İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/1041 E. 2026/604 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1041
- Karar No
- 2026/604
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/1041 Esas KARAR NO : 2026/604
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 03/11/2025 KARAR TARİHİ : 26/06/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 29/06/2026 Davacı tarafından mahkememize açılan dava dosyasının incelenmesi sonunda; İSTEM: Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki mal alım satımına dair ticari ilişkiye konu borç ödenmediğinden İstanbul ..... İcra Müdürlüğü ..... E. sayılı dosyası icra takibine geçildiğini ve fakat davalı tarafından takibe haksız ve dayanaksız olarak kısmi itiraz edilerek takip durdurulduğunu, davayı açmadan önce başvurulan arabuluculuktan da bir sonuç alınamadığını, İstanbul ..... İcra Müdürlüğü ..... E. sayılı dosyasına yaptığı kısmi itirazının iptali ile takibin devamına karar verilmesini, davalının aleyhine 9620'den aşağı olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesini, dava harç ve masrafları ile yargılama giderleri ve vekalet ücreti davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür. YANIT: Davalı tarafa dava dilekçesi, ekleri ve tensip tutanağı usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalı tarafça cevap dilekçesi ibraz edilmediği görülmüştür. KANITLAR VE GEREKÇE: -Dava, davacı tarafından davalı aleyhine İstanbul ...... İcra Müdürlüğü'nün .... esas sayılı takip dosyası ile cari hesap alacağına dayanılarak başlatılan ilamsız icra takibine davalı tarafından yapılan itirazın 2.000,00 USD'lik kısmının iptali istemine ilişkindir. -Mahkememizce icra dosyası, taraflara ait Ba-Bs formları, dosya arasına alınmış, ticari defterler incelenmiş ve diğer tüm deliller toplanmıştır. -Davacı tarafın dava dilekçesinde davayı 2.000,00 USD üzerinden ikame ettiği görülmekle, davacı vekiline yabancı para alacağının TL karşılığı üzerinden dava değerini açıkça bildirmek üzere Hukuk Muhakemeleri Kanunu 119/2. maddesi gereğince iş bu tensip zaptının tebliğinden itibaren 1 haftalık kesin süre verilmesine karar verilmiş, davacı tarafın beyan dilekçesi ile " dava konusu 2.000,00 USD tutarındaki alacağın, davanın açıldığı 03.11.2025 tarihindeki (1 USD = 42.1138-TL) Türk Lirası karşılığı 84.227,6-TL" olduğunu bildirdiği görülmüştür. -İstanbul ..... İcra Müdürlüğü'nün ..... esas sayılı takip dosyasının celp edilerek incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 8.105,04 USD asıl alacak, 86,98-USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 8.192,02-USD üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, takip dayanağının "Cari Ekstre" olduğu, davalı borçlunun "takip konusu 8.104,04 USD olan cari hesap alacağının 1500 USD ve 2000 USD olmak üzere toplam 3500 USD reklamasyon faturası kesilmiş olup bu meblağ oranında takip konusu alacağa itiraz ediyoruz." şeklindeki itirazı nedeniyle takibin durduğu görülmüştür. -2004 Sayılı İİK 67. maddesi gereğince itirazın iptali davalarının görülüp hükme bağlanabilmesi için geçerli bir icra takibi bulunması, süresinde borca itiraz edilmesi ve 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması dava şartı niteliğindedir. -İtirazın iptali davası icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir (YHGK. 2017/19-1634 Esas - 2018/633 Karar sayılı ilamı). -Somut olayda davacı tarafın iddiası taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında fatura konusu ürünlerin satışının yapıldığı, bu ticari ilişki kapsamında düzenlenen fatura ve cari hesap alacağının bakiye kısmının ödenmediği hususlarına dayanmaktadır. -Davaya konu alacağın incelenmesinde; alacağın taraflar arasındaki satış sözleşmesi ilişkisine dayandığı anlaşılmaktadır. -Satış sözleşmesi Türk Borçlar Kanununun 207 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan hükümlere göre satım, satıcının satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Satış sözleşmesinin geçerli olabilmesi için icap ve kabul iradelerinin birleşmesi gerekli ve yeterlidir. Sözleşmenin yazılı yapılması geçerlilik için şart değildir. Yazılı yapılması ispat bakımından önem taşımaktadır. Buna göre, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça ve aksine bir adet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle yükümlüdürler. Karşılıklı edimlerin ifasında, satıcı malı teslim ettiğini önce kanıtlamalıdır. Bu ispatlandığında bedelin alıcı tarafından ödendiği ispatlanmalıdır. 6100 sayılı HMK'nın 190/1 maddesi gereğince ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Yine aynı Yasanın 200/1 maddesi gereğince eldeki davanın değer ve miktar itibariyle yazılı belgeyle ispat edilmesi gerekmektedir. -Davacı tarafın dava dilekçesi ile ticari defterlere delil olarak dayandığı görülmektedir. -6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'da ticari defterlerle ispata ilişkin hükümlere yer verilmemiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. maddesi "Ticari Defterlerin İbrazı ve Delil olması" başlığı altında ticari defterlerle ispata ilişkin hükümler getirmiştir. -Hukuk Muhakemeleri Kanunu 222. Maddesinde; "(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz." hükümlerine yer verilmiştir. -Yargıtay uygulamasına göre; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. maddesi gereğince; ticari davalarda, yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda, ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasa'da delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delildir (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 26/09/2018 tarih 2018/2696E. 2018/3431K. sayılı ilamı). -Türk Ticaret Kanunu faturayı tanımlamış değildir. Ancak kanun faturanın düzenlenmesi hakkında bazı kurallara yer vermiştir. Fatura tanzim edilmesinin öncelikli koşulu, tacirin ticari işletmesi bağlamında mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olmasıdır. Bu koşul, faturanın nitelik itibarıyla sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belge olmasının da gereğidir. Dolayısıyla taraflar arasında bir sözleşme olmadan gönderilen belge, faturanın şekil şartlarını taşısa bile, gerçek anlamda bir fatura olmayıp, öneri (teklif) niteliğinde bir yazıdır. Şüphesiz, taraflar arasındaki sözleşmenin hukuken geçerli olması gerekir. Bu anlamda batıl bir sözleşmeye dayanılarak gönderilen faturaya süresi içinde itiraz edilmemesi, fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması sonucunu doğurmaz. Fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılmasına ilişkin karinenin uygulanması temel borç ilişkisi doğuran bir sözleşmenin varlığı halinde söz konusu olabilir. Taraflar arasında sözleşmenin bulunup bulunmadığı hususu çekişmeli ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde öncelikle sözleşmenin varlığı ispat edilmelidir (Özçelik, Volkan; Fatura İçeriğinin Kabul Edilmiş Sayılması, TBB Dergisi 2018 (138), s. 212 vd.). -Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Bu nedenle ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını da kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. -Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (6102 Sayılı TTK 21/2). -Tarafların BA ve BS kayıtlarında dava konusu faturaların kayıtlı olması halinde tarafların ticari defterlerinin incelenmesine gerek yoktur. Zira münazaalı hususlar bizatihi tarafların kayıtları ile ispatlanmış kabul olunur (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 19/11/2015 tarih 2015/3302 Esas 2015/12272 Karar sayılı ilamı). -Mahkememiz dosyası tarafların ticari defter ve belgelerinin incelenmesi amacıyla SMMM bilirkişiye tevdi edilmiş, düzenlenen 28/02/2026 tarihli raporda özetle; davacı şirketin 2024-2025 dönem defter/berat düzeni yönünden usule ilişkin tespitler yapılabilmiş; e-Defter beratlarının süresinde alındığı ve envanter defterinin tasdikli olduğu, davalı şirket defter ve belgeleri ibraz etmediğinden davalı yönünden usul ve içerik incelemesi yapılamadığı, BA-BS / karşılaştırmalı analiz uyumu: Her iki şirketin 2025 yılı karşılaştırmalı analiz tablolarında birbirine karşıt kayıtların belge sayısı ve tutar itibarıyla örtüştüğü, dolayısıyla BA-BS beyanları açısından karşılıklı uyum bulunduğu, davalı tarafından düzenlenen fiyat farkı faturalarının 26.08.2025 ve 29.08.2025 tarihli olduğu ve toplam 157.850,00 TL olduğu; bu faturaların takip tarihinden sonra düzenlendiği, bu faturaların cari hesaba etkisinin kabulü/mahsubu hukuki değerlendirme içerdiğinden takdirin Mahkemeye ait olduğu, takip ve dava tarihi itibarıyla alacak-borç bakiyesinin davacı kayıtlarına göre takip tarihi (19.08.2025): 7.802,10 USD borç bakiyesi, dava tarihi: 1.885,60 USD borç bakiyesi + 48.603,00 TL (icra dosyası kaynaklı kayıt), faiz hesabının Mahkemenin davacı lehine hüküm tesis etmesi ihtimali dikkate alınarak, 1.885,60 USD tutarındaki asıl alacak üzerinden dava tarihine kadar 16,43 USD işlemiş faiz hesaplandığı, ayrıca, davacı şirket ticari defter ve kayıtlarının incelenmesinde yer alan 48.603,00 TL tutarındaki bakiyenin, icra takibi kapsamında yapılan icra masraflarından kaynaklandığı, söz konusu tutarın asıl alacak niteliğinde olmadığı, yargılama gideri/masraf mahiyetinde bulunduğu görüş ve kanaatinin bildirildiği görülmüştür. -Ticari defterlerin incelendiği bilirkişi raporu taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, mahkememizce alınan rapor dosya kapsamına uygun, denetime elverişli ve kanaat verici bulunmuştur. -Somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafın incelenen ticari defterlerinde alacak kalemlerinin bu defterlerde kaydedilmiş olması tek başına alacağın varlığına veya fatura içeriği mal ve hizmetlerin teslimi konusuna delil oluşturmamaktadır. -Bilirkişi raporunda da yer verildiği üzere davacı tarafça takip konusu edilen faturaların ba-bs bildirimleri ile karşılıklı olarak vergi dairesine bildirildiği tespit edilmiştir. Takibe ve davaya konu faturanın davalının bağlı olduğu vergi dairesi müdürlüğüne BA formları ile bildirilmiş olması ve davalı tarafın teslime ilişkin kabulü nazara alındığında fatura içeriği malların veya hizmetin davalıya teslim edildiğinin ve davalı yanın sözleşme kapsamında bu teslime bir itirazının bulunmadığının kabulü gerekmektedir. (Yargıtay 19. HD'nin 2015/12329 E., 2016/6138 K. ve 2014/11846-15110 E.K. sayılı kararları da bu yöndedir.) -Alınan rapor ve yukarıdaki açıklamalar kapsamında yapılan değerlendirmede; davacı tarafın ticari defter kayıtlarında davacı tarihi itibariyle 1.885,60-USD alacaklı olduğu, davacı tarafın defterlerindeki lehe/aleyhe olan kayıtlarla bağlı olduğu, her ne kadar davacı tarafça 2.000,00 USD üzerinden takibin iptali talep edilmiş ise de defter kayıtlarında yer alan alacak miktarından fazlasını talep edilmesinin mümkün olmadığı, takip yer alan diğer alacakların icra dosyasından kaynaklı feri alacaklar olduğu, işbu miktarların itirazın iptali davasının konusu olmadığı Mahkememizce kabul edilmiştir. -Bu kapsamda araflar arasında ticari ilişkinin mevcut olduğu, davacı tarafın ticari defterlerinin kayıtları usulüne uygun olduğundan davacı lehine delil vasfı taşıdığı, davacı tarafından dava ve takip konusu edilen alacağının 1.885,60-USD'lik kısmının davacı tarafın ticari defterlerinde yer aldığı anlaşılmaktadır. -Buna göre davacı ile davalı arasındaki ticari ilişkinin varlığı, davacı tarafın davalı ile aralarındaki ticari ilişkiden kaynaklı edimlerini yerine getirdiği, davalıya yansıtılan fatura ve cari hesap bedellerinin 1.885,60-USD'lik kısmının usulüne uygun olduğu hususlarının; davacı tarafın ticari defterler kayıtları ve vergi dairesi kayıtları ile davacı tarafından ispat edildiğinin kabulü gerekmiştir. -Her ne kadar davalı taraf ön inceleme ve yargılama süresince beyanlarında ayıplı ürünlerin bulunduğu, iade faturalarının düzenlendiği beyan edilmiş ise de davalı tarafın cevap dilekçesi sunmadığı, düzenlenen iade faturalarının takip tarihinden sonra düzenlendiği, davalı tarafın itirazi kayıt olmadan davacı ile aralarındaki ticari ilişki kapsamında düzenlenen faturaları vergi dairesine bildirdiği anlaşılmakla davalı tarafın bu yöndeki beyanları yerinde görülmemiştir. -Davalı tarafın takip konusu alacağın yukarıda belirtilen miktarını ödediğini yazılı belge ile ispat edemediği kanaatine varıldığından davanın kısmen kabulü ile takibe yapılan itirazın kısmen iptaline karar vermek gerekmiştir. -Davacı vekili, itirazın iptali talebi ile birlikte icra inkar tazminatı talebinde bulunmuştur. Borçlu aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için likit ve belirlenebilir bir alacağın mevcut olması gerekmektedir. Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması, böylece borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. -Davacının icra inkar tazminatı talebi yönünden yapılan değerlendirmede; somut olayda takip konusu alacak miktarının cari hesap yönünden takip tarihi itibariyle belirlenebilir olmadığı, alınan raporlar kapsamında alacak miktarının belirlendiği görülmekle alacağın varlığı ve miktarı yargılamaya muhtaçtır. Talep edilecek alacak miktarı teknik bilirkişi tarafından düzenlenen bilirkişi raporuyla ve celp edilen bilgi ve belgelerle tespit edilmiş olduğundan, icra inkar tazminatı koşullarının oluşmadığı kanaatine varılarak davacı tarafın icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Ayrıntıları yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KISMEN KABULÜ ile; -İstanbul ..... İcra Müdürlüğü'nün ..... esas sayılı takip dosyasında davalı takip borçlusu tarafından yapılan kısmi itirazın kısmen iptali ile takibin itiraz edilen kısım yönünden 1.885,60 USD alacak ve işbu alacağa 3095 sayılı kanun uyarınca devlet bankalarının dolar cinsinden açılmış 1 yıllık vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz üzerinden devam olunmasına, -Alacak likit ve belirlenebilir olmadığından icra inkar tazminatı talebinin reddine, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 5.424,48-TL karar ve ilam harcından peşin alınan 1.606,34-TL harcın mahsubu ile bakiye 3.818,14- TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından peşin olarak yatırılan 1.606,34-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yargılama sırasında yatırılan 615,40-TL başvurma harcı, 8.000,00 TL bilirkişi ücreti, 596,00-TL tebligat ve posta masrafı olmak üzere 9.211,40-TL yargılama giderinden davanın kabul red oranına (%94,27) göre hesap edilen 8.684,51-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yargılama sırasında sarf edilen yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-Davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince kabul edilen miktar üzerinden hesap edilen 45.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Bakırköy Arabuluculuk Bürosu'nun ..... numaralı arabuluculuk dosyasında suç üstü ödeneğinden karşılanarak ödenen 4.600,00 TL'nin davanın kabul red oranına (%94,27) göre hesap edilen 4.336,88-TL'sinin davalıdan, 263,12-TL'sinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 8-Bakiye gider/delil avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa derhal iadesine, Dair; tebliğden itibaren İKİ HAFTA içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere tarafların yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.26/06/2026
Katip ..... e-imzalıdır
Hakim .... e-imzalıdır