İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2016/4795 E. 2019/458 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2016/4795
- Karar No
- 2019/458
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2018/259 Esas KARAR NO : 2019/585 DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) DAVA TARİHİ : 26/04/2018 KARAR TARİHİ : 27/09/2019 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili mahkememize sunduğu ... tarihli dava dilekçesinde özetle; 2016 yılının ilk aylarında davacılardan ...'in her iki ayak topuk kemiğinde (calcaneus kemiği) kemik uzaması ve ağrıların tedavisi için ... Hastanesi'ne gittiğini, Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı ... ile görüştüğünü, gerekli tetkiklerin yapıldığını, ilaç tedavisinden sonuç alınamaması nedeni ile ameliyata karar verildiğini, ameliyatla kemiğin uzayan bölümünün alınacağını, bir (1) hafta sonra yürüyebileceğini, yaklaşık bir (1) ay sonra ise eski sağlığına kavuşacağını ve kemik uzamasından kaynaklı olarak var olan kısıtlamaların tamamının ortadan kalkacağının davalı uzman doktor ... tarafından davacıya beyan edildiğini, tanıdıkları uzman bir doktorun kendi uzmanlık alanı ile ilgili bir konuda söylediği sözlerin davacı açısından ikna edici olduğunu, davacının her iki topuk kemiğinden de aynı anda ameliyat olmaya karar verdiğini, davacının ... tarihinde her iki topuk kemiğinden doktor tarafından ameliyat edildiğini, iyileşme sürecinin doktorun söylediği gibi olmadığını, ameliyattan iki ay sonra dahi yürüyemeyince davalı doktora yeniden gittiğini, ayaklarının filmi çekilerek her hangi bir sıkıntı olmadığı bildirilip davacıya krem verildiğini, kremlerinde davacının ağrılarını dindirmediğini, iyileşme umudunun zaman azaldığını, ameliyatın üzerinden bir yıl kadar zaman geçtikten sonra davacının ... - ... ... Hastanesinde başka bir doktora gittiğini, burada yanlış ameliyat sonucu topuk kemiğinin fazla alınması nedeniyle aşıl tendonlarının bağlanacak kemik bulamaması sonucu sağ ve sol ayak tendonlarının boşta kaldığı, boşta kalma nedeniyle sağ ayak tendonunun %90 oranında koptuğunu, tamamen kopması halinde kalıcı sakatlığa neden olacağı hususunun davacıya bildirildiğini, davacı ... ...’in turizm alanında 4 yıllık yüksekokul bitirmiş, üç ayrı yabancı dil bildiğini, var olan nitelikleri ile yüksek gelirli iş bulması ve zaman geçtikçe mesleğinde yükselmesinin olağan bir durum olduğunu, ancak hatalı ameliyat sonucu iş gücünü büyük oranda kaybettiğini, bu nedenle mahrum kalacağı kazanç kaybının bilirkişi tarafından tespit edilerek , belirsiz alacak davası niteliğinde olan maddi tazminat davasında geçici talep olarak ...TL nin davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, ( kesin talep sonucu bilirkişi raporundan sonra bildirilecektir), hatalı ameliyat sonucu oluşan engellilik hali ömür boyu devam edeceğinden ve bu durum davacıyı ömür boyu acı ve üzüntüye mahkum ettiğinden, bu acı ve üzüntünün kısmen telafisi için ... TL manevi tazminatın davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, davacılardan ...'in acı ve üzüntüsünün kısmen de olsa telafisi için ... TL , ... için ... TL manevi tazminatın ameliyat tarihi olan ... tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalılardan müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... şirket vekili mahkememize sunduğu ... havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; HMK M.114/1-d uyarınca pasif husumet yokluğundan davanın reddinin gerektiğini, davacıların davalı doktorun mesleki sorumluluk sigortasının ... tarafından yapılmış olabileceği gerekçesi ile sigorta şirketine husumet yönelttiklerini, davalı doktor ...'un mesleki faaliyet ve sorumluluk risklerine ilişkin olarak, davalı ... şirketi nezdinde düzenlenen mesleki sorumluluk sigorta poliçesi bulunmadığını, sigorta şirketinin taraf ehliyetinin bulunmadığını, davanın reddinin gerektiğini, usulü itiraz hakları saklı kalmak kaydı ile ; davacının ileri sürdüğü iddialar ile kusur, iş göremezlik, zarar miktarı ve talep edilen tazminat miktarını kabul etmediklerini, davalı ... şirketinin meydana gelen zarardan sorumluluğunun bulunmadığını beyanla yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacılara yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili mahkememize sunduğu ... havale tarihli cevap dilekçesinde; davanın görevsiz mahkemede açıldığını, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 3/1 maddesi gereğince " vekalet " sözleşmeleri tüketici işlemi kapsamına alınmış olup, aynı kanunun 73. Maddesi gereğince de , Tüketici işlemleri ile Tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda Tüketici Mahkemelerinin görevli olduğunu, görevsiz Mahkemede açılan davanın, HMK madde 114 uyarınca görevli Antalya Tüketici Mahkemesi’nde görülmesi gerektiğini, davacı hastanın teşhis, tedavi ve takip sürecinin tıp kurallarına uygun olarak gerçekleştiğini ve ameliyat sonrasında komplikasyonla dahi karışlaşılmadığını, davacılardan ...'in ailesi ile yazlık komşusu ve aile dostu olan davalının davacı hastanın topuklarındaki rahatsızlıktan , babasının bahsetmesi sebebi ile de haberdar olup, davalının tıbbi müdahalesi öncesi de ilgili rahatsızlık hakkında taraflar arasında görüşmeler olduğunu, ilk defa ... tarihinde davacı ... ...'i hastane ortamında muayene eden davalının, hastasından ayaklarındaki ağrı öyküsünün 2 yıl öncesine dayandığını, son 4 aydır, solda daha fazla olmak üzere topukta şiddetli ağrıdan yakındığını öğrendiğini ve fiziki muayene sonucu da solda daha belirgin olmak üzere her iki kalkaneus dorsalde (topuk bölgesinde bulunan tarsal kemiğin sırt kısmı), aşil tendonu (baldır adelelerini topuk kemiğine bağlayan kalın bir band ) yapışma yerinde şiddetli hassasiyet olgusunu teşhisle epikrizini düzenlediğini ve gerekli görüntüleme teknikleri İle de durum değerlendirildikten sonra ilk etapta , özellikle de ağrı kaynağını belirlemek için , lokal enjeksiyon yapılmasını uygun bulduğunu, lokal enjeksiyon neticesi davacı hastanın ağrılarının dinmesi sebebi ile deformasyonun yerini ve şeklini tespit etmiş olan davalı doktor tarafından aşil tendonu önündeki ona temas eden kemik dokunun çıkarılması ( traşlanmosı / küçültülmesi ) işlemini içeren ( Bilateral Haglund Deformitesi Osteotomi ) ameliyat planını oluşturduğunu ve hastaya ... tarihinde tıp kurallarına uygun olarak ameliyat yapıldığını, hiçbir komplikasyon ile karşılaşılmadan başarı ile tamamlanan ameliyat akabinde çıkış önerileri ile 1 gün sonra taburcu olan davacının, taburcu olduğu tarihten 13 gün sonrasına ( ...) dikişlerinin alınacağı belirtilerek, durumun epikriz raporunda kayda alındığını, ... tarihinde desteksiz yürüyebilir şekilde kontrole gelen davacı ... ...'in yapılan muayenesinde, topuk yaralarının temiz olduğu ve baş ağrısı dışında başkaca bir ağrısının olmadığı gözlemlenerek kayda alındığını, ... tarihinde desteksiz yürüyebilir şekilde tekrar kontrole gelen davacının, sol topuğunda hafif ağrısı olduğunu ve iyileşme hızının beklediğinden daha yavaş olduğunu ifade ettiğini, davalı doktor tarafından ise sol topukta hafif şişlik ve hassasiyet tespit edildiğini, ayak yan grafi alındığını, başkaca bir komplikasyona rastlanılmadığı için hastaya operasyonun ve iyileşme sürecinin normal seyrinde olduğu bilgisinin verildiğini, ... tarihinden sonra bir daha kontrole gelmeyen hasta hakkında davalı doktorun bu aşamadan sonra başkaca bir takip sürecinin olmadığını, o sene yazlık evine gitmediği için davacının ailesi ile görüşme imkanı olmayan davalı doktorun davacı vekilinin hastaneden davalı doktorun mesleki sigortasını talebi ve akabinde huzurda açılan dava ile davacı hastanın şikayetleri ve iddialarına vakıf olduğunu, davacı ... ...'in, davalı doktor tarafından yapılan operasyon dolayısıyla zarar gördüğüne, ameliyat esnasında topuk kemiğinin fazla alınması sebebi ile aşil tendonların bağlanacak kemik bulamaması sonucu sol ve sağ ayakta tendonların boşta kaldığına, sağ ayak tendonunu %90 oranında koptuğuna, tamamen kopması halinde ise kalıcı sakatlığa yol açacağına dair iddiaların hasta dosyası verileri karşısında tıbben kabul edilmesinin mümkün olmadığını, davacı ... ...’in doktorun takibinden çıktıktan 1 yıl sonra ... Hastanesine gittiğini, aşil tendonlarının koptuğunu ve yanlış ameliyat yapıldığını da bu tarihte muayene olduğu doktordan öğrendiğini belirttiğini ancak delil listesinde ve dava içeriğinde ilgili hastane verilerinin talep edilmediği gibi dosyada da buna dair bir epikriz dahi ibraz edilmediğini, eğer iddia edildiği gibi bir muayene ve görüntüleme ile tespit varsa ve hatta aşil tendonda kopma da mevcutsa dahi , ameliyattan 1 yıl sora muayene için başvurulan doktorun oluşan tendon kopmasının ameliyattan mı yoksa ara dönemde davacının yaşadığı yanlış hareketinden, zorlamasından, kazadan vs. kaynaklı mı olduğunu nasıl tespit edebildiğini, ... Hastanesinde mevcut olduğu iddia edilen hasta dosyasına karşı beyan haklarını saklı tutarak; aşil tendonunun hiçbir rahatsızlığı olmayan, operasyon geçirmemiş sağlıklı bir bireyde dahi zıplama, koşma, dönme, ters basma, kaza gibi sebepler ile yırtılabileceğini veya kopabileceğini, bu sebeple, davacının tıbbi veriler ışığında , mahkemenin talimatı ile davacı nezdinde yaptırılacak tetkik ve muayene ile öncesi ve sonrası olarak tıbbi durumunun tespiti ile açılan dava kapsamında iddia edilen netice arasındaki illiyet bağının olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini, davacının aradaki tanışıklığında vermiş olduğu maneviyatla teşhis ve tedavi konusuda tüm ayrıntıları ile sözel olarak bilgilendirildiği gibi yazılı onanımınında alındığını, maddi ve manevi tazminat davasının şartlarının oluşmadığını, tazminata karar verilse dahi taraflar arasındaki hukuki lişikiye istinaden uygulanması gereken faizin avans faizi değil yasal faiz olduğunu, hekimin sebep olduğu zarar verici eylemden dolayı, hastanın vücut bütünlüğündeki olumsuz bulguların giderilmesine yönelik harcamalar olan maddi tazminat talebi ile hekimin sebep olduğu zarar verici eylemlerden dolayı, hasta ve hasta yakını kişide ortaya çıkan üzüntü ve sıkıntıların giderilmesi için ödenen Manevi Tazminatın dava kapsamında şartları oluşmadığından reddinin gerektiğni, dava tarafı olarak gösterilen sigorta şirketinin dava ile bağlantısının olmayıp ihbarın ... Sigortaya yapılması gerektiğini, davalıya atfedilecek bir kusur bulunmadığını, davalının kusuru olduğu bir an için kabul edilse dahi, söz konusu talep edilen tazminat tutarları ve avans faizi’nin de davacıların iyi niyetli olmadığının göstergesi olduğu kanaati ile davanın reddini, öncelikle görev konusunda karar verilmesini, haksız ve hukuka aykırı davanın ve tazminat taleplerinin faizi ile birlikte reddini, dava masraf ve ücreti vekaletinin karşı tarafa tahmilini talep etmiştir. Davalı ... Vekili mahkememize sunduğu ... havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; davacılardan ... ve ...’ın aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığını, davacılardan ... ve ...’ın diğer davacı ...’a hatalı ameliyat yapıldığını iddia ettiklerini ve duydukları üzüntünün giderilmesi için ...’er TL manevi tazminat talep ettiklerini, Yerleşik Yargıtay içtihatlarında cismani zarara uğrayan dışında kalan kimselerin eş ve çocuklarının manevi tazminat talep etme hakkınının kabul edilmediğini, davacının topuk kemiğindeki uzama nedeni ile davalıya başvurduğunu, kendisini muayene eden diğer davalının amileyat önerdiğini, ameliyatın basit bir ameliyat olacağını beyan ettiğini iddia ettiğini, davacının ilk kez davalı hastanede topuk ağrısı nedeni ile ... tarihinde diğer davalı Ortapedi ve Travmatoloji Uzmanı ... ... tarafından görüldüğünü, bu muayenede solda daha fazla olmak üzere her iki topuk arkasında şiddetli ağrısı saptandığını, alınan anamnezinde yakın zamanda bir hekim tarafından ameliyat önerildiğini ve bu hususta görüş almak için geldiğini belirttiğini, davacının davalı ve diğer davalıya başvurduğunda halihazırda ameliyat olması gerektiğini ve bu ameliyatın ne gibi komplikasyonlarının olabileceği konusunda yeterince bilgi sabihi olduğunu hastanın ameliyatının ... tarihinde ulusal ve uluşlararası rehberlerde önerildiği şekilde gerçekleştirildiğini, aşil tendonu önündeki ona temas eden kemik dokunun tendona zarar vermeden görülmesi ve çıkarılması olduğunu, en sık hatanın yeterli kemik çıkartılmaması olduğunu, topuk kemiğinin fazla alındığı iddiasının yersiz olduğunu, yapılan ameliyatta tendonu tamamen koruyarak ve yapışma yerine zarar verilmediği görülerek işlemin gerçekleştirildiğini, yetersiz çıkartmamayada dikkat edildiğini, hastanın ameliyat sorası ... tarihine kadar iki ay daha takip edilebildiğini, sol tarafında hafif ağrısı olmakla beraber oldukça iyileştiğinin hekim tarafından da müşahede edildiğini, daha sonra hastanın kontrollere gelmediğinden durumu hakkında bilgi edinilemediğini, tedavi sürecinde yalnızca hekimlerin değil hastalarında bazı sorumluluklarının bulunduğunu, bunlardan en önemlisinin tedavi planına uyarak, muayene ve kontrollere gelinmesi gerektiğini, ayrıca ameliyat sırasında tendonun sağlam bırakıldığını, bu hususun davacıya ait tıbbi belgeler inelendiğinde de görüleceğini, tendonun sağlam bırakılmış olması nedeni ile ameliyata bağlı olmaksızın bir kopma olmuş olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu, tendonun %50’sinin sağlam kaldığı durumlarda bile fonsiyonel olduğunun bilindiğini, kopma ile davalı hastanede yapılan ameliyat arasında illiyet bağı bulunmadığını, davacıların maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilmesi için hukuka aykırı bir fiil, kusur, zarar ve kusur ile zarar arasında illiyet bağı bulunması gerektiğini, bu nedenlerde davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE; Dava, zarar gören tarafından tedavi görülen hastane ile tedaviyi yapan doktor ve zorunlu tıbbi mali mesuliyet sigortası aleyhine açılan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Asliye Ticaret Mahkemesi; dava konusunun değerine veya miktarına bakılmaksızın ticari davalara ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli özel bir mahkemedir. Asliye Ticaret Mahkemesinin görevine giren işlerin genel çerçevesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 5. maddesinde düzenlenmiştir. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hâle getirmez. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yeterli görülmüştür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16/04/2019 tarih 2017/17-1097E. 2019/458K. sayılı kararı). 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsamaktadır. Anılan kanunun 3. maddesinin (k) bendindeki tanıma göre tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, (l) bendindeki tanıma göre de tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 73. maddesinin (1) bendi gereğince de bu kanun uygulaması ile ilgili çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılması gerekir.Aynı kanunun 83. Maddesinde ise "bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanır. Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemez." şeklinde düzenleme yapılmıştır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 07/06/2016 gün 2016/4795 E. 2016/6973 K. Sayılı emsal içtihadında; "...1-)28.11.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un (TKHK) 2. maddesinde kanunun kapsamı “bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar” şeklinde açıklanmıştır. Kanun'un “tanımlar” başlıklı 3. maddesinde ise tüketici işlemi, “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder” biçiminde tanımlanmıştır. 6502 sayılı TKHK'nın 73. maddesi uyarınca tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemesi görevli kılınmıştır..." şeklinde belirtilmiştir. Yukarıda belirtilen kanuni düzenlemeler ve emsal içtihatlar kapsamında yapılan değerlendirmede; Taraflardan davacı ... ...'in tüketici sıfatıyla davalı hastaneye başvurarak bu hastanede görev yapan diğer davalı doktor tarafından ameliyat edildiği görülmüştür. Davacı ... ... ile hastane ve doktor arasındaki ilişki tüketici ilişkisi kapsamındadır. Davacı ile sigorta şirketi arasında ise her hangi bir hukuki ilişki bulunmamaktadır, bu halde her ne kadar davalılardan biri sigorta olsa dahi hukuki ilişkinin tüketici ilişkisinden kaynaklandığı görülmekle, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin 6502 sayılı yasa kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında kaldığına göre davaya bakmaya Tüketici Mahkemesi görevli olduğundan, uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği nazara alınarak, göreve ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle HMK'nın 114/1-c ve 115/2.m.uyarınca davanın usulden reddi ile kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde dosyanın görevli Antalya Tüketici Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın göreve ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden REDDİNE, 2-Davaya bakmaya Antalya Tüketici Mahkemesi'nin GÖREVLİ OLDUĞUNA, 3-HMK'nun 20/1 maddesindeki düzenleme uyarınca kararın kesinleşmesi tarihinden itibaren iki hafta içinde istem olması halinde dava dosyasının görevli mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 4-Dava dosyasının süresi içinde görevli mahkemeye aktarılması durumunda, harç ve yargılama giderlerinin HMK'nun 331/2 maddesi uyarınca görevli mahkemece nazara alınmasına, 5-Dosyanın gönderilmesi için süresi içinde başvuru yapılmadığı takdirde, HMK'nun 20/1 ve 331/2 maddeleri gereğince yapılacak işlemin mahkememizce dosya ele alınarak değerlendirilmesine, Dair; taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 27/09/2019 Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır