İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/21 E. 2026/12 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/21
Karar No
2026/12
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/21 Esas KARAR NO : 2026/12

DAVA : Bankalarca Kullandırılan Ticari Kredilerden Ve Ticari Kredili Mevduatlardan Kaynaklanan Davalar (Alacak), Alacak (Kefalet Sözleşmesi Kaynaklı Rücuen) DAVA TARİHİ : 08/01/2025 KARAR TARİHİ : 12/01/2026 KARARIN YAZILMA TARİHİ : 15/01/2026 Mahkememizde görülmekte olan Bankalarca Kullandırılan Ticari Kredilerden Ve Ticari Kredili Mevduatlardan Kaynaklanan Davalar (Alacak), Alacak (Kefalet Sözleşmesi Kaynaklı Rücuen) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde ÖZETLE; Müvekillerinin satın almış olduğu Tekirdağ ... Mah .... ada ...parsel B blok 2 kat 15 nolu bağımsız bölüm teminat gösterilerek davalıların kredi çektiğini, kredi borcunu ödemediğini bu nedenle müvekillerinin bankaya 241.550,00 TL ödeme yapmak zorunda kaldığını belirterek yaptığı ödemenin davalılardan tahsilini talep etmiştir. Davalılar tarafından cevap sunulmamıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava konusu uyuşmazlığın üzerinde davalı satıcıya ait borçtan dolayı ipotek bulunan taşınmazı satın alan ve sonrasında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip tehditi altında ipotek borcun ödeyen davacının bu bedeli davalıya halefiyet ilkesi gereğince rücu etme talebine ilişkin alacak davası olduğu tespit edilmiştir. Taşınmaz üzerinde görünen ipoteğe ilişkin Vakıfbank ve ilgili Tapu Müdürlüğüne yazılarak ilgili evraklar toplanmıştır. Davacının iddiaları kapsamında öncelikle ipotek kavramına değinilmesi gerekecektir. İpotek TMK’nın 881 ilâ 897. maddeleri arasında düzenlenen kişisel bir alacağı güvence altına alma amacını güden, kıymetli evraka bağlı olmayan ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağını elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı ayni hak olarak tanımlanmaktadır (Jale G. Akipek/Turgut Akıntürk: Eşya Hukuku, 2009, s. 786; Kemal Gürsoy/Fikret Eren/Erol Cansel: Türk Eşya Hukuku, 1984, s. 1032). Bu taşınmaz yükü sözleşmeyle kurulabileceği gibi istisnasi olarak bizatihi kanundan da kaynaklanabilir. Sözleşmeye dayanan ipotek, taşınmaz malikinin iradesine bağlı olarak kurulan ipotektir. Bu sözleşmenin geçerliliği resmî şekilde yapılmış olmasına bağlıdır ve söz konusu aynî hak tapu kütüğüne tescille kurulmuş olur (TMK, m. 856). Aynî haklar herkese karşı ileri sürülebilen mutlak hak niteliği taşıdığından, taşınmaz üzerinde tescille kurulmuş bir ipoteğin mevcut olup olmadığının bilinmesi sonraki hukuki işlemler yönünden önem arz eder. Tescile dayalı hak sahibinin kim olduğu ve varsa taşınmaz üzerindeki aynî haklar tapu sicilinin aleniliği ilkesiyle (TMK, m. 1020) sağlanır. TMK’nın 1020. maddesi hükmü ilgilisine tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini isteme hakkı verirken bir yandan da mülkiyeti devralacak kişiye sınırlı aynî hakların yarattığı karine uyarınca bunlara katlanma yükümlülüğü getirir, zira alenî kaydın bilinmediği savunması bu hüküm gereği dinlenmeyecektir. İpoteğe konu taşınmaz ile ilgili koşullara gelince; kural olarak bu taşınmaz ipoteğe sebep olan borcun borçlusuna aittir. Ancak bu zorunlu değildir; borçlunun borcu için bir başkası da taşınmazını ipotek gösterebilir. Bu durum 881. maddenin ikinci fıkrasında “İpoteğe konu olacak taşınmazın, borçlunun mülkiyetinde bulunması gerekmez” şeklindeki düzenlemeyle açıkça ortaya konulmuştur. İpoteğe konu taşınmazın, ipotekle güvence altına alınan borçtan kişisel olarak sorumlu olmayan üçüncü bir kişiye ait olması doktrin ve uygulamada “üçüncü kişi ipoteği” adı verilen durumu meydana getirir. Bir ipotek en baştan üçüncü kişi ipoteği olarak kurulabileceği gibi sonradan da bu tip bir ipotek niteliğini taşır hâle gelebilir. İpoteğin sonradan üçüncü kişi ipoteği haline gelmesinin en sık örneği ise kişisel borcu için taşınmazı üzerinde ipotek tesis ettiren kişinin bu taşınmazın mülkiyetini üçüncü bir kişiye devretmesi sonucu ile görülmektedir. Türk Medeni Kanunu’nun 888/1. maddesine göre “İpotekli taşınmazın devri, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, borçlunun sorumluluğunda ve güvencede bir değişiklik meydana getirmez.” Anılan bu hüküm gereği, üzerinde ipotek bulunan bir taşınmazın satışı durumunda satın alan kişi ayrıca ipoteğin sebebi olan borcu üstlenmedikçe, borcun kişisel borçlusu şahsi borcundan sorumlu olmaya devam eder. Yeni malik için taşınmaz üzerindeki ipotek kural olarak yalnızca taşınmazla sınırlı sorumluluk doğurur. Başka bir anlatımla bu durumun hukuki vecibesi; ipotekli bir taşınmazı satın alan yeni malike, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, şartlar oluştuğunda yani temel borç borçlusu tarafından ödenmeyip alacaklı tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatırsa taşınmazın cebri icra yoluyla satışına katlanma yükümlülüğü yüklemesinden ibarettir. Hatta bu nedenle, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 149. maddesinin 1. fıkrası ve 149/b. maddeleri gereğince ipotek veren üçüncü kişinin bu takipte asıl borçlu ile birlikte gösterilmesi zorunludur. Yani asıl borçlu ile ipotek veren üçüncü kişi arasında zorunlu takip arkadaşlığı vardır. Zira üçüncü kişi ipoteğinde ipoteğin yarattığı aynî borç ile ipotekle koruması sağlamlaştırılmak istenen şahsi (nakdi) borç ayrı ayrı varlıklarını sürdürmeye devam etse de takip sonunda taşınmazın satışıyla hem malikin mülkiyet durumu hem de miktar itibarıyla borçlunun şahsen sorumluluğu değişir. Kanun koyucu 888. maddenin ikinci fıkrasında “Yeni malik borcu yüklendiği takdirde alacaklı, kendisine başvurma hakkını saklı tuttuğunu bir yıl içinde yazılı olarak önceki borçluya bildirmezse, borçlu borcundan kurtulur” şeklindeki düzenlenlemeyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 195 ve devam maddelerinde karşımıza çıkan “borcun üstlenilmesi” hâline, kendine özgü koşullarıyla değinmektedir. Türk Medeni Kanunu’nun 884. maddesine göre borçtan şahsen sorumlu olmayan rehinli taşınmaz maliki, borçluya ait koşullar çerçevesinde borcu alacaklıya ödeyerek taşınmaz üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını isteyebilir ve alacak borcu ödeyen bu malike geçer. İpotek başlangıçta üçüncü kişi ipoteği olarak kurulmuş yahut sonradan bu şekle dönüşmüşse, ipoteğe konu taşınmazın yeni malikinin kişisel olarak sorumlu olmadığı bir borcu ifa etmesi kanun gereği alacaklının haklarına halef olma sonucunu doğurur. Bu hâlde borcu ifa eden malik, ifa etkisini gösterir göstermez yani alacaklı alacağına kavuşur kavuşmaz alacağı elde eder ve bu halefiyetin gerçekleşmesi için ayrıca bir hukuki işlemin yapılması gerekmez. Somut olayda; davalı davaya konu taşınmaz üzerinde 21/05/2018 tarihli resmî senetle, dava dışı ... bank A.Ş.'den kullanmış olduğu krediye teminat amacıyla Tekirdağ İli, ... İlçesi, ... Mah. .... ada, ... parselde kayıtlı B Blok 2. Kat, 15 no.lu bağımsız bölüm üzerine banka lehine ipotek tesis edildiği, ilgili taşınmazın 30/07/2019 tarihinde ipotekli olarak satın alındığı, bu hali ile yukarıda paylaşılan HGK kararı doğrultusunda üçüncü kişi ipoteğinin gerçekleştiği anlaşılmıştır. Davacı adına ... tarafından ipotek borcunun dava dışı bankaya 16/11/2023 tarihinde ödenmesi neticesinde banka tarafından düzenlenen 24/11/2023 tarihli yazı ile taşınmaz üzerindeki ipoteğin fekkinin talep edildiği ve tapu müdürlüğünce işlem yapıldığı görülmüştür. İlgili bankaya yazılan müzekkere cevabında "Şubemiz takipli Müşterisi ... VB No'lu ... İNŞAAT SAN.VE TİC.A.Ş'nin takip borcuna istinaden Şube hesabımıza 16.11.2023 tarihinde ... vekili tarafından gönderilen 241.550.-TL'nin 234.050.-TL'lik kısmı ile takip borcu kapatılmış, Müşteriye verilmiş dolaşımdaki çek yaprakları riskleri bulunduğundan kalan 7.500.-TL'lik tutar blokede tutulmaktadır. Kredinin teminatında yer alan ipotekli taşınmazlardan Tekirdağ İli, ... İlçesi, .... Mah., ... pafta, ...parsel, ....ada da kain 15 no.lu bağımsız bölümde kayıtlı mesken niteliğindeki taşınmaz üzerinde bulunan ipotek ile ilgili 24.11.2023 tarihinde fek başvurusu yapılmıştır." şeklinde beyanın bulunduğu, bu hali ile ipotek bedelinden geri kalan borcun davacı tarafından ödenmek suretiyle sona erdirildiği, dava dışı banka tarafından ipoteğin fek edildiği, davacı tarafından ödenen bedel kapsamında, Türk Medeni Kanununun 884.maddesine göre borçtan şahsen sorumlu olmayan ve taşınmazının satılmasını istemeyen rehinli taşınmaz maliki, borçluya ait koşullar içinde borcu ödeyerek taşınmazın üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını isteyebileceği, böyle bir durumda alacağın borcu ödeyen malike geçeceği, işbu durumun halefiyet ilkesi gereğince gerçekleştiği görülmektedir. Somut olayımızda kanunen düzenlenmiş halefiyet neticesinde davacının bahse konu alacağın halefi olduğu, önceki malik ve borçlu davalıdan taşınmaz üzerindeki ipoteği kaldırmak için ödemiş olduğu bedel olan alacağını talep edebileceği anlaşılmakla davanın kabulüne ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın Kabulü ile davacı tarafından ipoteğin kaldırılmasına ilişkin ödenen 241.550,00 TL nin kanuni halefiyet ilkesi gereğince davalıdan tahsiline, ödeme tarihi olan 16/11/2023 tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi işletilmesine, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 16.500,28.-TL karar harcından mahkememiz veznesine yatırılan 4.125,08.-TL peşin harcın mahsubu ile eksik kalan 12.375,20.-TL karar harcının davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yatırılan 615,40.-TL başvurma harcı ve 4.125,08.-TL peşin harcın davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine, 4-Davacı tarafından dosyada yapılan toplam 840,00.-TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine, 5-Davalı tarafından dosyada yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-Davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 45.000,00.-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine, 7-Davacı tarafından dosyaya yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleşince ve HMK 333. maddesi uyarınca ilgili tarafa iadesine, 8-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 4.600,00TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye irad KAYDINA,

Dair davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda verilen kararının, gerekçeli kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal sürede İstanbul BAM ‘ne İstinaf Başvuru hakları olduğu hatırlatılarak verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.12/01/2026

Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/21, K. 2026/12, T. 12.01.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-21-e-2026-12-k-6564701c3a39