İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2023/635 E. 2025/333 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2023/635
- Karar No
- 2025/333
- Karar Tarihi
T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/635 KARAR NO : 2025/333
DAVA : Menfi Tespit (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 22/09/2023 KARAR TARİHİ : 17/04/2025
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız -----Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Menfi Tespit Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasında dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ DAVA/TALEP; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ----- plakalı aracın maliki olduğunu, davalı ... şirketi ise aracın trafik zorunlu mesuliyet sigorta poliçe ile sigortalayan şirket olduğunu, davacı söz konusu aracı diğer dosya borçlusu ----- tamir amaçlı teslim ettiğini, diğer borçlu davacının bilgi ve muvafakatı olmadan kullanıp, alkollü vaziyette birden fazla araca çarparak araçlara maddi hasar verdiğini, davalı şirket, rücuen ödediği hasarı talep ettiğini ve tahsil amacıyla ---- İcra Dairesi ----- Esas numaralı dosya ile icra takibi başlattığını, davacı süresinde itiraz yapamadığından takip kesinleştiğini, arz ve izah edilen sebeplerle ve resen bulunacak hususlarla fazlaya ilişkin haklarımız mahfuz kalmak kaydıyla davacının -----İcra Dairesi ----- Esas sayılı dosyası ile borçlu olmadığını İİK. madde 72'ye göre menfi tespitine, dava aşamasında tahsilat halinde istirdata dönüşmesine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretininde davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Söz konusu iş, davacı açısından ticari iş niteliğinde olmadığını, görevli mahkemeler Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, bu açıdan görev yönünden reddi gerektiğini, davacı aracı diğer dosya borçlusu ------ tamir amaçlı teslim ettiğini, dava dilekçesinin ekinde ibraz edilen Yargıtay ----. HD ----- sayılı ve 03.04.2017 tarihli emsal kararına göre; ilgili hasardan sorumlu tutulamayacağını ve bu nedenle de rücu borcunu kabul etmediğini iddia ettiğini, ancak Yargıtay -----. Hukuk Dairesi -----sayılı ilamı,T.C. Yargıtay-----. Hukuk Dairesi ------ sayılı ilamları tamirciye bırakılan aracın sahibinin kusursuz olacağını hüküm altına alındığını, arz ve izah edilen sebeplerle ve resen bulunacak hususlarla davanın reddi ile, yargılama giderleri ve avukatlık ücretininde davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DELİLLER :Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, Nüfus Kayıtları, ----İcra Dairesi'nin----Esas sayılı dosyası, ---- Noterler Birliği Trafik Tescil Kayıtları, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi Kayıtları, Hasar Dosyası ve Poliçe, Kaza Tespit Tutanağı, Alkol Test Raporu, 27/08/2022 tarihli vasıta teslim tutanağı, Tanık, dosyadaki sair bilgi ve belgeler. TANIK (DAVACI TANIĞI) -----; ' davacı benim yeğenim olur. Kendisi çalıştığından müsait olmadığı için aracın tamir ve bakım işlerini ben yürütüyordum. Tamirci ----- bizim oranın tamircisidir. Bizim muhitte arabaların tamir işini hep o yapar. Mahallemizde kendisini herhangi bir yere çağırıp arabayı teslim ederiz o da götürüp aracın tamir işlerini yapar ben kahveye çarpıp arabayı kendisine teslim ettim. Ertesi gün bu kazanın olduğunu duyduk. Hatta arabayı bulamadık arabayı yeddieminde bulduk. Aracın ön tarafı hasarlıydı , murat ın alkol alıp araç kullanmaktan bu kazayı yaptığını duyduk. Kazadan sonra----- olduğunu, suçunu kabul ettiğini, yapabileceği bir şey olup olmadığını söyledi. Buna ilişkin kendisinden suçu kabul ettiğine dair yazılı bir kağıt almıştım. Ben arabayı ----- teslim ederken yanımda ... da vardı o da semtimizin bir insanıdır . Benim arabayı --- -- teslim ettiğim yerle ----- işyeri arası 2 km arası bir mesafedir Tanıklık için ücret talebim yoktur dedi. " şeklinde beyanda bulunmuştur. TANIK (DAVACI TANIĞI) ----; ' ben çeşmealtında balıkçıyım. ------ beyin de teknesi vardır. Biz beraber bu şekilde tanışığız. ----- dava konusu arabayı yağ kaçırdığından ve bir kaç sorun olduğundan dolayı -----' a teslim ettik. Teslim ederken bende oradaydım. O günün akşamında arabayı kullanırken kaza yaptığını duyduk. ---- bizim muhitin tamircilerindendir. Tanıklık ücreti talebim yoktur dedi." şeklinde beyanda bulunmuştur.
İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİ, VAKIA VE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI: Dava, 6100 Sayılı HMK'nin 106 ve 2004 Sayılı İİK'nin 72/1-3 maddeleri gereğince açılmış menfi tespit ve/veya İİK'nin 72/7,8 maddeleri gereğince istirdat istemine İlişkindir. 6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322 maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne tabi işbu davada; mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak ön inceleme duruşması icra edilmiş ve uyuşmazlık belirlenmiştir. Akabinde duruşmaya katılan taraf vekilleri sulh olmaya davet ve teşvik edilmelerine karşın sulh olmak istemediklerini beyan etmeleri üzerine tahkikata geçilerek deliller toplanıp incelenmiş, tahkikat işlemleri ve incelemeleri yerine getirilmiş ve araştırılacak bir husus bulunmadığı tespit edilerek son duruşmada hazır bulunan taraf vekillerinin sözlü açıklamaları da dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır. Davanın dayanağı olan ---- İcra Dairesi'nin ----- Esas sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden işbu dosyaya eklenmek ve bir örneği çıkarılarak dosyaya konulması suretiyle incelenmiştir. Dosya kapsamı ve icra dosyası üzerinde yapılan incelemede; davacı ... şirketi tarafından 27/10/2022 tarihli hasar ödemesi nedeniyle ------ve ... hakkında 37.981,66 TL miktarın rücuen tahsili için ilamsız takip başlatıldığı ve davacı yönünden takibin kesinleştiği anlaşılmıştır. Buna göre davacı açısından takip kesinleştiğinden davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yararının bulunduğu görülmüştür. Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir.-----Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir----- İspat hakkı ise, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının bir gereği olup, yasalarımızda düzenlenmiştir. İspatın konusu, uyuşmazlığın çözümünde etkili olan, tarafların anlaşamadığı ve çekişmeli olan vakıalardır. Herkesçe bilinen vakıalar ile ikrar edilmiş olan vakıalar ise, çekişmeli olmadığından ispat konusu değildir. Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesine göre "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190.maddesi gereğince de, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." Menfi tespit davalarında da, HMK'nin ispata ilişkin genel kuralları geçerlidir. Bu davalarda davacı taraf, borçlu olmadığını iddia ettiğine göre, olumsuz bir durumun ispatı mümkün olmadığından, kural olarak ispat yükü alacaklıya aittir. Başka bir ifade ile, menfi tespit davasında hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü alacaklıdadır. Yukarıda yapılan açıklamalar ve yapılan yargılamaya göre somut olaya gelince; ----- İcra Dairesi'nin ----- Esas sayılı dosyasından yapılan takibe konu borcun dayanağının haksız fiil niteliğindeki trafik kazasına dayandığı, davacı ... şirketinin davalının malik/işleteni olduğu, takipte borçlu görünen ...'un sürücüsü olduğu ------plakalı aracın karıştığı maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiği ve alkollü sürücünün kusuru ile meydana gelen işbu kaza nedeniyle zarar gören sigortalısı araç için ödediği hasar onarım tazminatının rücuen tahsili istenmektedir. Dava konusu uyuşmazlıkta hasar onarım bedeline ve kusura ilişkin bir iddia bulunmamakta olup davacı taraf aracı diğer borçlu sürücüye tamir için bıraktığı ve böylece işleten sıfatının bulunmadığından borçtan sorumlu tutulamayacağını ileri sürmektedir. Bilindiği üzere 2918 sayılı KTK hükümlerine göre, trafik kaydı "işleteni" kesin olarak gösteren bir karine değilse de, onun kim olduğunu belirleyen güçlü bir kanıt niteliğindedir. Ancak, trafik kaydına rağmen işletenliğin 3. kişi üzerinde bulunmasını engelleyen bir yasa hükmü yoktur. (Yargıtay -----HD ----- sayılı ilam). Aynı yasanın 3. maddesinde, "İşleten: Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak, ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır." şeklinde tanımlanmıştır. Aynı kanunun 85. maddesinde ise, "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün ünvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen bilet ile işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar." hükmüne yer verilmiştir. 2918 sayılı KTK 3. maddesinde işleten sıfatının belirlenmesinde şekli ve maddi ölçüt olmak üzere iki ayrı ölçüden yararlanılmıştır. Şekli ölçüye göre trafik sicilinde malik görülen kişi işletendir. Maddi ölçüye göre ise, trafik sicilinde adı geçen kişinin önemi bulunmamakta olup önemli olan araç üzerindeki fiili hakimiyet, araçtan ekonomik yarar sağlama, masraf ve rizikolara katlanma gibi ölçütlerdir. Bu yasal düzenleme karşısında, kazaya karışan araçların meydana getirdikleri zararlardan araç sahiplerinin hukuken sorumlu olacağı ilkesi benimsenmiş ise de, bu araçların sahipleri tarafından herhangi bir sebeple yararlanılmasının bir başka kimseye devir edilmesi halinde (çok kısa bir süre olmaması kaydıyla), artık üzerindeki fiili hakimiyetin kalmaması ve bu sebeple ekonomik yönden de bir yararlanma olanağının kalktığı durumlarda, o aracı kaza sırasında fiili hakimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan kimsenin işleten sıfatıyla meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerekip, bunun sonucu olarak da araç malikinin sorumlu tutulmaması gerekecektir. Gerek öğretide, gerekse Yargıtay uygulamalarında, işleten sıfatının belirlenmesinde araç üzerinde fiili hakimiyet ve ekonomik yararlanma unsurlarının birlikte bulunması ve fiili hakimiyetin uzun süreli olması gerekmektedir. Ancak bu konuda, getirilecek delillerin üçüncü kişileri bağlayabilecek nitelikte ve güçte olması, özellikle zarara uğrayanların haklarını halele uğratacak bir sonuç yaratmaması şarttır. (Yargıtay ----- HD----- sayılı ilam) 2918 sayılı KTK'nin 104. maddesi gereğince de, motorlu araçlarla ilgili mesleki faaliyette bulunan kişiler, bu tür araçların gözetim, onarım, bakım, alım-satım, araçta değişiklik yapılması amacı ile veya benzeri amaçla kendisine bırakıldığı durumlarda, aracın fiili hakimiyetlerinde bulunduğu zamanda sebep olduğu zararlardan dolayı işleten gibi sorumludur. Bu madde uyarınca tamircinin gerçek işleten malik yerine farazi işleten olarak sorumlu tutulabilmesi için, araç üzerindeki eylemsel egemenliğin kesin biçimde bu yere geçtiğinin ortaya konulması gerekmekte olup, bu eylemsel egemenliğin geçişi de aracın satışı için verilmiş özel vekaletname ve aracın tamirciye teslim edildiğine dair yazılı herhangi bir belge ile ispat edilebilecektir. (Yargıtay HGK----- sayılı ilam) Bu açıklamalar ışığında tekrar somut olaya döndüğümüzde öncelikle dava menfi tespit davası olmakla birlikte; alacağın varlığına ve miktarına ilişkin bir uyuşmazlık bulunmaması karşısında davalının alacağının ispat edildiğinin kabul edilmesi gerektiği, iddianın işleten sıfatının değiştiğine yönelik olması karşısında bu konuda ispat yükünün davacı araç maliki üzerinde olduğu belirtilmelidir. Filhakika kazada davacıya ait araç sürücüsü olan ve tamirci olduğu öne sürülen takipte diğer borçlu ... isimli kişinin alkollü olduğunun tartışmasız olduğu, tamirci olduğu öne sürülen kişinin ---- İlçe Emniyet Müdürlüğünün müzekkere yanıtı ve UYAP verilerine göre ceza evinde olduğunun anlaşıldığı ve tamirhanesini ilişkin somut bir bilgi bulunmadığı gibi davacı tarafından buna ilişkin soyut iddiası dışında delil ibraz etmediği, tanık beyanlarının yer ve zamana göre işin niteliği ve hayatın olağan akışı bakımından yeterli ve inandırıcı bulunmadığı, zira olayların gerçekleşme biçimine göre aracın teslim edildiği yerin ----- tamir edileceği yerin ------ oluşu, ancak HMK'nin 31.madesi gereğince yaptırılan açıklamaya göre gerçekte tamirhane diye bir yerin olmadığının anlaşılması; tekne ,teslim, muhit gibi tanık söylemleri yanında sözde tamircinin kaza sırasında kaza tespit tutanağından görüldüğü üzer----- sokak üzerinde gece 01.52 sularında 2.08 promil alkolü olarak ters istikamette hareket etmek suretiyle park halindeki araçlara çarparak zarar vermesi, mahalle arasında vergiye kayıtlı olmayacak şekilde tamircilik yaptığının beyan edilmesi gibi hususlar, aracın teslim yer ve zamanı, kaza yer ve zamanı, davacının işi ve adresine göre fiili teslim edenin tanık olan davacının amcası olduğu anlaşılan ----- tutanakta teslim edenin ise davacı ... olduğunun görülmesi karşısında 27/08/2022 tarihli vasıta teslim tutanağının kazadan düzenlendiğinin açık olarak anlaşılmasına göre yukarıda açıklanan ilkeler ve deliller uyarınca olayda hukuki olarak davacının işleten sıfatının gerçekte değişmediği, zira aracın tamir için bırakıldığının gerçekçi olmadığı gibi somut delilerle desteklenmediği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır. Mamafih, işbu davada olay örgüsüne ve delillere bakıldığında Mahkememizce hakimlik bilgi ve tecrübesi gereği davacı taraf yönünden HMK'nin 29.maddesi gereğince dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü ilkesine; vekil yönünden ise Avukatlık Kanunun 1,2/1-2 maddelerine aykırılık tespit edildiği de belirtilmelidir. Binaenaleyh, 4721 Sayılı TMK'nin 6. ve 6100 Sayılı HMK'nin 190. maddeleri gereğince ispatlanamayan ve yerinde görülmeyen davanın esastan reddine karar verilmiştir. (AY.138/1,İİK,72,KTK,3,104, HMK,27,29,31,33,106,146,187,190) 2004 sayılı İİK'nin 72/IV maddesinde ise; "Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde "yüzde yirmiden" aşağı tayin edilemez." düzenlemesi bulunmaktadır. Bu düzenleme gereğince talep aranmamakta olup tedbir kararı verilip uygulanması suretiyle alacağın tahsilinin geciktirilmesi yeterlidir. Bu şartalar göre somut olayda tedbir kararı verilerek uygulanmadığı anlaşılmakla tazminat takdirine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir. 6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. Maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. Maddesi gereğince tamamen aleyhinde hüküm verilen davacı taraf sorumlu tutulmuştur. Ayrıca Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de yargılama gideri kapsamında davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-)Davanın REDDİNE, 2-)2004 sayılı İİK'nin 72/IV maddesi gereğince takibe ilişkin uygulanmış ihtiyati tedbir kararı bulunmadığından tazminat takdirine yer olmadığına, 3-)Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 269,85 TL harç ile tamamlama harcı olarak yatırılan 631,56 TL harç toplamından mahsubuyla bakiye 286,01 TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine, 5-)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 26/2. maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, 6-)Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekili için karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13/4 maddesi uyarınca hesap ve takdir edilen 30.000,00 TL maktu vekalet ücreti ve 60,80 TL vekalet harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, )Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı ;6100 sayılı HMK'nin 341(2) maddesi gereğince karar tarihi itibariyle kararının miktar yönünden ( 36.981,66 TL< 40.000,00 TL ) İstinaf kanun yoluna başvuru sınırının altında kaldığı anlaşılmakla kesin olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.