İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/103 E. 2024/436 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/103
- Karar No
- 2024/436
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/103 Esas - 2024/436 T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/103 KARAR NO : 2024/436
DAVA : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 05/03/2024 KARAR TARİHİ : 22/10/2024 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 31/12/2024
Mahkememizde görülmekte olan marka ile ilgili kurum kararının iptali, marka hükümsüzlüğü davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacılar vekili dava dilekçesi ve sair beyanlarıyla; başvuruya konu işaret ile davacının “...” esas unsurlu markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunduğunu, başvuru kapsamındaki mallarının aynılarının ya da benzerlerinin davacı markalarının kapsamında da yer aldığını, başvurudaki tek farklılık olan “A” harfinin ayırt edicilik sağlamadığını emsal yargı kararlarının da bu yönde olduğunu, başvurunun SMK m.6/1 hükmü bağlamında reddi ve hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğunu, davacının “...” ibareli markalarının Türkiye’de ve dünyada tanınmış olduğunu, Tanınmış Marka Sicili’nde kayıtlı olduğunu, 28.09.1995 tarihinde “...” ibaresinin davacı adına tescil edildiğini, sonraki tarihlerde 200’e yakın aynı ibareli marka tescilinin gerçekleştirildiğinin, markaların aktif olarak kullanıldığını, dava konusu başvurunun tescili hâlinde davacının markasının itibarının zedelenmesi ihtimali bulunduğunu, başvurunun SMK m.6/5 hükmü bağlamında reddi ve hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğunu, “...” ibaresi telaffuz edildiğinde akla davacının geldiğini, davalının bu ibarenin benzerini marka başvurusuna konu etmesinin kötü niyetli olduğunu, dava konusu başvurunun davacı markalarının serisi intibaı yaratacağını, başvurunun SMK m.6/5 hükmü bağlamında reddi ve hükümsüzlük koşullarının oluştuğunu iddia ederek ...’nun ... sayılı kararının iptaline ve Davalı şirketin ... başvuru numaralı "..." markasının tescili için başvurulan tüm sınıflarda reddine, ... başvuru numaralı "..." markasının tescil edilmesi durumunda sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesiyle, verilen Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Diğer davalı davaya cevap vermemiş, ön inceleme duruşmasına katılımı olmamış, bilirkişi raporu alındıktan sonra vekili aracılığıyla sunduğu dilekçeler ile, marka başvurularını geri çektiklerini dosya kapsamında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karar verilmesini, davacı vekilinin de yine bu talebi içerir dilekçe sunduğunu bildirmiştir. YARGILAMA: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; ...’nun ... sayılı kararının iptaline ve Davalı şirketin ... başvuru numaralı "..." markasının tescili için başvurulan tüm sınıflarda reddine, ... başvuru numaralı "..." markasının tescil edilmesi durumunda sicilden terkinine karar verilmesine karar verilmesi talebine ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. ...'den celbedilen işlem dosyasının tetkikinden; davalı adına 22.06.2022 tarihinde tescil başvurusu yapılan ve kapsamında 21. sınıftaki bir kısım malların bulunduğu, ... sayılı, “...” ibareli marka başvurusu, dava dışı üçüncü kişiye ait marka sebebiyle 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) m.5/1,ç hükmü bağlamında kısmen reddedilmiştir. Başvurunun kalan hizmetler bakımından yayımına karşı davacı tarafından SMK m.6/1, m.6/5 ve m.6/9 hükümleri kapsamında yapılan itiraz, ... ... (...) tarafından reddedilmiştir. Ret kararına karşı ... nezdinde davacı tarafından yapılan itiraz, ...’nin ... sayılı kararı ile ''... başvuru numaralı "..." ibareli başvurunun ilanına yapılmış olan itirazın reddi yönündeki ... kararına karşı, başvurunun ..... sayılı "....., "... ...", "... ...", "..." ibareli markalar ile karıştırılma ihtimali, tanınmışlık ve kötü niyet gerekçesiyle 6769 s. SMK'nın 6 ncı maddesi uyarınca reddedilmesi talebiyle yapılan itiraz incelenmiştir. Yerleşik içtihada göre, halkın malların veya hizmetlerin aynı işletmeden veya ticari ya da idari olarak bağlantılı bir işletmeden geldiğine inanması riski karıştırılma/ilişkilendirme olasılığını ortaya çıkartır. Karıştırılma ihtimali incelemesinde mal/hizmet benzerliği, işaret benzerliği, benzerliğe gerekçe olarak gösterilen markanın ayırt edici gücü ve hedef tüketici kitlesinin bilgi ve dikkat düzeyi ele alınır. Bu unsurlardan birinin zayıf olması diğer unsurların güçlü olması ile telafi edilebilir. Örneğin markalar arasında işaret benzerliği zayıf ise yüksek dereceli mal/hizmet benzerliği ve benzerliğe gerekçe olarak gösterilen markanın ayırt edici gücünün yüksek olması durumunda markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunabilir. Öte yandan markalar arasında işaret benzerliğinin bulunmaması ya da mal/hizmet benzerliğinin bulunmaması durumunda, diğer unsurları incelemeye gerek duyulmaksızın markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığına karar verilir. Ayrıca markalar arasındaki işaret benzerliği değerlendirilirken Markaların ihtiva ettiği ibare veya ... unsurlarının ayrıştırılarak tek tek ele alınması yerine bütün olarak bir değerlendirme yapılmalıdır. Mallar ile malların sunumu hizmetleri arasında benzerlik bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa bu benzerliğin düzeyinin tespiti karıştırılma ihtimali incelemesi için önem arz etmektedir. Mallar ve söz konusu malların perakendeciliği hizmetleri her ne kadar doğası, amacı, kullanım şekli, rekabet halinde olup olmama faktörleri bakımından farklı olsalar da dağıtım kanalı, ilgili tüketici kesimi ve tamamlayıcılık açısından benzer özelliklere sahiptirler. Bu özellikleri göz önünde bulundurulduğunda mallar ve o malların perakendeciliği hizmetlerinin düşük derecede benzerlik düzeyine sahip olduğu değerlendirilmektedir. Yapılan inceleme sonucunda, başvuru kapsamında yer alan mallar ile itiraza mesnet markaların kapsamlarındaki malların/hizmetlerin mahiyeti ve başvuru ile itiraza mesnet markaların benzerliği bir arada değerlendirildiğinde başvuru ile itiraza mesnet markalar arasında itiraza konu mal ve hizmetler bakımından ilişkilendirme/karıştırılma ihtimali bulunmadığı kanaatine varılmıştır. 6769 s. SMK md. 6/5 "Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hallerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir." hükmünü amirdir. 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesi gereğince bir başvurunun reddedilebilmesi için, itiraza mesnet markanın ülkemizde tanınmış bir marka haline geldiğinin kanıtlanması ve bu tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanması, markanın itibarına zarar verilmesi veya söz konusu markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi tehlikesinin doğabileceğinin ortaya konulması gerekmektedir. Dolayısıyla, bir markanın sektöründe belirli bir bilinirliğe sahip olması, aynı ya da benzer başka bir markanın farklı mallar üzerinde tesciline engel oluşturabilmesi için yeterli olmayıp, aynı zamanda yukarıda belirtilen şartların oluşması gerekmektedir. Önceki markanın sahibi fiili ve mevcut zararı göstermek zorunda olmasa da, markasının tanınmışlığından haksız yarar sağlanacağına ya da markasının itibarına zarar verileceğine ya da markasının ayırt edici karakterinin zedeleneceğine ilişkin olarak gelecekteki (markanın tescil edilmesi veya kullanılması halinde) riske dair farazi (varsayımsal) olmayan ve aksi ispat edilmedikçe iddiayı ispata yeterli ve geçerli olan deliller ileri sürmek zorundadır. Buradan hareketle, itiraz sahibi yukarıda sayılan durumların, olayların olağan akışı içinde öngörülebilir olması bakımından gerçekleşmesi muhtemel olduğunu ortaya koymak durumundadır. Muterizin md. 6/5 gerekçeli itirazı, karıştırılma ihtimaline ilişkin yukarıda yapılan değerlendirme ve sunulan bilgi ve belgeler ışığında incelenmiş ve yerinde bulunmamıştır. Kötü niyet kavramı, "bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak veya başkalarına zarar vermek amacıyla genel olarak kabul edilmiş ahlaki davranışların ve dürüst ticaret ilkelerinin dışında davranan kişinin durumu" olarak tanımlanabilir. Marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı şekilde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız yarar elde etmek, markayı gerçekte kullanmayıp yedeklemek, marka ticareti yapmak, gerçek hak sahibinin piyasaya girişini engellemek, gerçek hak sahibine maddi veya manevi zarar vermek vb. amaçları yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Gerçek hak sahibi ile arasında sözleşme yahut ön sözleşme bulunan başvuru sahibinin, tescil yolu ile ve dürüstlük ilkelerine aykırı biçimde marka üzerinde hak temin etme girişimi de kötü niyet olarak kabul edilir. ..... sayılı kararının 90. paragrafında, inceleme konusu işaretlerin aynı olması, kötü niyete ilişkin diğer faktörlerin hiçbirisi mevcut değilken, tek başına kötü niyetin varlığını ortaya çıkarmaz tespiti yapılmıştır. Bir diğer deyişle, kötü niyetle başvurusunun yapıldığı iddia edilen işaretle buna karşı öne sürülen itiraz gerekçesi markaların aynı (veya benzer) olması veya markaların benzer olduğu yönündeki iddia, tek başına başvurunun kötü niyetle yapıldığını ispatlamayacaktır. Kurul belirtilen tespiti paylaşmaktadır ve başvuruyu oluşturan işaretle itiraz gerekçesi markaların benzer olduğu iddiasını, tek başına, başvurunun kötü niyetle yapıldığını ispatlayan bir husus olarak kabul etmemektedir. Somut olaya ilişkin inceleme yukarıda zikredilen ilkeler ışığında yapılmıştır. Başvurunun kötü niyetle yapıldığı yönündeki iddia somut delillerle ispatlanamadığından ve diğer başkaca koşulların varlığı bulunmaksızın, bir başvurunun sadece önceki tarihli marka ile karıştırılma ihtimali bulunduğu iddiası, o başvurunun kötü niyetle yapılmış bir başvuru addedilmesini gerektirecek bir husus olmadığından, kötü niyet iddiasına dayalı itiraz kabul edilmemiştir. Belirtilen gerekçeler ile itirazın reddi gerekmiştir.'' şeklinde karar verildiği, eldeki davanın iki aylık yasal süre içerisinde tarihinde açıldığı anlaşılmış, işin esasına girilmiştir. Ön inceleme duruşmasında tespit edilen uyuşmazlık konusuyla ilgili iddia, savunmalar doğrultusunda rapor düzenlenmesi için AYRI AYRI seçilen 2 bilirkişiye tevdiine karar verilmiştir. Marka vekili bilirkişi tarafından düzenlenen raporda özetle: -Başvuruya konu işaret bakımından SMK m.6/1 ve m.6/5 başvurunun reddi koşullarının oluşmadığı bu tespitin, iptali talep edilen ... kararı ile uyumlu olduğu, -... sayılı markanın hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, -SMK m.6/9 hükmü bağlamında başvurunun reddi ve hükümsüzlük koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkin değerlendirmenin salt hukuki nitelikte olması sebebiyle bu konuda değerlendirme yapılamayacağı, takdirin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir. Pazarlama uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen raporda özetle: Dava konusu ... kodlu markanın 6769 s. SMK’nın 6/1 bendi kapsamında hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, bu bağlamda iptali talep edilen ... sayılı ... kararının iptali şartlarının oluşmadığı, takdirin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir. Bilirkişi raporlarının her iki tarafın iddia ve savunmasının kapsamı, taraf delilleri, marka kapsamları dikkate alınarak düzenlendiği, hüküm kurmaya yeterli incelemenin yapıldığı, raporun usul ve yasaya aykırı yönünün bulunmadığı, hukuki değerlendirme nihai olarak mahkememizce yapılacağından yeniden rapor alınmasını gerektirir yön bulunmadığı anlaşılmıştır. GEREKÇE: Tescilli bir markanın ait olduğu mal ve hizmetler bakımından sağladığı korumanın kapsamı ve sınırları 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile düzenlenmiştir. “Marka tescilinde nispi ret nedenleri ” başlığı altında düzenlenen 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesi ise; (1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. (2) Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. (4) ... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir. (5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. (7) Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (8) Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir. (9) Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." şeklindedir. Bu düzenleme uyarınca getirilen yaptırımın iki koşulun bir arada bulunması hâlinde uygulanacağı görülmekte olup, bunlardan birincisi tescil başvurusu yapılan markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynı ya da benzer olması, ikincisi ise; her iki markanın da kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı ya da benzer olmasıdır. Ancak burada 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin (5) numaralı fıkrasının hatırlatılması da gereklidir. Zira tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği durumlarda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu ret edilebilecektir. Tanınmış marka kavramı yerleşik Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir. Ayrıca, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin 1. fıkrasında geçen "halk tarafından karıştırılma ihtimali" konusunda ölçünün; bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halk olduğunun göz önünde tutulması gerekmektedir. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma, ilişkilendirme ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, ..., ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir (.....). Bir başka anlatımla, "iltibas tehlikesi" görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları, karşılaştırılan işaretler arasındaki benzerlik, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır. SMK m. 6/5 uygulamasında aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu koşullardan herhangi birinin sağlanmamış olması halinde diğerlerinin varlığı hükmün uygulanması için yeterli olmayacaktır: -Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir marka olmalıdır. -Önceki tarihli markanın Türkiye’de tanınmışlık düzeyine ulaşması gerekmektedir. -Önceki tarihli markanın Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık nedeniyle haksız bir yarar sağlanabilmeli, markanın itibarı zarar görebilmeli veya ayırt edici karakteri zedelenebilmelidir. -Sonraki tarihli marka sahibinin, tescile ilişkin haklı bir sebebi bulunmamalıdır. SMK m.6/9 hükmüne göre; kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Bu bağlamda bir başvurunun kötü niyetle yapılmış olması başka herhangi bir nedene bağlı olmaksızın, tek başına tescil engeli oluşturmaktadır. SMK ile normatif hukuki temele kavuşan bu ret gerekçesinin uygulaması ise daha eskiye dayanmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu vermiş olduğu bir kararda (YHGK., 16.07.2008 tarihli ve ..... sayılı karar.) durumu, “marka başvurusunun kötü niyetle yapılmış olması, yalnızca başvurunun reddine ilişkin bir hâl olmayıp, kötü niyetle tescil ettirilen markanın hükümsüzlüğünü de gerektirir.” şeklinde ifade etmiştir. Kötü niyetin belirgin bir tanımı olmamakla birlikte idari ve adli uygulamalarla oluşturulmuş çeşitli ölçütleri vardır. Bu ölçütler temelde markanın işlevi dışında başka amaca yönelik tescil edilme durumunun çeşitli örneklerinden oluşmaktadır. Ticari dürüstlük kurallarına aykırı olarak, başkasının markasını ele geçirmeye, başkasının markasından haksız yararlanmaya yönelik olarak yaptırılan haksız tesciller kötü niyetlidir. ... Marka İnceleme Kılavuzu’na göre; kötü niyet kavramı, “bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak” veya “başkalarına zarar vermek amacıyla genel olarak kabul edilmiş ahlaki davranışların ve dürüst ticaret ilkelerinin dışında davranan kişinin durumu” olarak tanımlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki bir marka başvurusunun kötü niyetle yapılıp yapılmadığı,başvuru anındaki duruma göre değerlendirilir. Nitekim SMK m.6/9 hükmü başvuru anına sonuç bağlamıştır. Bu anlamda sonradan yapılacak iş ve işlemler başlangıçtaki kötü niyeti ortadan kaldırabilecek nitelikte değildir. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında;
Davalı Markası Örnek Davacı Markaları
...+.....
Tarafların emtia gruplarına bakıldığında; dava konusu marka başvurusunun 21.sınıftaki malları kapsadığı; davacının dayanak markalarında yer alan mal ve hizmetlerin ise 09, 35, 36, 38, 41, 42. sınıfları kapsadığı görülmüş, mal ve hizmet karşılaştırılması yönünden taraf markalarının aynı/benzer olmadığı anlaşılmıştır. Şu hâlde, SMK 6/1 maddesi yönünden tescil engellerinde aranan şartlardan mal ve hizmet aynılığı/benzerliği gerçekleşmemiştir. Devamla; Davalının markasının incelenmesinde; dava konusu ... +... ibareli şeklindeki başvurunun turkuaz ve yeşil renk geçişlerinden oluşan damla görseli ile bu görselin altında yer alan ağırlıklı olarak turkuaz rengi ile yazılmış olan ... sözcüğünden oluştuğu, markanın sözcük kısmının son harfini oluşturan ‘’a’’ harfi üzerine inceltme işareti (şapka) konulup okunduğunda Arapça ‘...’ sözcüğünü çağrıştırdığı, ‘’...’’ kelimesinin hukuk terimi olarak bir devletin hükmü altında bulunan kişiler, tarih terimi olarak yönetim altında bulunan insanlar, felsefe ve sosyoloji terimi olarak uyruk ve Osmanlı Türkçesinde ise uyruk, vatandaş anlamına geldiği, dava konusu olan marka da sözcük ve ... eşit oranda görünür durumda olduğu, dolayısıyla markanın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği, anlaşılmıştır. Davacının markalarının incelenmesinde; davacının dayanak markalarının bir kısmını siyah renkle yazılmış kelime markaları olduğu; kelime markalarında ayırt edici unsurun “...” ibaresi olduğu; bir kısım markalarında ise renk ve ... unsurlarının bulunduğu anlaşılmaktadır Markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve ..... sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da göz önünde bulundurularak yapılan incelemede, davacı adına tescilli "..." esas ibareli markalar ile davalının "...+...'' ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunup bulunmadığı irdelendiğinde; dava konusu markanın görsel hafıza bir bütün olarak tasarım şekli ve renkleri ile görsel iz bırakacağı, davacının dayanak markalarından siyah renkle yazılmış kelime markalarının esas unsuru “...” ibaresi ile görsel olarak orta düzeyde benzer olduğu; davacının ... ve renk unsuru içeren markaları ile görsel olarak benzerlik bulunmadığı, işitsel karşılaştırmada dava konusu “...” ibaresinin davacının dayanak markalarından “... -..... vb.” bir kısmının yazıldığı gibi okunarak seslendirildiği, bir kısmının “...” şeklinde seslendirileceği, açıklanan gerekçe ile dava konusu marka, davacının ...+..... kelime ekleri ile oluşan markaları ile karşılaştırıldığında,”...” kelimesinin tek başına özgünlük açısından ayırt ediciliğinin zayıf olduğu dikkate alındığında işitsel olarak benzerlik bulunmadığı; davacının sadece “...” olarak seslendirilebilecek markaları ile benzerlik bulunduğu; kavramsal karşılaştırmada dava konusu markada yer alan “...” ibaresinin Türkçe bilinen bir anlamı bulunmadığı, davacının dayanak markaları ise kavramsal olarak, Türkçe bilinen bir anlamı bulunmayan “...” ibaresi ve daha çok markaların kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin türünü, niteliğini belirten unsurlardan oluştuğu, “...” ibaresinin, “...” şeklinde değil de tüm harfleri büyük harfle yazıldığında, üç harften oluştuğu ve Türkçe bilinen bir anlamını da bulunmadığı dikkate alındığında, bazı ifadelerin kısaltması olarak kavramsal bir iz bırakacağı, somut olayda da davacı markalarının kapsamında ve davacının genel faaliyet alanı açısından, ... Şirketi’nin ticaret unvanından yer alan “...” kelimelerinin baş harflerinin kısaltması olarak algılanacağı, “...” ibaresinin, “...” nin kısaltması olarak da bilinen bir şekilde aktif olarak kullanıldığı, ...’nin aynı zamanda ..... isimli internet sitesini, “....” alan adı ile kullandığı, dava konusu “...” ibaresinin bütün olarak kavramsal hafızada iz bırabileceği dikkate alındığında, dava konusu marka ile davacının dayanak markalarının bir kısmında yer alan esas unsur olan “...” ibaresi ile zayıf düzeyde benzerlik bulunduğu; işin uzmanı veya dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu ürünler için ayırdığı satın alım ve yararlanım süresi içinde, davalının "...+..." markasını gördüğünde bunun davacının mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceği, tescilli markaların bir uzantısı, yeni bir versiyonu, yeni bir serisi olarak algılanmasının ihtimal dahilinde olmadığı, taraf markaları arasında iltibas bulunmadığı, SMK 6/1 maddesinde sayılan çifte benzerlik şartının somut olayda gerçekleşmediği, bu durumda SMK 6/1 şartlarının somut olayda meydana gelmediği, iltibas tehlikesinin bulunmaması halinde 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin (5) numaralı fıkrasının uygulama alanı bulmayacağı, davalının markanın amaç ve fonksiyonlarına aykırı olarak davacıya ve 3. kişileri baskı altına alma, engelleme, santaj, yedekleme, tuzak, marka ticareti yapma konusunda kötüniyetli başvuruda bulunduğuna dair delilin dosya kapsamında mevcut olmadığı, yalnızca benzer marka başvurusunda bulunmak kötüniyetli başvuru olduğunu kabule yeterli olmadığı, kötüniyet iddiasının ispat edilemediği, SMK 6/9 şartlarının somut olayda gerçekleşmediği; anlaşılarak ... İptal talepli davanın reddine karar verilmiş, ayrıca kararın verildiği tarihte yapılan kontrolde dava konusu markanın tescilli olmadığı anlaşıldığından hükümsüzlük talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere: 1-... İptal talepli davanın REDDİNE, 2-Hükümsüzlük talepli dava bakımından karar verilmesine yer olmadığına, 3- Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 4-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 5-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Davalılar tarafından yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatırana iadesine (HMK m.333), Dair, verilen karar hazır olan taraf vekillerinin yüzlerine karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Bölge Adliye Mahkemelerinde istinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı. 22/10/2024
Katip ..... Hakim ..... e-imzalıdır ¸ e-imzalıdır