İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/407 E. 2026/273 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/407
Karar No
2026/273
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/407 Esas - 2026/273 TÜRK MİLLETİ ADINA

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2025/407 KARAR NO : 2026/273

.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 23/09/2025 KARAR TARİHİ : 18/06/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 18/06/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, markaların eşya listelerinin karşılaştırılmasından anlaşılacağı gibi itiraz edilen ....markasında geçen 36. sınıfta yer alan hizmetlerin müvekkili adına tescilli olan ve itiraza gerekçe olarak gösterilen .... ibareli markalarında aynen yer aldığını, söz konusu bu hizmetlerin, aynı sınıfın aynı alt grubunda yer alan aynı ve benzer türden hizmetler olduğunu, bu durumun tüketiciler açısından iltibasa neden olacağını, söz konusu markanın tescilinin, müvekkilinin madden ve manen zarar uğramasına neden olacağını, müvekkili mesnet markasının ‘‘.... ibaresinden oluşmakta olup tüketicilerin markanın başına dikkat ettikleri düşünüldüğünde iki marka arasındaki karıştırılma ihtimalinin çok yüksek olacağını, müvekkili ticaret unvanı aynı zamanda tescilli markası ".... uyarınca ticaret unvanının koruma altında olduğunu, dava konusu "etileriz" markasının esaslı unsur olarak ...ibaresini içerdiğini, bu durumun ticaret unvanına doğrudan tecavüz niteliğinde olduğunu, "....." ibaresi müvekkilinin kurumsal kimliği ve markası olup Türkiye genelinde yoğun kullanım ve bilinirlik kazanmış herkesçe bilinen bir marka olduğunu, SMK 6/4 uyarınca tanınmış markalara sağlanan genişletilmiş koruma kapsamında, farklı sınıflarda dahi olsa üçüncü kişilerce benzer ibarelerin tescilinin engellenmesi gerektiğini, başvurunun, ...markasının ayırt edici karakterinden haksız yararlanma ve itibarından istifade etme niteliğinde olduğunu beyan ederek, .... başvuru numaralı ....” ibareli markanın tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; kurumun kararının hukuka uygun olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili dilekçeleriyle özetle; müvekkili şirketin..... semtinde yaptığı konut projesinin adı .... olup müvekkili şirket bakımından...." bir kelime olmayıp "etiler" ismini oluşturan harf grubundan başka bir şey olmadığını, her iki kelimenin toplumda bilinen anlamları da birbirinden çok farklı olup çağrışım yapmalarının mümkün olmadığını, ...kelimesinin, Anadolu topraklarında hüküm sürmüş eski bir medeniyet olan.... halkını tanımlamak için kullanılan tarihsel bir kavram olduğunu,.... kelimesinin ise İstanbul'un Beşiktaş ilçesinde bulunan bir semtin adı olduğunu, davacı şirketin faaliyet alanının sigortacılık hizmetleri, müvekkili şirketin faaliyet alanının ise inşaat işleri olduğunu, dolayısıyla tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliğinin söz konusu olmadığını, davacının hak iddia ettiği "eti" ibaresi ile "etiler" kelimesinin anlamları dikkate alındığında, halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davalı şirket tarafından 15.05.2024 tarihinde... başvuru numarası ile “etiler'iz” ibareli marka için 19 / 36 / 37 / sınıflardaki malları/hizmetleri kapsayan marka başvurusunda bulunulmuş; söz konusu marka başvurusu .... tarafından kabul edilerek 12.06.2024 tarihli ve 446 sayılı .... ilan edilmiş, söz konusu yayına davacı şirket tarafından itiraz edilmiş, itiraz .... tarafından reddedilmiş, davacı şirket tarafından söz konusu ret kararına ....nezdinde yapılan itiraz, Yeniden İnceleme Değerlendirme Kurulu tarafından incelenmiş ve .... sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER Taraf Markaları Arasında Karıştırılma İhtimali; 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” hükmüne amirdir. 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi anlamında benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu markaların tescilli oldukları sınıfların birbirine benzerliğidir. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal ve hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Eğer her iki koşul da gerçekleşmiş ise markalar arasında iltibas olduğuna karar verilecektir. Markalar arasındaki benzerlik incelenirken, Markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlik, Çağrıştırma, Bir bütün olarak markaların uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan mal veya hizmetin değeri ve alıcının bu mal ve hizmeti almaya ayırdığı zaman kriterleri ele alınmalıdır. Yerleşik Yargıtay içtihatları ile sabit olduğu üzere; bir markanın bir başka marka ile benzer olup olmadığı müşterisi hafızasında bıraktığı imaja göre belirlenir. Bir marka, hizmet veya malın, diğer bir marka, hizmet veya malla karşılaştırılarak benzerliği tespit edilirken marka, mal veya hizmete bütünsel bir açıdan yaklaşılmalı ve müşterileri nezdinde bıraktıkları izlenim dikkate alınmalıdır. Nitekim .... sayılı kararında; “…556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8/1-b bendi uyarınca markaların iltibas yaratıp yaratmadıklarının belirlenmesinde, markaların kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının alıcısı olan ortalama düzeydeki halk nezdinde karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığının tespiti gereklidir. Bunun için de işaretleri oluşturan harf, kelime, şekil gibi asıl ve yardımcı unsurların değerlendirilmesi zorunludur... Dairemizin bu konuda yerleşik içtihatları uyarınca asıl unsurun; bunların ayırt edici ve baskın unsurları unutulmaksızın markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin tümüne hâkim olan görünüş ve ayırt ediciliği vurgulayan imajda aranması gereklidir...” denmektedir. İltibas, kanunlarda tanımlanmamış olmakla birlikte öğretide “bir markanın aynen veya benzerinin kullanılması suretiyle, alıcı zihninde gerek emtiaların (veya hizmetlerin), gerekse müteşebbisin kaynağı açısından yanlış kanaatler uyandırılması ve bunların aynı yerden piyasaya sürüldüklerinin düşündürülmesi, bu yönden çağrışımlar yapması” olarak tanımlanmıştır. Sadece alıcıların belirli bir mal veya hizmet yerine başka mal veya hizmeti almak istemeleri halinde değil; alıcıların mal veya hizmetlerin birbirinden farklı olduklarını anlamalarına rağmen, bunların kaynağının aynı işletme olduğuna veya malları satan yahut hizmetleri sunanlar arasında idari veya ekonomik bağlılık olduğuna inanmaları halinde de iltibas ihtimali vardır. Dolayısıyla, iltibas bulunduğunun kabulü için işaretin marka ile bağlantı kurulmasına ve düşünsel olarak markayı çağrıştırmasına elverişli olması gerektiği anlaşılmaktadır. Karıştırılma ihtimalinin varlığı 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi uyarınca “halk” nezdinde olmalıdır. Bir markanın diğer marka ile karıştırılma ya da iki marka arasında ilişki bulunduğu ihtimali, malın hitap ettiği uzman ya da satıcı nezdinde değil, halk nezdinde araştırılmalıdır. Dolayısıyla, markaların hitap ettiği tüketici ya da kullanıcı dikkate alınmak suretiyle, markaların bu kişiler nezdinde karıştırılıp karıştırılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasada geçen “halk” tabiri amaca uygun şekilde “markayı taşıyan ürünlerin nihai tüketici kitlesi” olarak anlaşılmalıdır. Benzerlikte görüşüne başvurulacak kişi markalı ürünün yöneldiği hedef kitleye mensup/makul derecede bilgilendirilmiş, makul derecede dikkatli ve makul derecede ihtiyatla değerlendirme yeteneğine sahip kişinin değerlendirmesidir. İltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığının tespitinde, mal ve hizmetlerin aynı veya benzer alıcı çevresine hitap edip etmediklerine ve aynı veya benzer ihtiyaçları gidermede kullanılıp kullanılmadıklarına; markaların kullanıldığı mal veya hizmetin ekonomik değerine; bunların hitap ettiği alıcı grubunun sosyal ve ekonomik düzeyine ve orta yetenekteki alıcıların markanın kullanılacağı mal veya hizmetleri aldıkları sırada sarf edecekleri dikkat ve özene de bakılır. Emtiaların Aynı/Benzer/İlişkili Olup Olmadığı; Dava konusu .... sayılı markanın malları/hizmetleri ile davacıya ait redde mesnet markanın kapsamındaki hizmetler incelendiğinde, dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu 36. sınıftaki hizmetlerin davacı markasının kapsamında aynen yer aldığı, Tüketici Kitlesi: Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır. Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda taraflar arasında aynı olduğu kanaatine varılan 36. Sınıf hizmetlerinin tüketicisinin gündelik rutin ihtiyaçlarını karşılamadığı, sık sık satın alınan hizmetlerden olmadığı, sigorta veya finansal bir hizmetinden faydalanmak isteyen ilgili tüketicilerin çoğunlukla belli bir ihtiyaca yönelik hareket ettiği yahut bu sektörde çalışan uzman kimseler ve firmalardan oluştuğu, işbu hizmetler için yüksek bir piyasa araştırması gerektirdiği değerlendirilmektedir. Zira bu hizmetlerin alıcılarının bu hizmetleri satın almadan önce, makul ölçüde bir araştırma ve inceleme aşamasından geçerek seçici davranırlar . Örneğin bu sınıf kapsamında sigorta yaptırmak isteyen kimse ihtiyacına göre hayat sigortası, araç sigortası gelir koruma sigortası, hayvan hayat sigortası vb. şekilde seçenekler arasında şartları kendisine uyan sigortayı piyasada bu hizmeti veren firmalar ile kıyas yaparak tercihini o yönde kullanacaktır. Nitekim kredi kullanmak isteyen bir kimse de kredi için gerekli şartları sağlaması gerekmektedir. Bunlar “18 Yaşını Doldurmuş Olmak, Yeterli Kredi Notuna Sahip Olmak, Yeterli Bir Gelire Sahip Olmak ve Bu Geliri Belgeleyebilmek, Yeterli Bir Süre Sigortalı Olarak Çalışmış Olmak, İpotek Verilecekse Eş Rızasının Yazılı Olarak Bankaya Verilmesi, Banka İsterse Kefil Olacak Bir Kişinin Bulunması” gibi şartlardır. Bununla birlikte gerekli belgeleri hazırlaması gerekmektedir. Özetle bu sınıf kapsamındaki hizmetlerden yararlanmak isteyen kimselerin ortalamanın üzerinde bir efor sarf etmeleri gereklidir. Dolayısıyla tüketicilerin bilinç, dikkat, bilgi ve özen seviyesinin daha yüksek olduğu, Marka İşaretlerinin Benzer Olup Olmadığı: Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, yukarıda da değinildiği üzere, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaya göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla asıl olan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaya göre değerlendirme yapılmasıdır. Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir. Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf, kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, daha büyük etkiye sahip olacaktır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır. İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Dava konusu marka, beyaz zemin üzerine, siyah renkte, standart yazı tipi ile, ilk harfi büyük ....” ibaresinin yer aldığı, herhangi bir figüratif unsur içermeyen kelime markasıdır. Dava konusu markanın esas unsurunun bütüncül olarak ....” ibaresi olduğu, Davacının redde gerekçe markası, beyaz zemin üzerine, mavi renkte, stilize edilmiş harflerle “...sarp” ibaresinin yer aldığı, herhangi bir figüratif unsur içermeyen kelime markasıdır. Dava konusu marka ile davacının redde gerekçe markasının “eti” ibaresini ortak olarak içerdikleri anlaşılmış olup bu hususun markalar arasında marka işaretleri bakımından karıştırılmaya neden olup olmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Marka korumasının kapsamını genişleten hâller gibi daraltan hâller de ayırt edicilik unsuru ile ilgilidir. Bu bağlamda korumanın kapsamının daraldığı, marka sahibinin üçüncü kişilerin benzer veya yakın kullanımlarına katlanma zorunluluğunun doğduğu ilk hâl, markanın ayırt ediciliğinin zayıf olması hâlidir. Markanın ayırt ediciliğinin zayıf olarak değerlendirilmesine yol açan temel husus ise, tescili istenen işaretin niteliğidir. Söz gelimi; ticari hayatta yaygın kullanılan sözcük ve işaretler, özellikle cins isimleri, bir ülkede yaygın kullanılan kişi ad ve soyadları, günlük dilde sıklıkla kullanılan sözcükler, bir malın şekli veya ambalajından oluşan işaretler nitelikleri gereği sınırlı düzeyde ayırt ediciliğe sahiptir. Bütün olarak, sadece bu tür işaretlerden oluşan markaların koruma kapsamı da aynı ölçüde daralmaktadır. Zayıf ayırt ediciliğin sonucu olarak, daha dar bir koruma alanına sahip olan bu markalar öğretide “zayıf marka” olarak adlandırılmaktadır. Esasen “güçlü” ya da “zayıf” marka ayrımının kanunî bir dayanağı bulunmamaktadır; ancak markaya tanınacak korumanın kapsamının belirlenmesinde önemli bir ayrım olarak öğretide ve yargı kararlarında kabul edilmektedir. Zayıf markalara, özgün markaların aksine benzer mal veya hizmetleri ya da tanınmış markanın aksine farklı mal veya hizmetleri kapsayacak biçimde koruma sağlamak olanaklı değildir. Zayıf bir marka tescil ettiren kişi, o işaret ile normal koşullarda iltibas oluşturabilecek benzer işaretlerin üçüncü kişiler tarafından kullanılmasına katlanmak durumundadır. Zira marka olarak tescil edilmiş olsa bile zayıf bir işaret üzerinde bir kişiye tüm mal veya hizmetleri kapsayacak şekilde inhisarî hak tanınamaz. Bu husus, yukarıda koruma kapsamının genişlediği hâller arasında sayılan ve karıştırılma ihtimalinin yükselmesine neden olan özgün markanın tam tersi bir durumu ifade etmektedir. Markanın birden fazla unsurdan oluştuğu hâllerde unsurların ayırt edicilik düzeyleri birbirinden farklı olabilir. Bu doğrultuda, bir marka zayıf unsurlar içerse dahi, bir bütün olarak değerlendirildiğinde zayıf marka olarak nitelendirilmeyebilir. Şüphesiz zayıf markada olduğu gibi, zayıf unsurlar içeren markada da unsurların ayırt ediciliği koruma kapsamını etkilemektedir. Şöyle ki; marka sahibi, markasının ayırt edicilik gücü yüksek unsurları bakımından SMK m. 7.2 çerçevesinde koruma elde edebilirken; zayıf unsurlarının üçüncü kişilerce kullanılmasına ise kural olarak katlanmak zorundadır. Temelde bir sözcüğün anlamsal içeriği o sözcüğün ayırt ediciliğini belirleyen en önemli husustur. Zira bir ülkenin konuşma dilinde yaygın olan sözcüklerin üçüncü kişiler tarafından kullanımının tümüyle engellenerek, sözcüğün sadece marka sahibinin tekeline verilmesi olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu hâllerde marka sahibi, üçüncü kişilerin dürüst kullanımına katlanmak zorundadır. Dava konusu marka ile davacı markasında ortak unsur olarak yer alan “....” ibaresinin Hititler ..., MÖ 2. binyıl başlarında Anadolu'da (merkez Hattuşaş) kurulan....en büyük devletlerinden biri olduğu, ticari hayatta kullanımının yaygın olduğu, dolayısıyla dava konusu hizmetler bakımından da ayırt edici niteliği zayıf bir ibare olduğu değerlendirilmektedir. Öte yandan, dosya kapsamında, davacının “eti” ibareli markasının kullanım sonucu ayırt edici niteliğinin arttığı da somut delillerle ispat edilemediği, Bu açıklamalar kapsamında; markalar görsel, işitsel ve kavramsal olarak incelendiğinde; her ne kadar dava konusu marka ile davacı markası “eti” ibaresini ortak olarak içerse de, “eti” ibaresinin ayırt edici niteliğinin zayıf olması nedeniyle zayıf bir ibareye yapılan küçük eklemelerin ibareyi farklılaştırmaya neden olacağı, davacının küçük eklemelerle oluşturulan dava konusu “.... ibaresine katlanması gerektiği, zira dava konusu “.. ekleriyle oluşturulan uzun bir ibare olduğu, öte yandan davacının redde gerekçe markasında sadece “eti” ibaresinin yer almadığı, aynı tertip tarzı ve punto ile “sarp” ibaresinin de yer aldığı, dolayısıyla ilgili tüketicinin davacının redde gerekçe markasının esas unsurunu bütüncül olarak “...sarp” ibaresi olarak da algılayabileceği, dava konusu marka ile davacının redde gerekçe markasının tertip tarzlarının oldukça farklı olduğu, bu farklılıkların dava konusu marka ile redde gerekçe markayı işitsel, görsel ve kavramsal olarak farklılaştırmaya yeterli olduğu, söz konusu farklılıkların ilgili tüketicinin algısında işletmeler arasında bir farklılığa yol açacağı değerlendirilmiş, dava konusu marka ile davacı markası arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, Karıştırılma İhtimali ; Güncel mevzuat gereğince iltibastan söz edilebilmesi için işaret aynılığı / benzerliği ile mal veya hizmet aynılığı / benzerliği bir arada bulunmak zorundadır. Bunun yanı sıra halk (ilgili tüketici kitlesi) tarafından markaların karıştırılma ihtimali ve karıştırılma ihtimalinin markalar arasında ilişki olduğu ihtimalini kapsaması gerekmektedir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi, karıştırılma ihtimali bulunduğunu kabul etmek için yeterli olacaktır. “Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir.” Elbette bu değerlendirme yapılırken markaların tescilli oldukları sınıflar da göz önünde bulundurulmalıdır. Markaları oluşturan işaretler arasındaki benzerlik, alıcıları satın almayı düşündükleri mal ve hizmet yerine, bir başka mal ve hizmeti almak durumunda bırakması kadar, alıcıların iki farklı mal veya hizmet karşısında olduklarını bilmelerine rağmen bu markaların aynı kişiye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasındaki idari - ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu düşüncesine kapılmaları da iltibas tehlikeleri içinde ele alınmalıdır. Doktrinde kabul edildiği üzere iki marka arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Nitekim tüketiciler daha önce gördükleri, satın aldıkları mal veya hizmetin markasının, göz ve kulağında kalan izine, hatırlayabildikleri kadarıyla hafızalarında kalan özelliklerine dayanarak sonraki alışverişlerinde aynı veya benzer markayı taşıyan ürünü/hizmeti satın almayı tercih ederler. Dolayısıyla, benzer işareti gören ve duyan tüketiciler daha önce tanıdıkları markaların bıraktığı intibaı hatırlayarak, yeni markanın daha önce görmüş oldukları markanın bir başka versiyonu, serisi, uzantısı olduğunu veyahut da bildikleri marka sahibi tarafından verilmiş bir lisans ile söz konusu ürünün üretildiğini düşünürler. Marka hukuku anlamında “imaj transferi” kavramının karşılığı olan bu durum sonraki markanın, önceki markanın ticaret sahasında sahip olduğu avantajdan yararlanması sonucunu da beraberinde getirmektedir. Bunun yanı sıra markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin tespitinde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. ... ihtimalinin belirlenmesinde, ortalama tüketici testinin uygulanmasını isteyerek değerlendirmeye konu ürünün ortalama tüketicisini de makul düzeyde bilgili, dikkatli ve tedbirli olarak tanımlamıştır. Yine ... kararlarında belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar/kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir. Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zekâ ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir. Sonuç olarak, her ne kadar dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu 36. sınıftaki hizmetler, redde gerekçe markanın kapsamında aynen yer alsa da, dava konusu marka ile redde gerekçe marka arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle, ayrıca ilgili tüketici kitlesinin bilinç düzeyinin yüksek olduğu dikkate alındığında, dava konusu marka ile redde gerekçe marka arasında dava konusu mallar/hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı, Tanınmışlık İddiaları; Dosya kapsamındaki belgelerin incelenmesi neticesinde, davacıya ait markaların .... tanınmış marka sicilinde kayıtlı olmadığı tespit edilmiş, ayrıca tanınmış olduğuna dair mahkememizce de bir kanaat oluşmamıştır. Dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Yukarıdaki bölümlerde bahsedildiği gibi, somut olayda, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, Öte yandan, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği ancak bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, davalı başvurusunun davacıya ait “eti” ibaresini içeren markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığına yönelik somut bir kanaat oluşmadığı, sonuç olarak davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı, 6769 Sayılı SMK’nın 6/6 Bendi Kapsamı; 6769 s. SMK’nın 6. Maddesinde sınırlı sayıda düzenlenen nispi ret nedenlerinden biri olan 6/6 bendinde “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu maddeden de anlaşılabileceği üzere başkasına ait ticaret unvanı, işletme adı, internet alan adı, endüstriyel tasarım tescili gibi sınaî hak sahiplerinin ve telif hakkı gibi fikri hak sahiplerinin, bu hak konularının bir başkası tarafından izinsiz olarak tescili taleplerine itirazda bulunarak tescili engellemeleri veya tescil gerçekleşmiş ise hükümsüzlüğünü talep etmeleri mümkündür. Bu halde, dava konusu marka tescillerinin davacıya ait telif hakkını veya herhangi bir fikri/sınai mülkiyet hakkını içermesi halinde, başvurunun önceki hak kapsamında kalıp kalmadığı incelenmelidir. Davacıya Ait Ticaret Unvanı ile Dava Konusu Markayı Marka İşaretleri; Ticaret unvanı “çekirdek” ve “ek” olmak üzere iki kısımdan oluşur. Ticaret unvanında “çekirdek” kısmı zorunlu olmasına rağmen, “ek” kullanılması kural olarak zorunlu değildir. Bununla birlikte, ticaret unvanı, “çekirdek” yanında “ek” de ihtiva ediyorsa bir bütün hâlinde korunur. (.... Ticaret unvanlarının karıştırılma (iltibas) ihtimali bakımından yapılan değerlendirmede öncelikle ticaret unvanlarının çekirdek ve ek kısımlarının bir bütün hâlinde gözetilmesi gereklidir. Ayrıca buna ilave olarak unvanlar arasında karıştırılma (iltibas) ihtimalinden bahsedebilmek için, esas itibariyle ticari işletmelerin faaliyet konularının aynı veya benzer olması gerekmektedir. Zira ticaret unvanlarının bağlı olduğu işletmelerin faaliyet konularının birbirinden farklılaştığı oranda, aynı ya da benzer unvanlar arasındaki karıştırılma (iltibas) ihtimali de azalmaktadır. Dolayısıyla faaliyet konuları değişik olduğu için farklı müşteri çevresine hitap eden işletmelerin aynı ya da benzer unvanlarının karıştırılma ihtimali az olmakla birlikte tamamen ortadan kalkmamaktadır. Başka bir deyişle ticaret unvanlarının ayırt edici “ek” unsurları aynı olmakla birlikte faaliyet konuları farklı ise unvanlar arasında kural olarak iltibas oluşmasa da tanınmış bir ticaret unvanının “ek” kısmının aynısının ve benzerinin farklı bir faaliyet konusu ile birlikte ticaret unvanı olarak tescili hâlinde karıştırılma ihtimalinin varlığının kabul edilmesi gerekir. (..... Ticaret unvanlarında, “ek” kullanılması bir zorunluluk olmamakla birlikte, bu unsur, taraflara ait ticaret unvanlarının birbirinden ayırt edilmesine hizmet etmektedir. Davacının ticaret unvanı, “.....” olup ek unsurunun .... Yeni Asır” olduğu, Dava konusu markanın esas unsurunun bütüncül olarak....” ibaresi olduğu, Somut uyuşmazlık bakımından incelendiğinde, davacıya ait ticaret unvanının “ek” unsurunun “...Sarp” ibaresi olduğu, davalının dava konusu markasının esas unsurunun “...ibaresi olduğu, yukarıda SMK 6/1 kapsamında yapılan değerlendirme ile aynı doğrultuda dava konusu markanın esas unsuru ile davacının ticaret unvanının ek unsuru arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak karıştırılma ihtimali bulunmadığı kanaatine varılmış, dolayısıyla davacının SMK 6/6 kapsamındaki itirazının yerinde olmadığı, Netice itibariyle, Dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu 36. sınıftaki hizmetler davacının redde gerekçe markasının kapsamında aynen yer aldığı, Dava konusu marka başvurusu ile davacı markası arasında marka işaretleri bakımından benzerlik olmadığı, Dava konusu marka ile davacı markası arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, Davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, Davacının SMK 6/6 maddesi gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, .... Kararı’nın yerinde olduğu, hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı kanaatlerine varılmış olup, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalı vekilinin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/407, K. 2026/273, T. 18.06.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-407-e-2026-273-k-7dfd7620cf52