İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2023/890 E. 2026/578 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2023/890
Karar No
2026/578
Karar Tarihi

T.C. KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/890 Esas - 2026/578 T.C. KAYSERİ TÜRK MİLLETİ ADINA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2023/890 Esas KARAR NO : 2026/578 HAKİM : KATİP :

DAVACI : ... VEKİLLERİ : Av. DAVALI : ... ... DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 07/10/2023 KARAR TARİHİ : 19/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 01/07/2026

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekilinin dava dilekçesinden özetle; davacı ile davalı arasında 2015 yılı öncesinde başlayan ve 2015 yılında yoğunlaşan 2018 yılına kadar devam eden açık hesap ilişkisi bulunduğunu, davalıya çeşitli tarihlerde ürünler satıldığını, davalı uhdesinde 2015 yılında çeşitli tarihlerde satmış olduğu ürün bedellerinden kaynaklı toplam 2.021.588,59 TL alacağı olduğunu, söz konusu alacağın tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olduğunu, alacağın kaynağı olan faturaların, sevk irsaliyelerinin, Ba/Bs formlarının ve diğer evrakların incelenmesi halinde alacağın sübuta ereceğini, ayrıca bahse konu alacak üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen halen ödenmediğini, TTK Md. 1530 hükmüne göre davalının temerrüde düştüğünü, davalının alacağın üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen ödemediğini, bunun sonucunda davacının büyük zararının olduğunu, temerrüt faizinin zararı karşılamadığını, davacının bahse konu alacağa vadesinde kavuşmaması nedeniyle önemli miktarda nakitten yoksun kaldığını, bu açığı kapatmak için krediler kullandığını, bankalara faiz ödemesi yaptığını, bu hususun bankalar nezdindeki kredi sözleşmeleri ile sabit olduğunu, 2015 yılından bu yana ülkemizde olağanüstü enflasyon yaşandığını, asgari ücretlerin ve emtiaların olağanüstü derecede arttığını, Türk Lirasının büyük değer kaybettiğini, TBK md. 122 hükmüne göre borçlunun alacaklının temerrüt faizini aşan zararını gidermekle yükümlü olduğunu, davacının uğramış olduğu aşkın zararın tahsili için mahkemeye başvurma zorunluluğu doğduğunu belirterek davalı uhdesindeki 100.000 TL alacağın TTK Md. 1530 hükmü uyarınca gerçekleşen temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, temerrüt faizini aşan zarardan kaynaklı 1.000 TL alacağın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı tarafından cevap dilekçesi verilmediği görülmekle HMK 128.maddesi gereği bütün vakıaları inkar etmiş sayılacağı anlaşılmıştır. DELİLLER: fatura ve sevk irsaliyeleri, Form BA-BS kayıtları, ticari defter ve belgeler, isticvap,yemin, bilirkişi kök ve ek raporu. Ankara Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne talimat yazılarak dosyanın mali müşavir bilirkişiye tevdi ile davalı şirketin ticari defter ve belgelerinin incelenerek rapor düzenlenmesine karar verilmiş, davalı şirkete ihtarlı tebligat yapılmasına rağmen herhangi bir ticari defter ve belge ibrazında bulunulmamıştır. Ankara Nöbetçi Ticaret Mahkemesi'ne talimat yazılarak davalı şirkete isticvap davetiyesi tebliğ edilerek davacı vekilinin 10/10/2024 tarihli dilekçesi ekinde asılları sunulan 5 adet çek iade bordrosundaki imzaların şirket yetkilisine ait olup olmadığı hususunda beyanının alınması karar verilmiş olup davalı şirket yetkilisi Gülhan Bıyıklı "686.000,00 TL tutarlı çek ve 1.850,000 TL tutarlı senedi şirket yetkilisi olduğum davalı şirkete iade edildi." şeklinde yemin eda etmiştir. Mahkememizce, dosyanın mali müşavir bilirkişiye tevdi ile davacı tarafın ticari defter ve belgeleri incelenerek rapor düzenlenmesine karar verilmiş olup bilirkişi tarafından düzenlenen 30/06/2024 tarihli kök raporda özetle; davacı tarafın alacak talep ettiği ve 2015 yılında düzenlenen faturalar toplamı 6.450.974,34 TL'dir. Bu faturaların tamamı davalı tarafça kabul edilerek vergi idaresine beyan edildiği, davacının ticari defterlerinde davalıdan 7.715.466,00 TL tutarında çek- senet girişi yapıldığı ve nakit tahsilatlarının olduğu görüldüğü, davacının ticari defterlerinde ayrıca davalıdan 726.601,45 TL tutarında fatura girişi yapıldığına ilişkin kayıt olduğu, davacının ticari defterlerinde davalıdan alınan çek ve senetlerin iade edildiği ve davalıya ayrıca ödeme yapıldığı bu şekilde davalı hesabına borç kaydedilen tutarın 5.811.941,45 TL olduğu, davacının davalıya düzenlediği faturalar, alınan çek ve senetler, iade edilen çek ve senetler bir bütün olarak hesaplamaya dahil edildiğinde davacının 2.020.848,34 TL alacağı hesaplandığı, ancak bu tutar henüz ispatlanmadığı, davacının ticari defterlerinde girişi yapılan çek ve senetlerden iade edilenlerin (ödenmeyen) davacı tarafça ispatlanması gerektiği düşünülmediği, bu hususa yönelik bir kısım belgeler dosya ekinde bulunmakla beraber davacının ispatlaması gerekenlerin raporumuz ekindeki (Ek Tablo-1) olduğu düşünüldüğü, ispatlanan tutarlar hesaba katılırsa davacının alacağı oluşmadığı, davacı Tarafça Davalıya Düzenlenen Faturalar (Tablo-1) 4.650.974,34 Davalının Davacıya Verdiği Çek-Senet ve Ödeme (Tablo-2) -7.715.466,00 Davacının İspatlı/Çek ve Senet İadesi ve Davalıya Ödeme (Ek Tab.2)| 3.275.941,45 Davalının Davacıya Düzenlediği Faturalar (Tablo-4) -726.601,45 Bakiye Davacı Borcu -515.151,66 olduğu, davacının davalıdan temerrüt faizi ve munzam zarar talep edemeyeceğinin düşünüldüğü bildirilmiştir. Dosyanın rapor düzenleyen mali müşavir bilirkişiye yeniden tevdi ile ek rapor alınmasına karar verilmiş olup bilirkişi tarafından sunulan 03/06/2025 tarihli ek raporda özetle; mahkemenin ara kararında belirtilen hususlar işbu ek raporumda yeniden incelendği, mahkemenin ara kararında belirtilen davalıdan alınan ve iade kayıtlı olan tüm çek ve senetlerin iade olduğunun kabulü alternatiflerine göre hesaplamalar yapıldığı, davacının faiz talebi ve munzam zarar talebine ilişkin kök rapordaki görüşte bir değişiklik söz konusu olmadığı bildirilmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, ticari alım-satımdan kaynaklanan alacağın faiziyle birlikte tahsili ve temerrüt faizini aşan munzam zararın tahsili istemine ilişkindir. Somut uyuşmazlıkta; davacı taraf, davalı şirketle 2015-2018 yıllarına ilişkin açık hesap şeklinde ticari ilişkisi bulunduğunu, davalıya satmış olduğu ürünlerden dolayı alacağı bulunduğunu ancak aradan geçen 8 yıla rağmen borcun ödenmediğini, TTK'nın 1530. Maddesi uyarınca davalının temerrüte düştüğünü, davacının davalı uhdesinde kalan fazlaya ilişkin hakları saklı olmak üzere 100.000,00-TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiliyle birlikte, davacının karar tarihindeki temerrüt faizini aşan zararlardan kaynaklı 1.000-TL alacağının temerrüt tarihinden itibaren faiziyle birlikte tahsilini talep etmektedir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının ticari alım-satım nedeniyle davalıdan alacağı ve temerrüt faizini aşan zararının bulunup bulunmadığı hususuna ilişkindir. Davalı tarafın ticari defterlerini incelemek için Ankara Nöbetçi Ticaret Mahkemesine talimat yazılmış ise de yasal ihtara rağmen davalı tarafça ticari defter ve belgelerin ibraz edilmediği anlaşılmıştır. Davacı şirketin ticari defter ve belgeleri mali müşavir bilirkişi tarafından incelenmiş olup buna göre; davacının 2015 yılı başında davalıdan 740,25 TL devir bakiye alacağı bulunduğu, davacının ticari defterlerinde 2015 yılında davalıya düzenlenen ve davalıdan alacak olarak kaydedilen faturalar toplamı 4.650.974,34 TL olup davalıya ait Ba formları incelendiğinde davacıdan 2015 yılında 36 adet fatura ile 3.941.501 TL alış bildiriminde bulunulduğu, KDV dahil tutarın 4.650.974,34 TL olduğu, vergi idaresine beyan edilen Ba formlarındaki tutarın KDV hariç tutarlar olduğu, KDV dahil 4.650.974,34 TL tutarındaki satışın KDV hariç kısmı (4.650.974,34 TL * 1,18 -) 3.941.501 TL olduğundan davalı tarafça davacının düzenlemiş olduğu tüm faturaları kabul ederek vergi idaresine beyan edildiği sabittir. Bu durumda davalının ödemeleri ispatlaması gerekmektedir. ( Raporun sonuç bölümünde maddi hata yapılarak 4.650.974,34 TL yerine 6.450.974,34 TL yazıldığı tespit edilmiş ise de sözkonusu hatanın açıkca maddi hata olduğu dikkate alınmıştır.) Davacının ticari defterlerinde davalıdan girişi yapılan çek/senet ve diğer tahsilatlar incelendiğinde; davacının ticari defterlerinde 2015 yılında 5.315.466 TL; 2016 yılında ise 2.400.000 TL olmak üzere toplam 7.715.466 TL tutarında çek-senet girişi ve diğer tahsilat kaydı bulunmaktadır. Bilirkişi raporundaki Tablo 3 açıkca belirtildiği üzere bazı senetlerin davalıya iade edildiğine ilişkin davalının imzasını taşıyan iade bordroları bulunmakta olup ancak bazılarında davalının imzası bulunmadığı yine tabloda ayrıntısı belirtilen senetlere ilişkin de senet iadesine ilişkin ise belge bulunmadığı bu şekilde iade belgesi olmayan çek ve senet miktarının 2.536.000,00-TL olduğu belirlenmiştir. Ayrıca davacının ticari defterlerinde davalı tarafça düzenlenmiş toplam 726.601,45-TL tutarında fatura giriş kaydı bulunmaktadır. Davacı defterlerinde iade edildiği belirtilen imzasız/belgesiz kayıtlarda dikkate alınarak yapılan hesaplamada davacının 2.020.848,34-TL bakiye alacağı çıkmaktadır. Ancak yukarıda açıklandığı üzere imzasız/belgesiz çek ve senet bedeli toplamı 2.536.000,00-TL olduğundan iade hususu ispatlanamadığı takdirde davacının bir alacağı sözkonusu olmayacaktır. Hemen burada belirtmek gerekir ki imzalı iade belgeleri yönünden de davalı şirketin isticvabı gerektiğinden Ankara Nöbetçi Ticaret Mahkemesi'ne talimat yazılarak davalı şirkete isticvap davetiyesi tebliğ edilerek davacı vekilinin 10/10/2024 tarihli dilekçesi ekinde asılları sunulan 5 adet çek iade bordrosundaki imzaların şirket yetkilisine ait olup olmadığı hususunda beyanının alınması, imza inkarında bulunulması halinde imza örneklerinin alınmasının istenilmiş ise de davalı taraf mazeret bildirmeksizin talimat duruşmasına katılmadığından 5 adet çek iade bordrosundaki imza yönünden davalının imza inkarının bulunmadığı kabul edillmiştir. Garanti Bankası Ümitköy/Ankara Şubesinin 04/12/2024 tarihli cevabi yazısı ile davacı vekilinin bildirdiği 10 adet çek şubeye iade edildiğinden iptal statüsü gördükleri, yalnızca 1295113 nolu çekin ibrazının tespit edilmediğinin bildirildiği, ancak bu çeke ilişkin olarak da davalı yanın isticvap duruşmasına katılmaması nedeniyle iade bordrosundaki imzayı kabul etmiş sayıldığı netice itibariyle davacı vekilince bilgileri sunulan 10 adet çekin iade edildiği gözetildiğinde davacının alacak miktarının tayini, ayrıca tüm çeklerin iade olunduğunun kabulü halinde davacının alacak miktarının ayrı ayrı tespiti suretiyle ek rapor düzenlenmesi istenilmiş olup 03/06/2025 tarihli ek raporda; davacının defterlerine göre davacının davalıya 515.151,66 TL borcu bulunduğu, ancak davacının kayıtlarında yer alan 686.000 TL tutarlı çekin iade edildiği kabul edilirse davacı alacağının (686.000 TL — 515.151,66 -) 170.848,34 TL olacağı ayrıca 1.850.000 TL tutarlı senedin de iade edildiği kabul edilirse bu tutarında eklenmesi neticesinde davacı alacağının 170.848,34 TL + 1.850.000 TL = 2.020.848,34 TL olacağı belirtilmiştir.Bu hususta davacı tarafından davalıya karşı yemin teklif edilmiş olup davalı şirket yetkilisinin talimat mahkemesinde alınan beyanında 686.000 TL tutarlı çekin ve 1.850.000 TL tutarlı senedin yetkilisi olduğu şirkete iade edildiğine dair yemin ettiği anlaşıldığından davacının iş bu miktar tutarında çek ve senetleri iade ettiğinin ispatlandığı, bu halde davacının davalı şirketten 2.020.848,34 TL alacaklı olduğunun anlaşıldığı davacının dava dilekçesinde 100.000 TL alacak talep ettiği görüldüğünden taleple bağlı kalınarak 100.000 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1530. maddesindeki ticari hükümlerle yasaklanmış işlemler ile mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçları ile ilgili olarak yer alan düzenlemenin 2. ve 4. bentlerinin ise ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde uygulanması mümkün olup, tacirler arasındaki satım sözleşmesinde bu maddenin uygulanmasının imkanının olmaması nedeniyle somut olayda bu madde hükmünün uygulanması mümkün görülmemiştir. (Yargıtay 19. H.D.'nin 28/04/2022 tarihli, 2020/6719 Esas ve 2022/3585 Karar sayılı emsal kararı)Davacı tarafından, davadan önce davalının temerrüde düşürüldüğüne dair delil de sunulmadığından dava tarihinden itibaren avans faizine hükmetmek gerekmiştir. Davacının munzam zarar talebi yönünden yapılan incelemede; Munzam zarar, TBK'nun 122. maddesinde (818 sayılı BK'nun 105.maddesi) düzenlenmiştir. Anılan hüküm; "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür." düzenlemesini içermektedir. Munzam zarar davasında davacı, zararın varlığını ve miktarını; davalı ise, borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlayacaktır.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 19.6.1996 gün ve 1996/5-144 esas 1996/503 karar sayılı kararında da kabul edildiği üzere, davacının ispatla yükümlü olduğu zarar, belli paranın gününde ödenmemesinden doğan zarardır. Daha açık bir anlatımla, alacaklı, borcun kendisine geç ödenmesi sebebiyle uğradığı zararın ne olduğunu ve miktarını ispatla yükümlüdür. Bu bağlamda zarardan anlaşılması lazım gelen; davacının bu paranın ödenmemesi sebebiyle mahrum kalınan kar ya da varsayılan gelir değildir. Bu zarar davacının öz varlığından, ekonomik ve sosyal faaliyetlerinden, toplum içindeki statüsünden, başına gelen olaylardan kaynaklanan somut olgular nedeniyle uğramış olduğu zarardır. O halde davacı-alacaklı, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu somut olgulara dayanarak kesin ve net bir biçimde kanıtlamalıdır. Genel ve soyut nitelikteki enflasyonun ya da bankalarda mevduat için ödenen faizin temerrüt faizinden yüksek oranda olması, munzam zararın gerçekleştiği ve kanıtlandığı anlamına gelmez. Burada davacının kanıtlaması gereken husus, enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olgular değil, şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü keyfiyetidir. Örneğin, alacağını zamanında tahsil edememekten ötürü başkasına olan borcunu ödemek için daha yüksek oranda faizle borç aldığını; alacaklı olduğu parayı zamanında alsa idi, yabancı para ile ödemek durumunda olduğu borcunu, geçen süre içinde gerçekleşen bu fark nedeniyle daha yüksek kurdan ödemek zorunda kaldığını; borçludan alacağını zamanında tahsil edeceğine güvenerek üçüncü kişilere karşı bir takım yükümlülükler altına girip, borçlunun borcunu geç ödemesi yüzünden bu üçüncü kişilere karşı edimini yerine getiremediği için cezai şart ya da vergi cezası ödediğini, mallarının haczedildiğini veya yüksek faizli kredi almak zorunda kaldığını; kanıtlamak durumundadır. Yoksa soyut ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen, genel ekonomik konjöktürel olgular Borçlar Yasasının 105.maddesinde sözü edilen munzam zararın tazminini gerektirmez. Öte yandan, borçlunun borcunu ödemede temerrüde düşmesi durumunda, alacaklının başkaca bir hususu kanıtlamadan salt ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar ( enflasyon, yüksek faiz, döviz kur farkı, paranın değerindeki düşüş vb. gibi olgular ) Borçlar Yasasının 105.maddesindeki munzam zararın kanıtları olarak gösterilip, bunların doğurduğu olumsuzluk gerçek zarar olarak gösterilemez. Ülkedeki enflasyon oranı zararın miktarının gerçekçi bir biçimde saptanabilmesi için ölçü olarak kullanılabilir ise de somut olgulara dayanmaksızın salt zararın varlığını ispat etmek için kullanılamaz.( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/11-938 E. 2022/401 K. Sayılı ilamı ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/3549 E, 2023/7291 K. Sayılı ilamı aynı yöndedir.) Somut uyuşmazlıkta davacı taraf borcun zamanında ödenmemesi nedeniyle kredi çekmek zorunda kaldığını ve yüksek faiz ödediğini ileri sürmekte ise de davalının dava tarihinden önce temerrüde düşürülmediği dolayısıyla dava tarihinden önceye dair temerrüt faizi talep edilemeyeceği, bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere davacının alınan çek ve senetler nedeniyle davalıya borçlu olduğu ancak bahse konu çek ve senetlerin ödenmemesi nedeniyle alacaklı hale geldiği, davacı tarafın davalıya düzenlediği 4.650.974,34 TL tutarındaki fatura karşılığında 7.190.586,00 TL tutarında kambiyo senedi aldığı ancak davacı tarafça davalıdan almış olduğu kambiyo senetlerini tahsile koyarak alacağına kavuşma imkanı varken davalıya takip başlatılmadığı, ayrıca davacının 06.10.2016 tarihinde davalıya 412.441,45 TL tutarında para gönderdiği de gözetilerek davalıdan munzam zarar talep edemeyeceği sonucuna ulaşıldığından munzam zarar talebinin reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenler ile; 1-Davanın KISMEN KABULÜ ile 100.000-TL' nin dava tarihi olan 07/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 2-Munzam zarar talebinin REDDİNE, 3-Alınması gereken 6.831,00-TL nispi karar ve ilâm harcından, davacı tarafından yatırılan 1.724,83-TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 5.106,17-TL karar ve ilâm harcının davalıdan alınarak Hazine' ye gelir kaydına, 4-Davacı tarafça yatırılan 1.724,83-TL peşin harç ve 269,85-TL başvurma harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafça yargılama boyunca yapılan; 2.721,00-TL tebligat masrafı, 997,00-TL posta ve müzekkere, 8.000-TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 11.718,00-TL yargılama giderinin davanın kabul red oranına göre belirlenen 11.601,99-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına 7-Davacı taraf kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T. 13/1 maddesi uyarınca taktir olunan 45.000-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00-TL arabuluculuk ücretinin (yargılama gideri) davanın kabul ret oranına göre belirlenen 30,89-TL'sinin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 9-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00-TL arabuluculuk ücretinin (yargılama gideri) davanın kabul ret oranına göre belirlenen 3.089,11-TL'sinin davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,

10-Davacı tarafından yatırılan yatırılan gider avansından, HMK'nun 333/1. maddesi gereğince, yargılama sırasında yapılan masraflar ile karar tebliğ giderlerinden geriye kalan avansın kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.19/06/2026

Katip ¸E-imzalıdır

Hakim ¸E-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2023/890, K. 2026/578, T. 19.06.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2023-890-e-2026-578-k-51f1ecc7632b