olarak tescil edilemeyeceğini belirtmektedir. Diğer bir ifade ile ilgili madde hükmü, başvuru kapsamındaki mal ve hizmetler açısından tanımlayıcı işaret ve adlanlandırmaları münhasıran veya esas unsur olarak içeren başvuruların tescil engeli oluşturduğunu düzenlemektedir. SMK'nın 5/1-(c) bendi hükmünün altındaki temel gaye tüm firmaların kullanımına açık olması gereken tanımlayıcı terimlerin tek firmanın tekeline verilmesinin önüne geçerek kamu yararını gözetmektir. Tanımlayıcı işaretlerin tescil edilmemesinin nedeni, mal ve hizmetlerin karakteristik özelliklerini belirten terimlerin herkes tarafından serbestçe kullanımını sağlamaktır. Bu şekilde, bir firmaya, tanımlayıcı bir terimin -diğer firmalara ve rakiplerine dezavantaj yaratacak şekilde- tekel olarak verilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Bir işaretin 6769 s. SMK'nın 5/1-(c) bendi kapsamında değerlendirilebilmesi için, mal veya hizmetin karakteristik bir özelliğini, vasfını, amacını hiçbir özel zihni çabaya mahal bırakmadan, mal veya hizmet ile sıkı ilişkisi sebebiyle mal veya hizmetin bir özelliğini derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekmektedir. Eğer bir marka birden çok tanımlayıcı (veya ayırt edici olmayan) unsurdan oluşuyorsa, markanın bir bütün olarak verdiği anlamın tanımlayıcı olup olmadığına bakılır. Bu nedenle bir marka salt onu oluşturan unsurların ayrı ayrı tanımlayıcı olmasına bağlı olarak reddedilmemekle birlikte, genel kural, mal ve hizmeti tanımlayan unsurların sıradan bileşkesinden oluşan bir markanın tanımlayıcılık vasfının olduğu yönündedir. Ancak, marka onu oluşturan unsurların genel toplamından daha öteye varan bir anlam ve algı yaratıyorsa, örneğin birden çok tanımlayıcı unsurun gerek anlam gerek söz dizimi olarak sıra dışı bir araya getirilmesi söz konusu ise, işaretin bir bütün olarak tanımlayıcı olmadığı sonucuna varılabilmesi mümkündür. Özellikle birden çok tanımlayıcı unsurun gerek anlam gerek söz dizimi olarak sıra dışı bir araya getirilmesi veya bu unsurların bir bütün olarak ilgili tüketiciler nezdinde oluşturduğu algının markayı ayırt edici kılacak ölçüde bir algı yaratması söz konusu değilse, marka tanımlayıcı olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, kelime ve şekil unsurlarının kombinasyonundan oluşan markalarda, tüketicilerin kelime unsuruna odaklandığı, kelime unsurunun tüketicilerin zihninde şekil unsuruna nazaran öncelikli olarak yer bulup anımsandığı genel kural olarak benimsenmektedir. Bu genel ilkeler çerçevesinde yapılan incelemede, başvuru konusu işaretin "..." ibaresinden oluştuğu, başvuruda yer alan "..." ibaresinin "sürekli veri toplamak ve paylaşmak için bağlı cihazları, makineleri ve üretim sistemlerini kullanan dijitalleştirilmiş bir üretim tesislerini / makinelerin, iletişim mekanizmalarının ve bilgi işlem gücünün birbirine bağlı bir ağı olan akıllı fabrika, yapay zeka (....) ve makine öğrenimi gibi gelişmiş teknolojileri kullanarak verileri analiz eden, otomatik süreçleri yöneten ve süreç boyunca öğrenen siber-fiziksel sistemleri" tanımlamak için kullanılan terim, "..." ibaresinin ise "...." teriminin kısaltması olarak "üretim işlemlerini etkin bir şekilde organize edilmesini sağlayan bilgi sistemi / hammaddeden bitmiş ürüne kadar üretim sürecini izleyen, takip eden, belgeleyen ve kontrol eden kapsamlı ve dinamik bir yazılım sistemi"ni tanımlamak için kullanılan terim olduğu görülmüştür. Başvuru konusu ibarenin, bu iki (başvuru kapsamındaki mal/hizmetler bakımından) ayırt edici nitelikte olmayan ve "Manyetik, optik kayıt taşıyıcılar ve bunlara kaydedilmiş bilgisayar programları ve yazılımları; bilgisayar ağları vasıtasıyla indirilebilen ve manyetik ve optik ortamlara kayıt edilebilen elektronik yayınlar; manyetik/optik okuyuculu kartlar, manyetik, optik ve elektronik ortamlara kaydedilmiş çekilmiş sinema filmleri, diziler ve video müzik klipleri. Bilgisayar hizmetleri: bilgisayar programlama, bilgisayarı virüse karşı koruma, bilgisayar sistem tasarımı, başkaları adına web sitelerinin tasarlanması, bakımı ve güncelleştirilmesi, yazılım tasarımı, kiralanması ve güncelleştirilmesi, internet arama motoru sağlama, hosting, bilgisayar donanımları alanında danışmanlık, bilgisayar donanımlarının kiralanması hizmetleri." bakımından tanımlayıcı olan terimin sıradan şekilde bir araya getirilmesiyle oluştuğu ve kendisini oluşturan unsurların genel toplamından daha öteye varan bir anlam ve algı yaratmadığı dikkate alındığında, başvuru konusu işaretin başvuru kapsamındaki mal ve hizmetler bakımından ayırt edici olmadığı ve “Manyetik, optik kayıt taşıyıcılar ve bunlara kaydedilmiş bilgisayar programları ve yazılımları; bilgisayar ağları vasıtasıyla indirilebilen ve manyetik ve optik ortamlara kayıt edilebilen elektronik yayınlar; manyetik/optik okuyuculu kartlar, manyetik, optik ve elektronik ortamlara kaydedilmiş çekilmiş sinema filmleri, diziler ve video müzik klipleri. Bilgisayar hizmetleri: bilgisayar programlama, bilgisayarı virüse karşı koruma, bilgisayar sistem tasarımı, başkaları adına web sitelerinin tasarlanması, bakımı ve güncelleştirilmesi, yazılım tasarımı, kiralanması ve güncelleştirilmesi, internet arama motoru sağlama, hosting, bilgisayar donanımları alanında danışmanlık, bilgisayar donanımlarının kiralanması hizmetleri." bakımından tanımlayıcı olduğu, bu nedenle başvuru hakkında verilen ret kararının yerinde olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Buna ilaveten, başvuru konusu marka örneğinde yer alan renk/şekil unsuru veya tertip tarzı başvuruya konu marka hakkında yapılan tespiti değiştirir nitelikte bulunmamıştır. Ayrıca, markanın yurtdışında tescilli olması, markanın Türkiye'de tescil edilmesi zorunluluğunu getirmemektedir. Önemle ifade edilmelidir ki, Kurum vereceği kararlarda, yurt dışındaki ulusal veya bölgesel bir marka tescil otoritesinin kararı ile bağlı olmayıp, yürürlükte olan ilgili mevzuat çerçevesinde kendi değerlendirmesini yapmakla yükümlüdür. Yurtdışında tescilli markaların Türkiye'de tescil edilmesi zorunluluğunu getirir içerikte bir hüküm SMK veya sınai mülkiyetle ilgili herhangi bir uluslararası antlaşma içeriğinde bulunmamaktadır. Bu çerçevede sözkonusu iddialar da haklı görülmemiştir. Diğer yandan her marka özgünlük derecesi, tasarımı, tescile konu mallar/hizmetlerin ve bu mal ve hizmetlerin tüketici grubunun özellikleri, markanın tescil kapsamındaki mal/hizmetler üzerindeki ayırt edici niteliği gibi unsurlar açısından kendine özgü özellikler taşıdığından ve ancak tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesi sonunda tescil başvurusuna ilişkin karar oluşturulabildiğinden, başka marka başvurularına ilişkin verilen kararların iş bu itirazın değerlendirilmesinde dayanak gösterilmesi haklı bulunmamıştır. Sayılan nedenlerle, itirazın reddedilmesi gerekmiştir. KARAR İtirazın ve başvurunun reddedilmesine oybirliği ile karar verilmiştir.” biçiminde karar verildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; İLGİLİ TÜKETİCİ Değerlendirmelere geçmeden önce, tüketici kitlesinin belirlenmesi gerekmektedir. “Ortalama tüketici markayı bütün olarak algılar, markanın çeşitli unsurlarını detaylara girerek analiz etmez. (...) Ayrıca, ortalama tüketicinin nadiren farklı markalar arasında doğrudan karşılaştırma yapma şansının olduğu fakat zihninde tuttuğu yetersiz görüntüleri yerleştirdiği de dikkate alınmalıdır. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyinin mal veya hizmetlerin kategorisine göre çeşitlilik gösterdiği de akılda tutulmalıdır. (...])” Dava konusu malların bir kısmı genel olarak teknoloji ve yapı marketlerin yaygınlaşmasıyla daha ulaşılabilir hale gelen ürünler olduğundan, ilgili tüketicinin doğrudan alabildiği ürünler olmakla birlikte belirli bir ön araştırma gerektirmekte olup en azından tüketicinin konuya ilgisi nedeniyle özel bir bilgi, dikkat ve uzmanlık konusudur ve ilgili tüketicinin dikkat düzeyi ortalamanın üzerindedir. Hizmetler yönünden de benzer açıklama geçerlidir. 6769 SAYILI SMK’NIN 5(1)(b) ve (c) MADDELERİ KAPSAMI; 6769 sayılı SMK’nın marka tescilinde mutlak red nedenlerine ilişkin 5(1)(b) maddesine göre “Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler” ve 5(1)(c) maddesine göre “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler” marka olarak tescil edilmez. 5(1)(b)’de söz edilen, somut ayırt edicilik olarak değerlendirilmekte olan kısma yöneliktir. Somut ayırt edicilik, markanın tescile konu mal ve hizmetler yönünden ayırt edici olup olmadığına ilişkindir. Bu piyasa şartlarına göre belirlenebilen, markanın ne kadar yaratıcı olduğu, maldan ne kadar bağımsız olduğu gibi çok yönlü bir değerlendirme gerektirir. Bu iki tür arasındaki en önemli fark, esasen soyut ayırt ediciliğin kullanım sonucu marka olabilecek niteliğe kavuşmasının mümkün olmayışıdır. Soyut ayırt edicilik, belirli bir mal ve hizmet grubu yönünden geçerliyken diğer bir grup için geçerli olmayabilir. Bu yönüyle, özellikle geleneksel olmayan markalar açısından daha zor değerlendirilebilecek niteliktedir. Dava konusu markaya özel değerlendirmelerin, yukarıdaki açıklamalar ışığında, dava konusu mal ve hizmetler ve ilgili tüketici de dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. 5(1)(c) kapsamındaki markalar genellikle “tanımlayıcı markalar” olarak ifade edilirler. Bu tür markalar, üzerinde kullanılacakları mal ve hizmetleri veya bunların özelliklerini doğrudan belirten markalardır. Bu anlamda tescil engeli bulunan bir işaretin, ayırt ediciliğinin de bulunmadığının doğrudan kabulü gerektiği, hem Yargıtay hem de .... kararlarıyla sabittir: “Dava konusu, başvurunun tescili istenen sınıflar bakımından 556 sayılı ...’nin 7/l-(c) ve (d) bentlerine göre tasviri işaret niteliğinde olduğu belirlendiğine göre, başvuruyu oluşturan işaretin aynı ...’nin 5. Maddesi ve 7/1-(a) bendi uyarınca ayırt edicilik vasfının bulunmadığının kabulü gerekir.” (...]) “7(1)(c) anlamında mal veya hizmetleri tanımlayıcı olan bir kelime markası, bu nedenle, 7(1)(b)* anlamında bu mal ve hizmetler için ayırt edicilikten uzaktır.” 7(1)(b), mülga 556 sayılı ...’da tek başına hüküm olarak yer almayan “ayırt edicilikten yoksun” markaların tescil edilmeyeceği hükmünün yer aldığı, SMK’nın 5(1)(b) maddesi ile aynı doğrultudaki maddedir. Dolayısıyla, 5(1)(c) yönünden tescil engeli bulunan bir ibarenin aynı zamanda ayırt ediciliğinin de olmadığı kabul edilir. Bu nedenle, 5(1)(b) ve (c) maddelerine ilişkin değerlendirme aynı başlık altında yapılmıştır. “Ayırt edici karakter önce marka kapsamındaki mal ve hizmetler açısından, ikinci olarak ilgili tüketicinin markayı algısı açısından incelenmelidir.” Markanın ayırt ediciliği, markanın temel fonksiyonunu yerine getirip getiremeyeceğine bağlıdır. Diğer bir deyişle, söz konusu işaretin ilgili tüketici tarafından “marka olarak algılanıp algılanmayacağı” önem taşır: “Bir markanın ayırt edici karaktere sahip olması için o markanın, tescili istenen ürünün belirli bir işletmeden kaynaklandığını belirler hale gelmiş ve böylece o ürünü diğer işletmelerin mallarından ayırır hale getirmiş olması gerekir.” Yargıtay kararlarında da ayırt ediciliğin, “markanın temel fonksiyonu olan kaynak gösterme fonksiyonunun sağlanıp sağlanmadığına bağlı olduğu” ifade edilmektedir. .... sayılı kararında: “556 sayılı ... ile hüküm altına alınan tanım ve ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, ayırt edicilik fonksiyonu markanın en temel unsurudur. Çünkü ayırt edicilik markanın üzerinde kullanıldığı bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini diğer teşebbüslerin mal ve hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlayan en önemli tescil şartıdır.” denilerek, ayırt ediciliğin markanın en temel unsuru olduğuna dikkat çekilmiştir. Gündelik yaşamda tanımlayıcı olan veya çeşitli nedenlerle ayırt ediciliği olmayan kelimelerin, kişi veya kuruluşlarca marka olarak tescil edilmeye çalışıldığı ve bazen de tescilin sağlanabildiği görülmektedir. Ancak bu tür haller istisnaidir ve kötü örnekler niteliğindedir. Kötü örnekler ise emsal olamaz. Sağlanan tescillerin sebep oldukları sorunlar zaman içinde ortaya çıkmaktadır. Hem ... Divanının çeşitli kararlarında da bu duruma değinilerek, bir şekilde ilgili mal ve hizmetle ilişkilendirilebilecek kelimelerin tescilinin kamuya zararından söz edilmiştir. Dava konusu ... ibaresinin siyah ve kırmızı renkte, bir kısmı koyu fontla yazıldığı, o harfinin stilize görünümüyle ...” tuşu olarak tasarlandığı, ancak bu yazım şeklinin, markanın kelime unsurunu geri planda bırakacak nitelikte olmadığı, markanın kelime unsurları, doğrudan belirli bir amacın / hizmetin adı olarak algılandığı, “Bir işaretin olası anlamlarından en az biri mallar veya hizmetleri belirlemeye yarıyorsa, o işaret tanımlayıcı olarak değerlendirilmelidir.” Dava konusu ibarenin marka algısı yarattığı, bu durumda, tanımlayıcı bir ibarenin bir kişi veya kurumun tekeline verilmesi gibi bir risk doğmaktadır ki, herkesin kullanımına açık bir ibarenin kullanımını engellemek kamu yararına uygun değildir ve bir sistem adı olarak herkesin kullanımına açık bir ibarenin bir kişi veya kuruma adına tescili mümkün değildir: 7(1)(c), kamu yararı açısından tanımlayıcı işaretlerin mal veya hizmetlerin +-karakteristikleriyle ilgili olarak herkesin özgürce kullanabilmesi amacını gözetir.” Sağlanan tescillerin sebep oldukları sorunlar zaman içinde ortaya çıkmaktadır. Hem Yargıtay hem de ....Divanının çeşitli kararlarında da bu duruma değinilerek, bir şekilde ilgili mal ve hizmetle ilişkilendirilebilecek kelimelerin tescilinin kamuya zararından söz edilmiştir. ....Divanının bir kararında (11.10.2011 tarihli ... sayılı karar) ... markasının 10. Sınıftaki bazı mallar için tanımlayıcı olduğu ifade edilerek, “....yayınlanan bir makaleden de bu ibarenin ilgili mallar için kullanıldığının anlaşıldığına değinilmiş ve markanın reddine ilişkin...) kararı onanmıştır. Dolayısıyla, söz konusu ibarenin halihazırda kullanılıp kullanılmadığının da önemi yoktur. Somut olay gibi durumlarda sorun, marka tescil sistemimizde “korunması istenmeyen unsurlar”ın belirlenememesidir. Örneğin ABD’de marka başvurusu şekli şartlardan tescil ve sonrasına kadar Türkiye’den çok farklı bir işleyişe sahiptir. Kelime markası ise yazım şeklinden, başvurunun kullanım zorunluluğuna kadar birçok ayrıntı kanunla net olarak belirlenmiştir. Başvuru aşamasında markanın koruma dışı unsurlarının tanımlanabileceği bir sistem uygulanır. Türkiye’de bu tür bir uygulama olmadığından, kimi zaman tescil edilmeyecek kelimeler, şekil unsurlarıyla veya sadece bir araya gelmeleriyle oluşturdukları bütün içindeki ayırt edici kelime sayesinde birlikte tescil edilmekte, ardından sanki tüm kelimeler de tek tek korunuyormuş gibi kelimeler üzerinde tekel hakkı iddia edilmektedir. Bu nedenle, tanımlayıcı kelimelerden oluşan markaların tescilinde daha dikkatli olunması gerekmektedir. “Markanın ayırt ediciliği, ilk olarak tescil kapsamındaki mal ve hizmetlerle ilişkisi ve ikinci olarak toplumun ilgili kesiminin algısı açısından değerlendirilmelidir.” Dava konusu markadaki kelime unsurlarının, belirli bir hizmet veya amacın adı olduğu ve dava konusu hizmetler yönünden ayırt edici olmadığı Google aramasıyla açıkça görülebilmektedir. Bunların birlikte ... kararındaki gibi bir bütünlüğü olduğunun söylenmesi mümkün değildir. Çünkü dava konusu marka doğrudan “fabrika üretim sistemlerini ve veri akışlarını bağlayan, izleyen ve kontrol eden bir bilgi sistemi” algısı yaratmaktadır ve bu kullanım ... kelimesiyle aynı nitelikte değildir. Dava konusu mal ve hizmetler ve ilgili tüketiciye yönelik olarak da değerlendirildiğinde, dava konusu markanın yukarıdaki örnek ve alıntılarda sözü edilen ayırt edicilik şartlarını sağlamadığı, ....kararında sözü edildiği gibi, ilgili tüketiciyi alım tecrübesi olumlu ise tekrar edecek, olumsuzsa uzak duracak etkiyi yaratmayan ve herkesin kullanabileceği bir ibare niteliğinde olduğu, Herkesin kullanımına açık bir ibarenin bir kişi veya kurumun tekeline verilme riskidir. "Smart factory ..." ibaresi, doğrudan dava konusu mal ve hizmetlerle ilgili kullanımı bulunan bir tanım ve hatta internet aramalarındaki anahtar kelimeler olduğundan dava konusu mal ve hizmetler yönünden tescili mümkün değildir. Bu ibarenin, bir işletmenin mal veya hizmetlerini diğerlerinden ayırt etmesinin mümkün olmayacağı, Bu ibare için Google arama motorunda yapılacak bir araştırmada bile, dava konusu başvurunun sahibiyle hiçbir ilgisi bulunmayan üçüncü teşebbüslerin, kendi üretim yürütme sistemi (...." ibaresini doğrudan ürün adı/tanımı olarak kullandığı görülmektedir. Örneğin, dünyanın önde gelen sanayi ve enerji şirketlerinden ... adıyla pazarlamakta ve bu ürünü dijital dünya ile üretimin fiziksel dünyasını bir araya getiren, bağlantılı işletmeler için bütünsel performans yönetimi sağlayan bir üretim yürütme sistemi yazılımı olarak tanımlamaktadır. Benzer şekilde,.... adlı bir başka teşebbüs de kendi ürününü gerçek zamanlı kontrol, şeffaflık, verimlilik ve doğruluk sağlayan bir "...." sistemi olarak tanıtmaktadır. Bu örnekler, "...." ibaresinin, dava konusu başvuru sahibinden tamamen bağımsız olarak, sektördeki farklı teşebbüsler tarafından kendi ürünlerinin türünü ve işlevini tanımlamak amacıyla serbestçe kullanılan, jenerikleşmiş bir ibare olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu örnekler özellikle güçlüdür; çünkü ... gibi devasa, köklü bir sanayi/teknoloji şirketinin kendi ürününü aynı üç kelimeyle adlandırması, ibarenin marka değil ürün kategorisi tanımı olarak algılandığının doğrudan piyasa kanıtı niteliğinde olduğu, ...." ve "...." ibarelerinin jenerikleşmiş kullanımı yalnızca yurt dışı örneklerle sınırlı değildir; aynı olgu Türkiye pazarında da gözlemlenmektedir. Nitekim ".... Teknoloji adlı bir başka Türk teknoloji şirketi, kendisini üretim sektörüne özel yazılım çözümleri geliştiren bir firma olarak tanıtmakta ve sunduğu hizmetleri "üretim yürütme sistemleri (....), akıllı planlama, Endüstri 4.0 ve 5.0 çözümleri" olarak tarif etmektedir. Bu örnek, dava konusu başvurunun tarafı olan başvuru sahibinden tamamen bağımsız bir Türk teşebbüsünün de ...." ibarelerini, tıpkı yurt dışı emsallerinde olduğu gibi, kendi ürün ve hizmetlerinin türünü tanımlamak amacıyla kullandığını göstermekte olup, bu durum ilgili Türk tüketici/alıcı kitlesi nezdinde de bu ibarelerin tanımlayıcı algılandığına dair doğrudan ve yerel bir kanıt oluşturmaktadır. Bu durumda, halihazırda bir ürün veya hizmet kategorisinin adı haline gelmiş bir ibarenin marka olarak tescilinin talep edildiği anlaşılmaktadır ve bu durum, bu ibarenin tanımlayıcı olduğu ve dolayısıyla da ayırt edici olmadığı anlamına gelmektedir. Nitekim aynı ibarenin, dava konusu başvurunun konusu olan mal ve hizmetlerle doğrudan ilgili bir ürün kategorisinin adı olarak, birbirinden bağımsız çok sayıda teşebbüs tarafından eş zamanlı ve serbestçe kullanılıyor olması, ibarenin tek bir teşebbüsün tekeline bırakılmasının, 5(1)(c)nin koruduğu kamu yararına açıkça aykırı düşeceğini göstermektedir. “Bir işaretin başvuru sırasında mal veya hizmetleri tanımlayıcı olarak kullanılması gerekli değildir. Bu tür nedenlerle kullanılabilecek olması yeterlidir.” Ayrıca, dava konusu markayla tamamen farklı nitelikteki markaların yayınlanmış olmasının somut olaya etkisi yoktur. Kaldı ki, ...’in daha önce verdiği kararların doğrudan emsal oluşturması da mümkün değildir. Kararın verildiği tarihteki kanun, yönetmelik, teknolojik şartlar gibi çok değişik parametreler söz konusudur. Örneğin internetin olmadığı bir dönemde verilen bir kararda, ...’in bir ibarenin halihazırda kullanılıp kullanılmadığını araştırabileceği güncel kaynak olmadığından, yeni yeni dile yerleşmekte olan bazı ibareler tescil edilebilmiştir. Güncel bir kararda ise, kararın kesin olarak doğruluğundan söz edilmesi mümkün olmayacaktır. Eşitlik ilkesi gözetilerek yanlış bir kararın başka bir yanlış karar için gerekçe olması da kabul edilebilir değildir. Bu konuda ....’ın kararı oldukça önemlidir. 11 Aralık 2024 tarihli bu kararda “önceki tescillerin bağlayıcı olmadığı, eşitlik ilkesinin hukuka aykırı bir tescile dayanamayacağı belirtilmiştir.” Kaldı ki, dava dilekçesinde de davacının “Endüstri 4.0 teknolojileri ve üretim dijitalleşmesi alanında faaliyet gösteren, sanayi işletmelerinin üretim süreçlerini dijital ortama taşıyarak verimlilik, izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik sağlayan yazılım ve teknoloji çözümleri geliştiren yenilikçi bir teknoloji şirketi olduğu, ... yazılımının akıllı üretim sistemleri, üretim veri yönetimi, ... entegrasyonu ve dijital dönüşüm projeleri kapsamında işletmelere bütünleşik çözümler sunduğu” belirtilmiştir. "..." halihazırda (....) endüstriyel yazılım/otomasyon alanında yerleşik, teknik bir kısaltmadır. "... literatüründe artık jenerikleşmiş bir kavramdır. İkisi bir araya geldiğinde, "akıllı fabrikalarda kullanılan üretim yürütme sistemi" anlamında doğrudan tanımlayıcı ve/veya bu nedenle ayırt edicilikten yoksundur. Bu değerlendirme davacının iddia ettiği gibi bölerek değerlendirme değildir; her biri tek tek tanımlayıcı olan kelimelerden oluşan marka başvurusunun bütün halinde marka algısı yaratıp yaratmadığı incelemesidir ve ... zaten bunu en doğru şekilde yapmıştır. Diğer yandan davacının “"..." kısaltmasının, ".... teriminin kısaltması olarak endüstri çevrelerinde bilinebileceğini” belirttiği halde “Bu üç kelimenin "smart factory ..." şeklinde tek bir bütün olarak bir araya getirilmesinin ilgili tüketici nezdinde doğrudan ve hiçbir zihni çaba gerektirmeksizin belirli bir mal veya hizmetin özelliğini tanımlayan bir ibare olarak algılanmayacağı” iddiası da marka ilkelerine aykırıdır. Markanın ilgili tüketicisi bu ibarelerin hiçbirini marka olarak algılamayacağı gibi, bütün olarak zaten doğrudan anlamın çağrıştırdığı şekilde algılayacaktır. Başvuru sahibinin İngilizce tanıtım materyalinde yer alan "...." ifadesi, ibarenin başvuru sahibi tarafından da İngilizce dilinde, doğrudan ürünün ait olduğu kategoriyi (bir ... yazılımı) tanımlamak amacıyla kullanıldığını göstermektedir. Bu tanımlayıcı eşitleme cümlesi, ibarenin fantezi/ayırt edici bir marka ismi değil, sektörde yerleşik bir ürün kategorisi tanımı olarak algılandığının başvuru sahibinin kendi beyanıyla sabit olduğunun göstergesidir. .... markasının tescilli olmasının da durumu değiştirmediği, anılan markanın tescil edilmiş olmasının kelimelerle ilgisi olamayacağı açıktır. Neredeyse hiçbir .... ibaresini birinin tekeline vermez. Bu tescil, kullanılan şeklin baskın niteliği ve kelimelerin renk ve özel yazımının bir araya gelmesiyle sağlandığı açık olan bir tescildir ama başvuru sahibi kelimelerin de korunduğunu düşünmektedir. Şu hale göre dava konusu markanın dava konusu mal ve hizmetler için ayırt edici olmadığı ve tanımlayıcı olduğu ve 6769 sayılı SMK’nın 5(1)(b) ve (c) maddeleri yönünden tescil engeli bulunduğu, 6769 SAYILI SMK’NIN 5(2) MADDESİ KAPSAMI; 6769 sayılı SMK’nın marka tescilinde mutlak red nedenlerine ilişkin 5(2) maddesine göre “Bir marka, başvuru tarihinden önce kullanılmış ve başvuruya konu mal veya hizmetler bakımından bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmışsa bu markanın tescili birinci fıkranın (b), (c) ve (d) bentlerine göre reddedilemez.” 5(1)(b), (c) ve (d) kapsamındaki bazı markalar, kullanım sonucu ayırt edicilik kazanabilirler. Örneğin ...), bu şekilde tescil edilebilir hale gelmiş markalardan biridir. Bu şekilde algılanır hale gelmek, ancak çok uzun süreli bir kullanım veya çok miktarda reklam ve tanıtımla mümkündür. Bu algının oluştuğu, çeşitli anketler ve araştırmalarla belirlenebilir. 5(2) maddesi anlamında ayırt edici nitelik kazanmış olan bir markanın, başlangıçta sahip olmadığı “marka algısı yaratır hale gelmesi”, markayı gören tüketicinin mal veya hizmetin kaynağını bilip bu markanın temel fonksiyonlarını yerine getirebilir hale gelmesi anlamına gelir. “7(2) maddesi anlamında ayırt edici nitelik kazanmış olan bir markanın, “kullanıldığı ürün veya hizmet yönünden o ürün veya hizmetin üreticisini, o ürün ya da hizmetin kalitesini ve niteliğini gösterdiği, o ürün veya hizmetin garantisini sağladığı ve reklamını yaptığı söylenebilir. Söz konusu markayı gören kişi, markanın üzerinde kullanıldığı ürün ve hizmet hakkında tam bir bilgi sahibidir ve bu markanın bir başkası tarafından kullanılmasından hiçbir zarar görmez.” Tescili talep edilen hizmetlerin alıcıları, Türkiye’nin genelidir. Dolayısıyla, dava konusu markanın 6769 sayılı SMK’nın 5(1)(b) ve (c) maddelerinden kaynaklanan tescil engelini aşacak niteliğe sahip olduğunun söylenebilmesi için, Türkiye’de yukarıda açıklanan özelliklere kavuştuğunun ispatlanması gerekir: “Öte yandan, 556 sayılı ...’ nın 7/son maddesi uyarınca bir marka tescil tarihinden önce kullanılmış ve tescile konu mal ve hizmetlerle ilgili olarak bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmış ise anılan ...’nin 7/b maddesi uyarınca tescili reddedilemez. Somut olayda davalı ... ... kararının iptali talep ve dava edildiğine göre, ayırt ediciliğin belirlenmesinde ... ... karar tarihinin esas alınması ve davacı tarafından bu hususta sunulan delillerin bu tarihe göre değerlendirilmesi gerekirken, tescil başvuru tarihi itibarıyla yapılan değerlendirme sonucunda yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olmuş ve kararın açıklanan nedenle davacı yararına bozulmasına karar verilmiştir.” Davacının sunduğu deliller, esasen markasal kullanım değil verilen hizmetin adının kullanımıdır. Zaten deliller Türkçe de değildir. Örneğin aşağıda fuar kullanımlarından biri örnek olarak gösterilmektedir: Sunulan deliller arasında yer alan katalog da esasen markayı oluşturan kelimelerin yaygın anlamlarının kullanıldığını göstermektedir. Bu ürün ve hizmetler son yıllarda özellikle yapay zekanın da dahil olmasıyla yaygınlaşmış, sosyal medyanın yaygın kullanımı ve internet sayesinde bu amaca uygun hizmetlerin duyurulması kolaylaşmıştır. “10.01.2014 tarih ve .... sayılı markanın ..... sınıflardaki tescili, mülga ...’nın 7(1)(a) ve 7(1)(c) maddeleri uyarınca reddedilmiş, bu karar ....’nin kararı ile onanmıştır. Yerel mahkeme kararında, şekil unsurunun varlığına karşın asıl unsurun kelimeler olduğu, kelime unsurlarının da yaygın olarak her sektörde kullanılan bir slogan olduğu ve ayırt edici olmadığı belirtilmiştir. “Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, dava konusu markada, her ne kadar birtakım basit şekil unsurları yer alsa da, kelimelerin esas unsur olduğu, ...’nın 7/1.a maddesi çerçevesinde dava konusu markanın hemen her sektörde faaliyet gösteren firmaların ürün ve hizmetlerinin kalitesini müşterilerine yansıtmak amacıyla kullanılan bir slogan olduğu, dolayısıyla burada söz konusu işaret ile verilen hizmetin veya satılan ürünün kalitesi ile ilgili tüketici nezdinde bir algı oluşturma çabasının yattığı, hal böyleyken davacı başvurusunun tescili istenen mal ve hizmetler bakımından markasal vasfı bulunmayan, her bir sektörde yaygın olarak kullanılan, ayırt edici niteliği olmayan bir ibare olduğu, ...’nın 7/1.c maddesi uyarınca da markasal bir vasfı bulunmadığı, dava konusu ve benzeri ifadelerin sektörde, marka olarak tescil edilmek suretiyle bir kimsenin inhisarına verilmesinin mümkün olmadığı, zira muhtelif reklam, tanıtım ve promosyon amaçlı faaliyetlere işaret eden ibarelerin sektörde herkesin kullanımına açık olması tüm katılanların yararına ve sürdürülebilir bir rekabetin gereği olduğu, başvuru konusu işaretin markasal algı yaratmasının mümkün olmadığı, kaynak gösterme ve ayırt edilme fonksiyonunun bulunmadığı, dolayısıyla ... kararının yerinde olmakla iptali koşullarının oluşmadığı, davacı vekili her ne kadar 7/son maddesine dayandıklarını ve kullanımla ayırt edicilik sağladıklarını iddia etmiş ise de, .... kararına bu yönde bir itirazlarının olmadığı ve ... iptali istemli davalarda ... kararının verildiği tarihteki mevcut delil ve şartlara göre inceleme yapılabileceğinden itiraz aşamasında dayanılmayan ve ... tarafından incelenmeyen hususların mezkur davada değerlendirilmesi imkanının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. (...)” Kullanım sonucu ayırt edicilik kazanan bir ibarenin doğrudan sadece marka sahibini algılar hale gelmesi gerekir. Oysa somut olayda, dava konusu markayı oluşturan kelimeler hem ayrı ayrı hem de bütün olarak sadece bir amacı ve hizmeti ifade etmektedir. ... kararında kullanım sonucu ayırt edicilik kavramını irdelerken takip eden faktörlerin dikkate alınması gerektiğini ifade etmiştir: “Pazar payı; yoğun, coğrafi olarak yaygın, uzun süreli kullanım; markanın tanıtımı, promosyonu için yapılan harcamaların miktarı; ilgili sektörde yer alan kişilerden markayı belirli bir firmadan gelen ürün / hizmet olarak tanıyanların oranı; ticaret- sanayi odalarından veya diğer ticari – profesyonel örgütlenmelerden alınan bu yöndeki beyanlar.” Aynı kararda ...; “Bu faktörlere bağlı olarak, ilgili kesimin veya bu kesimin önemli bir oranının markayı belirli bir işletmeden gelen malları gösterir şekilde tanımasının - algılamasının, kullanım sonucu ayırt edicilik hususunun belirlenmesinde kullanılacak ölçüt olması gerektiğini” belirtmiştir.” Sunulan delillerin tarihi de dikkate alındığında, 09.09.2024 tarihli bir markaya ilişkin Kasım 2024 ve devamındaki faturaların bu ayırt ediciliği ispat etmesi mümkün görünmemektedir. İlgili maddede açıkça, “başvuru tarihinden önce kullanılmış ve başvuruya konu mal veya hizmetler bakımından bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmışsa” denilmektedir. Sunulan delillerin bir kısmı tarihsiz olup tarih içeren delillerin neredeyse tamamında kelimelerin gerçek anlamı, ya da verilen hizmetin adı olarak kullanılmıştır. Dava konusu markanın kullanım sonucu ayırt edicilik kazandığı iddialarının ispat edilemediği,

Netice itibariyle, Dava konusu markanın, 5(1)(b) ve 5(1)(c) uyarınca dava konusu olan mal ve hizmetler yönünden 6769 sayılı SMK’nın 5(1)(b) maddesi kapsamında ayırt edici olmadığı ve 5(1)(c) kapsamında tanımlayıcı olduğu, Dava konusu markanın 6769 sayılı SMK’nın 5(2) maddesi kapsamında kullanım sonucu ayırt edicilik kazandığı iddialarının ispat edilmediği, Dava konusu ... sayılı kararının yerinde olduğu, iptali koşullarının oluşmadığı sonuç ve kanaatlerine varılmış aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.

Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/92, K. 2026/419, T. 07.10.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-92-e-2026-419-k-aacd5aef0f0d