İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2023/14 E. 2025/998 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2023/14
- Karar No
- 2025/998
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/14 KARAR NO : 2025/998
DAVA : Ticari Şirket (Fesih İstemli) DAVA TARİHİ : 04/01/2023 KARAR TARİHİ : 06/11/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 21/11/2025
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Fesih İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 04/01/2023 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ; Müvekkilinin davalı şirketin kurucusu ve son durumda %15 oranında azlık haklarına sahip olduğunu, Şirkete sonradan ortak olan pay sahipleri tarafından, şirketin faaliyet konusu ve amaçları benzer olan yeni kurdukları aile şirketinin finansmanı için kullanıldığını, müvekkiline pay sahipliğinden doğan haklarının kullandırılmadığını, müvekkilinin gerçekte katılmadığı genel kurul toplantılarına katılmış gibi gösterildiğini, şirket ekseninde birtakım dolanlı iş ve işlemler yapılarak şirketin gerçekte olan kârlılığının özkaynaklarına yansıtılmadığını, ... Deposu A.Ş. (..), ... ve iki ortağı (..., ...) tarafından 2015 yılında, ... Dış Ticaret A.Ş. unvanıyla, Konya merkezli olarak 240.000 TL sermaye ile kurulduğunu, faaliyet alanı özellikle ilaç ihracatı olan bir dış ticaret şirketi olduğunu, daha sonra 2016 yılında ...’ın şirkete ortak olduğunu ve yöneticilik görevinin kendisine bırakıldığını, şirketin merkezini İstanbul'a taşıdığını, unvanının ise ... Deposu A.Ş. olduğunu, ...'ın müvekkili ve diğer ortaklara vaadinin, şirketin daha yüksek sermaye ile daha yüksek cirolara ulaşması ve kârlılığın artırılması olduğunu, 10.05.2017 tarihinden itibaren şirketi yöneten ...’ın aynı zamanda şirkette %70 pay sahibi olduğunu, normalde ...’in peşin tahsilatla ihracat yaptığını, çoğu zaman sipariş üzerine ön ödeme tahsilatı yaparak ürün sevkiyatını sonrasında yaptığını, buna karşılık tedarik aşamasında ise ürünü aldıktan sonraki ay ödemesini yaptığını, bir başka ifadeyle, herhangi bir ekstra yükle karşılaşmadan yaklaşık bir ay vadeyle alımlarını gerçekleştirebildiğini, bu sayede şirketin nakit sıkıntısının olmadığını ve 2017 yılında yüksek kârlılıkla faaliyet dönemini tamamladığını, sonraki yıllarda -cirosu sürekli artmasına rağmen- makul ve meşru hiçbir gerekçeyle açıklanamayacak şekilde, şirket yöneticisi ... tarafından küçültülmeye başlandığını, Cirodaki artışa rağmen şirket karlılığının ve özkaynaklarının artmamasının nedenlerinin daha sonra anlaşıldığını, ...’ın, ortaklardan ... ve ...'nün paylarını aldığını, ancak bu payları, yeğenleri olan ... ve ... ... üzerine devrini sağladığını, 30.05.2022 tarihinde yapılan devirden sonra ...’ın, 01.07.2022 tarihli devir işlemleri ile kendisine ait payları da ... ve ... ...'a devrederek şirket ortaklığından ayrıldığını, halihazırda müvekkil ...'in %15 oranında, ... ile ... ... toplamda %85 oranında pay sahibi olduğunu, müvekkilinin %15 oranındaki payları dışında kalan %85 oranındaki pay gerçekte ...'a ait ise de, yönetici ... kendisine karşı açılacak sorumluluk davasından kurtulmak maksadıyla bu paylarını yeğenleri üzerine devrettiğini, Paylarını devreden ... ve ...'ye pay bedellerinin ... tarafından ödendiğini, İki ortaklı (%85 ... ve %15 Müvekkil ...) anonim şirkette tek yönetim kurulu üyesi olan ...’ın yapılacak bir olağan genel kurul toplantısında ibra edilmeyeceğini bildiği için dolanlı ve kötü niyetli olarak (ibra kararı alabilmek için) paylarını -yeğenleri- ... ve ... ...'a devrettiğini, Şirket pay sahibi ve tek yöneticisi olan ...'ın kendi paylarını -yeğenleri- ... ve ... ...'a devretmesi ve sonrasında yönetim kurulu başkanı sıfatıyla bu kez devrin onaylanmasına ve pay defterine işlenmesine dair tek başına aldığı 01.07.2022 tarihli yönetim kurulu kararının TTK'nın "Müzakereye katılma yasağı" başlıklı 393. ve "Oydan yoksunluk" başlıklı 436. Maddesine aykırı olduğunu, bu hisse devrinin esasen geçersiz olduğunu, ...’ın, hisseleri devrettikten sonra, müvekkilinin hazır olmadığı ancak hazır olarak gösterildiği 10.08.2022 tarihli sözde bir olağanüstü genel kurul yapmayı denediğini, devamında ise kargo ile müvekkiline imza edilmesi için sözde genel kurul tutanağını ve hazirun cetvelini gönderdiğini, Sonrasında müvekkili tarafından gönderilen Konya .... Noterliği 23.08.2022 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnameyle, müvekkilinin yokluğunda yapılmaya çalışılan 10.08.2022 tarihli sözde genel kurulda alınan hiçbir kararın onaylanmadığının ifade edildiğini, sözde karar tutanaklarının imzalanması istemini reddettiğini, aynı ihtarda ayrıca şirketin gidişatı hakkında bir kısım sorular ve taleplerde bulunduğunu, müvekkilinin şirket kaynaklarının başka amaçlarla tüketildiğini ve ortaklığın zararına kasıtlı eylemlere girişildiğini fark ettiğini, 10.08.2022 tarihinde sözde çağrısız bir genel kurul ile yönetici ...’ın ibra kararı almaya çalıştığını, 10.08.2022 tarihli usulsüz genel kurul girişimi akim bırakılmakla birlikte bu süreçte müvekkilinin ... A.Ş.'de tıpkı 10.08.2022'de yapılmaya çalışıldığı gibi, 30.05.2022 tarihinde kendisinin yokluğunda bir genel kurul yapıldığını ve fakat bu toplantıya katılmış gibi gösterildiğini öğrendiğini, Şirket merkezinde olduğu belirtilen bu sözde genel kurul toplantısı yapıldığı gün müvekkilinin İstanbul'da değil Konya ilinde olduğunu, ...’ın sözde yeni hissedarlar olan yeğenlerinin ibrası ile yönetimden de çıkmak amacı ile 10.10.2022 tarihli yeni bir olağanüstü genel kurul kararı aldığını, Genel kurul öncesi şirket merkezinde bulunması zorunlu olan ve yine şirket ortağının inceleme ve bilgi alma hakkının kullanılması adına şirket merkezine genel kurul öncesi gidildiğinde ise önemli bir kısım envanterin taraflarına teslim edilmediğini, bu hususun tutanak altına alındığını, müvekkilinin inceleme, denetleme ve bilgi alma hakkını kullanamadığını, 10.10.2022 tarihinde yapılan ... AŞ genel kurul toplantısına ...’ın tek yönetim kurulu üyesi olmasına rağmen hesap vermemek ve sorulara muhatap olmamak için katılmadığını, genel kurul toplantısının ertelenmek zorunda kalındığını, genel kuruldan önce şirket merkezinde bulundurulması gereken belgelerin bulundurulmadığını, müvekkili ...'na bilgi alma, inceleme ve denetleme hakkının tam olarak kullandırılmadığını, yukarıda özetlenen hukuka aykırılıklar nedeniyle 30.05.2022 tarihli genel kurul ve 10.10.2022 tarihli genel kurul kararlarının hükümsüzlüklerinin tespiti istemiyle dava açıldığını, davanın Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyasında derdest olduğunu, 10.10.2022 tarihli genel kurul toplantısının, müvekkilinin istemi üzerine TTK'nın 420. Maddesine göre ertelendiğini ve 14.11.2022 tarihinde yapılmasının kararlaştırıldığını, 10.10.2022 tarihli genel kurulun ertelenmesini müteakip Konya .... Noterliği'nden 11.10.2022 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarla, yeni bir genel kurul yapılması, yapılacak bir genel kurul var ise ihtarname içeriğinde zikredilen gündem maddelerinin yapılacak olan genel kurul gündemine alınmasına dair taleplerinin davalı şirket ve yönetim kuruluna tebliğ edildiğini, 14.11.2022 tarihinde toplanan genel kurulda adeta fiili durum yaratılarak, birçok yönden hukuka tamamen aykırı, yasa hükümleri hiçe sayılarak genel kurul icra edildiğini, genel kurulda alınan kararlara karşı da hükümsüzlüklerinin tespiti talebiyle ayrıca dava açılmış olup Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyasında derdest olduğunu, Müvekkilinin, bilgi alma, inceleme, gündeme madde ekletme veya genel kurulun toplanmasını isteme gibi pay sahipliği haklarının kullandırılmaması, hukuka aykırı iş ve işlemlerle bu haklar kullandırılıyor gibi fiili durum yaratılması ve fakat hukuka aykırı ve hükümsüz genel kurul toplantısı icra edilmesi nedenleriyle TTK'nin 412 maddesine dayalı olarak Mahkemeden genel kurulun toplantıya çağrılması ve toplantı için gerekli işlemleri yapmak üzere kayyım görevlendirilmesi istemi Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. ... K. Sayılı kararı ile kabul edildiğini, Mahkemece görevlendirilen kayyım eliyle 27.12.2022 günü olağanüstü genel kurul toplantısı yapıldığını, Mahkeme kararı üzerine yapılan bu genel kurulda, müvekkilinin gündeme eklenmesini istediği konular görüşülmesine ve yine gündeme ekletilen sorular şirket yönetimine yöneltilmesine rağmen, -hükümsüz bir kararla yönetim kurulu başkanı seçilen- ... tarafından bu sorulara hiçbir şekilde soruların karşılığı olmayacak genel geçer ifadelerle cevaplar verildiğini, bilindiği üzere 6102 sayılı TTK'nın 531. Maddesinde, anonim şirketlerin sona erme sebeplerinden özel biri olarak haklı sebeplerle fesih hali düzenlendiğini, Anonim ortaklığın haklı sebeplerle feshi talebinin düzenlenmesinin temel amacının, çoğunluğun tahakkümü ve haklarını dürüstlük kuralına aykırı kullandığı hallerde, azınlığa mahkemeye başvurma imkânını sunmak olduğunu, hâkime davacının talebi ile bağlı olmaksızın, somut olayda azınlığın korunmasına yönelik en uygun çözümü bulmak görev ve yetkisi verildiğini, karşılığı ne olursa olsun, azınlığın korunması prensibinin kabul edildiğini, Hâkim, davalı ve davacının hukuki talepleri ile bağlı olmaksızın, takdir yetkisi çerçevesinde uyuşmazlığı ortadan kaldıracak çözümü bulacak ve resen bu çözüme hükmedeceğini, ancak bu çözümün bulunamaması/ mevcut olmaması durumunda fesih kararı verileceğini, Madde gerekçesinde belirtildiği gibi fesih için haklı sebep olabilecek olgular yasada tek tek düzenlenmemiş, bu konu öğretiye ve yargı kararlarına bırakıldığını, Bilimsel görüşlerde ve yargı içtihatlarında, genel kurulun birçok kez kanuna aykırı şekilde toplantıya çağrılmaması, toplantıya katılım olmamasına rağmen imzaların şüpheli şekilde tamamlanması, azlık hakları ile bireysel hakların sürekli ihlâli, pay sahipliği haklarının, bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, çoğunluk gücünün kötüye kullanılması, şirketin devamlı zarar etmesi, sermaye şirketlerinin genel amacına aykırı olarak uzun süre kâr payı dağıtılmaması, şirketin imkânlarının, kaynaklarının sistematik şekilde çoğunluğa aktarılması, azlık oluşturan pay sahiplerinin şirketteki yatırımlarının tehlikede olması gibi sebepler anonim şirketin feshi yönünden haklı sebep kabul edildiğini, somut olayda, müvekkili tarafından açılmış davalara konu olan olayların davalı şirketin feshi için haklı sebep teşkil ettiğini, Nitekim genel kurul toplantısı yapılmadığı halde müvekkili katılmış gibi gösterilmiş, müvekkilin pay sahipliği haklarını kullanması sistematik olarak engellendiğini, dava açıldığı belirtilen 30.05.2022, 10.10.2022 ve 14.11.2022 tarihli genel kurullar ile müvekkilinin akamete uğrattığı 10.08.2022 tarihli hukuksuz genel kurul girişiminin dışında, şirkette yapıldığı iddia olunan 17.07.2017, 21.12.2018 ve 25.10.2021 tarihli genel kurulların da müvekkilinin katılımı olmadan icra edildiğinin, işbu dava açılmadan önce öğrenildiğini, davalı şirkette azınlık pay sahibi olan müvekkili, bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını kullanamamakta, şirket yönetimine müdahale edememekte ve şirket yönetiminde görev alamamakta, şirketten huzur hakkı/ücret/maaş adı altında herhangi bir ödeme almadığını, Kayyımlı olarak yapılan genel kurulda dahil olmak üzere müvekkilin tüm taleplerinin gerekçe sunulmadan ret edildiğini, eşitlik, şeffaflık, inceleme, denetim gibi hallerin söz konusu müvekkili açısından kalmadığını, şirket karı olabildiğince düşürülmesine rağmen bu düşürülmüş kar payı bile şirket pay sahiplerine dağıtılmadığını, şirket ortağı olan müvekkilinin kar payı ödemesi de alamadığını, ... A.Ş. yöneticisi ...’ın ... yöneticilik görevini yürütmekteyken, ... ile aynı alanda faaliyet gösterecek şekilde, 24.09.2018 tarihinde tek pay sahipli anonim şirket olarak ... Ecza Deposu Anonim Şirketi'ni (İstanbul TSN:...), 3 milyon TL sermaye ile kurduğunu ve yöneticiliğini üstlendiğini, Sonradan bu şirkete aynı aileden başka ortaklar da katılmış olup halihazırda davalı ... yöneticisi ... ...’ın da, ... Ecza Deposu A.Ş.'de pay sahibi olduğunu, ...'ların ... A.Ş.'deki yöneticilikleri boyunca şirket adeta kasıtlı bir zararlandırma sürecine sokulmuş, müvekkilinin ortağı olduğu şirketin hak ihlallerine sebep olacak işlemler yapıldığını, ... Ecza Deposu A.Ş.'nin sermaye artırımlarında ödenmiş sermayeye ve dağıtılmamış kârlardan karşılanan artırılan sermayeye dair tespitlerin YMM ... (... A.Ş. temsilcisi) tarafından yapıldığını, Aynı müşavirle ... A.Ş. için de tam tasdik sözleşmesi yapıldığını, ... Ecza Deposu A.Ş. 4 yıl gibi kısa bir sürede 3 milyon TL olan sermayesini 82 milyon TL'ye çıkarmış ve 5 yeni şube açtığını, Artırılan 62 milyon TL sermayenin, dağıtılmayan kârlardan karşılandığını, ... A.Ş.’nin ...'lar tarafından adeta kendi aile şirketleri ... Ecza Deposu A.Ş.'nin kârlılığını artırmak maksadıyla bir basamak olarak kullanıldığını, bu yapılırken müvekkilinin tüm haklarının yok edildiğini, müvekkilinin gerek şifahi görüşmelerle gerek kendisine gönderilen mail ve yazışmalara göre ... A.Ş. ekseninde tespit edebildiği bazı usulsüzlüklerin şunlar olduğunu; ... yöneticisi ...’ın, kendi şirketi olan ... A.Ş.'yi gerek eczaneler üzerinden gerekse doğrudan ...'in tedarikçisi konumuna getirdiğini ve fahiş faturalarla iki şirket arasında sürekli bir para trafiği oluşturduğunu, 2020 ve 2021 yılları için bizzat ...'ın kendisinin hesaplayıp müvekkiline gönderdiği tabloya göre rayiç ile ... Ecza Deposu A.Ş.' nin kestiği fahiş faturalar arasındaki fark toplamının 5.636.226,39 TL + KDV olarak hesaplandığını, yönetici ... tarafından kurulan ... Ecza Deposu A.Ş.’nin Nakit finansman ihtiyacının büyük ölçüde ... Ecza Deposu A.Ş.'nin bankalar nezdindeki kredi limitleri ve ...'in nakit imkanları ile karşılandığını, ... Ecza Deposu A.Ş.'ye kullandırılan bu kaynakların ...'in zararına neden olduğunu, ...'in vadeli alışa ihtiyacı yokken nakit parası ... Ecza Deposu A.Ş.'ye kullandırıldığından vadeli alıma yöneldiğini, peşin iskontolu mal alarak kârlılığını arttırabilecekken peşin ihracat yapıp vadeli tedarik yaparak (... Ecza Deposu dışındaki tedarikçilerden) şirket kârlılığının düşürüldüğünü ve boşa çıkan mali kaynakla ... Ecza Deposu A.Ş.’nin finanse edildiğini, bunun şirkete maliyetinin aylık olarak yaklaşık 300 bin TL olduğunu, ...'in satışlarına karşılık olarak yaptığı yabancı para cinsinden tahsilatlar, (ihracat gelirlerinin TL'ye çevrilmesine yönelik düzenleme yokken) gerekmediği halde, ... Ecza Deposu A.Ş.'ye nakit sağlamak adına TL'ye çevrildiğini, ...'in ödeme zamanında bu kez yüksek kurdan döviz alınmak zorunda kalınarak yalnızca bu nedenle kur farkı dolayısıyla yaklaşık 10 milyon TL zarara girdiğini, bunların dışında Müvekkille paylaşılan yaşlandırmalı cari hesap verilerine göre toplamda 125 milyon TL 118 gün boyunca ... Ecza Deposu A.Ş.'ye kullandırıldığını, bu kullanıma rağmen, ... Ecza Deposu A.Ş. herhangi bir bankaya ödemek zorunda kalacağı faiz tutarı bir yana ...'e adat faizi dahi ödemediğini, kullandırılan kaynağın adat faizinin yaklaşık 6 milyon TL olduğunu, ... Ecza Deposuna ait araçları ... Ecza Deposuna satarken piyasa değerinin çok altında sattığını, iki adet ... ve bir Adet ... 520i satışının fiktif olduğunu, şirket araçları piyasa değerinin çok altında ...'ların aile şirketine satılırken diğer taraftan, ... envanterine kayıtlı ... plakalı aracın yönetici ... ...'ın kullanımında ve kendi şirketlerine ait iken, sırf ... kaynağı kullanılmak ve şirketten para çıkarılmak maksadıyla fiktif bir işlemle satın alındığını, ihracat bedellerini kendi kambiyo mevzuatları gereğince resmi olarak gönderemeyen Libya, Vietnam, Nijerya vb. ülkelerdeki müşterilerden elden tahsil edilen paralarla oluşturulan Z kodlu Kasa adıyla tutulan kasa hesabının doğrudan yöneticinin kontrolüne bırakılarak kayıt dışı tutulduğunu, başka müşterilerle olan ticari ilişki gerçekte olandan farklı tutarlarda (iskonto yapıldığı görüntüsü altında) kaydedilerek cari hesaplar arasında virmanlar yapıldığını, bu şekilde resmi ve gayri resmi ödeme gönderen müşteriler harmanlanarak çapraz ve fiktif virmanlarla kayıt dışı Z kasa oluşturulmuş ve bu kasadan harcamalar yapılarak vergi zıyaına ve başka kamu zararlarına neden olunduğunu, satış ekibinin primleri sigorta primi ödememek için bu gayri resmi kasadan ödendiğini, Z Kodlu kasaya dair işlemlerin detaylı şekilde incelenmesi halinde birçok hukuka aykırılık tespit edilebileceğini, ... A.Ş.'de yürütülen tüm bu usulsüz işlemlerin, şirket kaynaklarının, tedarik ve müşteri ağının hukuka aykırı şekilde istimaliyle yöneticinin - aynı alanda hukuka aykırı olarak kurup yönettikleri - aile şirketi ... A.Ş.'nin finanse edilmesi, uzun yıllardır kâr payı dağıtılmaması, azlık haklarına sahip müvekkilin yatırımına karşılık hiçbir mali kazanım elde edememesi ve şirket malvarlığının yalnızca çoğunluk pay sahibi ...'lar ve şirketleri tarafından kullanılarak tüketilmesi, usule aykırı genel kurullar icra edilerek müvekkilin haberinin dahi olmadığı kararlar alınması, yöneticinin genel kurula katılmayıp dürüst hesap verme ilkesine aykırı hareketi, dolanlı işlemle ibrasının sağlanması, bilgi alma ve inceleme hakkının kullanılamaması, hükümsüz bir genel kurul kararıyla yine hükümsüz bir şekilde "yönetim kurulu başkanı" seçilmesi, bu suretle yönetim organının kanuna aykırı teşekkülü, ... A.Ş.'nin, ... A.Ş.'nin ticari faaliyetleri için bir basamak olarak kullanılması, tüm bu hukuksuzluklara sistematik şekilde devam edilmesi nedeniyle ortaklık bağının ve taraflar arasında güven ilişkisinin tamamen yok olması gibi hususlar bir bütün olarak dikkate alındığında, davalı şirketin haklı nedenle feshi için tüm koşulların oluştuğunu, neticede; HMK'nın 403 maddesi uyarınca Acele delil tespitine, şirkette mevcut organ yokluğu nedeniyle davalı şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanmasına, Mahkemeniz aksi kanaatte olursa davacı pay sahibinin haklarını korumak, şirket malvarlığı değerlerinin kasıtlı olarak azaltılmasını önlemek amaçlarına matuf olmak üzere, belirlenecek bir değer üzerindeki tüm işlemler ve olağan yönetim işleri dışındaki tüm işlemler yönünden şirkete denetim ve onay kayyımı ve bu davaya münhasır temsil kayyımı atanmasına, Feshe veya alternatif çözüme karar verilmesi halinde davacının payına düşecek ortaklık malvarlığı değerinin korunması için, ortaklık malvarlığının kasıtlı şekilde azaltılmasını önleyecek surette davalı şirkete ait taşınır ve taşınmaz mallar üzerine, UYAP'tan tespitle sicillerine şerh verilmek suretiyle üçüncü kişilere devrini önleyecek şekilde ihtiyati tedbir konulmasına, Davanın kabulü ile, TTK'nın 531 maddesi gereğince davalı ... Ecza Deposu A.Ş.'nin haklı nedenlerle feshine veya duruma uygun düşen kabul edilebilir bir çözüm olarak davacının paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenip davacının şirketten çıkarılmasına, Davanın, ... Ecza Deposu A.Ş.ye ihbarı ile HMK 220/221 mad. ve sair mevzuat uyarınca ihbar olunan şirketin son beş yıla ait, başta mali kayıtlar olmak üzere, defter kayıt ve belgelerin dosya içine alınmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA : Davalı vekili Mahkememize sunmuş olduğu 13/02/2023 Tarihli cevap dilekçesinde özetle ; Müvekkili şirketin ilaç alım satımı ve ihracatı işi ile iştigal ettiğini, 26.03.2015 tarihinde Konya ilinde kurulan şirketin sermayesinin 1.740.000,00 TL olduğunu, 28.7.2017 tarih ve ... sayılı Ticaret Sicil Gazetesi’nde yayınlandığı üzere merkez adresini .. Mah. ... Sokak No:1/A / B Blok–Büyükçekmece–İstanbul adresine taşıdığını, 7.06.2022 tarih ve ... sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği üzere şirketin ortaklık yapısında 2022 takvim yılında değişiklik gerçekleştiğini, müvekkili şirketin 2021 yılı dönem sonu bilançosu öz kaynağının düşük olmadığı 14.519.352,13-TL olduğunun görüleceğini, öz kaynak tutarının da 12.685.074,64 TL’sinin geçmiş yıl karlarından oluştuğunu, daha önceki yıllar gibi 2021 yılı bilançosunun da Davacı tarafından onaylandığını, Davacının tüm kayıtlar hakkında bilgi sahibi olduğunu, 07.10.2022 tarihli tutanak ile kayıt örneklerini aldığını, müvekkili şirketin özvarlığı yüksek, ticari itibara sahip, kar eden ve aktif bir şirket olduğunu, herhangi bir şekilde bir yönetim boşluğu bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, yönetim boşluğundan söz edebilmek için şirketin sürekli zarar eden, öz kaynakları negatif olan ve 6102 sayılı TTK’nın 376. Maddesinde yer verilmiş olan “Sermayenin kaybı, borca batık olma” durumunun söz konusu olması gerekmekte iken hâlihazırda müvekkili şirket açısından böyle bir durumun mevcut olmadığını, müvekkil şirket açısından herhangi bir şekilde karar alamama sorununun varlığından bahsedilemeyeceğini, davacının müvekkili şirketin tüm genel kurul toplantılarına katılarak oy kullandığını, hem müvekkil şirket merkezinde aslen ve/veya tercihi doğrultusunda temsilcisi vasıtasıyla gerekli incelemeleri gerçekleştirebilmekte, bilgi ve belge örnekleri alabilmekte hem de güncel durumda tüm soru ve taleplerine dürüstlük kuralları çerçevesinde geri bildirim alabildiğini, müvekkili şirket yönünden kayyım atanmasını gerektirir bir halin mevcut olmadığını, müvekkili şirkette organ eksikliğinin bulunmadığı ve davacı tarafından açıkça talep edildiği de görülmemekle birlikte, TTK 530 anlamında bir talebin de söz konusu olamayacağını, davacı tarafından işbu dava öncesinde üç adet dava ikame edildiğini, bunların da huzurdaki davanın altyapısını oluşturma amacıyla haksız ve mesnetsiz şekilde ikame edildiğini, ilk olarak, Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi ...E. sayılı dosyası ile Müvekkil şirketin 30.05.2022 ve 10.10.2022 tarihli genel kurul toplantılarının yokluğu-kesin hükümsüzlüğüne dair iddia ve taleplerle dava ikamesi edildiğini, müvekkili şirketin 30.05.2022 tarihli olağan genel kurul toplantısı; TTK 416 maddesi uyarınca çağrısız olarak yapılmış olup tüm pay sahipleri tarafından katılım gerçekleştirilerek yapıldığını, Toplantı tutanağı ve hazirun listesinden de görüleceği üzere tutanak ve/veya hazirun da herhangi bir şekilde bir ihtirazı kayıt/ muhalefet şerhi yer almadığını, davacının da toplantıya katılım sağlayarak tutanakları imzaladığını, kendisinin herhangi bir şekilde imza itirazının da mevcut olmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, toplantıya katılmadığına dair Davacı tarafından dayanılan delillerin, “sonradan türetilebilecek” ya da “yanıltıcı” nitelikte olduğunu, davacının 23.08.2022 tarihinde Konya .... Noterliği ... yevmiye sayılı ihtarname ile müvekkil şirkete bir ihtarname keşide ettiğini, İşbu ihtarnamede 10.08.2022 tarihli bir tutanaktan bahsettiğini, müvekkili şirkete bazı soru ve talepler yönelttiğini, ihtarnameye Kadıköy .... Noterliği ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile tarafımızca cevap verildiğini, davacı’nın her ne kadar böyle bir durum olmasa da Konya .... Noterliği ... yevmiye sayılı ihtarnamede 21.04.2022 tarihinden beri çekişmede bulunulduğunu belirttiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, böyle bir durumda basiretli bir tacir konumunda olan/olması gereken Davacı’nın 30.05.2022 tarihli genel kurul toplantısından haberdar olmaması ya da buna ilişkin söz konusu dava tarihine kadar herhangi bir şekilde bir iptal davası açmamış olmasının abesle iştigal ettiğini, müvekkili şirketin 10.10.2022 tarihli genel kurul toplantısının usul ve yasaya uygun olarak Ticaret Sicil Gazetesi’nde ilan edilmiş, internet sitesinde ilan edilmiş ve toplantı çağrısı tüm ortaklara usulüne uygun şekilde yapıldığını, 10.10.2022 tarihli toplantıda tüm ortakların hazır bulunduğunu, Yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca, tüm ortaklar toplantıda hazır bulunduğundan veya temsil edildiğinden ilgili toplantının TTK 416 uyarınca çağrısız bir genel kurul toplantısı olarak da değerlendirilebileceğini, müvekkil şirketin o dönemki yönetim kurulu üyesi-başkanı ... ise o gün zaruri nedenlerini Müvekkil şirkete belirtmiş olup rahatsızlığı sebebiyle toplantıya aslen katılım sağlayamadığını, toplantının TTK 420 uyarınca Davacı’nın talebiyle 14.11.2022 tarihine ertelendiğini, İkinci olarak, Müvekkili şirketin 14.11.2022 tarihli genel kurul toplantısı hakkında Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi ...E. sayılı dosyası ile tüm kararların hükümsüz olduğunun tespitine aksi kanaat halinde 2,3 ve 4 numaralı kararların iptaline dair dava ikame edildiğini, davacı tarafa 10.10.2022 tarihli toplantı öncesinde Kadıköy .... Noterliği 07.09.2022 tarih ... yevmiye numaralı cevabi ihtarnamesi ile 10.10.2022’de yapılması planlanan genel kurul hakkında bilgi verildiğini, Usulüne uygun çağrı davetinin iletildiğini, davacının 10.10.2022 tarihli toplantı öncesi 07.10.2022 tarihinde Müvekkil şirket merkezinde 2021 ve 2022 yılı Haziran ayı dahil gelir tablosu, bilanço, faaliyet raporu ve detay mizan örneklerini inceleyerek bunların hepsinden birer suret aldığını, 30.05.2022 tarihinde yapılan 2021 genel kurul toplantısında ise Davacı tarafından geçmiş döneme dair faaliyet raporu ve bilançoların onaylandığını, davacının 10.10.2022 tarihli toplantı tutanağına, ertelemeye ilişkin gerekçeleriyle birlikte, tutanağın 5. maddesi ile ek şerh düşerek ve 11.10.2022 tarihli Konya ... Noterliği ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile yönetim kurulu tarafından bir sonraki genel kurula kadar cevaplanması talep olunan soru ve talepler yönelttiğini, davacı tarafından 10.10.2022 tarihli toplantı tutanağına şerh düşülen soru ve talepler ile 11.10.2022 tarihli ihtarname ile açıkça genel kurul zaten toplanacak ise gündeme eklenmesi talep olunan maddeler olarak belirtilen hususların aynı olduğunu, davacının 11.10.2022 tarihli ihtarnamesinin o dönem tek yönetim kurulu üyesi ve başkanı olan ...’a 21.10.2022 tarihinde tebliğ edildiğini, 14.11.2022 tarihli toplantıya dair ilan ücretinin ise 20.10.2022 tarihinde ödendiğini, TTK 411/2 maddesinde öngörülen “ilan ücreti yatırılmadan önce yönetim kuruluna tebliğ” şartının gerçekleşmediğini, Kadıköy .... Noterliği ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile Davacı’ya tüm soru ve taleplerine yönelik dürüst hesap verme ölçütü kuralları çerçevesinde cevaplar iletildiğini, İhtarname kapsamında ihtarnamenin yönetim kuruluna 21.10.2022 tarihinde tebliğ edildiği hususuna da açıkça yer verildiğini, TTK 411 maddesi şartlarının gerçekleşmemiş olduğu açık olup genel hükümler çerçevesinde Davacı tarafın ekleme talep ettiği gündem maddelerinden “kar payı dağıtılması” ve “özel denetçi atanması” talepli gündem maddeleri dışında kalan hususlar “yönetim kurulunun ibrası” başlığına dair değerlendirilmekle ayrıca gündem maddesi olarak ertelenen toplantıya eklenmesi talepleri usul ekonomisi ve dürüstlük kuralıyla bağdaşmadığını, 14.11.2022 tarihli genel kurulun yeni bir genel kurul olmayıp 10.10.2022 tarihli ertelenen genel kurulun devamı niteliğinde olduğunu, müvekkil şirket internet sitesinde “ertelenen genel kurul” olarak 14.11.2022 tarihli genel kurula dair gündem ilan edilmiş, bakanlık temsilcisi atama talebi (zorunlu olmamakla birlikte iradi olarak) de ertelenen genel kurul belirtilerek yapıldığını, 14.11.2022 tarihli toplantı esnasında ifade olunan hususların açıkça kendilerince kanuni hakların kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, davacının kanuni haklarının engellenmesi söz konusu olmayıp aksine Davacı tarafın pay sahipliğine ve taleplerine itibar edilerek, talepleri Müvekkil şirket mevcut ve önceki tüm yönetim kurulu üyeleri tarafından bilgilendirme, cevaplama, hesap verme, değerlendirme suretiyle dikkate alındığını, müvekkili şirket yönetim kurulunun ibrasına dair 2021 yılı Finansal tabloları ve faaliyet raporu 30.05.2022 tarihli 2021 yılı olağan genel kurulunda oybirliği ile onaylanmış ve yönetim kurulu ibra edilmiş olup mevcut yönetim kurulunun ibrasının olağanüstü genel kurul gündemine alınma sebebinin, 14.11.2022 tarihinde ibra edilen yönetim kurulu üyesi, başkanı ...’ın görevin ifasındaki güçlük nedeniyle zaruri bir durum olup hali hazırda Davacı tarafça da mevcut tarihe kadar 2022 yılına dair finansal tablolar ve faaliyetlerle ilgili gerekli bilgi ve belgeler edinilmiş, hesap verme görevi de yerine getirilmiş olduğundan ibraya engel teşkil eden bir husus bulunmadığını, 14.11.2022 tarihli genel kurul öncesinde ve toplantı esnasında Müvekkili şirket tarafından mevcut tarihe kadar finansal kayıtlar, bilanço, faaliyet ve denetleme raporları, kar dağıtım önerisi, pay defteri gibi kayıtlar hazır bulundurulduğunu, davacı tarafından örnekler alındığını, yeni yönetim kurulu seçimine dair kararın ... ... açısından, yönetim kurulu başkanı ibaresinin yer almasının tek yönetim kurulu üyesi seçimi yapılmış olduğundan ve tüm hissedarların katıldığı bir genel kurul toplantısı olduğundan usul ve yasaya uygun olduğunu, TTK 412 uyarınca kayyım nezaretinde genel kurul yapılması talebiyle Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi ...E. ...K. Sayılı dava ikame edilmiştir. İşbu karar kesin nitelikte olduğundan haksız karara ilişkin tarafımızca kanun yararına temyiz talebinde bulunulduğunu, davacının ilgili davada TTK’nın 412. Maddesi uyarınca mahkemeye müracaat hakkının doğduğunu iddia etmişse de öncelikle bu hususun açıkça haksız ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, Türk Ticaret Kanunu’nun 412. Maddesinde pay sahiplerinin genel kurul çağrısına cevap verilmediği takdirde genel kurulun toplantıya çağrılmasına Mahkemece dosya üzerinden karar verilebileceğinin belirtildiğini, yerel Mahkemece taraflarına tebligat dahi yapılmaksızın, açıklama ve ispat hakları dikkate alınmaksızın karar verilmiş olduğundan açıkça kanuni şartları oluşmadan kayyım nezaretinde toplantı gerçekleştirildiğini, davacının 17.07.2017, 21.12.2018 ve 25.10.2021 tarihlerindeki genel kurul toplantılarına da katılmadığını toplantıları huzurdaki dava açılmadan önce öğrendiğini belirttiğini, toplantı tutanakları ve hazirun listelerinde kendisinin herhangi bir muhalefet şerhi yer almamakla birlikte 17.07.2017 tarihli genel kurul toplantısının divan başkanının davacı olduğunu, davacının genel intibada “haklı sebep” olarak dayandığı hususlar gerçek durumu yansıtmamakta olup her halükarda şirketin feshini gerektirir bir sebep bulunmadığını, davacının kendinden kaynaklı sebeplerle huzurdaki davanın ikame edildiğini, davacının “haklı sebep” iddiasına dayanak olarak 2022 yılı içerisindeki olağanüstü genel kurulları göstermekte ise –ki iddialarının çoğu bu kapsamdadır ve daha önceki dönemlere dayalı işlemlerine basiretli tacir olarak dayanamayacağı usul ve yasa gereğidir- mevcut durumda genel kurullara katılıp oy hakkını da kullanmış olduğundan, herhangi bir haklı sebep mevcutsa bunun davacıdan kaynaklı olduğunu, müvekkili şirketin bağımsız denetime tabii olduğunu, davacının iddia ve bayanlarına dair özel bir denetim yapılmasına gerek bulunmadığını, hali hazırda tüm bilgi, belge ve kayıtlara tüm ortaklar tarafından ulaşılabildiği ve şirketin bağımsız denetçi atamasının tüm hissedarların oy birliği ile alınan kararla 14.11.2022 tarihli genel kuruldaki kararla sağlanmış olduğunu, müvekkili şirket yönetim kurulu ve/veya ortaklarının herhangi bir huzur hakkı ve/veya maddi getiri sağlamadığını, mevcut genel kurul kararlarında da görüleceği üzere, şirketin öz varlıklarını artırma odaklı bir yönetim sağlandığını, müvekkili şirketin ... Ecza Deposu A.Ş. şirketi ile dönem dönem ticari faaliyette bulunduğunu, ... Ecza Deposu şirketine kar aktarımı, ... Ecza’nın değerlenmesi için Müvekkil şirketin kullanımı ve özvarlıklarının düşürülmesi gibi bir durum bulunmadığını, müvekkili şirketin, tüm ortaklar tarafından gayet net ve açıkça bilindiği üzere yurtiçinden temin ederek, tamamen yurtdışına ilaç, tıbbi malzeme ve ıtriyat malzemeleri satışında yani emtia ihracatında bulunduğunu, bunun haricinde bir ticari faaliyeti bulunmadığını, müvekkili Şirket’in bankalar nezdinde kredi kullanımı vb. tüm işlemlerinde eski ortağı ve eski yönetim kurulu üyesi ... şahsen kefil olmak yoluyla şirketin işleyişine ve kar elde etmesi adına ticari faaliyetlerine böyle bir yükümlülüğü olmadığı halde destek olduğunu, müvekkili şirket ile ... Ecza şirketinin fiili ya da organik herhangi bir bağı bulunmamakta olup Müvekkil. şirketin eski ortağı ve yönetim kurulu üyesi ...’ın ... Ecza şirketinde ortak olmasının hali hazırda Davacı tarafından da bilinen ve mevcut döneme kadar herhangi bir şekilde gündeme getirilmeyen bir durum olduğunu, İki şirket arasında gerçekleştirilen ticari faaliyetlerin tüm ortaklar tarafından bilinmekte ve her dönemin mali tablolarında yer almakta olup ticari teamüllere uygun hareket edildiğini, davacının da tüm bu ticari faaliyet ve buna dair mali tabloları hali hazırda bildiğini ve onayladığını, ...’in yurtiçinde değişik ilaç üreticileri, ecza depoları, eczaneler ve diğer ticari işletme sahiplerinden ticari teamüllere uygun şekilde ilaç temin etmekte depolamakta ve yurtdışına ihraç ettiğini, 7.8.1989 tarihli ve 89/14391 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar ile 4.9.2018 tarihli ve 30525 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No: 2018- 32/48)’in 12 nci maddesinin birinci fıkrasına dayanılarak hazırlanmış̧ olan İhracat Genelgesi TCMB tarafından yayınlandığını, bu genelgeye göre; fiili ihracatı gerçekleştirilen işlemlere ilişkin ihracat bedellerinin yurda getirilme süresinin fiili ihraç̧ tarihinden itibaren 180 günü̈ geçmemesi ve yurda getirilen bedellerin de en az %40’ının Türk Lirasına çevrilmesi gerektiğini, müvekkili şirket tarafından da ihracat bedelleri usulüne ve yasalara uygun olarak yurda getirilmekte, ihraç edilecek ürünlerin de yurtiçinden temin edilmesi ve bedellerinin Türk Lirası cinsinden ödenmesi söz konusu olduğundan Türk Lirasına dönüştürüldüğünü, davacının “... Ecza Deposuna ait araçları ... Ecza Deposuna satarken değerinin altında satmıştır. Özellikle iki adet ... ve bir Adet .... 520i satışı fiktif işlemdir. Bu husus şirketin cari hareketleri başta olmak üzere, şirket kayıtlarında mevcuttur.” dediğini, müvekkili şirketin personelinin ihtiyaç duyduğu ekipmanları da temin etmekte, ihtiyacı kalmayanları da sattığını, bu alım ve satım işlemlerini de gerek piyasa koşulları ve gerekse emsal değerleri gözetilerek gerçekleştirdiğini, •Şirket aktifine kayıtlı bulunan ... plakalı 2019 model ... marka araç 09.11.2020 tarihinde satılmış olup; satışa ilişkin olarak Noter Satış Sözleşmesi ve Satış Faturası düzenlenmiş ve satış işlemi yasal kayıtlara alınmıştır. •Yine Şirket aktifine kayıtlı bulunan ... plakalı 2019 model ... marka araç 09.11.2020 tarihinde satılmış olup; satışa ilişkin olarak Noter Satış Sözleşmesi ve Satış Faturası düzenlenmiş ve satış işlemi yasal kayıtlara alınmıştır. •Yine Şirket aktifine kayıtlı bulunan ... plakalı 2016 model ... marka araç 15.06.2021 tarihinde satılmış olup; satışa ilişkin olarak Noter Satış Sözleşmesi ve Satış Faturası düzenlenmiş ve satış işlemi yasal kayıtlara alınmıştır. 25.03.2022 tarihinde ise 400.000 TL bedelli olarak 2014 Model ... marka aracı satın aldığını, aracın şirket ortaklarından ...’tan değil .... Mağazacılık Hizmetleri A.Ş.’den alındığını, müvekkili şirket tarafından Libya, Vietnam, Nijerya vb. ülkelerdeki müşterilerden tahsil edilen tutarlar dahil olmak üzere tüm iş ve işlemleri yürürlükte bulunan Türk Parasının Kıymetinin Korunması Hakkındaki Karar, vergi mevzuatı, muhasebe mevzuatı ve Türk Ticaret Kanunu ile ilgili diğer tüm yasal düzenlemelere uygun olarak yapıldığını, şirket kasa hesabının bakiyesinin, 2021 hesap dönemi, dönem sonu bilançosunda 54.854,60TL; 30.06.2022 tarihli ara dönem bilançosunda da 52.519,57-TL ve 30.09.2022 tarihli bilançosunda da 53.321,37 TL, olup kasada bulunan bakiye tutarlar ticari teamüllere uygun seviyede olduğunu, müvekkili şirketin 760-Pazarlama Satış Ve Dağıtım Giderleri ana hesabının alt hesapları arasında yer almakta olan 760.03.0015 Yurtdışı Danışmanlık Giderleri hesabında; gerçekleştirilen ihracatlara ilişkin olarak, yurtdışı mukimlerinden temin edilen müşteri bulma hizmeti, danışmanlık hizmeti, sertifika alınması, ekspertiz hizmetleri ve diğer benzeri hizmetlere ait giderlerin izlendiğini, bu işlemlerin de gerek kambiyo mevzuatına ve gerekse de vergi mevzuatına uygun olarak tüm şirket ortaklarının bilgisine açık olarak yürütüldüğünü, fesih davasında Davacı mahkemeye müracaat ettiğinde davacının kusursuz olması arandığını, davacının kusurlu olmasının, şikayet konusu olay azlığın hakkını zedeleyen nitelikte olsa dahi durumu tersine çevirebileceğini, haklı nedenle fesih davalarında “clean hands” doktrini, yani davacının davasının dinlenebilir olması için kusursuz olması gerektiğini, neticede; davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER ve GEREKÇE: Dava, 6102 sayılı TTK'nın 531'nci maddesi uyarınca davalı şirketin haklı nedenlerle feshi istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Bilirkişiler Prof. Dr. ..., ... ve ... tarafından mahkememize sunulan 31/10/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Davacı pay sahibinin şirkette %15 oranında sermayeye sahip olduğu ihtilafsızdır. Bu halde davacının haklı sebeple fesih dava açma hakkı bulunduğu, heyetin inceleme ve tespitleri arasında yer verilen hususlardan; 2024 yılı ilk 6 aylık dönemde kullanılan kredilerin ... Ecza Deposu’na gönderildiği, 2024 yılı ilk 6 aylık dönemde davalı şirketin 37.088.048,03 TL finansman gideri olduğu, bu finansman giderinin 35.721.991,44 TL’sinin ... Ecza Deposu’na yansıtıldığı, herhangi bir adat faturası kesilmediği, Yapılan tespitler neticesinde, davalı şirketin ... Ecza Deposu’na finansman sağlamak için ... Ecza Deposu’ndan davalı şirkete faturalar kesildiği, davalı şirketin bu faturalar karşılığında krediler kullandığı, kullanılan kredilerin ... Ecza Deposu’na gönderildiği, finansman giderlerinden büyük bir bölümünün ... Ecza Deposu’na yansıtıldığı, yönündeki değerlendirmelerin şirketin kötü yönetildiği ve zarara uğratıldığı sonuç ve kanaatine ulaştırdığı, duruma uygun çözüm bağlamında şirketin kendi payını iktisap ederek davacının ortaklıktan çıkarılabilmesi noktasında TTK md. 379’da öngörülen %10 sınırının dikkate alınması gerektiği, davacının pay oranının %15 olduğu dikkate alındığında payların şirket tarafından alınarak ortaklıktan çıkmasına karar verilemeyeceği, alternatif çözüm olarak sermaye azaltımı yoluyla davacının paylarının değeri ödenerek şirketten çıkarılabileceği, bir diğer çözümün ise davacının paylarının diğer ortaklar tarafından mahkeme dışında devralınması olabileceği, davalı şirketin Rayiç değerli Özkaynakları 60.026.423,94 TL hesaplanmış olup Davacının davalı şirkette %15 payının 9.003.963,59 TL olarak hesaplandığı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. Bilirkişiler Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... ... ve ... tarafından mahkememize sunulan 11/04/2025 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle ; Davalı şirketin 31.12.2024 tarihli Rayiç değerli Özkaynakları 86.668.429,72 TL hesaplanmış olup Davacının davalı şirkette %15 payının 13.000.264,46 TL olarak hesaplandığı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. Bilirkişiler Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... ... ve .... tarafından mahkememize sunulan 10/09/2025 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle ; Davalı şirketin 31.12.2024 tarihli Rayiç değerli Özkaynakları 94.096.198,52 TL hesaplanmış olup Davacının davalı şirkette ki %15 payının 14.114.429,78 TL olarak hesaplandığı, yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. TTK'nın 531. Maddesi hükmü "Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler." şeklinde olup davacıların davanın açılışında bu paya sahip oldukları anlaşılmakla birlikte dava tarihinden sonra 07/12/2017 tarihinde gerçekleştirilen genel kurulda alınan sermaye artırımına ilişkin karar sonucu davacıların payının 1/10'nun altına düştüğü,davacıların bu kararın iptali istemi ile Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası üzerinden iptal davası açıldığı ve kararın iptaline karar verildiği ancak kararın kesinleşmediği anlaşıldığından davacıların pay oranlarını dava sonuna kadar korumalarının gerekip gerekmediğinin,dolayısıyla dava açma haklarının bulunup bulunmadığının ,sermaye artırımı kararının iptali istemi ile açılan davanın kesinleşmesinin beklenip beklenmeyeceğinin tartışılması gerekmektedir.Bilindiği üzere her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirilecek olup dava açılış tarihi itibariyle yeterli pay adedine sahip azınlığın bu hakkının sonradan şirket sermayesinin artırılması nedeniyle elinden alınması veya sermaye artırımı kararının iptali istemi ile açılan davanın sonucunun beklenilmesi hakkaniyete uygun olmayacağı gibi davalı şirket tarafından dava sırasında yapılan 18/04/2019 tarihli genel kurulda davacıların genel kurula çağrıldığı ve hazirun cetvelinde şirket sermayesinin eski biçimde gösterilerek davacıların pay oranının korunduğu,dolayısıyla davalı şirketin dahi davacıların şirkette 1/10'un üzerinde pay sahibi olduğunun kabul edildiği,fiili olarak şirket tarafından tescil edilen sermaye artırımı kararının uygulanmadığı ve alınan kararın yerel mahkemecede iptal edildiği gözönüne alındığında davacıların dava açmak için yeterli 1/10'nun üzerinde paya sahip oldukları dolayısıyla davalı şirketin haklı sebeple feshini talep etme haklarının bulunduğu anlaşılmaktadır. TTK m.531 çerçevesinde azınlığın açacağı fesih davasında ancak “haklı sebebin” veya “haklı sebeplerin” bulunması durumunda mahkeme tarafından feshe karar verilebilecektir. Dolayısıyla anonim ortaklığın bu maddede düzenlenmiş olan özel fesih nedeni “haklı sebep”tir. Esasen maddenin uygulanması bakımından tespiti gereken en önemli husus da, anonim ortaklığın feshini gerektirecek derecede öneme sahip sebep veya sebeplerin neler olabileceğidir. TTK m.531’de anonim ortaklık bakımından fesih gerekçesi olabilecek “haklı sebep” konusunda herhangi bir tanım veya örnek gösterilmemiştir. Anonim şirketler açısından azlığın haklı nedenle fesih davası, 6102 sayılı TTK ile ilk olarak Türk Hukukunda normatif bir düzenlemeye kavuşmuştur. Anılan düzenleme, İsviçre Borçlar Kanunun 736. maddesinden iktibas edilmiştir. Federal Mahkemenin bazı vakıları haklı sebep olarak benimsediğini görüyoruz. Bunlar: Şirketin sürekli kötü yönetimi,şirketin belirli bir ivme ile zarar etmesi ve bir süre sonra şirketin iflasın eşiğine gelecek olması,aile şirketlerinde, aile içi kavgaların veya bazı aile bireylerinin aileden dışlanması,şirketin uzun yıllar kâr etmemesi veya/ve kâr dağıtmaması (kronik kârsızlık),Yönetim Kulunun uzun yıllar huzur hakkı almaması,şirketin amacını yerine getiremez durumda olması ve/veya uzun süre de durumun böyle devam edeceğinin anlaşılması olarak sıralanabilir. Haklı sebeple fesihte,ana öge ortaya çıkan sebebin ortaklığın yaşamasını imkânsız hale getirmesidir. Her davada, hukuki ve maddi olayların özelliği dikkate alınarak iddianın haklı sebep teşkil edip etmeyeceklerinin irdelenmesi gerekir. Şirketin devamlı olarak zarar etmesi, kuruluş ve gayesinin gerçekleşmesine imkân kalmaması, ortaklar arasındaki ciddi anlaşmazlıklar, ortağın bakiye sermaye borcunu ödemekte temerrüdü gibi hususlar haklı neden olarak kabul edilebilir. (Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin 01/12/2015 gün ve 2014/18024 esas,2015/12808 karar sayılı ilamı) Anonim ortaklık çoğunluk prensibinin geçerli olduğu bir sermaye şirketidir (TTK m.124/2, 418).Bu itibarla pay sahiplerinin kendi aralarında söz konusu olabilecek fikir ayrılıkları veya ihtilaflar kural olarak feshe dayanak teşkil eden bir haklı sebep olamazlar. Bu çerçevede kolektif ve komandit ortaklıkların feshi veya kolektif veya komandit/komanditer ortakların ihracı bakımından haklı sebepleri sayan TTK m.245’in anonim ortaklarda kıyasen uygulanması da söz konusu olamaz. TTK m.328 uyarınca komandit ortaklıklara da uygulanan 245. madde uyarınca, haklı sebep “şirketin kuruluşuna yol açan fiili veya kişisel sebeplerin şirketin işletme konusunun elde edilmesini imkansız kılacak veya güçleştirecek şekilde ortadan kalkmış olmasıdır”. Anonim ortaklıklar bakımından ise “kişisel sebepler” haklı sebep olarak nitelendirilemezler. Keza TTK m.245’de sayılan sebepler,ortakların kendi aralarındaki şahsî ilişkilerini ilgilendiren ve ortak sıfatından kaynaklanan yönetim hakkını dikkate alan nedenlerdir. Bu çerçevede TTK m.245’in anonim ortaklıkların feshinde kıyasen uygulanması mümkün değildir. Anonim ortaklıklar bakımından “haklı sebep” olarak nitelendirilebilecek vakıaların, objektif olması ve pay sahibi kimliğinden (pay sahibinin şahsından) bağımsız olması gerekmektedir. Kısaca, davacı pay sahiplerinden şirketin devamı –objektif olarak- beklenemez bir hal aldığı bir durumda haklı sebeplerin mevcut olduğu kabul edilebilir. Ayrıca haklı sebebin gerçekleştiği hususunun kabulünde davacı pay sahipleri dışında kalan diğer menfaat sahiplerinin (şirket,diğer pay sahipleri, çalışanlar) haklarının da dikkate alınması gerekmektedir.Dolayısıyla haklı sebep ve bunun devamında fesih, ancak bu kimselerin menfaatlerinin haleldar edilmemesi kaydı ile ve son çare (ultima ratio) olarak kabul edilebilir. Pay sahipleri arasındaki şahsi ilişkilerin ancak istisnai hallerde ve sadece aile şirketlerinde dikkate alınabileceği hususu, Yargıtay, doktrin ve İsviçre Federal Mahkeme içtihadında dile getirilmiştir.(Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin 02/06/2014 gün ve 2014/3669 esas,2014/10238 karar sayılı ilamı) (Doç. Dr. Füsun Nomer Ertan,Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi Davası-TTK m. 531 Üzerine Düşünceler,(İÜHFM C. LXXIII, S. 1, s. 421-440, 2015) ,Erişim Tarihi,15/02/2017) Haklı sebebip tespitine ilişkin menfaatlerin tartışılmasında,davacı pay sahiplerinin menfaatlerinin karşısında diğer pay sahiplerinin,alacaklıların,intifa senedi sahipleri (m.502-503) ile borçlanma senedi sahiplerinin(m.504 vd.) ve şirket çalışanlarının menfaatleri bulunmaktadır.Bu nedenle,feshe hükmedilebilmesi için,haklı sebep olarak ileri sürülen hususların somut olayda bütün karşı menfaatlerin feda edilmesini haklı gösterecek,bir boyuta ulaşması gerekir.Aynı şekilde,karar verilmesi düşünülen olası bir alternatif çözümün de şirket ve diğer pay sahiplerine etkileri,azınlık pay sahiplerinin menfaatleri ile bağlantılı bağlantılı olarak değerlendirilecektir.Esas itibariyle konu,çatışan menfaatlerden hangisine üstünlük tanınacağı ile ilgilidir.Hâl böyle olunca haklı sebebin tespitinde mahkeme,davacının şirketin feshine veya alternatif bir çözüme ilişkin menfaati ile mevcut durumun devamında korunacak menfaatleri tartmalı ve hangisi ağır basmakta ise ona göre karar vermelidir.O hâlde,hukuki ilişkinin değiştirilmesini gerektirenlere üstün geldiği durumlarda haklı sebebin varlığından söz edilebilecektir. Ayrıca önemle eklemek gerekir ki,mevcut hukuki durumu sürdürmenin davacı pay sahibi açısından çekilmez hâle gelip gelmediğinin belirlenmesinde,pay sahibinin subjektif olarak aşırı hassasiyeti değil,dürüst ve ortalama bir pay sahibinin objektif davranışı referans alınmalıdır.Zira feshi talep edenin subjektif olarak bir olguyu haklı görmesi değil,bir olgunun objektif olarak ilişkiye devamı çekilemez hâle getirmesi haklı sebep olarak değerlendirilebilir. (Dr.Öğretim Üyesi,Özlem İlbasmış Hızlısoy,Anonim Şirketin Haklı Sebeple Feshi,Ankara-2016,sayfa 76-77) "Haklı sebep objektif veya subjektif olabilir. Ana öge ortaya çıkan sebebin ortaklığın yaşamasını imkansız hale getirmesidir. Her davada, hukuki ve maddi olayların özelliği dikkate alınarak iddianın haklı sebep teşkil edip etmeyeceklerinin irdelenmesi gerekir. Şirketin devamlı olarak zarar etmesi, kuruluş ve gayesinin gerçekleşmesine imkan kalmaması, ortaklar arasındaki ciddi anlaşmazlıklar, ortağın bakiye sermaye borcunu ödemekte temerrüdü gibi hususlar haklı neden olarak kabul edilebilir. (Yargıtay 11.HD nin 2014/18024 Esas, 2015/12808 Karar sayılı ilamı) Davacı taraf, şirket malvarlığının haksız kazanç elde etme amacıyla devredildiğini, şirketin içinin sistematik biçimde boşaltıldığını, şirket taşıtlarının bedelsiz şekilde devredildiğini, genel kurulların hukuka aykırı biçimde ve kendisi yok sayılarak toplandığını, bilgi edinme ve denetim haklarını kullanmasının engellendiğini, şirket kaynaklarının ortaklık amacına aykırı surette tüketildiğini, kar payı elde edemediğini ve yönetimde bulunmadığı için huzur hakkı ya da ücret alamadığını belirterek ortaklığın devamının kendisi açısından katlanılamaz hâle geldiğini ileri sürmüş; bu sebeple haklı nedenle feshe veya pay bedelinin ödenerek ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacının genel kurul kararlarına karşı dava açmış olması, bilgi edinme ve inceleme hakkını kullanamamış bulunması yahut bir ortağın ibra edilebilmek için pay devrine gitmiş olması, somut olay özelinde tek başına şirketin haklı sebeple feshini gerektirecek nitelikte vakıalar olarak değerlendirilemez. Bununla birlikte, şirketin kötü yönetildiği yönündeki tespitler, özellikle muhasip bilirkişi raporunda yer verilen şu hususlar dikkate alındığında önem arz etmektedir: 2024 yılı ilk altı ayında kullanılan kredilerin ... Ecza Deposu’na aktarılması, aynı dönemde 37.088.048,03 TL tutarında finansman gideri oluşmasına rağmen bu giderlerin 35.721.991,44 TL’lik kısmının ... Ecza Deposu’na yansıtılması ve buna rağmen adat faturası düzenlenmemesi, Davalı şirketin finansman sağlamak amacıyla ... Ecza Deposu’ndan gelen faturalara dayanarak kredi kullandığı, kullanılan kredilerin ... Ecza Deposu’na yönlendirildiği ve finansman yükünün esasen davalı şirket üzerinde bırakıldığı,şirketin sistematik biçimde zarara uğratıldığını, kaynaklarının başka bir şirket lehine kullanıldığını ve kötü yönetime işaret eden yapısal sorunlar bulunduğunu göstermektedir. Bu tespitler, ortaklık ilişkisini dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde sürdürülemez kılan nitelikte olup, haklı sebebe vücut veren olaylar olarak kabul edilmelidir. Somut uyuşmazlık kapsamında yapılan incelemeler ve mali verilerden davacının haklı neden olarak ileri sürmüş olduğu hususlar değerlendirildiğinde, yukarıda ifade edildiği üzere şirkettin kötü yönetildiği ve davacı açısından ortaklık ilişkisinin objektif olarak sürdürülmesinin mümkün olmadığı buna göre şirketin haklı sebeple fesih koşulları oluşmakla birlikte öne çıkan ve menfaatler dengesi açısından uygun olan, davacının ortaklıktan payının gerçek değeri karşılığı çıkarılması şeklindeki çözüm yöntemidir. Menfaatler dengesi açısından da değerlendirildiğinde ortaklıktan çıkmaya müsaade edilmesi doğru olacaktır. Zira kanunda da ifade edilen çözümün öne çıkan yanı bir yandan ortağın devam etmek istemediği, sona ermesi hususunda mahkemeye başvurduğu şirketten ayrılarak kendi açısından kısmi tasfiye yapılması ve diğer taraftan da ortaklığın devamının sağlamasıdır. Menfaatler dengesi uyarınca davalı anonim şirketin bir kurum olduğu, çalışanların olduğu, ekonomiye katkı sağladığı, kârlı şirketler oldukları yadsınamaz. Bu bakımdan somut olayda ortaklığın feshi değil davacının ortaklıktan çıkarılmasının çok daha uygun olduğu anlaşılmaktadır. Bu esaslar çerçevesinde somut olayda oluşturulan uzman bilirkişi kurulundan davalı şirketten davacının ayrılması hâlinde ödenmesi gereken ayrılma akçesi hesap ettirilmiş,bu hesaba göre belirlenen çıkma payının karar tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı şirketten tahsili ile davacıya ödenmesine , karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davalı şirketin haklı sebeple fesih koşullarının oluştuğu anlaşılmakla birlikte ; TTK 'nun 531. Maddesi uyarınca feshin son çare olup anılan madde hükmüne göre mahkemenin kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebileceği göz önüne alınarak , davanın KABULÜ ile;davacının , İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil numarasında kayıtlı ... ECZA DEPOSU ANONİM ŞİRKETİ ortaklığından çıkmasına İZİN VERİLMESİNE, 2-14.114.429,78.-TL çıkma payı alacağının karar tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 3-Davacı vekilinin tanık Feride hakkında suç duyurusunda bulunulmasına ilişkin talebinin REDDİNE, bu konuda davacı vekilinin MUHTARİYETİNE, 4-Alınması gerekli 615,40.TL karar ve ilam harcından peşin alınan 179,90-TL'nin mahsubu ile bakiye 435,50.-TL harcın davalı şirketten alınarak hazineye İRAT KAYDINA, 5-Davacı tarafından ödenen 179,90.-TL başvurma harcı ile 179,90.-TL peşin harç ve 25,60.-TL vekâlet harcının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6-Davacı tarafından yapılan 26 adet tebligat+posta ücreti 1.118,75.-TL ile iki bilirkişi inceleme ücreti 55.000,00 TL olmak üzere toplam 56.118,75.-TL yargılama giderinin davalı şirketten alınarak davacıya VERİLMESİNE, 7-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde BIRAKILMASINA, 8-Davacının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 45.000,00.-TL ücreti vekaletin davalı şirketten tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 9-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafından peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzlerine karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı.06/11/2025
Başkan .. ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Katip ... ☪e-imzalıdır.☪
"İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."