İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/642 E. 2025/999 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/642
- Karar No
- 2025/999
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/642 KARAR NO : 2025/999
DAVA : Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235)) DAVA TARİHİ : 22/05/2023 KARAR TARİHİ : 06/11/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/11/2025
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekilinin Bakırköy nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 22/05/2023 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ; Müvekkilinin 06/04/2017 tarihinde davalı ile 6502 sayılı sözleşmenin 40. maddesinde tarif edilen Ön Ödemeli Konut Satış Sözleşmesi niteliğindeki “... Konut Satım Sözleşmesi” isimli sözleşmeyi akdettiğini, davalının İstanbul İli ... İlçesi ... Köyü 382 No’lu Ada ... Blok 13. Kat No: 247 adresindeki bağımsız bölümü davacıya sattığını, dairenin satış bedelinin sözleşmenin “Konut Satım Bedeli ve Bu Bedelin Kapsamı” başlıklı 3. maddesi ile toplam 348.880,00-USD olarak belirlendiğini, 35.600,00-USD’sinin peşinat olarak geri kalan kısmın ise 98 adet 3.164,00-USD bedelli ve 1 adet 3.165,00-USD bedelli senet ile ödeneceğinin kararlaştırıldığını, dava konusu sözleşmenin “Konutun Alıcıya Teslimi” başlıklı 5. maddesinde konutun 30/05/2018 tarihinde teslime hazır olacağının belirtildiğini, davalı firmanın tasfiye halinde olduğunu, davaya konu taşınmazın halen natamam olduğunu, davalı firmanın üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmeyerek dava konusu taşınmazı tamamlamayı taahhüt ettiği tarihten 5 yıl sonrasında bile tamamlayamadığını, konutu teslime hazır hale getiremediğini, ancak davalı firma tarafından müvekkiline haksız olarak Kartal .... Noterliğinin 07/03/2023 tarihli ... yevmiye no’lu ödememe protestosu ile dava konusu 03.03.2023 vade tarihli 3.164 USD bedelli senet hakkında protesto çekildiğini, davalı firmanın işbu eyleminin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, adi yazılı satış vaadi sözleşmesinin hiçbir geçerliliği olmadığını, davalı şirket tarafından hem sözleşmedeki yükümlülüklerin yerine getirilmediğini hem de müvekkiline sözleşmeye konu 03.03.2023 vadeli senet hakkında ödememe protestosu gönderildiğini belirterek Ön Ödemeli Konut Satış Sözleşmesi niteliğindeki ... Konut Satım Sözleşmesi kapsamında tanzim edilmiş olan 1 adet 35.600 USD bedelli, 98 adet 3.164,00-USD bedelli ve 1 adet 3.165,00 USD bedelli senetlerin bedelsizliğinin tespitine, iptaline ve müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. SAVUNMA : Dava dilekçesi ile eklerinin usulüne uygun olarak davalılara tebliğ edildiği, davalıların cevap dilekçesi sunmadığı görüldü. DELİLLER ve GEREKÇE: Dava, kombiyo senedinin bedelsizliği iddiasına dayalı menfi tespit davasıdır. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmıştır. Bilirkişiler Prof. Dr. ... ile .... 'nın 07/07/2025 havale tarihli bilirkişi heyeti raporunda; Davacı ile müflis şirket arasında 06.04.2017 tarihinde “Yatırım Amaçlı ... Konut Satış Sözleşmesi” başlıklı sözleşme imzalandığı, söz konusu sözleşmenin resmi şekil şartını sağlamadığı için geçersiz olduğu, davacı tarafından müflis şirkete 06.04.2017 tarihli sözleşme çerçevesinde toplam tutarı 348.837,00 USD olan 100 adet senet verildiği, davalı müflisin ticari defterlerinde 2017 yılı sonunda davacıya 348.529,48 USD borçlu gözüktüğü, söz konusu borcun iflas tarihi itibariyle 294.292,96 USD’ye gerilediği; söz konusu gerilemenin müflis şirket tarafından yapılan protesto masrafı ve ödenmeyen senetlerin davacının alacağından mahsup edilmesinden kaynaklandığı, dosya kapsamında müflis şirketin davacıya 06.04.2017 tarihli sözleşme çerçevesinde bağımsız bölüm teslimi gerçekleştirdiğini gösterir herhangi bir belgeye rastlanmadığı, davacının, resmi şekil şartlarına uygun olmaması nedeniyle geçersiz olan 06.04.2017 tarihli sözleşme çerçevesinde müflis şirkete verilen ve toplam tutarı 348.837,00 USD olan 100 adet senetten kaynaklı herhangi bir borcunun bulunmadığı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiş bir dava türüdür. Anılan madde hükmü uyarınca, borçlu, kendisine karşı bir icra takibi başlatılmadan önce veya takip sırasında ya da takip tamamlandıktan sonra dahi borçlu olmadığını ortaya koymak amacıyla menfi tespit davası açabilir. Bu dava hem maddi hukuk hem de usul hukuku bakımından genel hükümlere tabi olup, klasik anlamda bir hukuk davası niteliği taşır. Başka bir ifadeyle, kendisine karşı icra takibi yürütülen borçlu, ödeme emrine hiç itiraz etmemiş yahut itiraz etmiş olsa bile itirazının reddedilmiş bulunması nedeniyle icra takibi kesinleşmiş olsa dahi, maddi hukuk bakımından borçlu olmadığı iddiasını ileri sürebilir. Bu doğrultuda, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açılabileceği gibi, böyle bir dava açılmamış ve borç cebri icra baskısı altında ödenmiş ise, borçlu, ödediği bedelin geri alınması amacıyla alacaklıya karşı istirdat davası açma imkânına sahiptir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233). Farklı bir anlatımla belirtmek gerekirse; menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve dava kapsamında ihtiyati tedbir kararı verilmemiş ya da verilmişse de sonradan kaldırılmış olur ve bu nedenle menfi tespit davası görülmekte iken borç alacaklıya (davalıya) ödenirse, dava İİK m. 72/6 hükmü gereğince kendiliğinden istirdat davasına dönüşür. Bu durumda, açılmış olan menfi tespit davası istirdat davası olarak görülmeye devam eder (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2017, s. 146). Böyle bir durumda, İİK’nın 72/6. maddesi gereğince bedele dönüşen talebin temel dayanağı menfi tespit davasının kendisidir. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak, davalı alacaklı üzerindedir. Zira davacı olan borçlu, davalının (alacaklının) ileri sürdüğü hukuki ilişkiyi —örneğin borcu— yalnızca inkâr etmekle yetiniyor ve bu hukuki ilişkinin hiç doğmadığını savunuyorsa, bu ilişkinin varlığını iddia eden taraf davalı olduğundan, ispat sorumluluğu da davalı alacaklıya düşer (HMK m. 190; TMK m. 6). Ancak, menfi tespit davası açan borçlu, alacaklının dayandığı hukuki ilişkinin hiç doğmadığını değil de, doğduğunu kabul ederek, buna rağmen farklı bir sebeple ilişkinin geçersiz bulunduğunu veya sona erdiğini iddia ediyorsa, TMK m. 6 hükmü uyarınca bu iddiasını ispat etme yükümlülüğü davacı borçluya aittir. Örneğin, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ileri süren borçlu, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Aynı şekilde borçlu; ödeme, ibra, takas gibi sebeplerle alacağın ortadan kalktığını iddia ediyorsa, bu iddiaların ispatı da davacı borçluya düşer (Kuru, El Kitabı, s. 370–372). Her kambiyo senedinin düzenlenmesi belirli bir nedene dayanır. Kambiyo senetleri, niteliği gereği illa bir hukuki ilişkiye bağlı olmamakla birlikte, uygulamada çoğunlukla “ifa amacıyla” ya da “ifa yerine” düzenlenir. Senedin düzenlenme amacının açıkça belirtilmediği durumlarda, kambiyo senedinin ifa amacıyla düzenlendiği kabul görür. Diğer bir anlatımla, kambiyo senedi genellikle var olan bir alacağın ifasını sağlamak üzere, bu alacağın yerine getirilmesi için düzenlenir (Bozer, Ali / Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2018, s. 68). Kambiyo senetleri mücerret nitelikte kıymetli evrak olup, senette yer alan hak temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Bununla birlikte kambiyo taahhüdünün temelinde —zorunlu olmasa da— çoğunlukla satış, bağış, kira veya taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem bulunur. Böyle bir borçlandırıcı işlem mevcut değilse, senedin “hatır için” düzenlenmiş olduğu kabul edilir. Bir kimsenin temel borç ilişkisinden doğan bir borç için kambiyo senedi düzenlemesi hâlinde, bir yandan temel borç ilişkisi varlığını sürdürürken, diğer yandan bundan bağımsız olan bir kambiyo ilişkisi de doğmuş olur. Bu nedenle, sadece kambiyo senedinin düzenlenmiş olması temel borç ilişkisinin yenilendiği anlamına gelmez; zira yenileme ancak tarafların açık iradesiyle mümkündür. Aynı durum kambiyo senetlerinin devri hâlinde de geçerlidir. Ciro edilen bir kambiyo senedinde, ciranta ile ciro edilen arasında hem temel borç ilişkisi hem de kambiyo ilişkisinden doğan ikinci bir borç ilişkisi bulunmaktadır. Bu nedenle, temel borç ilişkisindeki sakatlıklar, kural olarak, kambiyo ilişkisine sirayet etmez. Temel borç ilişkisinden kaynaklanan def’iler, ancak temel ilişki ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve hamilin bile bile borçlu zararına hareket etmesi hâlinde kambiyo ilişkisinde ileri sürülebilir. Bunun sebebi, temel borç ilişkisinin kendi hukukuna, kambiyo ilişkisinin ise kendi hukukuna tabi olmasıdır. Borçlu, kambiyo senedine dayanılarak kendisinden talepte bulunulan borçtan dolayı sorumlu olmadığını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir söyleyişle, borçlunun kambiyo senedinden doğan borçtan sorumlu olmaması hem doğrudan kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanan sebeplere hem de temel borç ilişkisine bağlı sebeplere dayanabilir. Borçlu takas def’ini ileri sürmüşse, bu durumda borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamilde bulunan alacağını takas etmekte; temel ilişkiye veya kambiyo borcuna dayanmamaktadır. Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüzlüğüne dayanarak açtığı menfi tespit davası, maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanır. Bu kapsamda hükümsüzlük iddiasına dayanan menfi tespit davalarında uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalarda davacının iddiasının çoğu zaman mutlak def’îlere dayandığı görülür. Örneğin, kambiyo senedinin zorunlu şekil şartlarını taşımaması, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadenin gelmediği hâlde talepte bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının kaybedilmiş olması, senette yer alan kısmî ödeme kayıtları, sorumsuzluk anlaşmaları veya senet yapma iradesindeki sakatlık nedeniyle kambiyo taahhüdünün geçersizliği gibi sebepler hükümsüzlük iddiasına konu olabilir. Borçlunun, temel borç ilişkisine dayanarak herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürdüğü menfi tespit davası ise öğretide ve uygulamada “bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası” olarak adlandırılır. Bedelsizlik, kambiyo senedinin düzenlenmesine sebep olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut bulunmamasını ifade eder (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara 1969, s.16). Başka bir deyişle, temel alacağın hiç mevcut olmaması, geçersizliği veya ortadan kalkması hâlinde kambiyo taahhüdü “bedelsiz” kabul edilir. Bu çerçevede, senedin bedelsizliğinde esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, temel borç ilişkisinden doğan “alacak”tır. Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile amaçlanan, maddi hukuk açısından borcun mevcut olup olmadığının tespit edilmesidir. Borcu olmadığını iddia eden borçluya bu durumu genel hükümlere göre ispat imkânı tanınmış olur. Dava sonucunda borçlu olmadığının tespit edilmesi hâlinde, borçluya karşı yeni bir icra takibi yapılması engellenecek veya açılmış takip sonlandırılarak borçlunun mevcut olmayan bir borcu ödemesi önlenecektir. Bedelsizlik iddiası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 687. maddesi anlamında kişisel def’î niteliğindedir. Bedelsizlik kişisel def’î olduğundan, düzenleyen bakımından kural olarak yalnızca senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını ispat ederse, hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir. Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının hukuki dayanağı ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 77 ve devamı maddelerinde yer alan sebepsiz zenginleşme hükümleridir. Kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik ilkesi gereğince, temel alacağın yokluğu veya geçersizliği kambiyo senedinin hükümsüzlüğüne yol açmaz. Buna karşılık temel ilişkideki sakatlık borçluya sebepsiz zenginleşme def’îni ileri sürerek borçlu olmadığının tespitini isteme hakkı verir. Kambiyo senedinin düzenlenmesine neden olan hukuki ilişkinin, karşılıklı edimler içeren bir sözleşmeye dayanması uygulamada sıkça görülen bir durumdur. Bu gibi karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, temel borç ilişkisinde öngörülen edimin yerine getirilmemesi hâlinde kambiyo senedinin bedelsizliğinden söz edilebilmesi için borçlunun Türk Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde düzenlenen seçimlik haklardan, borcun ifa edilmemesi sebebiyle olumlu zararının tazminini isteme yahut sözleşmeden dönerek olumsuz zararının tazminini talep etme yollarından birini tercih etmiş olması gerekir. Zira seçimlik haklardan ilki olan ifa ve gecikme tazminatının talep edilmesi hâlinde, sözleşmenin ifasını isteyen taraf kendi edimini yerine getirmekle yükümlü olacağından, bu aşamada senet bedelsiz hâle gelmiş sayılmaz. Borcun ifası ile gecikme tazminatı talebinden vazgeçilmesi hâlinde ise alacaklı ifa talep etme hakkını kaybederken, borçlu da asli edimini yerine getirmek yükümlülüğünden kurtulur. İşte bu noktada senedin bedelsizliği gündeme gelebilecektir. Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya döndüğümüzde,06.04.2017 tarihli “Yatırım Amaçlı ... Konut Satış Sözleşmesi” başlıklı belgede, ... Blok 13. kat 247 no’lu bağımsız bölümün davacıya 348.880,00 USD bedelle satıldığı düzenlenmiştir. Sözleşme tarihi 06.04.2017 olmasına rağmen ekindeki senet listesinde peşinat olarak kararlaştırılan 35.600 USD bedelli ilk senedin vadesinin 03.05.2016, son senedin vadesinin ise 03.08.2025 olduğu görülmektedir. Sözleşmeye göre taşınmaz bedelinin 100 adet senetle ödeneceği, davacı tarafından davalı müflise toplam 348.880,00 USD bedelli senet verildiği belirtilmiş olmakla birlikte, listede yer alan 100 senedin toplamının 348.837,00 USD olduğu tespit edilmiştir. İlk senet 03.05.2016 vadeli 35.600 USD, bunu izleyen 98 senet 3.164,00 USD, son senet ise 03.08.2025 vadeli 3.165,00 USD bedellidir. Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerliliği TMK m. 706, TBK m. 237, Tapu Kanunu m. 26 ve Noterlik Kanunu m. 60 hükümlerine göre resmi şekilde düzenlenmelerine bağlıdır. Tapulu taşınmazların satışı ancak tapu müdürlüğünde düzenlenecek resmi senetle; taşınmaz satış vaadi ise noterlikçe resen düzenleme şeklinde yapılabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.02.2024 tarihli ve 2023/293 E., 2024/107 K. sayılı kararı ile Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 29.03.2023 tarihli ve 2022/7943 E., 2023/858 K. sayılı ilamlarında da vurgulandığı üzere, resmi şekil şartına uyulmayan taşınmaz satım ve satış vaadi sözleşmeleri kesin hükümsüzdür; taraflarına geçerli sözleşmelerde olduğu gibi hak ve borç doğurmaz, yalnızca sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde iade yükümlülüğü gündeme gelebilir. Dosyada yer alan “Yatırım Amaçlı ... Konut Satış Sözleşmesi” ise sadece “aslı gibidir” kaşeli, adi yazılı bir fotokopiden ibaret olup resmi şekilde düzenlenmediğinden taşınmaz satış sözleşmesi olarak hukuken geçerli kabul edilemez ve taraflar arasında mülkiyet devrine ilişkin herhangi bir borç ilişkisi doğurmaz. Sözleşme kapsamında düzenlenen senetlere ilişkin olarak, davacı tarafından müflis şirkete ödeme yapıldığına dair dosyada herhangi bir kayıt veya belge bulunmamaktadır. Müflisin iflas tasfiyesini yürüten Bakırköy ... İflas Müdürlüğü’nün 08.08.2024 tarihli yazısına göre davacı iflas masasına alacak kaydı talebinde bulunmamıştır. Buna karşılık müflis şirket yalnızca 07.03.2023 tarihinde, 03.03.2023 vadeli 3.164,00 USD’lik bir senet için Kartal .... Noterliği’nin 07.03.2023 tarih ve ... yevmiye numarasıyla davacıya ödememe protestosu keşide etmiştir; kalan 99 senet yönünden herhangi bir icra takibi veya hukuki süreç başlatılmamıştır. Davalı müflis tarafından iflas idaresine sunulan ticari defterler üzerinde kapsamlı inceleme yapılamamış; iflas halindeki şirketlerde karşı taraf cari hesap ekstresine ulaşılamaması sebebiyle borç/alacak durumu, sadece müflis şirketin kendi kayıtlarındaki açılış ve kapanış fişleri üzerinden örnekleme yöntemi ile bilirkişi kurulu tarafından değerlendirilmiştir. Bu kapsamda davacının cari hesabının 2018 yılı açılış fişinde “440.02.24.14493 – Alınan Sipariş Avansları” hesabında izlendiği, 31.12.2017 tarihli TCMB efektif alış kuru (1 USD = 3,7692 TL) esas alınarak davalı müflisin davacıya 1.313.677,32 TL, yani 348.529,48 USD borçlu gözüktüğü tespit edilmiştir. Defter kayıtlarına göre 2017 yılı sonu itibarıyla 348.529,48 USD olan bu borç bakiyesi, iflas tarihi itibarıyla 294.292,96 USD’ye düşmüştür. Aradaki farkın, bazı senetlere ait protesto masraflarının ve ödenmeyen senetlerin bir kısmının Türk Lirası olarak, senet vadeleri ve USD karşılıkları gösterilmeksizin, davacının hesabına borç kaydedilmesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Ancak davalının ödenmeyen senetleri davacıya fiilen iade edip etmediği, hangi senetlerin borç kaydına konu edildiği ve defterlerde kayıtlı bulunan 294.292,96 USD’lik borcun tam olarak hangi senetlere tekabül ettiği saptanamamıştır. Davacı ile müflis şirket arasında 06.04.2017 tarihinde imzalanan “Yatırım Amaçlı ... Konut Satış Sözleşmesi”nin resmi şekil şartlarını taşımaması nedeniyle geçersiz olduğu,Bu geçersiz sözleşme kapsamında davacı tarafından müflis şirkete nominal toplamı 348.837,00 USD olan 100 adet senet verildiği,Müflis defter kayıtlarında 2017 yılı sonu itibarıyla davacı lehine 348.529,48 USD tutarında borç bakiyesi bulunduğu ve iflas tarihi itibarıyla bu tutarın 294.292,96 USD’ye gerilemesinin, protesto masrafları ile ödenmeyen bazı senetlerin davacının alacağından mahsup edilmesinden kaynaklandığı,Buna rağmen söz konusu senetlerin fiilen iadesi, hangi senetlerin borç kaydına esas alındığı ve 06.04.2017 tarihli sözleşme kapsamında bağımsız bölümün davacıya teslim edildiğine dair herhangi bir belgenin bulunmadığı,Davacının iflas masasına alacak kaydı talebinde bulunmadığı ve senetlere ilişkin herhangi bir ödeme yapıldığını gösteren belgeye rastlanmadığı, yalnızca bir adet senet hakkında ödememe protestosu keşide edildiğitespit edilmiştir. Bu tespitler ışığında; 06.04.2017 tarihli konut satış sözleşmesinin resmi şekil şartına uyulmadığı için geçersiz olduğu, bu sözleşme çerçevesinde davacı tarafından müflis şirkete verilen toplam tutarı 348.837,00 USD olan 100 adet senetten doğan bir borç ilişkisinin de fiilen gerçekleşmediği,müflis şirket tarafından sözleşmeye konu konutun tesliminin de yapılmadığı dolayısıyla davacının müflis şirkete anılan senetler bakımından herhangi bir borcunun bulunmadığı anlaşıldığından davanın kabulü ile davacının,davalı müflis şirket ile imzalamış olduğu 06/04/2017 tarihli konut satış sözleşmesi kapsamında verilen 100 adet bono bedeli olan 348.837,00 USD nedeniyle davalı müflis şirkete borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklandığı üzere: 1-Davanın KABULÜ ile ;davacının,davalı müflis şirket ile imzalamış olduğu 06/04/2017 tarihli konut satış sözleşmesi kapsamında verilen 100 adet bono bedeli olan 348.837,00 USD nedeniyle davalı müflis şirkete borçlu olmadığının TESPİTİNE, ve söz konusu bonoların davacı yönünden İPTALİNE, 2-Alınması gerekli 473.485,71 TL karar ve ilam harcın peşin alınan 118.371,43- TL harçtan mahsubu ile bakiye 355.114,28-TL harcın davalı iflas idaresinden alınarak hazineye İRAD KAYDINA, 3-Davacı tarafından yapılan 33 adet tebligat + posta ücreti 915,00 TL ve bir bilirkişi ücreti 24.000,00 TL olmak üzere toplam 24.915,00 TL yargılama giderinin davalı iflas idaresinden tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 4-Davacının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre kabul edilen miktar üzerinden hesap edilen 830.514,09-TL ücreti vekaletin davalı iflas idaresinden alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafından peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacılara İADESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda oybirliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı.. 06/11/2025
Başkan ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Katip ... ☪e-imzalıdır.☪
"İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."