İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/1073 E. 2025/1018 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/1073
Karar No
2025/1018
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/1073 Esas KARAR NO : 2025/1018

DAVA : Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 30/12/2024 KARAR TARİHİ : 11/11/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 17/11/2025 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket, değer odaklı yaklaşımı ve köklü sektörel tecrübesi ile yerli ve yabancı müşterilerine Türkiye'nin çeşitli destinasyonları için hizmet sunan İstanbul merkezli bir turizm şirketi olduğunu, hem bireysel hem kurumsal her türlü etkinlik alanında tasarımdan konstrüksiyona, teknik danışmanlıktan show ve performans tedariğine kadar bir organizasyonun ihtiyacı olan her alanda çözümler üreterek, üstlendiği etkinliklerin yönetimini de gerçekleştirmediğini, düğün, kurumsal toplantılar, grup ve bireysel otel, tur, konaklama ve transfer hizmetleri müvekkili şirketin faaliyet gösterdiği alanlar arasında yer aldığını, davalı işçi müvekkili şirkette, 12.10.2022 tarihinde imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesi uyarınca, "İş Geliştirme Müdürü" olarak çalıştığını, taraflar arasındaki sözleşme gereği davalı hizmetini ifa etmeyken bir süre çalışmak istemediğini beyan edip başkaca makul bir sebep göstermeksizin 31.07.2024 tarihinde iş sözleşmesini tek taraflı olarak fesh ederek istifa ettiğini, çok geçmeden müvekkili şirket ticari çevresinden aldığı bilgi ile davalının İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğüne ... ticaret sicil numarasında kayıtlı dava dışı .... Turizm Organizasyon Ticaret Limited Şirketi’nde çalışmaya başladığını öğrendiğini söz konusu şirket müvekkili şirket gibi turizm sektöründe hizmet vermek amacıyla kurulmuş ve halen aktif olarak Türkiye genelinde faaliyetini sürdürmekte olan İstanbul'da mukim bir şirket olduğunu, bilindiği üzere, iş akdinin devamı süresince işçinin işverenle rekabet etmemesi sadakat borcu içinde yer alan bir yükümlü olduğunu, davalı görev tanımı gereği müvekkili şirket ile akdettiği "Rekabet Etmeme Taahhütnamesi" ile gerek iş sözleşmesinin devamı sırasında ve gerekse iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra iki yıl süre ile sınırlı olarak İstanbul'da işveren ile kendi adına rekabet edebilecek bir faaliyetin yürütmemeyi ve bunlara ilişkin danışmanlık, pazarlama, komisyonculuk yapmamayı, sektöründeki rakip diğer işletmelerde çalışmamayı, söz konusu işletmelerde ve firmalarda ortak yahut başka bir sıfatla herhangi bir menfaat ilişkisine girmeyeceğini kabul, beyan ve taahhüt ettiğini, bunun yanında aynı tarihte işçi ile işveren arasında "Gizlilik Taahhütnamesi" de imzalandığını, dolayısıyla, işçinin teknik, ticari iş sırlarına ve müşteri bilgilerine ve çevresine hakim konumu sebebiyle iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren İstanbul ili sınırları içinde 2 yıl süre ile benzer ve ilgili bir işyerinde çalışması halinde işçinin işverene 1.000.000.000TL cezai şart ödeyeceği öngörüldüğünü, davalının devam eden rekabet yasağına aykırı davranışları nedeniyle sözleşmede kararlaştırılan cezai şartı ve müvekkilin uğradığı zararları tazmin etmesi gerektiğini, izah olunan sebeplerle fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla; davalının haksız rekabet koşuluna uymaması sebebiyle şimdilik 200.000TL cezai şartın ve tespiti halinde uğranılan aşkın zararın , işçinin arabuluculuk başvurusu ile temerrüte düşmüş olması sebebiyle temerrüt tarihinden itibaren işletilecek ticari avans faizi ile birlikte tahsiline, karar verilmesi talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;ileri sürülen iddiaların gerçeklikten kopuk soyut iddialar olduğunu, müvekkiline imzalatılan taahhütnamenin TBK 444 e hem şekil hem de içerik bakımından aykırı bulunduğunu, ortada ispatlanmış bir zarar olmadan rekabet yasağının ihlal edildiğinin söylenemeyeceğini, .... Hoteldeki işle ilgili , müvekkilinin çalıştığı şirketle dava dışı ... firması arasında ibraz edilecek faturalarda görüleceği üzere öteden beri ilişki olduğu, müvekkilinin katkısının bulunmadığı belirtilen fotoğrafın T.C. Turizm Bakanlığının Hindistan Delhi' de yapılan fuarda stand açmaması üzerine Türkiye adına birkaç acenta ve otelin ortaklaşa Türkiye adına açmış olduğu stand da çekilmiş bir fotoğraf olduğunu, müvekkilinin davacının çalışanlarını ayarttığı iddiası da doğru olmadığını, müvekkilinin işten ayrılma nedeni davacının iş kanununa aykırı uygulamaları olmadığını, izah edilen nedenlerle davanın reddini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, taraflar arasında düzenlenen rekabet sözleşmesine aykırılıktan kaynaklanan cezai şartın tahsili istemine ilişkindir. Rekabet etmeme borcu, iş akdinin sonuçlarından olan; işçinin, işverene sadakat borcunun olumsuz yönünü ifade eder. TBK m.444’te düzenlenen rekabet yasağı asli yükümlülük doğuran bir sözleşme değildir, iş akdine bağlı olarak fer'i nitelikte bir yükümlülük doğurmaktadır. Bu yasak taraflar arasındaki hizmet ilişkisi sona erdikten sonra hükümlerini doğuran bir borçtur. İş ilişkilerinden doğan rekabet yasağının düzenlenmesinin dayanağı iş ilişkisidir. Rekabet yasağı sözleşmesi, işçinin iş sözleşmesi devam ederken işverenin müşterilerini tanıması ya da iş sırlarını öğrenmesi sebebiyle, iş ilişkisi sona erdikten sonra belirli bir faaliyet alanında, belirli bir coğrafi alanda ve belirli bir zaman diliminde işverenle rekabet teşkil edebilecek herhangi bir faaliyette bulunmaması hususunu içeren sözleşmedir. TBK m.444/I’e göre, “fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir”. TBK m.444/2’ye göre, “rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir”. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, bir iş sözleşmesinin bulunması, işçinin fiil ehliyetine sahip olması, iş sahibinin menfaatinin bulunması, yasağın sınırlı olması, sözleşmenin yazılı olması ve rekabet yasağının zaman, yer ve konu bakımından sınırlandırılması gerekir. Tüm bu koşulların hepsinin gerçekleşmiş olması şarttır ve bu koşullar emredici nitelikte olduklarından bu koşullardan herhangi birisinin bulunmaması halinde sözleşme batıl olacaktır. Bu şartlar şu şekildedir; a. Bir İş Sözleşmesinin Bulunması. Rekabet yasağı sözleşmesinin ya da rekabet yasağı kaydının geçerli olabilmesi için öncelikle işçi ile işveren arasında bir iş sözleşmesinin olması gerekir. Bu sözleşmenin belirli veya belirsiz süreli olması önem taşımaz. BK m.444/1 hükmüne göre, rekabet yasağına dair yapılacak sözleşmelerin ya da rekabet şartının yazılı olması şarttır. b. İşçinin Fiili Ehliyetine Sahip Olması. TBK m.444/1’de ise reşit olma şartı yerine işçinin fiil ehliyetine sahip olmasının gerektiği kabul edilmiştir. c. İşverenin Menfaatinin Bulunması. TBK m.444/2’ye göre, rekabet yasağına dair olan şart, ancak işçinin müşterileri tanımasından veya sırlara nüfus etme imkanından yaralanarak iş sahibine bir zarar vermeye sebebiyet vermelidir. Yani, rekabet yasağına ilişkin şart, ancak işçinin müşterileri tanımasından veya iş sırlarını öğrenmesinden yararlanarak işverene hissolunacak derecede bir zarar verebilecek derecede ise geçerli olacaktır. Yani iki şartın gerçekleşmesi gerekir; aa. İşçinin Müşterileri Tanıması Veya İş Sırlarını Öğrenmesi. Müşteri, bir işyeri ile az veya çok süre ile ilişki kurarak, işveren tarafından üretilen mal veya hizmetleri alan kimsedir. Rekabet yasağı sözleşmesi çerçevesinde müşteri çevresine ait bilginin tespitinde, işçinin o işletme ile ilgili olan ticari ve şahsi ilişkileri bilmesi ve bu bilgileri kendi adına ekonomik menfaat elde edebilecek şekilde kullanması hususu önemli olup, işçinin ilgili müşterilerle kişisel ilişki içinde olması veya müşterilerin ihtiyaçları, kendine has özellikleri, talepleri gibi hususları öğrenmesi halinde müşteri çevresine hakim olduğu kabul edilecektir. İş sırrı ise, işverenin özellikle rakip firma tarafından bilinmemesinde çıkarı bulunan şekil, usul ve vasıtaların tümünü ifade eder. İşverenin önemli bir zarar tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı sır teknik ya da ticari iş sırrı olabilir. Yalnız burada önemli olan iş sırrının işletmeyle ilgili olmasının gerekmesidir. Bu bağlamda, işletmeyle ilgili olan ticari, teknik ve personele ilişkin olan sırlar, örneğin, işletmenin “herkes tarafından bilinmeyen” organizasyon biçimi, kredi olanakları, personel yönetimi, stok bilgileri, müşteri listeleri, tüketici alanları fiyat bilgileri, formül, icat, metod, teknik ve yöntemler, yeni desen ve modeller, üretim teknolojisi, teknik bilgi (know-how) iş sırı kapsamında nitelendirilebilir. Çalışanların işletmede çalışırken elde ettikleri mesleki bilgi ve beceriler, tecrübeler ticari sır kapsamına girmez. bb. İşverenin Önemli Bir Zarar Görmesi İhtimali. İşçinin müşterileri tanıması veya iş sırlarını öğrenmesi yeterli değildir. Aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması halinde işverenin önemli bir zarara uğrama ihtimali de söz konusu olmalıdır. Zararın ne zaman önemli sayılacağını hakim her somut olayın özelliğine göre takdir edecektir. Rekabet yasağına dair şartın geçerli olabilmesi için işçinin iş sözleşmesi sona erdikten sonra müşteri çevresi hakkında öğrendiği bilgiyi ya da is sırlarını kullanması ile işverenin önemli bir zarara uğraması arasında bir illiyet bağının da olması gerekir. Bu illiyet bağı varsa işçinin rekabet sözleşmesi yapması için haklı bir menfaati de vardır. İşçinin haklı menfaati, işçinin bu bilgileri kendisiyle rekabet teşkil edecek şekilde kullanarak önemli bir zarara sebebiyet vermesi ihtimalini kaldırmayı gerektirir. TBK m.445/I hükmüne göre, rekabet yasağının geçerli olabilmesi için, işçinin iktisadi menfaatini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye sokacak şekilde olmamalı, zaman, yer ve işin türü noktasında uygun bir sınır dahilinde kararlaştırılmış olmasına bağlıdır. Sınırlamaların işin ve hatta işçinin niteliğine göre belirlenmesi gerekir. TBK m.445/1 hükmüne göre, rekabet yasağının zaman bakımından işçinin iktisadi menfaatini hakkaniyete aykırı tehlikeye sokmayacak şekilde olmaması gerekir. TBK m.445/1’e göre bu süre özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamayacaktır. TBK m.445/1 hükmüne göre, rekabet yasağının yer bakımından başka bir deyişle coğrafi alan bakımından işçinin iktisadi menfaatini hakkaniyete aykırı tehlikeye sokmayacak şekilde olması gerekir. Bu çerçevede işverenin haklı bir menfaatinden söz edilemeyeceği açık olan işverenin iş ilişkisi dışındaki bir coğrafi alanda işçinin rekabet edemeyeceği şeklinde bir yasak geçerli olmayacaktır. Başka bir deyişle yasak kapsamındaki coğrafi alan, işverenin faaliyet gösterdiği yer ve müşteri çevresi ile ilgili olmalıdır. Yargıtay uygulamasına göre, Türkiye sınırları içinde rekabet etmeme yönünden öngörülen düzenlemelere geçerlilik tanınmamıştır. Yargıtay’a göre, işçinin işten ayrıldıktan sonra 2 yıl süre ile Türkiye’deki tüm bankalarda çalışması şeklinde getirilen rekabet yasağı düzenlemesi süre yönünden hakkaniyete aykırı değilse de yer ve banka açısından sınırsız olduğundan geçersizdir. Bu bağlamda rekabet yasağının konusu, işverene ait faaliyet alanı ve işçinin öğrendiği mesleki bilgi ile sınırlanmalı ve ayrıca onun çalışma ve sözleşme özgürlüğünü aşırı bir şekilde sınırlandırmamalı, işverenin daha önce terk ettiği faaliyetler veya işverenin iş sözleşmesi sona erdikten sonra uğraştığı işler rekabet yasağı kapsamına sokulmamalıdır. Davacı taraf ne kadar dava dilekçesinde TBK’na atıf yaparak davalı tarafından rekabet etmeme yasağına aykırılık teşkil eden eylemlerde bulunduğunu belirtmiş olsa da eylemlerinin aynı zamanda TTK anlamında haksız rekabet teşkil ettiğini de iddia etmiştir. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Haksız Rekabete ilişkin 54. maddesi uyarınca Haksız rekabete ilişkin hükümlerin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır. Haksız rekabet hukukunun konusu dürüstlük ilkesine aykırı yöntem ve uygulamalara karşı emek ilkesi uyarınca emeğin korunmasıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2002/4-350 E., 2002/354 K. sayılı 01.05.2002 tarihli kararı). Doktrinde tanımlandığı üzere haksız rekabet; rakipleri ezmek ve onları iktisadi faaliyet alanından uzaklaştırmak amacıyla ve hüsnüniyet kurallarına aykırı suretlerle başvurulan, kanuna, nizama, adaba ve teamüle göre teviz edilemeyecek hareketlerin kaffesidir (ÖRS, Halil Fahri: Türk Hususi Hukukunda Haksız Rekabet, Hukuki Mahiyeti ve Rekabet Hakkının Himayesi, Ankara 1958, s.13).Türk Ticaret Kanunu’nun 54 üncü maddesi haksız rekabete ilişkin genel ilkeyi ortaya koymaktadır. Kanun gerekçesine göre ilkenin temel unsuru dürüst davranış kuralıdır. Dürüstlük kuralına aykırılık ya davranışlarla ya da ticari uygulamalarla olur. Davranışlar ve ticari uygulamalar iş etiğine, doğruluğa, dürüstlüğe ters, aldatıcı, yanıltıcı, kandırıcı olabilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 54 üncü maddesi uyarınca; “(1) Haksız rekabete ilişkin bu Kısım hükümlerinin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. (2) Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır”. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 55 inci maddesinin 1 inci fıkrasında haksız rekabet halleri sayılmıştır. Şöyle ki; a) Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar ve özellikle; 1. Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek, 2. Kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, fiyatları, stokları, satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak veya aynı yollarla üçüncü kişiyi rekabette öne geçirmek, 3. Paye, diploma veya ödül almadığı hâlde bunlara sahipmişçesine hareket ederek müstesna yeteneğe malik bulunduğu zannını uyandırmaya çalışmak veya buna elverişli doğru olmayan meslek adları ve sembolleri kullanmak, 4. Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak, 5. Kendisini, mallarını, iş ürünlerini, faaliyetlerini, fiyatlarını, gerçeğe aykırı, yanıltıcı, rakibini gereksiz yere kötüleyici veya gereksiz yere onun tanınmışlığından yararlanacak şekilde; başkaları, malları, iş ürünleri veya fiyatlarıyla karşılaştırmak ya da üçüncü kişiyi benzer yollardan öne geçirmek, 6. Seçilmiş bazı malları, iş ürünlerini veya faaliyetleri birden çok kere tedarik fiyatının altında satışa sunmak, bu sunumları reklamlarında özellikle vurgulamak ve bu şekilde müşterilerini, kendisinin veya rakiplerinin yeteneği hakkında yanıltmak; şu kadar ki, satış fiyatının, aynı çeşit malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerinin benzer hacimde alımında uygulanan tedarik fiyatının altında olması hâlinde yanıltmanın varlığı karine olarak kabul olunur; davalı, gerçek tedarik fiyatını ispatladığı takdirde bu fiyat değerlendirmeye esas olur, 7. Müşteriyi ek edimlerle sunumun gerçek değeri hakkında yanıltmak, 8. Müşterinin karar verme özgürlüğünü özellikle saldırgan satış yöntemleri ile sınırlamak, 9. Malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerin özelliklerini, miktarını, kullanım amaçlarını, yararlarını veya tehlikelerini gizlemek ve bu şekilde müşteriyi yanıltmak, 10. Taksitle satım sözleşmelerine veya buna benzer hukuki işlemlere ilişkin kamuya yapılan ilanlarda unvanını açıkça belirtmemek, peşin veya toplam satış fiyatını veya taksitle satımdan kaynaklanan ek maliyeti Türk Lirası ve yıllık oranlar üzerinden belirtmemek, 11. Tüketici kredilerine ilişkin kamuya yapılan ilanlarda unvanını açıkça belirtmemek veya kredilerin net tutarlarına, toplam giderlerine, efektif yıllık faizlerine ilişkin açık beyanlarda bulunmamak, 12. İşletmesine ilişkin faaliyetleri çerçevesinde, taksitle satım veya tüketici kredisi sözleşmeleri sunan veya akdeden ve bu bağlamda sözleşmenin konusu, fiyatı, ödeme şartları, sözleşme süresi, müşterinin cayma veya fesih hakkına veya kalan borcu vadeden önce ödeme hakkına ilişkin eksik veya yanlış bilgiler içeren sözleşme formülleri kullanmak. b) Sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek; özellikle; 1. Müşterilerle kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onları başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltmek, 2. Üçüncü kişilerin işçilerine, vekillerine ve diğer yardımcı kişilerine, haketmedikleri ve onları işlerinin ifasında yükümlülüklerine aykırı davranmaya yöneltebilecek yararlar sağlayarak veya önererek, kendisine veya başkalarına çıkar sağlamaya çalışmak, 3. İşçileri, vekilleri veya diğer yardımcı kişileri, işverenlerinin veya müvekkillerinin üretim ve iş sırlarını ifşa etmeye veya ele geçirmeye yöneltmek, 4. Onunla kendisinin bu tür bir sözleşme yapabilmesi için, taksitle satış, peşin satış veya tüketici kredisi sözleşmesi yapmış olan alıcının veya kredi alan kişinin, bu sözleşmeden caymasına veya peşin satış sözleşmesi yapmış olan alıcının bu sözleşmeyi feshetmesine yöneltmek. c) Başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma; özellikle; 1. Kendisine emanet edilmiş teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden yetkisiz yararlanmak, 2. Üçüncü kişilere ait teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden, bunların kendisine yetkisiz olarak tevdi edilmiş veya sağlanmış olduğunun bilinmesi gerektiği hâlde, yararlanmak, 3. Kendisinin uygun bir katkısı olmaksızın başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp onlardan yararlanmak. d) Üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek; özellikle, gizlice ve izinsiz olarak ele geçirdiği veya başkaca hukuka aykırı bir şekilde öğrendiği bilgileri ve üretenin iş sırlarını değerlendiren veya başkalarına bildiren dürüstlüğe aykırı davranmış olur. e) İş şartlarına uymamak; özellikle kanun veya sözleşmeyle, rakiplere de yüklenmiş olan veya bir meslek dalında veya çevrede olağan olan iş şartlarına uymayanlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur. f) Dürüstlük kuralına aykırı işlem şartları kullanmak. Özellikle yanıltıcı bir şekilde diğer taraf aleyhine; 1. Doğrudan veya yorum yoluyla uygulanacak kanuni düzenlemeden önemli ölçüde ayrılan, veya 2. Sözleşmenin niteliğine önemli ölçüde aykırı haklar ve borçlar dağılımını öngören, önceden yazılmış genel işlem şartlarını kullananlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur. Somut olayda dava dosyasında yer alan tüm belgeler ve evraklar dikkate alındığında davacı taraf davalının haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin neler olduğu, hangi haksız rekabet halinin ihlal edilmiş olduğunu ortaya koymamış ve her hangi bir haksız rekabet halini ortaya koyan bilgi ve belgeye rastlanmadığından haksız rekabet oluşmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Davalının davacının ticari sırlarını davacının rakiplerine verdiğine dair açık bir delile rastlanmamıştır. Taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre; "Personel işveren nezdindeki istihdamı boyunca , hizmet akdinin herhangi bir şekilde sona ermesi halinde işveren ile ilişiğini kestiği tarihten itibaren iki yıl süre boyunca haksız rekabetin konusunu oluşturacak eylemlerden kaçınacağı , işveren tarafından hali hazırda yürütülen ve yürütülmesi muhtemel faaliyetler ile bunlara ilişkin danışmanlık , pazarlama ve komisyonculuk faaliyetleri de dahil olmak üzere bunlara ilişkin her türlü faaliyetin yürütülmesi hususunda İstanbul il sınırları dahilinde rekabet etmeme süresi boyunca faaliyette bulunmayacağını, böyle bir işte çalışmayacağı, personelin bu taahhütlerine aykırı hareket etmesi durumunda 1.000.000 ( bir milyon ) TL cezai şart tutarını işverene nakten ve defaaten ödemeyi kabul ve taahhüt eder, cezai şart miktarı sözleşme tarihi itibari ile belirlenmiştir, hükmün gerçekleşeceği zamana göre TEFE- TÜFE oranınca artırılacaktır." hükmü yer almaktadır. Davacı iddialarına göre; .... Hotelde sonradan çalıştığı firmanın iş alması konusunda , davacı hiçbir dahilinin olmadığı, zira sonradan çalışmaya başladığı .... Turizm Organizasyon Ticaret Limited Şirketi ile Hindistan' lı .... firması arasında 10.03.2020 tarihinden beri iş ilişkisi bulunduğunu ifade ederek alışverişlere ilişkin dosyaya yukarıda arz edilen 11 adet fatura örneğini sunmuştur. Öne sürülen sosyal paylaşım sitesindeki İngilizce mesajı incelendiğinde davalı , davacı .... A.Ş. Firmasından ayrıldığını, herkese teşekkür ettiğini, isteyenlerin kendisine telefon ve e- mail adresinden ulaşabileceklerini bildirmiştir. Hindistan' da açılan bir fuara iştirak etmesiyle ilgili, tanık ... " davalı ... Turizm firmasında çalışırken de... departmanında olduğu için Hindistan'a gitmiştir " beyanında bulunmuş, Hindistan'a gitmesinin davacı aleyhinde bir eylem olmayıp davalının mesleğini geliştirmesinin bir parçası olduğu anlaşılmıştır. Dinlenen tüm tanıklar beyanlarında; davalının davacı şirket bilgilerini başka rakip firmalar ile paylaşıp paylaşmadığını bilmediklerini ifade etmişlerdir. Tüm dosya kapsamı, dinlenen tanık beyanları, alınan bilirkişi raporu dikkate alınarak davalının rekabet yasağına aykırı davrandığına ilişkin iddianın ispata muhtaç olduğu, rekabet yasağına aykırı davranıldığına dair somut bir delil bulunmadığından davanın reddine karar verilerek aşağıda yazılı şekilde hüküm kurulmuştır. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda yazılı olduğu üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu'na göre belirlenen 615,40TL ilam harcından peşin alınan 3.415,50TL harcın mahsubu ile bakiye 2.800,10TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre alınan 3.600,00TL arabulucu ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından sarf edilen 100,00TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 45.000,00TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalıya verilmesine, 7-HMK’nın 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra artan avansın taraflara iadesine, Dair davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 11/11/2025

Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2024/1073, K. 2025/1018, T. 11.11.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-1073-e-2025-1018-k-d01378c1ea1f