İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/721 E. 2025/355 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/721
Karar No
2025/355
Karar Tarihi

T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/721 KARAR NO : 2025/355

DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : 13/09/2024 KARAR TARİHİ : 24/06/2025

Mahkememizde görülmekte olan Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirket ile davalılar ile arasında oda kontenjan sözleşmesinden doğan alacağa ilişkin Antalya ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... tarih, .../... E., .../... K. sayılı kararı ile davanın kabulüne, ...-TL'nin ... tarihinden itibaren ticari faiziyle ödenmesine karar verildiğini, söz konusu kararın davalıların itirazları üzerine istinaf ve temyiz incelemesinden geçerek Yargıtay ... Hukuk Dairesi'nin ... tarih, .../... E., .../... K . sayılı kararı ile onandığını, söz konusu kararın kesinleşmesi akabinde İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün .../... E. Sayılı dosyası üzerinden ... tarihinde davalılardan ana para, işlemiş faiz, icra masrafları, vekalet ücreti ve yargılama giderleri de dahil olmak üzere toplam ... TL tahsil edildiğini, ancak dava konusu olayda davacı şirketin faizle karşılanmayan zararları bulunması sebebiyle davalılar aleyhine ticari davalarda dava şartı zorunlu arabuluculuk kapsamında arabuluculuk başvurusu yapıldığını, Antalya Arabuluculuk Bürosu'nun .../... Nolu dosyası ile anlaşmama ile sonuçlandığını ileri sürerek, şirketin munzam zararlarına karşılık olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla HMK 107 maddesi gereğince belirsiz alacak olarak şimdilik ... TL'nin ... tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılardan alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava ve talep konusu alacağın zamanaşımına uğradığını, davacı tarafından zamanaşımını kesen veya zamanaşımını durduran işlemin üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçtiğini, dava konusu ticari alacağın zamanaşımına uğradığını, dava konusu alacak açısından zamanaşımının müteselsil sorumlu olduğu bir an için kabul edilse bile hem davalılar hem de dava dışı müflis şirket açısından ... tarihinde kesildiğini, alacağın iflas masasına kaydedildiği tarih olan ... tarihinde müflis şirketten talep edilebilir olmasa da davalılardan ... tarihinde talep edilebilir durumda olduğunu, yani davalılar açısından zamanaşımının ... tarihinden itibaren işlemeye başladığını ve zamanaşımına uğradığını, zira davacının bu tarihten itibaren alacağını davacı şirkete karşı ileri sürmesinin veya icra takibi yapmasının , dava açmasının önünde hukuki engel bulunmadığını, davalı müvekkillerin bir an için müflis şirketin bu borcundan müteselsilen sorumlu olduğu düşünülse dahi ; Türk Borçlar Kanunu 155. Maddesi gereği asıl borçluya karşı zamanaşımının kesilmesiyle davalılara karşı da zamanaşımının kesilmiş olacağını, huzurdaki dava ile aynı hukuki gerekçe ve taleplerle davalılara karşı açılan emsal davanın Mahkememizin .../... Esas, .../... Karar sayılı dosyasıyla görüldüğünü, bu davada davacı taraf tıpkı işbu davanın davacısı ... gibi aynı mahkeme kararlarına ve hukuki temele dayanarak munzam zarar talep etmiş ve fakat bu karar mahkememiz tarafından reddedildiğini, emsal niteliği taşıyan ilgili davada verilen karar yerinde olup davacının dava dilekçesinin de bununla aynı doğrultuda olduğu, munzam zarar talebinin sadece genel anlamda faiz, enflasyon ve paranın değer kaybı olgularına dayandırıldığı ve bu haliyle de davanın emsal davada olduğu gibi reddedilmesi gerektiğini, davalı Müflis ... ile davalı ... arasında Yönetim (...) Sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme sona erince bu defa davacı ... ile davalı şirketler davalı ... arasında yine yönetim sözleşmesi imzalandığını, yönetim sözleşmesi Türk Borçlar Kanunu'nda özel olarak düzenlenmemiş kendine özgü (... ...) bir sözleşme türü olduğunu, yönetim (...) sözleşmesi işletme sahibine ait bir işletmenin, yönetici tarafından belirli bir ivaz karşılığında kısmen veya tamamen yönetilmesinin üstlenildiği bir sözleşme olduğunu, yönetim sözleşmelerinin de kendi içlerinde farklı tipleri mevcut olduğunu, somut uyuşmazlıkta davalı müflis ...'ye devrolan ... ile davalı ... arasında imzalanan ve davalı ... tarafından ...'nin iflası nedeniyle feshedilen yönetim sözleşmeleri yöneticinin işletmeyi kendi adına ve hesabına işlettiği modele girdiğini, bu hususun taraflar arasındaki Yönetim Sözleşmesinin bir çok bölümünde açıkça düzenlendiğini, davalı ... ve ... arasında imzalanan Otel Yönetim Sözleşmeleri uyarınca ..., yönetim şirketi sıfatıyla, otellerle ilgili tüm hizmetleri sözleşme standartlarına uygun olarak sağlama yükümlülüığü altına girdiğini, ... (...) ... ise ... ... sıfatıyla otelleri pazarlamakta ve tesislere kendi müşterilerini getirdiğini, ... (...) ... ...'a kendisine verdiği yönetim hizmetinin karşılığında yönetim ücreti ödediğini, yönetim ücretinin hesabında, otellerin doluluk oranları esas alındığını, otellerin tüm işletme giderlerine ... katlandığından, ... (...) ... ...'a her bir otele ilişkin ayrı ayrı %80 oranında doluluk garantisi verdiğini, bu suretle, ... (...) ..., otelleri %80 oranında doldurmayı garanti etmekte ve %80 oranında doluluk elde edilemese bile, bu oran üzerinden ...'a yönetim ücreti ödendiğini, davalı ... (...) ..., otellerin kalan %20 oranındaki odasını pazarlama hakkını ise yönetim sözleşmeleri ile ...'a bıraktığını, ..., pazarladığı odaların kişi başına verdiği hizmetler neticesinde kendisine olan maliyetini hesaplamakta ve odaları dilediği bedelden dilediği acenteye pazarlamakta ve bu odalar bakımından adeta "işletmeci" sıfatıyla hareket ettiğini, aradaki kar ...'ın gelirini oluşturmakta ve ..., odaların pazarlanmasından elde ettiği geliri kesinlikle ... (...) ... ile paylaşmadığını, ..., kendisine tanınan bu hak ile yönetim hizmeti yanında ek bir gelir elde etmediğini, ..., ... tarihinde tüm aktif ve pasifleri ile birlikte ... tarafından devralındığını, bu suretle ... davalı ... (...) ... ile imzalanan otel yönetim sözleşmelerinin tarafı olduğunu, ..., ... (...) ... tarafından kendisine tanınan otellerin %20 oranındaki odalarını doldurma yönündeki pazarlama hakkını davacılara yönetim şirketi sıfatının dışında "işletmeci" sıfatıyla pazarlamış, otelleri kendi ad ve hesabına işlettiğini, davalı şirketler ile ... arasında hiçbir hukuki ilişki veya bağ bulunmadığını, davalı şirketi davalı ...'nin kiracı sıfatıyla zilyetliğinde olan ... Yönetim (...) Sözleşmesi ile işletmeci sıfatıyla işletmeye başladığını, davacının munzam zararı olduğunu kabul etmemekle birlikte eğer var olduğu bir an için kabul edilse dahi ifasını ancak sözleşmenin karşı tarafı ...'den talep edebileceğini, davalı şirketler, ...'in borç ve yükümlülüklerini kefalet, 3. kişinin fiilini taahhüt, borca katılma ve benzeri herhangi bir şekilde üstlenmediğini, davacı şirket ile ... arasında akaryakıt sözleşmesinin imzalanmasından doğan ilişki "nisbi hak" doğuran bir hukuki ilişkidir. "Sözleşmelerin nisbiliği" ilkesi gereği, davacı ile ... arasında imzalandığı beyan edilen sözleşme, tamamen, bu sözleşmenin tarafı olan davacı şirketle ... arasında sonuç doğurduğunu, davacı sözleşme ile üstlenilen borçların ifasını ancak sözleşmenin karşı tarafı ...'den talep edebileceğini, davacı şirketin esas muhatabı, kendileri ile sözleşme imzalayan ancak söz konusu sözleşme gereği ödemesi gereken akaryakıt bedelini ödeme taahhüdünü yerine getiremeyen Müflis ... olduğunu, dava dilekçesinde bahsedilen iş hukukuna dair yargılamalardan çıkarılmaya çalışılan sonuç işbu davada nazara alınamayacağını, müflis ... ile davalı şirketler ... ve/veya ... ile imzalanan yönetim sözleşmelerini fesheden davalı ... arasında organik bağ olduğundan bahsedilemeyeceğini, dolayısı ile oluştuğu iddia olunan munzam zararın davalı şirketlerden tahsilini talep etmenin hukuki dayanağı da bulunmadığını, Müflis ... ile ... ve ... şirketlerinin hissedarları ve imza yetkilisi yöneticileri arasında örtüşme bir yana en küçük bir benzerlik bile bulunmadığını, davalı ... veya davalı ... yukarıda açıklanan olaylarda kötü niyetli davranmadıklarını, diğer alacaklıları zarara uğratmadıklarını, ... ticari defterlerinde kayıtlı ... Euro tutarındaki alacağını tahsil edemediğini ve büyük zarara uğradığını, İflas eden ... ile yönetim sözleşmelerini fesih etmesi sözleşme ve kanundan doğan bir hak olduğunu, kaldı ki,davacı taraf davaya dayanak gösterdiği Antalya ... Asliye Ticaret .../... E. Sayılı dosyanın ikamesi sırasında oluştuğunu iddia ettiği munzam zararı talep edebilir durumda iken talep etmediğini ve söz konusu alacağın hem zamanaşımına uğramış hem de talep edilmesi açıkça kötü niyetli olduğunu belirterek, açılan haksız davanın reddine , yargılama giderleri ve kanuni vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Taraflara usulüne uygun meşruhatlı davetiyeler tebliğ edilmiş, taraf teşkili sağlanmıştır. Antalya ... Asliye Ticaret Mahkemesinin .../... Esas -.../... Karar sayılı dava dosya celp edilerek dosyamız arasına alınmıştır. ... müzekkere yazılarak faiz başlangıç tarihi olan ... tarihinden itibaren dolar, euro ve altında meydana gelen artışlar ile üfe ve tüfe oranlarına ilişkin kayıt ve belgeler celp edilerek dosyamız arasına alınmıştır. İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğüne müzekkere yazılarak .../... Esas sayılı dosyasının uyap sistem üzerinden alınarak dosyamız arasına alınmıştır. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE; Dava, TBK 122. Maddesine dayalı temerrüt faizini aşan zarara uğradığını iddia eden davacının açtığı munzam zarar talebine ilişkindir. Mahkememizce incelenmesi gereken hususun; davacı alacaklının Antalya ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... tarih, .../... Esas, .../... Karar sayılı dava dosyasında alacak istemine ilişkin verilen karardan sonra, kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, ancak mahkemece hükmedilen faiz dışında zararının olduğu belirtilmiş olmakla bu hususta somut zararının bulunup bulunmadığının incelenmesi ile varsa buna ilişkin delillerin değerlendirilerek davanın sonuçlandırılması gerektiği görülmüştür. Mahkememizin ... tarihli celsesinde davacı vekiline iddiaya dayalı zararının ne olduğunu açıklamak, miktarını belirlemek ve buna ilişkin somut delillerini ibraz etmek üzere 2 haftalık kesin süre verilmiş, davacı vekili ... tarihli beyan dilekçesinde özetle; davacının faaliyet gösterdiği alanda müşterilerinden hizmet bedellerini hizmet öncesinde tahsil ettiğini, bu tahsilat bedelleri ile faiz gelirleri elde etmek üzere bir iş modeli uyguladığını, faiz gelirinin de şirketin kurum karı içinde önemli bir orana sahip olduğunu, şirketin fiyatlandırma modelinde de bu faiz gelirlerinden elde ettiği karların dikkate alındığını belirterek örnek olarak şirketin erken rezervasyonu satış kampanyalarının bir önceki yılın Kasım ayından itibaren başladığını ve erken rezervasyonlarda müşterilere ekstra indirimler yapıldığını yapılan bu indirimlerin de faiz gelirlerinden sağlandığını belirterek munzam zararın tespitinde soyut yöntemlerin kullanılması gerektiği hususunun Anayasa Mahkemesi kararları ve Yargıtay 6.HD'nin kararı dikkate alınarak yapılması ve mahkemece iki seçenekli rapor hazırlanmasının talep edildiği, ile "müvekkilinin artan enflasyon ve döviz kuru sebebiyle haksız olarak zamanında ödenme yapılmamasından kaynaklanan zararının olduğunu, " belirtilmiştir. TBK'nın 122. maddesinde “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmü düzenlenmiştir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukuki kurum düzenleme altına alınmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/11-938 Esas, 2022/401 Karar sayılı ilamında" .... Dava dilekçesinde; davacının hüküm altına alınan alacağının 16 yıl sonrasında avans faiziyle tahsiline karar verildiği, sadece anaparaya işletilen avans faizi sonrasında temerrüt faiziyle karşılanamayan bir zararın ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu, bu suretle paranın satın alma gücünün azaldığı, enflasyon oranın temerrüt faiz oranından fazla olması nedeniyle aradaki farkın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu, ekonomik olumsuzlukların mevcut olduğu bir durumda bireyin parasını atıl tutmak yerine döviz, altın, devlet tahvili, gayrimenkul gibi yatırım araçlarına yönlendirerek yahut bir yıllık vadeli hesaba yatırıp enflasyonun olumsuz etkisinden korunacağı, bu sebeple benzer yatırım araçlarının getirisinin ortalaması bulunarak davacının aşkın (munzam) zararının belirlenmesi gerektiği iddiasıyla aşkın zararın tahsili talep edilmiştir. Her ne kadar bozma kararında, ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma değerinin önemli derecede azaldığı, böyle bir ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için girişimlerde bulunmasının olayların normal akşına, genel hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının kamu tarafından bilindiği yahut bilinebileceğinden bu durumun mahkemelerin bilgileri dâhilinde olduğu, bu sebeple aşkın (munzam) zararın oluşumundaki zaman diliminin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeksizin tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçeyle sonuca gidilmesinin hatalı olduğu belirtilmiş ise de; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez." şeklinde karar verildiği görülmektedir. Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür. Aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816). Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Yukarıda açıklanan kanun maddesi, açıklamalar ve emsal içtihat dikkate alındığında davacının talebinin geç tahsil iddiasında enflasyon farkı nedeniyle aşkın zarar talebine ilişkin olduğu, bunun haricinde davacı tarafa somut zarar beyan ve delili sunulmadığı görülmekle, davanın reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2- Harçlar kanunu uyarınca alınması gerekli ... TL harcın peşin olarak alınan ... TL harçtan mahsubu ile fazla alınan ... TL harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacıya İADESİNE, 3-Davalılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 13/4 maddesi gereğince ... TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara VERİLMESİNE, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 5-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/13 ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26/2. Maddeleri, 6100 sayılı HMK 297/1-ç, 326.maddeleri uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları halinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre ileride haksız çıkan taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden ödeneceği öngörüldüğünden; ... TL'nin davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 7-Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde istek aranmaksızın davacıya İADESİNE, Dair; davacı vekili ve davalı vekilinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde Antalya Bölge Adliye Mahkemesi ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.24/06/2025

Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2024/721, K. 2025/355, T. 24.06.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-721-e-2025-355-k-271c24f4dcfd