İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/462 E. 2026/328 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/462
- Karar No
- 2026/328
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/462 Esas - 2026/328
T.C. "TÜRK MİLLETİ ADINA" ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ K A R A R
ESAS NO : 2025/462 KARAR NO : 2026/328
DAVA : Marka Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 13/10/2025 KARAR TARİHİ : 13/07/2026 Yazım Tarihi: 16/07/2026 İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE: Davacı firmanın 2001 yılından bu yana .... merkezli olarak “....” unvanı altında cam balkon sistemleri alanında faaliyet gösterdiğini, 2019 yılından itibaren ise özellikle “ ...” ve “.... sürme serileri” emtialarında “...” ibaresini kesintisiz, yoğun ve tescilsiz biçimde markasal olarak kullandığını, bu kullanımın yalnızca yerel düzeyde değil yurtiçi bayilik ağı ve ....ve .... gibi ülkelere yapılan ihracatlar ile uluslararası ölçekte de sürdürüldüğünü, “...” ibaresinin davacı firma tarafından 2019’dan bu yana fatura, sosyal medya, ticari evrak ve saha kullanımları ile piyasaya sunularak ayırt edicilik kazandığını ve bu suretle SMK m. 6/3 kapsamında başvuru tarihinden önce doğmuş gerçek hak sahipliği bulunduğunu, davalı markasının ise davacı firmanın önceye dayalı ve yerleşik kullanımından sonra tescil edildiğini, davacı firmanın ayrıca 2023 ve 2025 tarihli “....” markaları ile patent ve tasarım başvurularının bulunduğunu ve ürün geliştirme faaliyetlerinin tamamen kendisine ait özgün tasarımlara dayandığını, davacı firmanın “...” ibaresini özellikle yaşam alanı genişletmeye yönelik cam balkon, sürme sistemler ve yapı elemanları alanında uzun süredir kullanması nedeniyle ilgili 06. sınıf emtialar bakımından markanın ayırt edici nitelik kazandığını, davalı markası ile davacı firma kullanımı arasında esas unsurun “...” olması sebebiyle görsel, işitsel ve kavramsal düzeyde karıştırılma ihtimalinin ve iltibas tehlikesinin bulunduğunu, aynı sektörde ve aynı sınıfta faaliyet gösterilmesinin bu riski daha da artırdığını, ortalama tüketici nezdinde markalar arasında bağlantı kurulmasının kaçınılmaz olduğunu, davacı firma kullanımında yer alan “....” gibi ibarelerin tali ve ayırt edici niteliği bulunmayan unsurlar olduğunu, bu nedenle esas unsurun belirleyici olduğunu, Yargıtay içtihatları uyarınca tescilden önce gerçek hak sahipliği bulunan kişinin sonradan yapılan tescil karşısında korunması gerektiğini ve önceye dayalı kullanımın marka hakkından doğan tecavüz iddialarını bertaraf ettiğini, ayrıca ticaret unvanı veya tanıtım amaçlı kullanımların markasal kullanım niteliği taşımadığının da yerleşik içtihatlarla kabul edildiğini, bu bağlamda davalının olası kullanım savunmalarının markasal kullanım teşkil etmediğini, dolayısıyla korunamayacağını, .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin .... E. sayılı dosyasında da davalı kullanımının ağırlıklı olarak ticaret unvanı niteliğinde olduğunun tespit edildiğini, tüm bu nedenlerle davacı firmanın “...” ibaresi üzerinde gerçek ve üstün hak sahibi olduğunu, davalı markasının kötü niyetli biçimde ve davacı firmanın önceye dayalı kullanımını bertaraf edecek şekilde tescil edildiğini, markalar arasında iltibas ihtimali bulunduğunu ileri sürerek, davalının ... sayılı markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiş, duruşmada da dilekçesini aynen tekrar etmiştir. SAVUNMA: Davalı firma vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Taraflar arasında halihazırda .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin .... E. sayılı dosyası kapsamında marka hakkına tecavüzün tespiti, durdurulması, maddi ve manevi tazminat ile marka hükümsüzlüğü talepli olarak görülmekte olan bir uyuşmazlık bulunduğunu, bu dosya ile işbu dava arasında hukuki ve fiili bağlantı mevcut olduğundan 6100 sayılı HMK m. 166 uyarınca davaların birleştirilmesi gerektiğini, davacı tarafın “...” ibaresine ilişkin iddialarının aksine davalı firmanın 30 yılı aşkın süredir “...” esas unsurlu marka ve ticaret unvanı ve .... uzantılı alan adı ile kapı-pencere sistemleri, dış ve iç mekân sistemleri, sürme sistemler ve alüminyum esaslı yapı elemanları alanında faaliyette bulunduğunu, davalı firmanın 1992 yılından itibaren .... ’de başlayan ticari faaliyetlerini zaman içinde büyüterek üretim, lojistik ve satış altyapısını geliştirdiğini, 2010 yılında 4500 m2’lik lojistik merkez ile kurumsal yapısını güçlendirdiğini, 2014 ve 2018 yıllarında teknolojik ve üretim kapasitesini artırdığını ve 2020 yılında ticaret unvanını “... A.Ş.” olarak güncellediğini, davalı firmanın “...” ibaresini uzun yıllardır kesintisiz, ciddi ve markasal biçimde kullandığını ve bu kullanımın ... sayılı marka tescilinden çok önceye dayandığını, bu nedenle SMK m. 6/3 kapsamında gerçek hak sahibi olduğunu, ayrıca bu kullanımın yalnızca ticaret unvanı düzeyinde değil markasal kullanım niteliğinde olduğunu ve inşaat sektörüne ilişkin çok sayıda emtia ve hizmet üzerinde yaygın biçimde gerçekleştirildiğini, davacı tarafın ise davalının önceye dayalı ve yerleşik kullanımını bildiği halde kötü niyetli şekilde “...” ibaresine yöneldiğini ve bu suretle davalı firmanın oluşturduğu bilinirlikten haksız fayda elde etmeye çalıştığını, davacı tarafın markayı ayırt edici unsur olarak davalı ile karıştırılacak şekilde kullandığını, bu durumun tüketiciler nezdinde iltibas tehlikesi doğurduğunu, davacı tarafın kötü niyetli olarak davalı şirketin tanınmışlığından yararlanma amacı taşıdığını, bu kapsamda davacı kullanımlarının davalının marka ve ticaret unvanı haklarına tecavüz teşkil ettiğini, .... E. sayılı dosyada alınan bilirkişi raporunda da davalı firmanın “...” esas unsurlu kullanımının davacıdan çok önceye dayandığının ve gerçek hak sahipliğinin bulunduğunun tespit edildiğini, davacı tarafın “...” ibaresini tek başına veya ayırt edici unsur olarak kullanmasının hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın ileri sürdüğü ayırt edicilik ve önceye dayalı hak iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davalı firmanın marka ve ticaret unvanının sektörde bilinir ve yerleşik olduğunu, davacı tarafın faaliyetlerinin davalının marka değerinden haksız yararlanma niteliğinde bulunduğunu, bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir. MUHAKEME:HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır. 6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU (10/01/2017 yürürlük) Madde 6 (Marka tescilinde nispi ret nedenleri) "(3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir." Madde 25 " (1) 5 inci (mutlak red nedenleri ) veya 6 ncı ( nisbi red nedenleri ) maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. " hükmü yer almaktadır.
DELİLLER ve DEĞERLENDİRME: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davalı firmaya ait ... sayılı markasının kapsamında yer alan 6. Sınıftaki "adi metallar ile bunların alaşımları ve yarı mamulleri: inşaatlar için adi metalden.. Profil , metalden mamul kapılar ve pencereler, kepenkler, jaluziler, bunların kasaları ve aksamları. " emtiaları yönünden davacı tarafın SMK 6/3 maddesine bağlı eskiye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliği iddialarına bağlı SMK 25. Maddesine göre davalı markasının kısmen hükümsüzlüğü gerekip gerekmediği noktasında olduğu anlaşılmıştır. Davalı firmanın 06 ve 40.ncı sınıflarda 19/08/2021 tarihinde başvurusu yapılan, 22.09.2022 tarihinde tescil edilen ... sayılı ...+... ibareli markası olduğu ... kayıtları ile tespit edilmiştir. 6769 sayılı SMK 6/3 maddesine bağlı SMK 25/1 maddesine göre tescilli markanın hükümsüzlüğü talep edilebilecektir. ANCAK bu maddenin uygulanması için tescilsiz olarak kullanılan işaretin .... şekilde yani işlevine uygun , ayırt ediciliği sağlanmış olarak ticaret alanında kullanılması, bu kullanımın da .... hudutları içinde olması gerekir. Üçüncü kişinin davaya konu tescil başvurusundan veya rüçhan hakkının doğumundan önce, bu işareti kullandığı , çevresinde belli bir oranda bu işaret üzerinde hak sahibi olarak bilinip tanındığının ispatı (tüm Türkiye genelinde değil) gerekir. Diğer bir anlatımla, öncelik hakkını ileri sürenin söz konusu ibarenin başkası tarafindan kullanımını veya tescilini engelleme hakkı verecek nitelik ve yoğunlukta bu işareti .... hudutları içinde ticaret alanında kullandığını ispatlaması gerekir. Gerçekten, bir işareti ilk kullanan ve ona ayırt edici nitelik kazandıran kişi onun hak sahibi olarak kabul edilir ve bu halde gerçek hak sahipliği sözkonusudur. Ön inceleme duruşması yapılıp, uyuşmazlık tespitinden sonra tahkikata geçilmesine karar verilmiş olup celbedilen ve karşılıklı sunulan delil ve belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmıştır. 08/06/2026 tarihli bilirkişi heyeti raporunda ÖZETLE; "1) Davalının ... sayılı markasının esas/tek unsuru ile davacının tescilsiz olarak kullandığı markasının/tanıtma vasıtasının yakın derecede benzer olduğu, 2) Dava konusu edilen markanın kapsamına giren “adi metallerin yarı mamullerinden profiller” ve “metalden mamul kapılar ve pencereler, kepenkler, jaluziler ve bunların aksamları” şeklinde özetlenebilecek emtialar açısından, davacının markasal kullanımlarının gerçekleştiği faaliyetler yönünden, emtiaların aynı/türdeş/benzer olması şartının da (kısmen) gerçekleştiği, 3) Davacının “...” markasına/tanıtma vasıtasına, davacı adına hukuken korunması gereken ekonomik bir değer kazandırdığına ilişkin yeterli nicelikte, nitelikte ve içerikte delilin ve dahi bu markasal kullanımların davalının tescilsiz markasal kullanımından önceki tarihlere denk geldiği hususunda herhangi bir delilin sunulmamış olduğu, 4) (1) ve (2) nolu bentteki tespit ve değerlendirmelere rağmen, (3) nolu bentteki değerlendirme nedeniyle, davacının “önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği” iddiasının davalının markasının hükmüne etkisinin olamayacağı" şeklinde ifade edilmiştir. Davalı vekilinin .... mahkemesindeki taraflar arasında görülen dava dosyası ile bu dosyanın birleştirilmesi talebi BU DOSYADA mesnet marka olmadığından, diğer dosyada ise mesnet marka olduğundan dosyaların ayrı yürütülmesinde yarar görülerek bu talep reddedilmiş, Davacı vekilinin aynı heyetten ek rapor alınması talebi ise HMK 30.ncu madde kapsamında değerlendirilerek, sunulan rapor denetlenebilir, içeriği de ihtisas mahkemesi hakimliğince olumlu veya olumsuz değerlendirilebilir kabul edilerek yargılama gereksiz uzamasın diye bu talep de reddedilmiştir.
GEREKÇE; Yukarıda geçen "SMK 6/3 maddesinin uygulanması için tescilsiz olarak kullanılan işaretin .... şekilde yani işlevine uygun , ayırt ediciliği sağlanmış olarak ticaret alanında kullanılması, bu kullanımın da Türkiye hudutları içinde olması gerekir. Üçüncü kişinin davaya konu tescil başvurusundan veya rüçhan hakkının doğumundan önce, bu işareti kullandığı , çevresinde belli bir oranda bu işaret üzerinde hak sahibi olarak bilinip tanındığının ispatı (tüm Türkiye genelinde değil) gerekir. Diğer bir anlatımla, öncelik hakkını ileri sürenin söz konusu ibarenin başkası tarafindan kullanımını veya tescilini engelleme hakkı verecek nitelik ve yoğunlukta bu işareti Türkiye hudutları içinde ticaret alanında kullandığını ispatlaması gerekir. Gerçekten, bir işareti ilk kullanan ve ona ayırt edici nitelik kazandıran kişi onun hak sahibi olarak kabul edilir ve bu halde gerçek hak sahipliği sözkonusudur." izahatdan hareketle; Dava konusu edilen davalıya ait ... sayılı ...+... ibareli 06 ve 40.ncı sınıflarda 19/08/2021 tarihinde başvurusu yapılan ve sonradan tescil edilen markanın hükümsüzlüğü için davacı taraf 19/08/2021 tarihinden daha önce 6. Sınıftaki "adi metallar ile bunların alaşımları ve yarı mamulleri: inşaatlar için adi metalden.. Profil , metalden mamul kapılar ve pencereler, kepenkler, jaluziler, bunların kasaları ve aksamları. " emtiaları yönünden ...+... veya sadece ... ibaresini yaygın şekilde markasal etki doğuracak şekilde kullanımları olduğunu kanıtlaması gerekmektedir. Karşılıklı sunulan delil ve belgeler üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonrasında sunulan ve benimsenen 08/06/2026 tarihli bilirkişi heyeti raporunda ÖZETLE; " .... Davacının, dava konusu edilen “...” markasının eskiye dayalı kullanımına dair dava dosyasına sunduğu belgelerin incelenmesinden; davacının “...” markasını ilk kullandığı tarihin Ocak 2019 olduğu, davacının bu tarihte “...” markalı “eşikli/eşiksiz sürme, cam balkon için sistemler”in tanıtımına ilişkin sosyal medya hesabında paylaşım yaptığı, ayrıca bu ürünün satışına ilişkin ilk olarak Şubat 2019 tarihinde fatura düzenlediği, devamında davacının “...” markalı ürünlerinin 2019-2020 yıllarında satışa arz edildiğinin fatura örneklerinden tevsik edilebildiği görülmektedir. Ancak; Raporumuzun 6. ve 7. sayfalarında yer verilen doktrinsel görüşler ve Yargıtay içtihatları gözetildiğinde, davacının gerçek hak sahipliğine gerekçe olarak gösterdiği bu kullanımların, SMK m. 6/3 hükmünde aranan “markaya/işarete kullanım yoluyla hukuken korunması gereken bir ekonomik değer kazandırıldığı” hususunu tevsik etmekten ziyade, bir markanın “mutad kullanımı”nı kanıtladığı düşünülmektedir. Kaldı ki; davacının dava dosyasına sunduğu deliller ile markasal kullanımın gerçekleştiğini tevsik edebildiği tarihler, davalının tescilsiz marka kullanımından sonraki tarihlere denk gelmektedir. Zira; davalının .... uzantılı web sitesinin Webarchive kayıtları, davalının “...” markasının (tescilsiz) kullanımının, 2008 yılında başladığını, 2013-2014 yıllarına ait ürün katalogları da, davalının “...” markasının “alüminyum profil çeşitleri, alüminyum kompozit paneller, üstten askılı vitrin serisi, jaluzili ofis bölme sistemleri, cam balkon kaplama, cam balkon aksesuarları, kollar/menteşeler/sürgüler, fotoselli kapı sistemleri, kilit-barel, çift açılım sistemleri, köpük/silikon, merdiven korkuluğu, elektrikli el aletleri ve el aletleri”nde kullanıldığını tevsik eden yeterli nitelikte, nicelikte ve içerikte delil olarak değerlendirilebilmektedir. Aynı şekilde; davacının, davalının ........................... şeklindeki bu kullanımlarının “markasal hüviyette” değil de, sadece “ticaret unvanı” şeklinde gerçekleştiği yönündeki davacı iddialarına da itibar etmek mümkün görülmemektedir. Zaten de; davalının bu kullanımları, “...” ibaresini ticaret unvanının ayırıcı unsuru olarak tescil ettirdiği 2020 tarihinden önce gerçekleşmiştir. Nitekim bu hususlar, her iki tarafın da delilleri meyanında dava dosyasına sunmuş olduğu, .... Esas no.lu dosyasına sunulmuş olan Bilirkişi Heyeti Kök ve Ek Raporlarında da vurgulanmıştır. Dolayısıyla; her ne kadar uyuşmazlık konusu edilen işaretler görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yakın benzer ve bu işaretlerin marka/tanıtma vasıtası olarak kullanıldığı/ tescilli olduğu bir takım emtialar aynı/türdeş/benzer ise de; dava dosyasında sunulan belge ve delillerden, davacının “...” tanıtma vasıtasına tescilsiz olarak kullanımı neticesinde davacı adına hukuken korunması gereken ekonomik bir değer kazandırdığının anlaşılamadığı, sonuç olarak da davacının SMK m. 6/3 hükmüne dayalı iddialarının, davalının .... sayılı markasının, tescilli olduğu emtialar açısından hükmüne engel olamayacağı kanaatine varılmıştır. SONUÇ;1) Davalının .... sayılı markasının esas/tek unsuru ile davacının tescilsiz olarak kullandığı markasının/tanıtma vasıtasının yakın derecede benzer olduğu, 2) Dava konusu edilen markanın kapsamına giren “adi metallerin yarı mamullerinden profiller” ve “metalden mamul kapılar ve pencereler, kepenkler, jaluziler ve bunların aksamları” şeklinde özetlenebilecek emtialar açısından, davacının markasal kullanımlarının gerçekleştiği faaliyetler yönünden, emtiaların aynı/türdeş/benzer olması şartının da (kısmen) gerçekleştiği, 3) Davacının “...” markasına/tanıtma vasıtasına, davacı adına hukuken korunması gereken ekonomik bir değer kazandırdığına ilişkin yeterli nicelikte, nitelikte ve içerikte delilin ve dahi bu markasal kullanımların davalının tescilsiz markasal kullanımından önceki tarihlere denk geldiği hususunda herhangi bir delilin sunulmamış olduğu," şeklinde izah edildiğinden davalıya ait ... sayılı ....+... ibareli 19/08/2021 tarihinde başvurusu yapılan ve sonradan tescil edilen markanın 19/08/2021 tarihinden daha önce 6. Sınıftaki "adi metallar ile bunların alaşımları ve yarı mamulleri: inşaatlar için adi metalden.. Profil , metalden mamul kapılar ve pencereler, kepenkler, jaluziler, bunların kasaları ve aksamları. " emtiaları yönünden ...+... veya sadece ... ibaresini yaygın şekilde markasal etki doğuracak şekilde kullanımları olduğunu kanıtlayamadığından ve SMK 6/3 maddesindeki koşul davacı açısından oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu karar harcından peşin alınan 615,40 TL'nin düşümü ile bakiye 116,60 TL'nin davacıdan tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına, 3-AAÜT uyarınca 55.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 4-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine, Dair verilen karar davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, 6100 sayılı HMK 341 ila 345 inci maddesine göre tebliğden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememiz aracılığı ile .... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar okunup açıklandı. 13/07/2026
Katip .... Hakim .... E-İmzalıdır E-İmzalıdır