İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2023/538 E. 2024/342 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2023/538
Karar No
2024/342
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/538 Esas - 2024/342 TÜRK MİLLETİ ADINA

T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2023/538 Esas KARAR NO : 2024/342

DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) DAVA TARİHİ : 12/12/2023 KARAR TARİHİ : 19/07/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/07/2024 Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili 12/12/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; ... menşeli bir şirket olan davacının, dünya çapında halihazırda 84 adet “...” isimli otelin oluşturduğu bir oteller zincirinin işletmecisi olduğunu, davacının ... nezdinde tescilli onlarca markası arasında “...”, “...”, “...” gibi markalarının bulunduğunu, davacının “...” markasının ... nezdinde ... sayı tahtında tanınmış marka siciline kayıtlı bulunduğunu, davacının tescilli ve tanınmış bu markalarına dayalı olarak davalı firma tarafından, 43. Sınıfa giren hizmetlerde tescil edilmek istenen ... sayılı marka başvurusuna dosyaladığı itirazların diğer davalı ... tarafından bütünüyle ve nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira dava konusu edilen markada geçen ... unsurunun markasal hüviyette ayırt ediciliği bulunmayan basit bir ... olduğunu, “...” ibaresinin bir cins isim, “...” ibaresinin de coğrafi bir yer adı olması nedeniyle dava konusu edilen markada esas unsurun “...” ibaresi olduğunun kabulünün gerektiğini, bu ibarenin davacının tescilli ve tanınmış “...” ibareli markalarına görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yakın derecede benzediğini, zira her iki kelimenin de ilk dört harfinin, dizinleri dahil aynı olduğunu ve “n” harfini de ortak olarak içerdiklerini, ayrıca taraf markalarının 43. sınıfa giren birebir aynı hizmetlerde kullanılacağını, dolayısıyla aralarında karıştırılma ihtimali bulunduğunun kabulünün gerektiğini, ayrıca davacının “...” markalarına dayalı olarak daha önce dosyaladığı itirazların ... tarafından kabul edilegeldiğini, aynı şekilde davacının bu markalarına dayalı olarak ikame ettiği davaların İhtisas Mahkemeleri tarafından haklı bulunduğunu, bu kararların somut uyuşmazlık açısından emsal nitelikte olduğunu, ayrıca davacının dünya çapında tanınan otel zincirlerinin markası olan “...” markasının tanınmış bir marka olduğunu ve sıradan markalara göre çok daha geniş bir korumadan yararlanması gerektiğini, davacının “...” markasının uzun yıllara dayanan yoğun kullanımlar neticesinde otel hizmetleri sektöründe tanınmış marka statüsüne eriştiğini, davacının tanınmış markasına bu derecede benzer bir markanın tescili ve kullanılması halinde davalı firmanın davacı markasının tanınmışlığından haksız olarak faydalanacağını, davacının markasının tanınmışlığına ve ayırt ediciliğine zarar verileceğini ve markanın itibarını zedeleyeceğini iddia ederek, ... ...’nın 11.10.2023 tarihli ve ... sayılı kararının tümden iptaline ve ... başvuru sayılı markanın tescili halinde tümden hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili 20/12/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Taraf markalarının bütüncül algılamada karıştırılacak derecede benzer olmadıklarını, taraf markalarındaki belirgin farklılık ile markayı oluşturan kelimelerin yapay parçalara ayrılarak içerisinden “...-” ibaresinin seçilip ön plana çıkartılmasının makul ve beklenebilir olmadığını, dolayısıyla karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, davacının SMK m.6/4 ve m.6/5 hükümleri kapsamında belirtilmiş olan şartların somut uyuşmazlıkta gerçekleştiğini somut delillerle ispat edemediğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur. Davalı ... ŞİRKETİ vekili 02/02/2024 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu edilen markanın, davalının daha önceden de sahip olduğu ve ... başvuru numarası ile tescilli bulunan “...” markasının Türkçeleştirilmesiyle oluşturulmuş bir marka olduğunu, davacının bu markaya karşı dosyaladığı itirazların da reddedildiğini, davalının Yemen menşeli bir aile şirketi olduğunu ve ...'da birden fazla otel ve restoranlarının bulunduğunu, davalı şirketin kurucusunun babasının ismi “...” olduğundan davalının “...” ibaresini marka olarak tercih ettiğini, ayrıca taraf markalarının görsel, işitsel, kavramsal ve bütüncül açılardan benzer olmadığını, dava konusu edilen markada davacının “...” markasının geçmediğini, dolayısıyla aralarında karıştırılma ihtimalinin olmadığını, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur. UYUŞMAZLIK: Dava, 5000 sayılı ...Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... kararının iptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Kısmen Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şirkete ait ... sayılı "...+... ..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir. Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyası ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, özel veya teknik hususlara ilişkin olarak bilirkişi raporu aldırılmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İşlem dosyasının tetkikinde; davalı şirketin 03.03.2022 tarihinde "...+... ..." ibareli ... sayılı marka tescil başvurusunda bulunduğu, marka başvurusunun yapılan ilk incelemeler sonrasında 27.07.2022 tarih ve 401 sayılı Bülten’de başvurunun ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 27.09.2022 tarihinde .... sayılı markaları mesnet göstererek 6769 sayılı SMK’nın m.6/1, m.6/4 ve m.6/5 hükümleri kapsamında itirazda bulunduğu, ...'nca itirazın reddine karar verildiği, bu karara karşı davacı tarafından 09.05.2023 tarihinde yeniden itirazda bulunulduğu, yeniden yapılan itirazı değerlendiren .... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 12.10.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu 28.02.2024 tarihinde tescil edilmiştir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir. Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür. Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır. Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; Dava konusu edilen markanın kapsamına giren hizmetlerin tamamı, davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı markalarının kapsamına giren hizmetler ile aynı olan, sadece farklı kelimelerle ifade edilmiş olan hizmetlerdir. Bütün bu hizmetler benzer alıcı çevresine hitap ederler, benzer ihtiyaçları giderirler, son kullanıcıları ve hedeflenen alıcı profilleri aynıdır, hizmet sağlayıcıları da aynı veya benzerdir, birbirlerinin yerine ikame edilebilirler ve birbirlerini tamamlayıcı nitelikleri vardır ve bu hizmetler üzerinde benzer markaları gören tüketiciler markalar ve işletmeler arasında bağlantı kurabilirler. Dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta karşılaştırılan markaların kapsamına giren hizmetlerin tamamı yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleşmiş olduğu, ilave bir inceleme yapılmasına gerek kalmaksızın, söylenebilecektir. Taraf markalarının esas unsurları olan “...” ve “...” kelimelerinin ilk dört harfinin, dizinleri de dahil olacak şekilde ortak olmasından hareketle görsel ve işitsel olarak aralarında kısmen benzerlik bulunsa da, kavramsal olarak markaların birbirinden oldukça farklı oldukları gözetildiğinde, karşılaştırılan markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi oluşturacak yoğunlukta bir benzerlik ilişkisinin mevcut olmadığı kanaatine varılmıştır. Şöyle ki; davacı markalarının esas unsurunun "...", dava konusu markanın esas unsurunun ise "..." olduğu mahkememizin de kabulündedir. Markalarda yer alan sair ... ve sözcük unsurlarının markaların tali unsuru konumunda bulundukları müşahede edilmiştir. Davacı markalarının esas unsurunu oluşturan "..." ibaresinin; "Kimyasal yöntemlerle ayrıştırılamayan veya bileşim yoluyla elde edilemeyen madde" anlamına geldiği, söz konusu anlamının ülkemiz ortalama tüketici kesimince bilinebileceği, davalı şirkete ait "..." markasının ise bitişik yazılmasından mütevellit ilgili tüketici kesimince "..." şeklinde algılanmayacağı, bir bütün halinde "..." şeklinde kavranacağı ve Arapça'nın ülkemizde yaygın bilinen yabancı dillerden olmaması hususu da dikkate alındığında, söz konusu sözcüğün anlamsız bir kelime olarak ilgili tüketici kesiminde algılanacağı kanaatine varılmıştır. Buna göre; davacıya ati markaların esas unsuru kavramsal olarak anlamı bilinen bir nesneye çağrışım oluştururken, davalı şirkete ait marka ise anlamsız bir sözcük olarak algılanacağından kavramsal olarak markalar arasında herhangi bir benzerlik bulunmamaktadır. İlişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi değerlendirmesinde esas olan hususun ilgili tüketici kesiminin markaları ne şekilde algılayacağı hususu olup, görsel ve işitsel benzerlik veya farklılığın esasen, ilgili tüketici kesiminin zihin dünyasında oluşacak algının oluşumunda yardımcı unsurlar olduğu, zira, insanın biyolojik yapısı dikkate alındığında, merkezi sinir sisteminin duyu organları aracılığıyla dışarıdan gelen uyarıları aldığı, değerlendirdiği ve sonuç oluşturduğu hususunun bilim dünyasının kabul ettiği nesnelliği denenmiş bilimsel bir olgu olduğu, buna göre; daha önce davacıya ait anlamı bilinen "..." esas unsurlu markaları gören, işiten, bu markalı hizmetlerden yararlanan makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı ortalama tüketici kesiminin daha sonra davaya konu "..." esas unsurlu markayı davaya konu hizmetler üzerinde gördüğünde veya işittiğinde, bu hizmetlerden faydalanmak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, bu markayı anlamsız bir sözcük olarak algılamasından kaynaklı olarak davacı markaları ile ilişkilendirmeyeceği, markalar arasında idari ya da ekonomik bir bağlantı da kurmayacağı, karşılaştırılan markaların kapsamlarında yer alan hizmetler arasındaki benzerlik düzeyinin yüksek olduğu iddiasından kaynaklı "Interdepence" ilkesi bağlamında yapılan değerlendirmede de, mahkememizce yukarıda varılan sonucun değişmediği, zira, umumi intiba olarak karşılaştırılan markaların ilgili tüketici kesiminin zihin algısında birbirinden oldukça farklı olduğu, dolayısıyla karşılaştırılan hizmetler arasındaki benzerlik düzeyinin yüksek olması olgusunun bu farklı algılamayı bertaraf edemediği, aynı gerekçelerle, davacı yanın tanınmışlık iddiası olgusunun da karşılaştırılan markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi oluşturmayı sağlayamadığı, sonuç olarak, SMK m.6/1 hükmü koşulunun somut olayda gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır. SMK m.6/4 hükmüne göre; ... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir. SMK m.6/4 hükmü bağlamında tanınmış marka koruması için; toplumun her kesimince bilinme gerekli olmayıp, toplumun ilgili kesimindeki bilinilirlik düzeyi dikkate alınacaktır. Toplumun ilgili kesimi; markanın tanındığı iddia edilen ve kaynak ülkede markanın tescilli olduğu ve kullanıldığı sektörü ifade eder. (....) Bir markanın ... Sözleşmesi anlamında tanınmış marka olarak kabul edilebilmesi için, bu markanın Türkiye'de tanınmış olmasının ya da kullanılmasının gerekip gerekmediği hususu bakımından; .....Hukuk Dairesi'nin 13.02.2019 tarih .... sayılı kararında belirtildiği üzere, Türkiye’de tescilli olmayan markalara tanınmış marka koruması sağlanabilmesi için, söz konusu markanın, itiraza konu marka başvuru tarihinden önce Türkiye’de ilgili sektörde tanınmış marka olduğunun dosyaya sunulan objektif delillerle ispat edilmesi gerekir. (....) SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için; A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi, B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi, C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir. Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir. Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır. Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir. Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır. Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacının dava/marka işlem dosyasına sunmuş olduğu belge ve delillerden, davacının "..."li markalarının ilgili sektördeki bilinirliği, davanın bu markalara yaptığı yatırımlar anlaşılamadığından, davacının “...”li markalarının tanınmışlığının dosya kapsamında tevsik edildiğinin söylenmesi mümkün görülmemektedir. Ayrıca; somut olayda davacının bu markalarının SMK m.6/4 veya m.6/5 hükümleri gereğince tanınmış marka korumasından yararlanılabilmesi için, taraf markalarının benzer olması gerekir. Halbuki taraf markaları, benzer bulunmamıştır. Bu nedenle SMK m.6/4 ve m.6/5 hükmü koşullarının somut olayda oluşmadığı kanaatine varılmıştır. Yukarıda izah edilen gerekçelerle; davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: 1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 269,85 TL'nin düşümü ile alınması gereken 157,75 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan 269,85 TL peşin harç, 269,85 TL başvurma harcı, 38,40 TL vekalet harcı, 7.500,00 TL bilirkişi ücreti, 1.336,50 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 9.414,60 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı ... Şirketi tarafından yapılan 304,00 TL vekalet harç sarfiyatına ilişkin yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ... Şirketi'ne verilmesine, 6-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa re'sen iadesine, Dair, Davacı vekilinin, Davalı Kurum vekilinin ve Davalı şirket vekilinin yüzüne karşı, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.19/07/2024

Katip .... E imzalıdır

Hakim .... E imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2023/538, K. 2024/342, T. 19.07.2024, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2023-538-e-2024-342-k-b435f517921c