İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2016/13721 E. 2017/1838 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2016/13721
- Karar No
- 2017/1838
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/1162 Esas KARAR NO : 2024/894 DAVA : Bankalarca Kullandırılan Ticari Kredilerden Ve Ticari Kredili Mevduatlardan Kaynaklanan Davalar (Alacak) DAVA TARİHİ : 06/12/2023 KARAR TARİHİ : 09/10/2024 KARARIN YAZILMA TARİHİ : 28/10/2024 Mahkememizde görülmekte olan Bankalarca Kullandırılan Ticari Kredilerden Ve Ticari Kredili Mevduatlardan Kaynaklanan Davalar (Alacak) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde ÖZETLE; Davalının müvekilleri bankadan çekilen kredide kefil olduğunu, borcun ödenmediğini belirterek borcun tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde ÖZETLE; Davacının iddiasındaki kredi sözleşmesinin usulsüz olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. Bilirkişi tarafından hazırlanan rapor sonuç kısmı " Detayları yukarıda verilen inceleme ve değerlendirmeler sonucunda; konunun hukuki nitelemesi, sözleşme ve yasa maddelerinin yorumu, delillerin değerlendirilmesi ve nihai kararı Sayın Mahkemenize ait olmak üzere; Davacı banka ile dava dışı gerçek kişi ... arasında 26.7.2017 tarihinde GKS-Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı ve gerçek kişi tacire 670.500,00 TL kredi limit tahsis edildiği, davalı ... imzalanan GKS-Genel Kredi Sözleşmesine sözleşme tarihinde 740.000,00 TL'lik kefalet imzasıyla müteselsil kefil olduğu, kefaletin TBK 583.maddesi hükümlerine uygun olduğu ve davalının kefalet tarihinde (bekar) olduğu, sözleşmenin kefalet maddesinde de beyan edildiği. Dava dışı gerçek kişi tacire B/C (Borçlu Cari Hesap) şeklinde 28.07.2017 de 300.000,00 TL ve 03.08.2017 tarihinde 300.000,00 TL olmak üzere iki adet limit tanımlandığı ve kullandırıldığı, kredi 28.08.2018 itibariyle kat edildiği ve davalının 03.09.2018 tarihi itibariyle temerrüde düşürüldüğü, Dava dışı gerçek kişiye tanımlanmış olan kredi limiti için 03.11.2017 tarih .... yevmiyeli ipotek belgesi ile 560.000,00 TL'lik, 01.11.2017 tarihinde .... yevmiyeli 1.200.000,00 TL'lik ipotekler ile teminatlandırıldığı ve ipotek tesis edilmiş olan taşınmazların icraen satışı sonrasında 342.000,00 TL bedeli ile banka uhdesinde kaldıkları. Dava dışı gerçek kişi tacire kullandırılmış olan kredilerin akdi faiz oranının 96 15,25 ve temerrüt faizinin 96 30,50 olduğu, ödemelerin (hesaplanan faiz ve ferini mahsup) edilmesi yöntemiyle dava tarihine kadar yapılan hesaplamaya göre davalının tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla 1.654.257,83 TL borç bakiyesi olacağı ve bu bakiyenin 664.989,52 TL'nin Asıl alacak, 989.268,31 TL Temerrüt faizi ve 6.676,22 TL'nin BSMV kalemlerinden kaynaklı bakiyelerden oluşacağı Davacı bankanın çek depo talep hakkı olduğu, ancak (Sözleşmede açıkça beyan edilmedikçe) kefilden çek depo talebinde bulunamayacağı. Ayrıca yerinde incelemede | adet çekin iade edilmesi depo miktarının 1.600,00 TL olacağı, " şeklinde düzenlenerek rapor mahkememize sunulmuştur. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava, genel kredi ve kefalet sözleşmesi kapsamında ödenmeyen kredi alacağının davalı kefilden tahsili istemine ilişkin alacak davasıdır. A. KEFALETE İLİŞKİN GENEL AÇIKLAMALAR; TBK 583 .maddesine göre, " Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz." denilmektedir . TBK 584 göre ; "Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez. (Ek fıkra: 28/3/2013-6455/77 md.) Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz." denilmektedir. Kefalet koşullarının kümülatif olarak gerçekleşmesinin gerekir. Kefil imza sayfasındaki " kefil adı, soyadı, ünvanı ve kefil beyanındaki yazıların ve imzanın" kefile ait olması tek başına yeterli değildir. Genel kredi sözleşmesine verilen kefaletin geçersiz olması halinde, TTK'nın 7. maddesi hükmü gereği iki veya daha fazla kişinin, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olacakları, ancak, kefil ve kefillere, taahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemeyeceğini, ticari borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlu ile kefil, hem de kefiller arasındaki ilişkilerde de birinci fıkra hükmünün geçerli olacağı düzenlemesi, kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarına ilişkin bir hüküm içermediğinden, kefilin kefalet sözleşmesinin geçersiz olur. Ve kefalet sözleşmesine dayalı olarak borçlu olmayacağından TTK 7. Maddesinin geçerli olmayan kefalet sözleşmesi için uygulanamaz. TBK'nın 583/1 maddesinde aranan şekle aykırı olan kefalet sözleşmesi kesin hükümsüz sayılacağından, şekil noksanlığını sonradan ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilemez. Hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığının her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. TBK'unun 583. maddesindeki şekil/geçerlilik şartına rağmen azami limitin ve kefalet tarihinin davacının eli ürün olması şartına gerek görmeden kredi kullandıran ve basiretli olarak davranma yükümlülüğüne aykırı davranan bankanın, daha sonra şekil şartı eksikliğinin ileri sürülmesi halinde hakkın kötüye kullanılmış olduğunu açıkça ortaya koyması gerekir.(Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 27.01.2020 tarih, 2018/2163 esas ve 2020/72 karar sayılı ilamı) Kanunda aranan şekli geçerlilik şartlarına haiz olmayan kefalet sözleşmesinin şeklen geçersizliğinin kefil tarafından ileri sürülmesinin basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü çerçevesinde hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilemez. Aksinin düşünülmesi halinde kanunun aradığı şekil şartının hiç bir anlamının kalmayacaktır. Kefalet sözleşmesi geçerlilik şartları, şirket ortağı olan kefil içinde geçerlidir. Kefilin genel kredi sözleşmesinin imza tarihinden sonraki dönemde hisse devri ile şirket ortaklığından ayrılmış olması halinde, bunun ilan edilmesi ve kefilin kefaletten dönmeye ilişkin bankaya bir bildirimde bulunması durumunda, alacağa konu kefalet sözleşmesinde imzası da yoksa kefilin kefaletinin imzasının bulunan sözleşme dayalı olarak devam ettiği, bankanın yeni genel kredi sözleşmesi düzenlemesi nedeniyle, iradesinin önceki sözleşmenin devamı değil, yeni sözleşme yapmak olarak yorumlanması gerekir. Kefilin imzasının bulunmadığı yeni sözleşmenin, önceki sözleşmenin devamı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Kefilin sırf şirket ortaklığından ayrılması kefaleti geçersiz kılmamaktadır. TBK'nın 586. maddesine göre, kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. Müteselsil kefalet nedeniyle, alacaklının doğrudan kefile başvuracağı gibi İİK'nın 45. maddesi hükmüne uygun olarak, alacağın rehinle temin edilmeyen kısmı için doğrudan kefile yönelik talepte bulunması mümkündür. Alacağın muaccel hale gelmesi için kredi hesabının kat edilmesi yeterli olup ayrıca hesabın katına ilişkin ihtarnamenin borçlu veya kefile tebliği zorunlu değildir. Borcun ödenmemesi üzerine bankaca keşide edilen kat ihtarının borçlunun sözleşmede belirtilen adresine gönderilmesi halinde borçlunun İİK'nın 68/b maddesi gereğince hesabın kat edildiği tarih itibariyle temerrüte düştüğünün kabulü gerekir. TBK'nın 589. maddesi uyarınca, kefil en fazla kefalet sözleşmesinde belirtilen azami tutar kadar sorumludur. Ayrıca kefaletin feriliği gereğince, asıl borcun sona ermesi hâlinde, kefalet borcu da sona erer. Ancak asıl borcun ne şekilde sona ereceği, yapılan kısmı ödeme ve tahsilatların hangi borca mahsup edileceği, TBK'nın 100 ve devamı maddelerine göre belirlenmelidir. Borcu ödemede temerrüde düşen borçlunun yaptığı ödemelerin mahsubundan sonra kalan miktar yönünden kefil sorumlu tutulabilir. Zira kefil asıl borç ve ferilerinden kefalet limitiyle ve kendi temerrüdünün sonuçları ile sorumludur. Asıl borçlu ve kefilin temerrüdü nedeniyle ödenmeyen borç için tahakkuk eden faiz ve takip giderleri dikkate alınmaksızın, rehinin paraya çevrilmesi yoluyla takipte elde edilen satım bedelinin tamamının ana paradan düşülmesi kabul edilemeyecektir. TBK'nın 589/1. maddesi gereği kefil; asıl borç ve borçlunun kusur ve temerrütünden kefalet limiti ile, kendi temerrütünün hukuki sonuçlarından ise kefalet limiti ile sınırlı olmaksızın sorumludur (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 07.03.2017 tarihli 2016/13721 E., 2017/1838 K. sayılı ve 21.12.2016 tarihli 2016/6502 E., 2016/16085 K. sayılı emsal kararları). Bir başka anlatımla kendi temerrütü oluştu ise bu aşamadan sonra limit ile sınırlı olmaksızın kendi sorumluluğu başlar. Borcun muaccel olması temerrüt faizi için yeterli olmayıp, borçlunun temerrüte düşürülmesi gerekmektedir. Kefil, takipten önce temerrüte düşürülmemişse hesap kat tarihinden takip tarihine kadar işleyen ve ana paraya dahil olan akdi faizden limiti dahilinde sorumlu olur. İflas kararından evvel temerrüde düşen müteselsil kefil bakımından temerrüt faizi işletilmesi gerekir. TBK'nın 166. maddesi uyarınca borç, müteselsil borçlulardan biri tarafından ödendiği miktarda diğerleri için de sona ermiştir.TBK'nın 164. maddesi uyarınca; müteselsil borçlulardan biri, alacaklıya karşı, ancak onunla kendi arasındaki kişisel ilişkilerden veya müteselsil borcun sebep ya da konusundan doğan def’i ve itirazları ileri sürebilir. Müteselsil borçlulardan biri ortak def’i ve itirazları ileri sürmezse, diğerlerine karşı sorumlu olur. 165. maddesi uyarınca ise; kanun veya sözleşme ile aksi belirlenmedikçe, borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz. 6098 sayılı TBK'nın 598. Maddesi uyarınca, "Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir." hükmünü içerir. 6101 sayılı TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 5. maddesinde ise "TBK'nın yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, TBK'nda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak TBK'da öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur. TBK ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz." hükmü yer almaktadır. Gerçek kişilerin verdikleri kefalete ilişkin 10 yıllık hak düşürücü süre ilk kez 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesiyle getirilmiş olup, kefaletname tarihi itibariyle bu düzenlemenin yürürlükte olup olmadığı incelenerek TBK'nın yürürlük tarihi olan 01.07.2012 tarihi itibariyle 10 yıllık süre dolması halinde kefaletnameye dayalı olarak 1 yıllık ek süre içinde 01.07.2013 tarihine kadar takipte bulunma hakkı bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Kefalet sözleşmesinin imzalandığı tarihte hangi kanunun yürürlükte bulunduğu tespit edilerek o yasal düzenlemeye göre kefaletin geçerlilik şartlarının incelenmesi gerekir. Kefaletten dönme başlıklı TBK'nun 599. maddesinde; gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun borcun doğumundan önceki mali durumu, kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulmuşsa veya mali durumunun, kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğu ortaya çıkmışsa, kefilin alacaklıya yazılı bir bildirimde bulunarak, borç doğmadığı sürece her zaman kefalet sözleşmesinden dönebileceği hüküm altına alınmıştır. B. UYGULANACAK FAİZLERE İLİŞKİN GENEL AÇIKLAMALAR; Yargıtay (Kapatılan) 19. ve 11. Hukuk Daireleri ile HGK'nın yerleşik uygulamalarında temerrüt faizi hesaplamasına esas alınacak oranın banka tarafından müşterilerine fiilen uygulanan oranlar olması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bankalar tarafından TCMB'ye uygulanacağı bildirilen en yüksek faiz oranları temerrüt faizi belirlenmesine esas alınmamaktadır (Yargıtay 11.HD'nin 2020/8317 Esas, 2022/3418 Karar sayılı ve 26.04.2022 tarihli ilamı aynı yoldadır. KGF ile banka arasındaki ilişki TBK'nın 583.maddesindeki müteselsil kefalet ilişkisinden farklı olup söz konusu Protokol ve anılan özel düzenlemelere tabi olduğu, bu hükümler karşısında ... AŞ tarafından yapılan kefalet ödemesi bulunması halinde, kredi veren bankanın dava tarihinden önce .... tarafından ödenen miktar yönünden davacının işbu itirazın iptali davasını açmakta hukuki yararı olacaktır. Bakanlar Kurulunun 14.07.2009 tarih ve 15197 sayılı olup 15.07.2009 tarihli 27289 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan kararının m.4 d.4 hükmü ve 29.03.2020 tarihli 2325 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının (30.03.2020 tarihli 31084 sy Resmi Gazete) m.5 deki "Teminat sonrası takip süreçleri Kurum tarafından yapılan tazmin ödemesi dahil olmak üzere kredi alacağının tümü üzerinden kredi verenlerce yürütülür. Kurum tarafından yapılan tazmin ödemeleri, kredi verenlerce alacağın tümü üzerinden yürütülen takip işlemlerinde takibe konu alacak miktarını düşürmez" hükmü uyarınca kredi borçlusu, ... tarafından yapılan ödemenin takip borcundan düşülmesini isteyemez. Bu nedenle ... tarafından yapılan ödemenin infaz aşamasında dikkate alınması mümkün değildir. Mevduat Ve Kredi Faiz Oranları Ve Katılma Hesapları Kâr Ve Zarara Katılma Oranları İle Kredi İşlemlerinde Faiz Dışında Sağlanacak Diğer Menfaatler Hakkında 2006/1 sayılı Tebliğin 6/1. Maddesinde, Bankalarca serbestçe belirlenen mevduat ve kredi işlemlerinde uygulanacak azami faiz oranları ile katılma hesaplarında uygulanacak kâr ve zarara katılma azami oranlarının uygulamaya konulmadan önce Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası İdare Merkezince tespit edilecek esaslar çerçevesinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına bildirilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Kredili mevduat hesabı borçlarına TCMB tarafından belirlenen kredi kartlarına uygulanan faiz oranlarının uygulanması gerekmektedir. Şu halde bilirkişi kredili mevduat hesabı ve kredi kartı alacağı bakımından temerrüt faiz oranının, temerrüt tarihinde yürürlükte bulunan TCMB'nin tebliğine göre belirlenecek azami yıllık temerrüt faizi oranı üzerinden tespit edilmesi gerekir. Business kart alacakları ile ilgili olarak ise 5464 S.lı Kanun'un 26. Maddesinde temerrüt hali de dahil olmak üzere, kart uygulamasından doğan borçlarda bileşik faiz uygulanmayacağı açıkça düzenlenmiştir. Dolayısıyla bilirkişilerin kredi kartı alacakları yönünden faizleri anaparaya dahil edilmeden hesaplama yapması gerekir. Bankaların kredilere uyguladıkları temerrüt faizi oranının tespiti yönünden davacı bankaların T.C. Merkez Bankası'na bildirdiği kredi faizi oranı üzerinden değil, bilirkişi tarafından yerinde inceleme yapılarak, banka kayıtları incelenip dava konusu kredi için bankanın temerrüt tarihindeki emsal kredilerde fiilen uyguladığı en yüksek faiz oranı belirlenip, taraflar arasındaki sözleşmeye göre uygulanması gereken temerrüt faizi oranı, takipte talep edilen oran aşılmamak kaydıyla, saptanarak buna göre temerrüt faizi uygulanması gerekmektedir. (Yargıtay 19. HD 2018/2511 Esas 2019/3854 Karar). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12/03/2020 tarihli 2017/11-36 esas 2020/290 karar sayılı ilamında işaret edildiği üzere; kefil olunan gayri nakdi kredi nedeniyle asıl borçlunun yükümlülüklerinin kefiller hakkında da uygulanacağının genel muğlak bir ifade ile kabul edilmesinin kefilin de gayri nakdi teminat bedelini depo etme mükellefiyeti altına soktuğunu ileri sürmenin yasa koyucunun kefilleri koruma amacı ile çeliştiğine, zira kefaletin kendisi tıpkı depo gibi bir teminat olduğundan ve kefil açıkça teminat mektubu bedelinin ayrı bir garanti sözleşmesi ile tekeffül etmedikçe iradesinin dar yorumlanması gerektiğine, Genel kredi sözleşmesinde kefillerin çek kanuni karşılık tutarları nedeniyle sorumluluğuna ilişkin açık bir hüküm bulunmaması halinde müteselsil kefiller hakkında depo talebinin reddi gerektiğine dolayısıyla müteselsil kefillerin imzaladığı sözleşmede açıkça gayri nakdi nitelikteki da mer'i teminat mektupları yönünden sorumluluğunun bulunmadığına karar verilmiştir. Gayri nakdi çek taahhüt bedeli yönünden kefillerin sorumlu olacağına dair sözleşme hükmü bulunmadığında kefil yönünden (henüz nakde dönüşmemiş) gayri nakdi depo edilemeyecektir. C. DOSYANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE;Taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacı bankanın dava dışı ... ile imzaladığı GKS’ den kaynaklı davalının kefil olarak sorumluluğunun olup olmadığı, davacı bankanın dava dışı ... hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla Çatalca İcra Dairesi dosyasında icra takibi yaparak rehin açığı belgesi aldığı, davalı kefil hakkında tahsilde tekerrür olmadan Büyükçekmece ... İcra Dairesinde takip başlattığı , takibe itiraz edildiği, davacı tarafın icra takibine devam etmeyerek iş bu davada ana para işlemiş faiz ve bsmv talebinde bulunduğu anlaşılmakla, dosya kapsamındaki belgelerde dikkate alınarak davaya konu alacağın ticari yada tüketici işlemi niteliğinde olup olmadığı, bankanın bu alacaklara ilişkin fiilen uyguladığı faiz oranları, hesap hareketleri, banka sözleşme maddeleri, güncel yargı kararları gözetilerek davaya konu edilen alacak kalemlerinin hesaplanarak varsa talep şartlarının oluşup oluşmadığının tespitine ilişkin alacak davası olduğu görülmektedir. Davalı taraf süresinde cevap dilekçesinde görev itirazında, yetki itirazında, sözleşmede genel işlem koşullarına ilişkin itirazda bulunmuştur. Dosyada deliller celp edilerek rapor alınmıştır. D. SOMUT OLAYIN İNCELENMESİNDE; davacı banka ile dava dışı ... arasında genel kredi sözleşmesinin bulunduğu, bu sözleşmede müşteri bilgilendirme yazısı altında ... ile davalı ...'ün imzasının bulunduğu, genel kredi sözleşmelerinden kaynaklı Mahkememizin görevli olduğu, göreve ve yetkiye yapılan itirazın yerinde olmadığı, davacı banka tarafından dava dışı ....'a 28.07.2017 tarihinde 300.000TL, ve 03.08.2017 tarihinde 300.000TL olmak üzere iki adet B/C hesap şeklinde akdi faiz %15,25 ile borçlu cari hesap şeklinde ticari kredi kullandırıldığı, kullandırılan ticari kredilere ilişkin TTK 'nın uygulanacağı, TTK'nın 22. Maddesi uyarınca genel işlem koşulları itirazına itibar edilemeyeceği, Kefalete ilişkin yasal şartların bulunduğu, sözleşmede kefalet limitinin 740.000TL olarak gösterildiği, davacı banka tarafından hesabın Ankara .... Noterliği'nin 28.8.2018 tarih ... yevmiye numaralı ihtarnamesi kat edilip tebliğ edilerek muacceliyet ve temerrüt şartlarının oluştuğu, kefilin kendi temerrütünden kefalet limiti ile sınırlı olmaksızın sorumluluğunun bulunduğu, Davacı bankanın iş bu alacak davasından önce; davalı aleyhine Büyükçekmece .... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattığı, bu icra takibine itiraz edildiği, takibin durduğu, alacağın tahsili için iş bu alacak davasının açıldığı, arabuluculuk dava şartının gerçekleştiği, Davacı tarafın davalıya karşı başlattığı icra takibinde Çatalca İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasınında tahsilde tekerrür olmamasını belirttiği, Çatalca İcra Müdürlüğü dosyasında genel kredi sözleşmesinin tarafı olan ...'e karşı ipoteğin paraya çevrilmesine yönelik icra takibi başlattığı, bu icra dosyasında 30.07.2019 tarihinde 342.000TL tahsilatın yapıldığı, 30.09.2019 tarihli rehin açığı belgesinde bu tutarda düşülerek geriye kalan alacak tutarının 702.678,39 TL olarak belirtildiği, Davacının dava dilekçesinde 264.123,88 TL ana para 605.959,65 TL işlemiş temerrüt faizi ve31.058,05 TL bsmv talep ettiği, dosyada delillerin celp edilerek bankacı bilirkişi ....'den yerinde incelemede yaptırılarak rapor alındığı, rapora karşı davacı bankanın itirazının olmadığı, davalı tarafın zamanaşımı itirazında bulunduğu, zamanaşımın cevap dilekçesi ile süresinde yapılmadığı, bununla birlikte zamanaşımı süresininde dolmadığı, sözleşmenin tamamen geçersiz olduğu itirazının TTK 22 madde uyarınca yerinde olmadığı, faizlerin güncel kararlara uygun olarak fiilen uygulanan yıllık %15,75 faiz oranı ve bunun sözleşme hükümlerine göre %100 oranında fazlası olan %30,50 oranları üzerinden hesaplandığı, ödemelerin düşüldüğü, rapordaki hesaplamalara ilişkin esasa ilişkin bir itirazın olmadığı, raporun denetime ve hükme elverişli olduğu, hesaplanan miktarlar ile dava dilekçesinde talep edilen miktarlar birlikte gözetilerek açılan iş bu alacak davasında aşağıdaki şekilde karar verildi. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Açılan alacak davasının kabulü ile; (264. 123,88 TL ana para, 605.959,65 TL işlemiş faiz ve 31.058,05 TL BSMV ‘nin toplamı olan) 901.141,58 TL ile 264.123,68 TL ana paraya dava tarihinden itibaren % 15,25 oranında akdi faiz ve akdi faizin %5 oranında BSMV uygulanarak davalıdan tahsiline, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 61.556,96.-TL karar harcından mahkememiz veznesine yatırılan 15.389,25.-TL peşin harcın mahsubu ile eksik kalan 46.167,71.-TL karar harcının davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yatırılan 269,85.-TL başvurma harcı ve 15.389,25.-TL peşin harcın davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine, 4-Davacı tarafından dosyada yapılan 5.000,00 TL bilirkişi ücreti 101,50 TL posta gideri olmak üzere toplam 5.101,50.-TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine, 5-Davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 138.159,82.-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine, 6-Davacı tarafından dosyaya yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleşince ve HMK 333. maddesi uyarınca ilgili tarafa iadesine, 7-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye irad KAYDINA, Dair davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda verilen kararının, gerekçeli kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal sürede İstanbul BAM ‘ne İstinaf Başvuru hakları olduğu hatırlatılarak verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 09/10/2024 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim .... ¸e-imzalıdır