İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/554 E. 2026/254 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/554
Karar No
2026/254
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/554 Esas - 2026/254 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2025/554 KARAR NO : 2026/254

... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 19/12/2025 KARAR TARİHİ : 10/06/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 10/06/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davacı firmanın 2008 yılından bu yana perakende sektöründe faaliyet gösteren, Türkiye genelinde yaygın mağaza ağına sahip ve sektörünün önde gelen kuruluşlarından biri olduğunu, “...” markası başta olmak üzere çok sayıda markayı aktif şekilde kullandığını ve bu kapsamda “.... esas unsurlu markalarını da uzun yıllardır ticari hayatta yoğun biçimde kullanarak tüketici nezdinde bilinir ve ayırt edici hale getirdiğini, bu markalar etrafında seri markalar oluşturduğunu ve ...ibareli markanın davacıya ait “.... esas unsurlu markalarla ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, zira dava konusu markada yer alan “... ibaresinin davacı markalarının esas unsuru olan ...R” ibaresi ile neredeyse aynı olup markanın ayırt edici ve baskın unsurunu oluşturduğunu, baş kısmına eklenen “...” ibaresinin ise ayırt edicilik sağlamadığını ve markayı farklılaştırmadığını, bu nedenle ortalama tüketici nezdinde markalar arasında yüksek düzeyde iltibas ve ilişkilendirme ihtimali bulunduğunu, tüketicilerin dava konusu markayı davacının seri markalarının devamı niteliğinde algılayabileceğini, taraf markalarının aynı veya benzer hizmet sınıflarında ve aynı dağıtım kanallarında yer almasının da bu ihtimali artırdığını, nitekim yerleşik Yargı kararlarında da markanın esas unsurunun korunması gerektiği ve küçük ibare farklılıklarının karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırmadığının kabul edildiğini, somut olayda da aynı ilkelerin geçerli olduğunu, bu benzerlikler ve davacı markalarının bilinirliği dikkate alındığında dava konusu markanın tescilinin davacının marka haklarına zarar vereceğini ve davalının haksız şekilde bu bilinirlikten yararlanacağını, davalının söz konusu markayı seçerken kötü niyetli hareket ettiğini ve haksız rekabet amacı güttüğünü, bu nedenlerle .... başvuru numaralı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu edilen işlem kapsamında taraf markalarının bütünsel olarak değerlendirilmesi neticesinde ortalama tüketici nezdinde karıştırılmaya yol açacak derecede benzerlik bulunmadığını, markaların görsel, işitsel ve kavramsal açıdan farklı unsurlar içerdiğini ve bıraktıkları genel izlenim itibariyle ayırt edilebilir nitelikte olduğunu, markalarda yer alan ortak ibarenin ayırt edici esas unsur niteliğinde olmayıp tali nitelikte değerlendirilebileceğini, bu nedenle benzerlik iddialarının yerinde olmadığını, ayrıca markalar arasında iltibas ihtimali bulunmadığından davacı tarafın tanınmışlık iddialarının da somut uyuşmazlık bakımından sonuca etkili olmadığını, bu gerekçelerle tesis edilen işlemin hukuka uygun olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şahıs vekili dilekçeleriyle özetle; taraf markalarının bütünsel olarak değerlendirildiğinde görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik taşımadığını ve ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali bulunmadığını, zira davalının markasında yer alan “....” ibaresinin markanın başında, dikkat çekici ve ayırt edici nitelikte olduğunu ve markaya farklı bir kimlik kazandırdığını, davacı markasının kısa ve basit bir ifade olmasına karşılık davalının markasının slogan niteliğinde, uzun ve ritmik bir yapı arz ettiğini, bu nedenle markaların bıraktıkları genel izlenimin açıkça farklı olduğunu, ayrıca davacının dayandığı “...” ibaresinin ticaret hayatında yaygın kullanılan, tasvir edici ve ayırt ediciliği zayıf bir ibare olduğunu, bu tür ibarelerin koruma kapsamının dar olduğunu ve küçük farklılıkların dahi markaları ayırt etmeye yeterli sayıldığını, bu kapsamda davalının markasının davacı markalarından yeterince uzaklaştığını, davacının kötü niyet ve seri marka iddialarının somut delillerle ispatlanamadığını ve yalnızca benzerlik iddiasına dayanılarak kötü niyet atfedilemeyeceğini ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, YİDK Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davalı şahsın 25.04.2024 tarihinde, 35. Sınıfa giren hizmetlerde kullanılmak üzere dosyaladığı Koşun Koşun Gelin Yetişen Alıyor ibareli marka başvurusunun tescil edilmek üzere Resmi Marka Bülteni’nde ilanı üzerine, davacının SMK m. 5/1-(b), m. 5/1-(ç), m. 6/1, m. 6/3, m. 6/5, m. 6/6, ve m. 6/9 hükümlerine ve .... sayılı markalarına dayalı olarak itiraz ettiği, davacının bu itirazının Markalar Dairesi Başkanlığı’nın kararı ile, markalar benzer görülmediğinden, tüm gerekçeleri yönünden bütünüyle reddedildiği, bunun üzerine davacının itirazını bu sefer SMK m. 6/1, m. 6/3, m. 6/5, m. 6/6, ve m. 6/9 hükümlerine ve aynı markalara dayalı olarak tekrar ettiği, ancak bu itirazın da .... sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER: DAVALI ŞAHSIN .... BAŞVURU SAYILI MARKASI İLE DAVACININ TESCİLLİ MARKALARI ARASINDA İLTİBAS TEHLİKESİNİN/KARIŞTIRILMA İHTİMALİ; 6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir. “Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir. Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla; Markaların ayniyeti/benzerliği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği, Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır. Markaların ayniyeti/benzerliği: Davalının tescil ettirmek istediği marka ile davacının itirazlarına/davasına mesnet aldığı tescilli markaları birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir. Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle ki; Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur. Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır . Uyuşmazlık konusu olan markalar görsel olarak karşılaştırıldığında; taraf markaları, renk ve şekil unsurlarından yoksun sırf kelime markalarıdır; düz yazım karakterindeki siyah renkli harflerle, aynı puntolarla yazılmış ibarelerden müteşekkil bu işaretlerde kullanılmış olan kelimeler, aynı baskınlıkta, bütünleşik birer kelime öbeği olarak algılanmaktadır. Davacının iki markasında kullanılmış olan “...” ibaresinin davacının çatı markası olması nedeniyle, benzerlik karşılaştırması esnasında geri planda tutulması gerektiği de göz önüne alındığında, davacının markalarında esas unsurun “....” kelime öbeklerinin, aynı baskınlıkta algılandığı ve bütünleşik haliyle markanın esas unsuru olduğu, Taraf markalarının esas unsurlarında “....” sloganlarının geçiyor olmasının, markaları benzer kılıp kılmadığı, somut uyuşmazlığın özünü teşkil etmektedir. Yerleşik içtihada göre, dava konusu edilen markada olduğu gibi, bileşke/slogan kelime markaları söz konusu olduğunda, işareti oluşturan unsurlardan sadece birisinin anlamı değil, işareti oluşturan tüm unsurların bir arada oluşturduğu anlam dikkate alınacaktır . Bir diğer deyişle; bir markanın ayırt edici niteliğe sahip olup olmadığı değerlendirilirken, markanın oluşturduğu bütünsel algı dikkate alınmalıdır. Pazarlamada slogan markalar sıklıkla kullanılmaktadır. Slogan markalar, bir marka hakkında tanımlayıcı, betimleyici ve ikna edici bilgiyi ileten ve kolay hatırlanabilen kısa kelime grubu/ kelime öbeği olarak tanımlanmaktadır. Dikkat çekecek markaların; kafiyeli, vezinli, ses benzeşmesine uygun, eğlenceli ve çarpıcı olması için yoğun çaba harcanmaktadır. Somut uyuşmazlıkta da; ....bir kelime grubu oluşturulmuş ve bu şekilde markasal hüviyete ayırt edicilik ve orijinallik sağlanmış, davacı markalarından farklılaşılmıştır. Bu yolla kelime öbeğinde farklılık yaratılarak, anlam sadece “Y.... kelime öbeğinde toplanmamıştır. Dolayısıyla; karşılaştırılan işaretlerin, davacının markaların bütünsel olarak bıraktığı algı nedeniyle, ... kelime kurgusunun yakınlaşmasına rağmen, işaretlerin bilhassa işitsel açıdan/okunuşları itibariyle ve farklı sayıda/yapıda kelimeler ihtiva ediyor olmaları nedeniyle de görsel açıdan yeterli derecede farklılaştığı, yani markaların birbirlerine görsel veya işitsel açıdan benzediğinin söylenmesinin mümkün olmadığı, Kavramsal açıdan bakıldığında da; yukarıda da değinildiği üzere, davalının markasındaki sloganın tüketici zihninde yarattığı pekiştirilen vurgu ve algı ile davacının markalarının yarattığı algının da farklı olduğu, Bütün bunlara göre; somut uyuşmazlıkta, karşılaştırılan markaların görsel, fonetik ve kavramsal açılardan benzer olmadığı, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği: 6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle bu mal veya hizmetlerin; Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri, Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı, Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı, Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. “Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı .... sayılı markaları, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 35. Sınıftaki hizmetlerin birebir aynıları yönünden tescillidir. Dolayısıyla; davacının bu markaları özelinde, somut uyuşmazlıkta, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen tüm emtialar açısından emtia ayniyeti şartının gerçekleşmiş olduğu, Taraf markalarının kapsamına giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin seviyesi de markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz etmektedir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır . Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir . Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin, söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin, sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır. Buna göre; davalının markasının kapsamına alınmak istenilen 35. Sınıflara giren hizmetlerin hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesi incelendiğinde; bu alıcıların profesyonel alıcılar olduğu, bu hizmetlere daha ziyade meslekleri itibariyle yöneldiği veya bu hizmetlerin alıcının gündelik (her anının, rutininin) ihtiyaçlarını karşılamadığı, sık satın alınan hizmetler olmadığı gerçekleri gözetildiğinde, söz konusu alıcı kitlesinin bu hizmetleri satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin düşük olmadığı , Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali: 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici /müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir. SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır: Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, Çağrıştırma, Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; karşılaştırılan markalardaki “....” kelime öbeklerinin/sloganlarının ortaklığından hareketle, markaların genel görünümleri/okunuşları/algılanışları itibariyle görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzediğinin söylenemeyeceği, davalının markasında bu kelime öbeğinin tek başına ön plana çıkartılmamış olması, bu markayı davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı, “...” esas unsurlu markasından yeterli derecede farklılaştırdığı, bütün bu hususlar, davacının “....”li markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının dava konusu edilen .... tamlamasını/sloganını da ihtiva eden bütünleşik markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması ve karıştırması” ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Markalardaki bu farklılıkların, her ne kadar davacının .... sayılı markaları özelinde, taraf markaları aynı hizmetlerde kullanılacak ise de, bu hizmetlerin hitap ettiği alıcı kitlesinin dikkat/özen/algı seviyesinin düşük olmadığı gerçeği de göz önünde bulundurulduğunda, ilgili alıcıların bu markalar altında sunulan hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesini ve karıştırma/yanılma ihtimalini bertaraf ettiği, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmeye yönelik bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri, Taraf markaları arasında görsel, işitsel, kavramsal açıdan benzerlik bulunmadığından, somut olayda emtia ayniyeti şartının gerçekleşmiş olmasına rağmen, markaların karıştırılma ihtimalinin somut olayda bulunmadığı, DAVACININ ÖNCEKİ KULLANIMA DAYALI GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİASININ DAVALININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ : 6769 sayılı SMK’nın “marka tescilinde nispi ret nedenleri”nin düzenlendiği 6. maddesinin 3. fıkrasında; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” denilmektedir. Bu hüküm markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Bu madde hükmünde yer alan itirazın kabul edilebilmesi için itiraz sahibinin o işaret üzerinde başvuru tarihinden önce hak sahibi olması veya rüçhan hakkını elde etmesi ve bunları ispat etmesi gerekmektedir. Tescil, bir markanın daha özel hükümlerle korunmasını sağlar. SMK, istisnai olarak, marka hakkının tescile dayanmadan ilk kullanım yoluyla da elde edilebileceğini ve korunabileceğini de kabul etmiştir. Ancak, bu hakkın ne zaman ve nasıl oluşabileceğinin kriterlerini düzenlememiştir . 6769 sayılı SMK’nın “Marka Tescilinde Nispi Ret Nedenleri” başlıklı 6. maddesinde, marka olarak tescil ettirilmek istenen işaret üzerinde tescil başvurusundan önce hak kazanmış kişilerin hukukunu korumaya yönelik hükümler bulunmaktadır. Söz konusu maddenin 3. fıkrasına göre bir işaret üzerinde, bu işaretin –üçüncü bir kişi tarafından-marka olarak tescili amacıyla başvurusu yapılan tarihten veya başvuru tarihinde belirtilen rüçhan tarihinden önce, bir hak elde edilmiş ise, bu hakka sahip kişi, söz konusu işaretin tesciline itirazda bulunabilir. Bu hüküm, işaret üzerinde ilk kullanma yoluyla haksız rekabet hükümlerine göre kazanılan hakkı üstün tutmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda hak sahibinin işaretin sonradan bir başkası tarafından kullanılmasını yasaklaması TTK 57/5 ve 58/I, b’den kaynaklanmaktadır . İtiraz hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasını (SMK 6/3) gerekli kılar. “Ticaret sırasında kullanma” ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Markasal kullanım, öğretide işareti taşıyan mal ve/veya hizmetlerin köken itibariyle diğer mal ve/veya hizmetlerden ayırt edilmesini sağlamaya yönelik olduğunun alıcılar tarafından anlaşılmasını mümkün kılacak şekilde kullanılması biçiminde tanımlanmaktadır. Ancak markaların kaynak gösterme fonksiyonu dışında reklam, iletişim, kalite, yatırım ve garanti fonksiyonlarının da bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Madde metninde bahsedilen tescil edilmeden kullanılan bir marka veya ticarette kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir. İtiraz veya dava hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasıdır. Ticaret sırasında kullanma ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Ancak SMK’da “piyasada maruf hale getirme” şartından söz edilmese de bu şartın “zımnen” 6/3 maddesi hükmünde yer aldığını kabul etmek gerekir. Buna göre tescilsiz bir işaret üzerinde bir hakkın doğması ve korunması için, o işarete kullanım yoluyla hukuken korunması gereken bir ekonomik değer kazandırmak gerekir. Bu ise işaretin “asgari bilinirlik düzeyi”ne ulaşması ile mümkündür. Asgari bilinirlikten anlaşılması gereken, işaretin kullanım sonucunda belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinir hale gelmesidir. Aksinin kabulü, piyasada işareti “ilk” kullanan kişiye korunma sağlanacağı anlamına gelir ki, bu “SMK hükümleri uyarınca sağlanan korunmanın tescil ile elde edileceği” ilkesini anlamsız hale getireceği gibi hakkaniyet ile de bağdaşmaz. Davacı taraf; dava konusu edilen ....” kelime öbeğinin, davalının markasının tescili kapsamına giren hizmetlerde, kendisi tarafından Türkiye genelinde kullanıldığını ve bu şekilde gerçek hak sahipliğinin doğduğunu tevsik eden herhangi bir delili, dava/marka işlem dosyasına sunmuş değildir. Ayrıca da; davacının huzurdaki davasına mesnet aldığı markaları tescillidir; halbuki, SMK m. 6/3 hükmü, tescilsiz marka kullanımlarına ilişkin bir düzenlemedir. Bu nedenle de; somut olayda, davacıların önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği iddiasının, davalının markasının kapsamına giren emtialarda tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, DAVACININ.... BAŞVURU SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ : 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hallerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal ve hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” denilmektedir. Buna göre; Marka, bir veya bir grup üretici ve/veya satıcının mallarını veya hizmetlerini belirlemeye, tanıtmaya ve rakiplerinden ayırıp farklılaştırmaya yarayan isim, terim, sözcük, simge (sembol), tasarım (dizayn), işaret, şekil, renk veya bunların çeşitli bileşimleridir . Ayrıca markalar, tüketicilerin ve endüstriyel kullanıcıların satın alma sürecinde, ürünleri seçmeyi kolaylaştırırken aynı zamanda üstlendikleri riski de azaltmaktadır. Bu bağlamda pazara sonradan giren markalar, farklılaşmayı sağlamak ve ayırt edicilik yaratmak için pazara ilk veya önce giren olası rakip markalardan ve hatta rakip olmayanlardan bile farklılaşmak isterler. Bu farklılaşmayı, markalarında seçecekleri esas unsur, kelime, işaret, sembol ve renk ile yaparlar. Günümüzde markalar birbirlerinden farklılaşmayı sağlamak, ünlerini kendileri sağlamak amacıyla iletişim, tasarım ve görsel iletişim/tasarım uzmanlarına özgün tasarımlarla marka yaratmaları konusunda ciddi ücretler öderler. Bu anlamda, farklılaştırma yaratma çabası içinde olmayan ve bu konudaki maliyete katlanmak istemeyen firmalar önceki markalara benzer marka kullanma yoluna giderek ticari yarar sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu sebeple de farklılaşmış, tanınmış markaların korunması gerek ulusal gerekse uluslararası mevzuatlar ile koruma altına alınmıştır. Mevzuat tarafından ilave birtakım korumalar tanınan tanınmış markaların, hangi kriterlere göre belirleneceği, bu sebeple, önem arz etmektedir. Markanın tanınmışlığının tespitinde önem arz eden marka değeri (brand equity) kavramına değinmek gerekmektedir. Marka değeri, markanın ismine ve sembolüne bağlı olarak tüketiciye ya da firmaya ilave bir değer kazandıran (veya kaybettiren) varlıklar grubudur ve söz konusu varlıklar grubu dört ana başlık altında toplanmaktadır. Bunlar; marka farkındalığı, marka sadakati, algılanan kalite, marka çağrışımları (marka özdeşliği)dır . Markaların finansal değerleri yanında ona etki eden ve artı değerler kazandıran insanların belleklerinde oluşturulan tüketici marka değeri (brand equity) söz konusudur. İşletmeler, rekabet edebilmek amacıyla sahip oldukları markalarının marka değerlerini yükseltmek için markalarına sürekli yatırım yapmak zorundadırlar. Marka yaratma bir süreçtir ve finansal yatırım gerektirir. Tüketicinin satın alma karar sürecinde marka farkındalığı, markayı tanıma ve hatırlama performansını içeren bir olgudur. Marka farkındalığı, markayı hatırlamak üzere tüketiciye verilen ürün kategorisi arasında, o ürünün seçilebilme yeteneğidir. Farkında olma eşiği; farklı koşullar ve çeşitli iç-dış faktörler altındaki tüketicinin, markayı tanımlayabileceği güçte belleğinde iz kalması demektir . Marka farkındalığı, müşterinin bir markayı nasıl hatırladığının değişik yollardan ölçülmesi ile belirlenmektedir. Bu yollar; tanınmışlık, hatırlanırlık, hatırlanan ilk marka olmak ve akla gelen tek marka olmak şeklindedir. “Daha önce “x” markasıyla karşılaştınız mı?” sorusu tanınmışlığı belirlemektedir. “Bu ürünlerin hangi markalarını sayabilirsiniz?” sorusu hatırlanırlığı (ilk akla gelmeyi), ve bu soruya sadece bir marka söyleniyorsa “marka ismi hakimiyeti” söz konusudur . Marka farkındalığına bağlı olarak marka tanınmışlığı, geçmişte kazanılan aşinalığı yansıtmaktadır. Markayla nerede, niçin, ne zaman karşılaşıldığı ve markanın hangi ürün sınıfına girdiğinin hatırlanması önemli değildir. Basit olarak söz konusu marka ile daha önce karşılaşılmış olmayı ifade etmektedir. Diğer bir anlatımla, marka tanınmışlığı, tüketiciye markanın ipucu olarak verildiği durumda, geçmiş bilgi ve deneyimlerini kontrol eden tüketicinin zihninde bilginin belirmesi sürecidir . Yapılan bilimsel araştırmalar, geniş reklam bütçesine sahip işletmelerin daha yüksek düzeyde marka farkındalığı/tanınmışlığı yarattıklarını göstermektedir. Reklam, sponsorluk, kişisel satış, halka benimsetme ve promosyon gibi tutundurma çalışmaları ile görsel ve yazılı basında çıkan haber niteliğindeki yazı ve dokümanlar, saygın ticari listelerde yer edinme, tanınmışlığı arttırıcı yollar olarak değerlendirilmektedir. Tanınmışlığı belirleyebilmek için en etkili yol pazar araştırmaları yaptırmaktır. Bunun dışında yukarıda sayılan tutundurma araçları (reklam, sponsorluk, tanıtım, halka benimsetme) için yapılan harcamalarda bir gösterge olarak kabul edilebilir. Ayrıca markaların perakendecilerin raflarında uzun süre sergilenmesi (mağaza ismi tabelası asması ve ön cephede yer alması), tanınmış ve saygınlığı kanıtlanmış kuruluşların oluşturduğu yıllık başarılı firmalar (ürünler) sıralama listelerinde yer almak, internet sitelerinde yer almak yoluyla tüketicilerin hafızasında yer edinebileceği görüşü, yine “marka tanınmışlığı/ farkındalığı” yaratabilen eylemler olarak değerlendirilmektedir. Algılanan kalite, subjektif bir kriter olup tüketicinin beş duyu organına bağlı olarak edindiği bilgi girdilerini seçmesi, sıraya koyması ve yorumlamasıdır. Tüketiciler mal veya hizmetle bağdaştırdıkları çeşitli içsel ve dışsal ipuçlarını baz alarak değerlendirmeye tabi tutarlar. Dolayısıyla, algılanan kalite, tüketicinin zihninde oluşan ve tatmine bağlı olarak gelişen bir kavramdır. Satış hasılatları, saygın ticari listelerde yer edinme birer gösterge olarak kabul edilebilir. Marka sadakati, müşterilerin belli bir ürün kategorisinde özel bir markaya karşı devamlı olarak geliştirdikleri satınalma davranışıdır . Diğer bir yaklaşımla sadakat, bireyin aynı ürün kategorisinde bulunan alternatif markalar arasında yapmış olduğu karşılaştırma sonucunda, belirli bir markaya karşı geliştirmiş olduğu göreceli tutum ile bu göreceli tutumun kuvveti nispetinde markanın birey tarafından tekrarlı olarak satın alınması şeklindeki davranıştan oluşmaktadır. Marka cirosundaki artış, tüketici sayısındaki artış ya da aracıların ve endüstriyel kullanıcıların sürekli aynı markayı tercih etmeleri (dağıtım ağının genişliği, çok fazla satış noktasında dağıtımın olması ve markaya ait servis acentalarının olması) marka sadakati olarak değerlendirilebilir. Marka çağrışımı, tüketicinin zihninde marka ve onun özellikleri arasında belli temel özdeşleştirmelerin (çağrışımlar) oluşturulmasıdır. Bu özellikler; tüketicilerin marka ile ilişkilendirdikleri belli bir sembol, ürün nitelikleri, renk veya ünlü bir kişi olabilmektedir. Çağrışımlar, benzersiz çağrışımlar olabileceği gibi bir grup çağrışımı da yaratılabilir. Ülkemizde tanınmış markanın tanımı, Yargıtay’ın emsal kararlarında şöyle yapılmıştır; “Tanınmış markalar, toplumun ilgili sektöründe tanınan, yani ilgili sektördekiler tarafından refleks halinde müdahaleye ihtiyaç duymadan hatırlanan hizmet veya ticaret markalarıdır.......”, “Tanınmış marka, bir kişi veya teşebbüse sıkı sıkıya bağlı; garanti, kalite, güven, kuvvetli reklam ve yaygın dağıtım içeren; müşteri, akraba, dost ve düşman ayrımı yapılmaksızın, coğrafi sınır, kültür ve yaş farkı gözetilmeksizin, aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışımdır......” . İlgili sektör, markanın kullanıldığı mal veya hizmetlerin gerçek ya da potansiyel tüketicileri, bu alandaki iş çevreleri ve markanın kullanılacağı mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarında yeralan kişilerdir. Markanın tanınmış kabul edilebilmesi için hitap ettiği kitlenin (tüketici/müşteri) önemli bir kesimince bilinmesi gerekmektedir. Dünya Ticaret Örgütü (“WTO”) Kuruluş Anlaşması’nın 1C numaralı Ekini oluşturan Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşmasında ("TRIPS Anlaşması"), “1883 tarihli Sınai Mülkiyetin Himayesine Mahsus Uluslararası Bir Birlik Oluşturulması Hakkındaki Paris Sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesiyle tanınmış markalara aynı ve benzer mallar kapsamında getirilen koruma, bu kez, farklı mal ve hizmetleri de kapsayacak şekilde genişletilmiş (md.16/3) ve bunun yanı sıra tanınmışlığın herkesçe bilinme koşuluna bağlanamayacağı, toplumun ilgili kesiminin bilgi edinmiş olması ve promosyon (tutundurma- alıcı ile satıcı arasındaki pazarlama iletişimi) ile elde edilen bilginin yeterli olduğu hükümleri düzenlenmiştir (md.16/2). İlgili içtihatlarda tanınmışlığın tespitinde dikkate alınacak kriterler açıkça gösterilmekte ve toplumda tanınmışlığın tespitinde 1999 tarihli “WIPO Ortak Tavsiye Kararları” adı altındaki ölçütlerden yararlanılması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu ölçütler; Halk arasında ve ilgili sektörde söz konusu markanın bilinme ya da tanınma derecesi, Söz konusu markanın kullanımının süresi, derecesi ve coğrafi bölgesi, Söz konusu markanın uygulandığı mal ya da hizmetlerin fuar veya sergilerdeki tanıtımları, reklam ve sunumlarının süresi, derecesi ve coğrafi bölgesi, Söz konusu markanın tanınması ya da kullanımını etkileyen başka tescillerin ve/veya tescil başvurularının süresi ve coğrafi bölgesi, Söz konusu markanın haklarının etkili korunmasının kayıtları ve özellikle taraf ülkelerin idari ya da yargı açısından yetkili kuruluşlarının markayı tanınmış marka olarak tanımalarının derecesi, Marka ile özdeşleşen ekonomik değeridir. Ayrıca, 6769 sayılı SMK’nın 6/5. Maddesi kapsamında bir korumadan yararlanılabilmesi için; Tanınmış marka sahibinin bu markanın tescilinden zarar görme ihtimali, Haksız yarar sağlama, Tanınmış markanın itibarına zarar verme, Tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme, gibi şartlar aranmaktadır. Dolayısıyla, bir markanın sektöründe belirli bir bilinirliğe sahip olması, aynı ya da benzer başka bir markanın farklı mallar üzerinde tesciline engel oluşturabilmesi için yeterli olmayıp, aynı zamanda burada belirtilen şartların oluşması gerekmektedir. Bu şartların fiili olarak gerçekleşmesi zorunlu olmayıp, gerçekleşebilecek olması durumu yeterlidir. Tanınmış markanın sahibi, markasına verilecek zararın ya da markasının ününden sağlanacak yararın nelerden oluşacağını ve nasıl ortaya çıkacağını gösterir ve olayların olağan akışı içinde belirtilen durumların gerçekten olası olduğu yönünde bir sonuca varmak için yeterli kanaat oluşturacak deliller sunmalı veya en azından mantıklı bir sav ileri sürmelidir. Bütün bunlardan sonra; Somut olayda ise; taraf markaları benzer olmadığından , davacı tarafın markalarının ilgili sektörlerde tanınmış olduğu kabul edilse dahi, tanınmış markanın bir benzerinin farklı mal ve hizmetlerde kullanılması somut olayda söz konusu olmayacağından ve davacı taraf da dava dosyalarına aksi yönde bir delil sunmadığından, davalının markasını tescil ettirmesi ve kullanması sonucunda haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi ya da tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarından birinin gerçekleşme ihtimalinin olmadığı değerlendirilmektedir. Zaten de; davacının dava/marka işlem dosyasına sunmuş olan bilgi ve belgelerden, davacının “...”lı markalarının “tanınmışlığı” anlaşılamamaktadır, davacının bu sloganı ihtiva eden markalarının da “...” çatı markasının “itmesiyle” tanınmış hale geldiğinin kabulü mümkün olmadığından, somut olayda, davacının markasının tanınmışlığı iddiasının dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, DAVACININ FİKRİ HAKKA DAYALI HAK İDDİASININ DAVALININ ....BAŞVURU SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ; 6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.” Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, ... kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı, alan adı girer. Yargıtay emsal kararlarında da açıkça dile getirildiği üzere KHK 8/3 (SMK 6/3) maddesinde yer alan "ticaret sırasında kullanılan işaret" ifadesinin kapsamı içerisine ticaret unvanları, işletme adları, isim, fotoğraf, telif hakkı vs. sokulabilir. Aynı maddenin 5. fıkrasına (SMK 6/6) göre de, tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğrafı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceği belirtilmiştir. SMK md. 6/6 uyarınca ticaret unvanlarına/alan adlarına tanınan koruma, fiilen kullanıldıkları faaliyet konularını kapsamakta olup, fiilen kullanılmayan konularda koruma sağlanırsa alan adları markalara karşı gereğinden fazla korunmuş olur. Ayrıca, bu işaretin ticaret unvanı/alan adı kullanımından öte ayırt edici özellik kazanacak şekilde tek başına veya baskın unsur olarak aynı tür mal ve hizmetler bakımından markasal kullanımının ispatı gerekir . Davalı taraf dava/marka işlem dosyasına, SMK m. 6/6 hükmü kapsamında korunmasını talep ettiği fikri hakkına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Davacının ticaret unvanının ayırıcı unsuru olan “YENİ” ibaresinin dava konusu edilen markayla herhangi bir alakası olması da görülmektedir. Dolayısıyla; somut olayda davacının fikri hakka dayalı hak iddialarının dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/ etkisinin olamayacağı, KÖTÜ NİYETE İLİŞKİN İDDİALARI; Davalı şahsın “Koşun Koşun Gelin Yetişen Alıyor” işaretini kendisine marka olarak seçerken “spekülasyon, yedekleme, şantaj vs.” gibi amaçlarla veya davacının markası ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığının ispat olunamadığı, Netice itibariyle, Karşılaştırılan işaretlerin/markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığı, Dava konusu edilen markanın kapsamına giren tüm hizmetler açısından emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, Dava konusu edilen markanın kapsamına giren hizmetlerin hitap ettiği alıcı kesiminin, bu hizmetleri satın aldıkları anda bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyelerinin düşük olmadığı, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı, davacının “gerçek hak sahipliği”, “tanınmışlık” ve “diğer fikri hak” iddialarının davalının markasının tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, davacının “kötü niyet” iddialarının yerinde olmadığı, ....kararının yerinde olduğu iptali ile hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı sonuçlarına varılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum ile şahıs kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şahsın yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.

Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/554, K. 2026/254, T. 10.06.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-554-e-2026-254-k-7fef19573fb8