İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/1049 E. 2025/1192 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/1049
Karar No
2025/1192
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/1049 Esas KARAR NO : 2025/1192

DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 24/12/2024 KARAR TARİHİ : 09/12/2025 K.YAZIM TARİHİ : 24/12/2025

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 14.06.2023 tarihinde davalının sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı aracın; İstanbul/Başakşehir, ... üzerinde sürücüsü ... sevk ve idaresindeki müvekkil şirkete ait ... plakalı araca çarpması sonucu maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, kaza tespit tutanağında da görüleceği üzere normal şartlar altında hiçbir kural ihlali yapmaksızın davalıya yol vermek için beklediği sırada davalı sürücü kusuru neticesinde kazaya sebebiyet verdiğini, kaza nedeniyle araçta değer kaybı oluştuğunu, aracın onarımının 45 gün sürmüş olmasına rağmen sigorta tarafından 15 günlük ikame araç tahsis edildiğini, 30 gün boyunca diğer ulaşım vasıtalarıyla işlerini görmek zorunda kalan müvekkilinin davalının kusuruyla gerçekleşen kazada araçsız kaldığını" beyan ve iddia ederek, 60100 sayılı HMK m.107 doğrultusunda 100 TL araç ikame bedeli ile 100 TL değer kaybı bedelinin kaza tarihi olan 14.06.2023 tarihinden işleyecek yasal faizle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalıya yapılan usulüne uygun tebligata rağmen davaya karşı cevap vermediği anlaşılmıştır. DELİLLER VE GEREKÇE: Taraflara usulüne uygun tebligat yapılmıştır. Dosyaya sunulan 14/04/2025 tarihli bilirkişiler ... ve ... tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda; "1. Kusur yönünden; a. ... plakalı araç sürücüsü .. %100 (yüzde Yüz) oranında kusurludur. b. ... plakalı araç sürücüsü ...'ın kusuru bulunmamaktadır. 2. Değer kaybı yönünden; a. ... plakalı aracın kaza tarihindeki piyasa rayiç bedelinin 1.000.000 TL; kaza sonrasında ikinci el piyasa rayicinin ise 930.000 TL olabileceği, buna göre değer kaybının (1.000.000 - 930.000 TL olmak üzere) 70.000 TL olduğu sonucuna ulaşılmıştır. b. Değer kaybının davalı şirketin işleteni olduğu ... plakalı araç sürücüsünün kusuruna denk gelen kısmı (70.000 TL x %100 kusur olmak üzere) 70.000 TL olarak hesaplanmaktadır. 3. Araç mahrumiyet bedeli yönünden; a. ... plakalı aracın makul onarım süresinin 10 gün olacağı kanaatine varılmıştır. b. Davacı vekilinin dava dilekçesinde yer alan "... plakalı aracın onarımı nedeniyle sigorta tarafından 15 günlük ikame araç tahsis edildiği" şeklindeki beyanlardan, aracın onarımda kaldığı makul süre olarak tarafımızca tespit edilen 10 günün de üzerinde araç mahrumiyet bedelinin ödendiği, buna göre davacı tarafın araç mahrumiyetinden kaynaklanan bakiye alacağının kalmadığı (bulunmadığı) ortaya çıkmaktadır. 4. Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre, araç işleteni ve haksız eylem faili sürücü, ayrıca ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılırlar (Y17HD, 16.01.2018, 2015/6958, 2018/107; Y17HD, 08.06.2017, 2014/19448, 2017/6536). Davacı tarafın talebinin "kaza tarihi olan 14.06.2023 tarihinden işleyecek yasal faiz" olduğu dikkate alındığında, bu hususta nihai takdir ve yetki Sayın Mahkemeye aittir." hususları tespit edilmiştir. Huzurda görülen dava trafik kazasına dayalı tazminat davasıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5. maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir.Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayıl TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. TTK'nın 12. maddesine göre bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Aynı Kanun'un 15.maddesinde esnaf tanımı yapılmıştır. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu'nun 3. maddesinde, esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. 19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; "1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar; 2- Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanlar"ın tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. TTK'nın 11/1. maddesine göre; ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. TTK'nın 11/2. maddesine göre ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanlığınca çıkarılacak kararnamede gösterilir. TTK'nın 24 ve devamı maddelerinde düzenlenen ticaret siciline ilişkin hükümler tacir sıfatını taşımanın tescile bağlı olmadığı üstelik bu sıfatı taşımanın sonucu ve gereği olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, esnaf boyutunu aşan ticari işletme işleten kimsenin ticaret siciline kaydını yaptırmamış olması, tacir olmadığını göstermediğinden esnaf sayılmasını gerektirmez. Bu kapsamda 2023 yılı itibariyle satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 890.000 TL'yi veya satışlarının tutarı 1.270.000 TL'yi; 2024 yılı itibariyle satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 1.400.000 TL'yi veya satışlarının tutarı 2.000.000 TL'yi aşanların tacir olarak kabul edilmesi gerekir. (Aynı yönde karar için bknz; İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi'nin E. 2024/2002, K. 2025/221 sayılı kararı) HMK'nın 2. maddesine göre; "(1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. (2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir." İstanbul BAM 8. Hukuk Dairesi'nin Dosya no: 2021/934, Karar No: 2021/1072 sayılı kararına göre; "Somut olaya dönüldüğünde; görülmekte olan davada davanın yöneltildiği davalı bir şirket ise de, davacılar gerçek kişi olup uyuşmazlık haksız fiilden kaynaklanmakta bulunduğundan uyuşmazlığın genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekir." Dosya ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; Taraflar arasındaki uyuşmazlık haksız fiil nedeni ile tazminat talebine ilişkin olup haksız fiile dayalı açılan davalar, mutlak ticari dava niteliğinde değildir. Mahkememizce kazaya karışan ... ve ...plaka sayılı araçların trafik tescil kayıtları dosyamız arasına alınmış olup ... plakalı aracın trafik tescil kaydında söz konusu aracın hususi kullanıma mahsus olduğu tespit edilmiştir. Her ne kadar davacı tacir ise de davalının tacir olmadığı dosyaya gelen müzekkere cevaplarından anlaşılmıştır. İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden gelen yazı cevabında davalının gerçek kişi ticari işletme kaydının bulunmadığı, Esenler Vergi Dairesi'nden gelen yazı cevabında ise davalının işletme hesabına göre defter tuttuğu belirtilmiştir. Müzekkere ekinde gönderilen gelir vergisi beyannamelerinin incelenmesinde davalının faaliyetinin İstanbul BAM .... Hukuk Dairesi'nin E. ..., K. ... sayılı kararında belirtilen sınırların altında kaldığı tespit edilmiştir. Davalının 1. sınıf tacir olmaması ve davalıya ait aracın hususi nitelikte olması nedeniyle huzurda görülen davanın nispi ticari dava olarak kabulü mümkün değildir. (Aynı yönde karar için bknz; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi'nin E. 2020/813, K. 2022/1763 sayılı kararı) Dava konusu talebin haksız fiil nedeni ile tazminat davası olması karşısında HMK'nın 2. maddesi uyarınca işbu davada görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi'dir. Açıklanan nedenlerle açılan davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri gereğince usulden reddine, uyuşmazlığın çözümünde Küçükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğuna karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1- Göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle, HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri gereğince DAVANIN USULDEN REDDİNE, uyuşmazlığın çözümünde Küçükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğuna, 2-6100 Sayılı HMK'nın 20. maddesi gereğince taraflardan birinin bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, süresi içerisinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmeleri gerektiğinin, aksi taktirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin İHTARINA, 3-HMK'nın 20. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın görevli Küçükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi'ne tevzi edilmek üzere Küçükçekmece Adliyesi Hukuk Mahkemeleri Tevzi Müdürlüğü'ne GÖNDERİLMESİNE, 4-Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra usulüne uygun talepte bulunulmaması nedeniyle davaya görevli mahkemede devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK'nın 331/2. maddesi gereğince bir karar verileceğinin İHTARINA, 5- Yargılama gideri ve harçların nihai karar ile birlikte değerlendirilmesine, Dair; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341. ile 360. madde hükümleri uyarınca mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı davalının yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 09/12/2025

Katip ... E-imzalıdır

Hakim ... E-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2024/1049, K. 2025/1192, T. 09.12.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-1049-e-2025-1192-k-a6527423e824