İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/714 E. 2026/486 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/714
- Karar No
- 2026/486
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/714 Esas KARAR NO : 2026/486
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 05/08/2025 KARAR TARİHİ : 30/04/2026 YAZIM TARİHİ : 20/05/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalı şirketin faturalardan doğan 92.034,29 TL tutarındaki borcu ödememesi üzerine, Bakırköy ...... İcra Dairesi’nin ..... E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatılmış; davalının itirazı nedeniyle takip durmuştur olduğu, dava öncesinde Bakırköy Adliyesi Arabuluculuk Merkezi ...... sayılı dosya kapsamında arabuluculuğa başvurulmuş, ancak anlaşma sağlanamamış olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlık ticari nitelikte olup görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu, davalının borca itirazı haksız ve kötü niyetli olup, likit ve bilinebilir alacağı tahsil ve icra takibini engelleme amacı taşımakta olduğu, bu nedenle, davalının icra takibine yaptığı itirazın iptali ile takibin devamına, %20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; Davacı, müvekkil şirketin borçlu olduğu iddiasıyla dava açmışsa da, müvekkilin davacıya herhangi bir borcu bulunmamakta olduğu, bu nedenle dava haksız ve mesnetsiz olup reddinin gerektiği, davacı, taraflar arasında ticari ilişki bulunduğunu ve faturalardan kaynaklanan bakiye alacağı olduğunu ileri sürmesine rağmen, dava dilekçesinde hiçbir fatura veya yazılı belge sunmamış olduğu, alacak iddiası yazılı delille ispatlanmadığından, davanın öncelikle usulden, aksi halde esastan reddini talep ettiği, ayrıca, sonradan belge veya fatura sunulmasına muvafakat edilmediği açıkça belirtilmiş olduğu, bu nedenlerle, davanın reddine, davacının %20’den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesini talep etmiştir. ARAŞTIRMA; 1-Bakırköy ..... İcra Dairesi'nin ..... Esas sayılı icra takip dosyası UYAP aracılığıyla dosya arasına alınmıştır. 2-Küçükçekmece Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 08/08/2025 Tarih, ..... Sayılı yazısı ile; davacının tacir araştırılması yaptırılmış olup, 2024 yılı beyannamesi ve sicil bilgisi getirtilmiştir. 3-Küçükçekmece Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 08/08/2025 Tarih, ..... Sayılı yazısı ile; davacıya ait BA-BS formları getirtilmiştir. 4-Güneşli Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 08/08/2025 Tarih, ..... Sayılı yazısı ile; davalıya ait karşılaştırmalı alış-satış analiz formları getirtilmiştir. 5-İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün 08/08/2025 Tarih, ..... Sayılı yazısı ile; davalı şirketin en son sicil kayıtları getirtilmiştir. 6-İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün 08/08/2025 Tarih, ...... Sayılı yazısı ile; davacıya ait gerçek kişi ticari işletme kaydı bulunamadığı bildirilmiştir. 7-İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün 11/08/2025 Tarih, ..... Sayılı yazısı ile; davacıya ait gerçek kişi ticari işletme kaydı bulunamadığı bildirilmiştir. 8-İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği'nin 15/08/2025 Tarih, .... Sayılı yazısı ile; davacının 09/01/2023 tarihinde ...... sicil numarası ile Küçükçekmece Esnaf ve Sanatkarlar Odası'na kayıt olduğunu ve bu kaydının halen devam ettiğinin tespit edildiği bildirilmiştir. 30/01/2026 Tarihli Bilirkişi Raporunda; I. TİCARİ DEFTER TASDİKLERİ VE KAYIT DÜZENİ: • DAVACI ..... işletmesi, 2024 yılında noter tasdikine tâbi defter mükellefi olup, zorunlu yasal tasdiklerinin noter aracılığı ile yapıldığı görülmüştür. 2025 yılında ise e.defter mükellefi olduğu dönemde, e.defter beratlarının alındığı, ticari defterlerinin TTK, HMK ve VUK hükümleri gereği zorunlu yasal tasdiklerinin yaptırıldığı, bilgisayarlı kayıt ortamında işlenmiş olup, muhasebe standartları ve Tekdüzen Hesap Planı ilkelerine uygun tutulduğu, incelenen ticari Defter kayıtlarının karşılıklı birbirini doğruladığı, 6102 sayılı TTK 64/3 ve HMK 222 madde hükümleri gereği sahibi lehine ve/veya aleyhine delil niteliğine haiz olduğu görülmüş olup, takdir yetkisi mahkemenindir. • DAVALI ..... GİYİM TEKSTİL SAN.VE TİC.LTD.ŞTİ. 2024 ve 2025 yılında e.defter mükellefi olduğu dönemde, e.defter beratlarının alındığı, ticari defterlerinin TTK, HMK ve VUK hükümleri gereği zorunlu yasal tasdiklerinin yaptırıldığı, bilgisayarlı kayıt ortamında işlenmiş olup, muhasebe standartları ve Tekdüzen Hesap Planı ilkelerine uygun tutulduğu, incelenen ticari Defter kayıtlarının karşılıklı birbirini doğruladığı, 6102 sayılı TTK 64/3 ve HMK 222 madde hükümleri gereği sahibi lehine ve/veya aleyhine delil niteliğine haiz olduğu görülmüş olup, takdir yetkisi mahkemenindir. II.DAVA DOSYASI KAPSAMI VE TARAFLARIN BA-BS BEYANLARI VE İNCELEMEYE SUNULAN TİCARİ DEFTER KAYITLARINDA KARŞILAŞTIRMALI İNCELEME VE TESPİTLER SONUCUNDA: 1. Davalı şirketin, 2024 yılına ilişkin DAVACIDAN olan tüm satın alma faturalarının, DAVACI işletmenin yukarıda ayrıntısı açıklanan muhasebe hesaplarındaki tüm satış faturalarını doğruladığı, 2. Taraflar arasındaki ödeme/tahsilat ilişkisinin incelenmesinde ise, DAVALI tarafından, DAVACIYA düzenlenen 79.284,25-TL tutarlı faturanın tarafların karşılıklı BS-BA beyanlarında belirtildiği yani Davalı tarafından Davacıya hitaben düzenlenen fatura Davacı tarafından alındığı, kabul edildiği halde, bu faturanın, davacı tarafından kayıtlarına Davalı lehine alacak kaydı yapılmamış olması sebebi ile Davalının borç bakiyesinin, DAVACI kayıtlarında yüksek göründüğü, bu nedenle DAVACI ŞİRKETİN kayıtlarında bu faturanın DAVALI BORCUNDAN düşülmesi gerektiği, 3. Ayrıca, 2024 yılında, yukarıda da izah edildiği üzere ödeme /tahsilat ilişkisinde büyük çoğunluğu birbirini doğruladığı halde, 11/10/2024 tarihli “..... gönderilen havale” açıklamalı 200.000,00-TL’nin DAVALI ŞİRKET kayıtlarında, DAVACI işletmeye ödeme olarak kayıt edildiği halde, DAVACI ŞİRKET kayıtlarında tahsilat olarak kaydedilmediği, görülmüş olup, konu ile ilgili yapılan incelemede, DAVALI tarafından ödeme kaydı olarak gösterilen 200.000,00-TL’nin ...... hesabına yapılan ödeme olmadığından DAVALI BORCUNDAN mahsup edilemeyeceği, tarafların ilave beyan ve belge ile bu tahsilat/ödeme ilişkisinin mahsubunu gerektiren açıklamayı yapmaları gerektiği, hali hazırdaki kayıt itibariyle 200.000,00-TL’nin DAVALI BORCUNDAN düşülemeyeceği, 4. Yukarıda açıklanan nedenlerle, DAVACI ve DAVALININ kayıtlarının karşılaştırmalı incelenmesi sonucu 2024 yılında 79.284,25-TL’nin DAVACI ŞİRKET kayıtlarında, DAVALI lehine alacak tutarı olarak kayıt ile DAVALI BORCUNDAN düşülmesi gerektiği, tahsilat olarak girilmesi gerektiği ve böylece 2024 bakiyesi itibariyle DAVACININ, DAVALIDAN 852.293,58-TL ALACAKLI OLABİLECEĞİ, 5. Oysa yukarıda(iii.maddesinde) açıklandığı üzere, Davalı şirket tarafından 200.000,00-TL’nin de borcundan mahsubu ile Davacıya olan borcunun 652.293,58-TL gösterildiği,( 200.000,00-TL’nin ...... hesabına yapılan ödeme olmadığından DAVALI BORCUNDAN mahsup edilemeyeceği, tarafların ilave beyan ve belge ile bu tahsilat/ödeme ilişkisinin mahsubunu gerektiren açıklamayı yapmaları gerekmektedir.) 6. 2024 yılında, “...... gönderilen havale” açıklamalı 200.000,00-TL’lik ödemenin ..... adına ödeme sayılarak hesaptan düşülmesi ile ilgili olarak, 03/02/2025 tarih ve ..... yevmiye no’lu kayıtla ödeme kaydının düzeltilerek iptal edildiği ve DAVALININ BORÇLULUĞUNUN düzeltildiği tespit edilmiştir. 7. 2025 yılında DAVALI kayıtlarında; DAVALI tarafından, DAVACIYA yapılan tüm ödemelerin, 2024 yılından devreden borç bakiyesini yanı sıra, 2025 yılında DAVACI tarafından, DAVALIYA hitaben düzenlenen faturalara ilişkin borçlandırmaları da karşıladığı, 8. Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında tek uyumsuzluğun 2024 yılı BA-BS beyanlarında DAVALI tarafından DAVACIYA hitaben düzenlenmiş KDV dahil tutarı 79.284,25-TL’li faturanın, DAVACI tarafından alınıp kabul edildiği BA beyanı ile de DAVALININ BS Beyanı ile uyumlu olduğu analizi yapılan faturanın, DAVACI kayıtlarına, DAVALI lehine alacak olarak kaydedilmemiş olmasından kaynaklandığı, bu nedenle DAVACI muhasebesi nezdindeki, DAVALI kayıtlarının tam da bu tutarda DAVALI aleyhine 79.284,25-TL BORÇ BAKİYESİ verdiği, Yukarıda((E)2.b/iii.madde)yapılan tespite konu, DAVACI kayıtlarında, DAVALI lehine 79.284,25-TL alacak kaydı düzeltmesi yapılarak DAVALI BORCUNUN kapatılması gerektiği, böylece DAVACININ, DAVALIDAN ALACAKLI OLMADIĞININ anlaşılacağı tespitine dayalı kanaat oluşmuştur. Sonuç ve kanaatine varılmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; Dava, açık cari hesaba ve faturaya dayalı alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali ile davacının icra inkar tazminatı, davalının kötü niyet tazminatı istemlerine ilişkindir. Tarafların üzerinde anlaşamadıkları konuların; davacının icra takibindeki tutar kadar davalıdan alacaklı olup olmadığı, davalının icra takibine itirazının haksız olup olmadığı, haksız ise icra inkar tazminatı koşullarının bulunup bulunmadığı, davacının davalıya karşı icra takibi başlatmasında kötü niyetli olup olmadığı, kötü niyet tazminatı koşullarının bulunup bulunmadığı noktalarında toplandığı anlaşılmıştır. Celp edilen vergi dairesi kayıtlarında davacı tarafın uyuşmazlık tarihi itibariyle; bilanço usulünde defter tuttuğu, Vergi Usul Kanunu'nun 177.maddesinin 1.fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını karşıladığı anlaşılmakla davacının gerçek kişi tacir olduğu Mahkememizce kabul edilmiş ve bu kabul doğrultusunda yargılamaya devam olunmuştur. Mahkememizce icra dosyası, taraflara ait Ba-Bs formları, dosya arasına alınmış, ticari defterler incelenmiş ve diğer tüm deliller toplanmıştır. Bakırköy ...... İcra Müdürlüğü'nün ..... esas sayılı takip dosyasının celp edilerek incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 92.034,29-TL asıl alacak, 9.037,64-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 101.071,93-TL üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, takip dayanağının "cari hesap ve müstenid faturalar " olduğu, davalı borçlu tarafından takibe süresi içerisinde itiraz edilmesi nedeniyle takibin durduğu görülmüştür. İş bu itirazın iptali davasının 92.034,29-TL asıl alacak miktarı üzerinden açıldığı anlaşılmıştır. 2004 Sayılı İİK 67. maddesi gereğince itirazın iptali davalarının görülüp hükme bağlanabilmesi için geçerli bir icra takibi bulunması, süresinde borca itiraz edilmesi ve 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması dava şartı niteliğindedir. İtirazın iptali davası icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir (YHGK. 2017/19-1634 Esas - 2018/633 Karar sayılı ilamı). Somut olayda, davacı tarafın iddiası davalı ile aralarındaki ticari ilişki kapsamında düzenlenen fatura bedellerinin bir kısmının ödenmediği iddiasına dayanmakta iken, davalı taraf herhangi bir borcunun bulunmadığını savunmaktadır. 6100 sayılı HMK’nın 190/1 maddesi gereğince ispat yükü, Kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Yine aynı Yasanın 200/1 maddesi gereğince eldeki davanın değer ve miktar itibariyle yazılı belgeyle ispat edilmesi gerekmektedir. Davacı tarafın dava dilekçesi ile ticari defterlere delil olarak dayandığı görülmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun' da ticari defterlerle ispata ilişkin hükümlere yer verilmemiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 222. maddesi “Ticari Defterlerin İbrazı ve Delil olması” başlığı altında ticari defterlerle ispata ilişkin hükümler getirmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu 222. Maddesinde; "(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz." hükümlerine yer verilmiştir. Yargıtay uygulamasına göre; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 222. maddesi gereğince; ticari davalarda, yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda, ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasa'da delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delildir. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 26/09/2018 tarih 2018/2696E. 2018/3431K. sayılı ilamı). Türk Ticaret Kanunu faturayı tanımlamış değildir. Ancak kanun faturanın düzenlenmesi hakkında bazı kurallara yer vermiştir. Fatura tanzim edilmesinin öncelikli koşulu, tacirin ticari işletmesi bağlamında mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olmasıdır. Bu koşul, faturanın nitelik itibarıyla sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belge olmasının da gereğidir. Dolayısıyla taraflar arasında bir sözleşme olmadan gönderilen belge, faturanın şekil şartlarını taşısa bile, gerçek anlamda bir fatura olmayıp, öneri (teklif) niteliğinde bir yazıdır. Şüphesiz, taraflar arasındaki sözleşmenin hukuken geçerli olması gerekir. Bu anlamda batıl bir sözleşmeye dayanılarak gönderilen faturaya süresi içinde itiraz edilmemesi, fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması sonucunu doğurmaz. Fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılmasına ilişkin karinenin uygulanması temel borç ilişkisi doğuran bir sözleşmenin varlığı halinde söz konusu olabilir. Taraflar arasında sözleşmenin bulunup bulunmadığı hususu çekişmeli ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde öncelikle sözleşmenin varlığı ispat edilmelidir. (Özçelik, Volkan; Fatura İçeriğinin Kabul Edilmiş Sayılması, TBB Dergisi 2018 (138), s. 212 vd.). Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Bu nedenle ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını da kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. (6102 Sayılı TTK 21/2). Tarafların BA ve BS kayıtlarında dava konusu faturaların kayıtlı olması halinde, tarafların ticari defterlerinin incelenmesine gerek yoktur. Zira münazaalı hususlar bizatihi tarafların kayıtları ile ispatlanmış kabul olunur. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 19/11/2015 tarih 2015/3302 Esas 2015/12272 Karar sayılı ilamı).
Mahkememiz dosyası tarafların ticari defter ve belgelerinin incelenmesi amacıyla SMMM bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi yukarıda özetine yer verilen 30/01/2026 tarihli raporunu dosyaya sunmuştur. Bilirkişi raporu taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, Mahkememizce alınan rapor dosya kapsamına uygun, denetime elverişli ve kanaat verici bulunmuştur. Yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafın incelenen ticari defterlerinin usulüne uygun tutulup takibe konu alacak kalemlerinin de bu defterlerde kaydedilmiş olması, tek başına alacağın varlığına ve fatura içeriği mal ve hizmetlerin teslimi konusuna delil oluşturmamaktadır. Mahkememizce 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 83. Maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu 222/3 gereğince, ticari defterlerin incelenmesine karar verilmiş, her iki tarafça ticari defterler ibraz edilmiş ve ticari defter kayıtları incelenmiştir. Yukarıda ayrıntılarına yer verilen bilirkişi raporuyla sabit olduğu üzere, taraflarca ticari defterlerinin kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş olduğu, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış olduğu görülmüştür. Hukuk Muhakemeleri Kanunu 222/3. maddesi uyarınca, ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekmektedir. Somut olayda, davacı tarafın ticari defter kayıtlarına göre ve ayrıntısı bilirkişi raporunda belirtildiği üzere, taraflar arasında ticari ilişkinin bulunduğu ve davacının davalıdan bakiye alacağının 79.284,24-TL olarak göründüğü anlaşılmaktadır. Ancak, tarafların dosya kapsamına alınan BA-BS bildirimlerine göre, davalı tarafından davacıya düzenlenmiş olan KDV dahil tutarı 79.284,25-TL olan faturanın, davalı BS bildiriminde ve davacının BA bildiriminde kayıtlı olmasına rağmen, davacı ticari defter kayıtlarına söz konusu faturanın geçirilmemesi nedeniyle davacı defter kayıtlarında davacının 79.284,25-TL alacaklı göründüğü, davalı şirketin ticari defter kayıtlarına göre, davacıdan olan tüm satın alma faturalarının davacının muhasebe hesaplarındaki tüm alış faturalarını doğruladığı, yani taraflar arasındaki hesap bakiyesi farkının, az önce belirtilen davalı tarafından davacıya düzenlenen 79.284,25-TL tutarlı faturanın, tarafların BS-BA bildirimlerinde karşılıklı olarak kayıtlı olmasına rağmen, davacı tarafından ticari defter kayıtlarına davalı alacağı olarak kaydedilmemiş olmasından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Bilirkişi raporunda da yer verildiği üzere, faturaların BA-BS bildirimleri ile karşılıklı olarak vergi dairesine bildirilmiş olması karşısında, fatura içeriği malların veya hizmetin teslim edildiğinin kabulü gerekmektedir. (Yargıtay 19. HD' nin 2015/12329 E., 2016/6138 K. ve 2014/11846-15110 E.K. sayılı kararları da bu yöndedir.) Sonuç olarak, tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde, davacı tarafın ticari defter kayıtlarına göre, taraflar arasında ticari ilişki kapsamında davacının davalıdan bakiye 79.284,24-TL alacaklı olarak göründüğü anlaşılmış ise de, bu durumun davalı tarafından davacıya düzenlenen KDV dahil tutarı 79.284,25-TL olan faturanın, davacının BA ve davalının BS bildiriminde kayıtlı olmasına rağmen, davacı tarafından defter kayıtlarına davalı alacağı olarak işlenmemesinden kaynaklandığı, söz konusu faturanın davacının BA bildirimine kayıtlı olduğundan, söz konusu faturaya konu mal veya hizmetin davacıya teslim edildiğinin kabulünün gerektiği, davacının söz konusu faturaya itiraz ettiğini veya iade faturası düzenlediğini ortaya koyan herhangi bir delil sunmadığı, söz konusu faturanın davalı alacağı olarak kabul edilmesi ve faturanın davacı defter kayıtlarına işlenmesi gerektiği, bu durumda davacının davalıdan herhangi bir bakiye alacağının bulunmadığı anlaşılmakla, davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı her ne kadar kötü niyet tazminatı talebinde bulunmuş ise de, davacının davalıya zarar vermek amacıyla bilerek kötü niyetle takip başlattığı hususunda somut delil bulunmadığından kötü niyet tazminatı koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmış ve davacı aleyhine kötü niyet tazminatı hükmedilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM;Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Şartları oluşmadığından davacı aleyhine kötü niyet tazminatı hükmedilmesine yer olmadığına, 3-Alınması gereken 732,00-TL karar harcından dava açılırken yatırılan 1.066,36-TL peşin harçtan mahsubu ile kalan 334,36-TL fazla harcın davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-Davalı şirket yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükteki bulunan AAÜT uyarınca reddedilen dava değeri üzerinden hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Arabuluculuk ücreti 4.600,00-TL'nin davacıdan alınması ile hazineye gelir kaydına, 8-Kullanılmayan yargılama gider avansının 6100 Sayılı HMK 333. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesine müteakiben yatırana iadesine, Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 vd. maddeleri gereğince (5235 sayılı Kanunun 2. maddesi de dikkate alınarak) davacı vekili ve davalı vekilinin (e-duruşma) yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde mahkememize verilecek veya başka bir mahkeme aracılığıyla gönderilecek dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı. 30/04/2026
Katip ...... e-imzalıdır Hakim ..... e-imzalıdır