İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/62 E. 2026/136 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/62
Karar No
2026/136
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/62 Esas KARAR NO : 2026/136

DAVA : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 30/01/2024 KARAR TARİHİ : 26/02/2026

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin inşaat sektöründe çalışan ve bu sektörde tanınan bir firma olduğunu, davacı şirketin, inşaat işlerinde gerekli özeni göstererek müşteri memnuniyeti odalı işler yaptığından sürekli olarak büyüme gösterdiğini, davalının sahibi olduğu "..." adlı iş yerinin tadilat ve inşa işleri konusunda müvekkil ile anlaştığını, bu anlaşma kapsamında müvekkil üzerine düşen tüm konularda gerekli olan işleri yaptığı halde davalı salt anlaşılan ücreti ödememek için sözleşme kapsamı dışında taleplerle ve şikayetlerle müvekkile bildirimlerde bulunduğunu, davacının ek ücret istediğinde ise sözleşme kapsamında yapmak zorunda olduklarını beyan ettiğini, davacının sözleşme kapsamında olan işi usulüne uygun yapmış olup davalıya teslimatı gerçekleştirdiğini, davalının ise müvekkile ödeme yapmamak adına çeşitli bahaneler ileri sürmüştür. Kaldı ki müvekkilin yapmış olduğu ve tamamladığı işler konusunda .... 16. SULH HUKUK MAHKEMESİ... D. İŞ sayılı dosyası ile tespit davası dahi tarafımızca açılmıştır. Burada yapılan işler belirtilmiş ve hesaplamalar yapıldığını, davacı üzerine düşen işleri eksiksiz ifa etmesine rağmen davalı tarafça müvekkile ödeme yapılmadığını, bu kapsamda yapmış olduğumuz ara bulucu başvurusu dahi anlaşma sağlanmaksızın sonlandığını, bu nedenle iş bu davayı ikame etme zorunluluğunun hasıl olduğunu belirterek davacının hak kazanmış olduğu alacağa ilişkin şimdilik 10.000 TL'lik kısmının sözleşmede kararlaştırılan işin teslimi tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte tahsiline, yargılama giderlerinin ve ücreti vekâletin davacı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki davada talep edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının huzurdaki davaya ilişkin talebi nisbi harca tabi olduğunu, bu ahvalde huzurdaki davanın görülmeye devam edilebilmesi için nisbi harç tamamlanması gerektiğini, bu haliyle davacının dava harcını eksik yatırması kapsamında davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, açıklamaları ışığında Mahkemenizce söz konusu durumlar nazara alınarak, dosyada esasına girilmeksizin resen göz önünde bulundurulması gereken hukuki yarar koşulunun yokluğu sebebi ile de işbu haksız ve mesnetsiz davanın usulden reddedilmesini talep ettiklerini, nitekim davacının işbu alacak davasını müvekkile yöneltmesinde hukuki menfaati bulunmadığını, davacının iddialarının usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, davacının önce haksız menfaat sağlamak amacıyla müvekkil aleyhine icra takibi başlatmış olup akabinde açtığı itirazın iptali davasından istediği sonucu elde edememesi üzerine şimdi de kötü niyetli şekilde huzurdaki davayı ikame ederek şansını denemeye çalışmakta olduğunu, zira davacının beyanları açıkça haksız ve mesnetsiz olup soyut bir iddiadan öteye gidemeyeceğini, davacının alacak iddiası ile ilgili tek bir somut delili dosya kapsamlarına sunamadığını, nitekim de bu aşamadan sonra sunmasının mümkün olmadığını, davacı tarafından alacağın dayanağı olarak gösterilen fatura, ticari kayıt ve belgeler davacının dava dilekçesi ekinde yer almamaktadır ve müvekkil şirkete ulaştırılan herhangi bir belge de bulunmadığını, HMK kapsamında bundan sonra başkaca delil ve dava dilekçesinde bahsedilen delilleri sunmasına muvafakat etmediklerini, davalı şirket ile davacı arasında anahtar teslim götürü bedel usulüne göre eser sözleşmesi kurulmuş olup, davacı işi hatalı yapmış ve eksik bıraktığını, bu doğrultuda müvekkil şirketin, davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını, aksine davalı şirket tarafından davacıya hak ettiğinden fazla ödeme yapıldığını, davacının eksik ve hatalı işlemlerinden dolayı müvekkil şirket zarara uğramış ve ayıbı gidermek için harcama yaptığını, ... 16. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ... D.iş dosyası kapsamında alınan bilirkişi raporu her ne kadar pek çok konuda eksik ve hatalı tespitler içerse de buna rağmen davacı şirkete, belirlenen tutardan çok daha fazla ödeme yapıldığı açıkça ortaya konduğunu, bu dosyadaki tespitlerle de davacının müvekkil şirketten bir alacağı olmadığı tam tersine kendisinin müvekkil şirkete borçlu olduğunun açık olduğunu, tespit dosyasında alınan işbu rapordan da anlaşılacağı üzere; davacı şirket müvekkil şirkete borçlu olmasına rağmen haksız menfaat elde etmek amacıyla kötü niyetle işbu davayı ikame ettiğini, ... 16. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ...D. iş dosyası kapsamında tanzim edilen rapor, yukarıda açıklandığı üzere pek çok hatalı ve eksik tespit içermesine rağmen; müvekkil şirketin davacıya fazla ödeme yaptığını açıkça ortaya koyduğunu, bu hususun davacının kötü niyetli olarak icra işbu davayı ikame ettiğini açıkça ortaya koyduğunu, davacının kötüniyetli ve gerçeğe aykırı iddialar ortaya atmak suretiyle işbu davayı ikame etmesi TMK md. 2 ve md. 3'e de aykırı olup kötüniyetli davacının iddialarının hukuken korunmasının mümkün olmadığını belirterek haksız ve dayanaksız davanın dava şartı yokluğundan reddine, davanın hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazlarımız çerçevesinde usulden reddine, davanın hukuki yarar yokluğundan reddine, haksız ve kötü niyetli davacının %20 den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatı ödemeye mahkum edilmesine, huzurdaki davanın haksız ve hukuka aykırı olarak ikame edilmesi, Müvekkil Şirketin davacı şirkete hiçbir şekilde borcunun bulunmaması sebebiyle ve 1 ve 2 nolu talebimizin kabul edilmemesi halinde davanın esastan reddine, neticeten huzurdaki haksız ve kötü niyetli davanın usul ve esastan tümüyle reddine karar verilmesini talep etmiştir. TANIK BEYANLARI : Mahkememizin 22/05/2025 tarihli celsede dinlenen davalı tanığı ...;"Ben 1994 senesinden beri yüksek mimarlık yapıyorum, benim şahıs şirketim vardır, bir sene öncesine kadar ticari faaliyetimi kendi şahıs şirketim üzerinden sürdürüyordum, bu firmanın ismini ...'dı 2019 yılının ekim ayından ... isimli firma benimle iletişime geçti kendileri müteahhit firma olan ... inşaat ile anlaştıklarını fakat bu firmanın keşif özeti ve ellerindeki avam projeye uygun olarak işlemler yapmadıklarını, hatalı işler yaptıklarını bu nedenle kendilerini müteahhit firmanın eksik yaptığı işlerde desteklemem için benimle anlaştılar, aramızda yapılacak işlere dair yazılı bir sözleşme olmadı, ben ... nın yaptığı işlerde projeye uygun işlemler yapmadıklarını projeyi okuyamadıklarını bu nedenle kendilerine süpervizör konusunda destek oldum, örneğin projede masa ve ayaklarının ahşap olması gerektiği yazdığı halde ... masayı ahşap tercih edip ayaklarını ucuz metal olacak şekilde tedarik etmişler, fiyat teklifini de ... a bu şekilde iletmişlerdir, ben bu noktada bu durumun sözleşmeye aykırı olduğunu ilettim, yine aydınlatma elamanları sıradan basit spotlar ile yapılırken sözleşmede de bu durumun yer almadığını gördüm, yönetmeliklere aykırı olduğunu tespit ettim, bu hususta ... ya yol göstermem onların da işini kolaylaştırdı yapılacak işlerin detaylarını ben kendilerine gösteriyordum, bu iş 2019 yılının eylül ayında başladı yıl bitmeden hatırladığım kadarıyla aralık ayında teslim edilecekti, fakat yıl başından çok sonra teslim edildi, ben ...' a yaptığım işler karşılığında fatura kestim 42.500-TL + KDV lik fatura kesmiştim, ayrıca ... yaptığı işlerden elektrik ve mekanik işlerde hata vardı, bende niteliğine uygun bu işleri yapabilecek kabiliyetteki firmaları kendilerine önerdim onlarda bu işlerdeki hataları bu şekilde büyük ölçüde giderdiler, ben yalnızca tarafıma yapılan ödemeyi biliyorum benim dışımda eksik işlemlere ilişkin yapılan ödemelere dair bir bilgim yoktur, restorana ilişkin eksiklikler olmasına rağmen restoran o şekilde açıldı tam olarak açılış tarihini hatırlamıyorum, yine eksik olan işlemler için ben ... dışında diğer firmalara da davalı tarafı yönlendirdim ve eksiklikleri bu şekilde tamamlatmaya çalıştılar, biz uzunca bir süre ... ile çalıştık, artık işler tamamlanamaz noktaya geldiğinde ben başka firmaları önerdim onlarda eksik kalan işlemleri tamamladılar, elektrik, tesisat, mekanik aydınlatma işlerinde ve klimada eksiklikler vardı, yine dış cephe doğrama işleri de yine problemliydi, tarafıma yapılan ödeme banka aracılığıyla gönderildi."şeklinde beyanda bulunmuştur. DELİLLER VE GEREKÇE: Taraflara usulüne uygun davetiyeler tebliğ edilmiş olup, ... 16. Sulh Hukuk Mahkemesinin ... D.iş dosya ve ...5. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...Esas sayılı dosya UYAP sureti dosyamız içerisine alınmıştır. Davacı vekiline davalı ile aralarında imzalandığı belirtilen sözleşme aslı veya onaylı bir örneğini sunmak üzere süre verilmiş ancak davacı tarafça sözleşme aslı veya onaylı bir örneğinin sunulmadığı anlaşılmıştır. Dosyanın İnşaat Mühendisi, Mimar, Nitelikli Hesaplama Uzmanı bilirkişiye tevdine karar verilmiş ise de davacı tarafça bilirkişi ücreti yatırılmadığından dosyanın bilirkişiye gönderilemediği anlaşılmıştır. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasıdır. Davacı tarafın iddia ve savunmaları, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; Dava, taraflar arasında ki ticari ilişki kapsamında davacının, davalıya ait ... sayılı adreste yer alan iş yerinde inşaat ve dekorasyon işlerinin yapılması hususunda anlaştıkları, davacının üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmesine rağmen hak ediş bedelleri ile işçilik maliyetlerinin ödenmediğinden bahisle iş bu alacak davasını açtığı buna karşın davalının ise taraflar arasındaki sözleşme kapsamında davalının üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediği işi zamanında ve sözleşmeye uygun olarak teslim etmediğini beyan ettiği görülmüştür. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle borç doğuran sözleşmelerden birisi olan ve tam iki tarafa borç yükleyen “Eser sözleşmesi” hükümlerine değinmek gerekir. Eser sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 470. maddesinde;“Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır. Eser sözleşmesi iki tarafa karşılıklı borç yükleyen bir tür iş görme sözleşmesi olup, “eser” ve “bedel” olmak üzere iki temel unsuru bulunmaktadır. Bu sözleşmelerde yüklenici, iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yaparak ve zamanında tamamlayarak iş sahibine teslim etmekle; iş sahibi de bu çalışma karşılığında ivaz ödemekle yükümlüdür. Türk Hukuk Lûgatında da “eser sözleşmesi” kısaca “Yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 353). Türk Borçlar Kanunu’nun 471. maddesinde düzenlenen hüküm uyarınca yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Eser sözleşmesinin yapıldığı anda başlayan özen borcu, işin eksiksiz ve ayıpsız tamamlanmasına kadar devam eder. Hatta, tamamlanan eserin iş sahibine teslim edilene kadar korunması yükümlülüğü de aslında bir özen borcudur. Eserin iş sahibine tesliminden sonra özen borcu, TBK’nın 475. maddesi gereğince “ayıp sebebiyle sorumluluk” şeklinde sonuç sorumluluğuna dönüşmektedir. Eser sözleşmesi ilişkisinde ayıp, yüklenicinin meydana getirip iş sahibine teslim ettiği eserde bulunan sözleşme ve fenne aykırılıklardır. Başka bir ifadeyle ayıp, sözleşme ve eklerinde kararlaştırılan ve iş sahibinin beklediği amaca göre eserde bulunması gereken bazı vasıfların bulunmaması ya da olmaması gereken bazı bozuklukların bulunması şeklinde tanımlanmaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nun 474 ilâ 478. maddelerinde yer alan düzenlemelere göre yüklenicinin ayıp nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için eserin teslim edilmiş olması ve teslim edilen eserin ayıplı olması, ayıbın iş sahibinden kaynaklanmamış olması, iş sahibinin eseri muayene ve ayıbı ihbar yükümlülüğünü yerine getirerek eseri açık ya da zımnen kabul etmemiş olması gerekir. Eserin ayıplı yapılması sözleşmeye aykırılık teşkil etmekte olup; ayıp, açık ve gizli olabileceği gibi maddî ve hukukî ayıp şeklinde de olabilir Açık ayıp, eserin teslimini müteakip makul süre içinde yapılan kontrol ve muayene sonucu görülüp tespit edilecek ayıptır. Gizli ayıp ise, basit bir kontrol ve muayene ile tespit edilemeyen, eserin kullanılmaya başlanmasından sonra ortaya çıkan ayıptır. Türk Borçlar Kanunu’nun 474/1. maddesi gereğince iş sahibinin eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre mümkün olduğunca en kısa sürede eseri gözden geçirip muayene ederek varsa açık ayıpları tespit etmek ve bu ayıpların neler olduğunu tek tek açıklamak suretiyle gecikmeksizin sözlü veya yazılı olarak yükleniciye bildirmesi gerekir. İş sahibinin muayene ve ihbar süreleri açıkça belirlenmemiş olup, işin niteliği ve olayın özelliğine, imâl edilen eserin büyüklüğü ve genişliğine göre süreler farklı olacak ve işin uzmanı bilirkişiler tarafından belirlenecektir. Muayene ve gözden geçirmeyi veya ayıbın belirlenmesini iş sahibi bizzat yapabileceği gibi, TBK’nın 474/2. maddesine göre mahkeme aracılığıyla bilirkişi raporu ile de tespit ettirmesi mümkündür. Açık ayıpta iş sahibi muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmezse, TBK’nın 477/2. maddesine göre eseri kabul etmiş sayılır ve yüklenici açık ayıplarla ilgili sorumluluktan kurtulur. Gizli ayıplarla ilgili TBK’nın 474/1. maddesindeki makul sürede muayene ve ihbar yükümlülüğüne ilişkin düzenleme mevcut değildir. Ancak TBK’nın 477/3. maddesinde, eserdeki ayıbın sonradan ortaya çıkması hâlinde, iş sahibinin gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorunda olduğu, aksi takdirde eseri olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı belirtilerek gizli ayıplar yönünden de iş sahibine ortaya çıkar çıkmaz gecikmeksizin yükleniciye ayıbı ihbar etmek yükümlülüğü getirilmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nda eserdeki açık ve gizli ayıpların yükleniciye bildirim şeklinin nasıl olacağına dair herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Ayıp ihbarının yazılı olarak yapılması ispat kolaylığı sağlar. Ancak ayıp ihbarı hukukî işlem olmayıp, hukukî işlem benzeri maddî vakıa olduğundan, Yargıtay’ın yerleşik içtihat ve uygulamalarında eser sözleşmelerinde, aksi sözleşmede veya eki şartnamelerde kararlaştırılmadıkça taraflar tacir dâhi olsa ayıp ihbarının her türlü delille ve bu arada tanık beyanı ile de ispatlanabileceği kabul edilmektedir. Ayıp hâlinde iş sahibinin hakları TBK’nın 475. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre iş sahibinin seçimlik hakları; eserin iş sahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule icbar edilemeyecek derecede ayıplı olması hâlinde sözleşmeden dönme, eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim yapılmasını isteme veya aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere eserin ücretsiz onarılmasını isteme haklarıdır. İş sahibi bu seçimlik haklarının yanında ayıplı meydana getirilmiş olan eserin neden olduğu zararın tazminini de isteyebilir. Başka bir anlatımla iş sahibi tazminat hakkı ile seçimlik haklarını birlikte kullanabilir. Tazminatın istenebilmesi için de, ayıpta yüklenicinin kusurunun bulunması ve ayıp ihbarının süresinde yapılmış olması gerekir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 31.05.2022 tarihli ve ...E., ... K.; 04.11.2021 tarihli ve ... E.... K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Öte yandan bilirkişi incelemesi ve bilirkişiden rapor alınması konusuna da değinmekte fayda vardır. Bilirkişi raporu; bilirkişinin, hukukî değerlendirmeleri içermeyecek şekilde davanın çözümlenmesinde gereken teknik konulardaki açıklamalarını içeren mahkemeye sunduğu metindir. Bilirkişi raporu, mahkemenin uyuşmazlığı çözerken kullandığı kanıtlardan biri olup yargıç, bilirkişinin oy ve görüşünü öteki kanıtlarla birlikte serbestçe değerlendirir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 164). Bilindiği üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 266/1. maddesinde bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller; “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez” şeklinde düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 281. maddesinde;“(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.(2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir.3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir” hükmüne yer verilmiştir. Anılan düzenlemeler gereğince mahkeme çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden (re’sen) bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebilir. Şu hâlde, bilirkişi raporlarında görülen eksiklik ya da belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulması görevi mahkemeye ait olup, mahkemece raporu veren bilirkişilerden HMK’nın 281/2. maddesine göre ek rapor alınabileceği gibi, HMK’nın 281/3. maddesi uyarınca yeni bir bilirkişi kurulu oluşturulup, tekrar inceleme yaptırılarak rapor da alınabilir. Bu açıklamalar uyarınca somut olaya gelindiğinde davacı yüklenici tarafından taahhüt edilen ve yapıldığı belirtilen işlerin eksik/ayıplı olup olmadığı, eserin ekonomik değer taşıyıp taşımadığı, bu yönü ile iş sahibinin işine yarayıp yaramayacağı ve bu sebeple davacı yüklenicinin yaptığı nitelikteki işin bedelini talep edip edemeyeceği, eksik kalan kısım var ise kalan kısmının başka bir mimara tamamlattırılıp tamamlattırılmayacağı veya başka mimara yaptırılması halinde sözleşme konusu işin tamamen yeniden yapılması gerekip gerekmediği, taraflar arasındaki hakediş bedeli ve işçilik alacaklarından kaynaklı herhangi bir alacağı olup olmadığı hususlarında rapor düzenlenmesi için dosyanın bilirkişi heyetine tevdi hususunda 09/10/2025 tarihinde ara karar oluşturulduğu, bu duruma rağmen davacı yanın süresinde bilirkişi ücretini yatırmadığı gibi geçerli bir mazerette sunmadığın anlaşılmakla davacının 6102 sayılı TTK'nın 18/2 maddesi uyarınca bütün iş ve işlemlerinde basiretli bir tacir gibi hareket etmesi gerekmekle herkes iddiasını ispatla yükümlüdür. 6100 sayılı HMK'nun 189. vd maddeleriyle belirtildiği gibi tarafların kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahip olduğu, 190. maddeyle kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafın ispat yüküyle yüklü olduğu, ispatın hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu açıkça belirtilmiş olup davacı yanca iddiasını doğrulayacak mahiyette ve mahkememizce kanaat hasıl olacak nitelikte başkaca yeterli delil ve belge ibraz edilememiş olması nedeniyle ispatlanamayan davanın reddine, yine şartları oluşmadığından kötü niyet tazminat talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenler ve dosya içeriğine göre; 1-İspat edilemeyen davanın REDDİNE, 2-Kötü niyet tazminat talebinin reddine, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu harçtan daha önce alınan 427,60 TL 'nin mahsubu ile bakiye kalan 304,40 TL'nin Davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, 4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T'ne göre vekalet ücreti dava değerini geçemeyeceğinden 10.000,00-TL vekalet ücretinin Davacıdan alınarak kendisini vekil ile temsil eden Davalıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına, 7-6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(11)-(13) maddesi ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazine adına gelir kaydına, 8-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran taraflara iadesine, Dair, davalı vekilinin yüzüne karşı, davacı tarafın yokluğunda 5235 sayılı Kanun'un 33-(1), 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341-(1) ve devamı maddeleri uyarınca, gerekçeli kararın usulen taraflardan her birine tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre dahilinde, Mahkememize dilekçe ile başvurmak suretiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 26/02/2026

Katip ¸e-imzalıdır

Hakim ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2024/62, K. 2026/136, T. 26.02.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-62-e-2026-136-k-6fdeeae56760