Danıştay · Danıştay
Danıştay 2023/1562 E. 2023/2562 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- Danıştay
- Esas No
- 2023/1562
- Karar No
- 2023/2562
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/1562 Karar No : 2023/2562 TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- ... 2- ... Bakanlığı VEKİLİ : Huk. Müş. ... 3- ... Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- ... 2-... 3... ... 9- ... 10- ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 05/04/2023 tarih ve E:2022/2194, K:2023/3499 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: İstanbul ili, Pendik ilçesi, ... ve ...Mahalleleri sınırları içerisinde bulunan ve davacılara ait ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın da bulunduğu alanın riskli alan ilan edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulunun 18/09/2013 tarih ve 2013/5434 sayılı kararının davacıların taşınmazına ilişkin kısmının iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 05/04/2023 tarih ve E:2022/2194, K:2023/3499 sayılı kararıyla; Davanın süresinde açılmadığı iddiası bakımından; Davacılar tarafından, dava konusu Bakanlar Kurulu kararından ... Sulh Hukuk Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında açılan ortaklığın giderilmesi davasındaki 29/06/2021 tarihli duruşmada haberdar olunduğu belirtildiğinden, 29/06/2021 tarihi öğrenme tarihi olarak dikkate alındığında, Bakanlar Kurulu kararına karşı bu tarihten itibaren 6306 sayılı Kanun'un 6/9. maddesinde belirtilen 30 günlük dava açma süresinin son gününün çalışmaya ara vermeye denk gelmesi nedeniyle 07/09/2021 tarihine kadar dava açabilme imkânı olduğundan, dilekçe ret kararı ile sonuçlanan... İdare Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında 01/09/2021 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna varıldığı, Esas Yönünden; Anayasa'nın 13 ve 35. maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Ek 1 No'lu Protokolü'nün 1. maddesi, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un 2. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendindeki "riskli alan" tanımı, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 1. fıkrasına (dava konusu işlemin tesis edildiği tarihteki haline) yer verilerek, Yukarıda belirtilen Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleriyle kişilerin mülkiyet hakkının güvence altına alındığı, mülkiyet hakkının yalnızca kamu yararının mevcut olduğu durumlarda kanunla sınırlanabileceğinin öngörüldüğü, kanun koyucu tarafından olağan dışı kanun olarak düzenlenen 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında da kanunda sayılan idarelerce mülkiyet hakkına sınırlama getirilebileceği, ancak yine burada kanun koyucunun bu yetkinin kullanımını oldukça sıkı kurallara bağladığı ve ortada kamu yararını ilgilendiren durumun bulunduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açık ve somut bir şekilde ortaya konulmasını şarta bağladığı, Dairelerince daha önce "riskli alan" konusunda bakılan davalarda uzman bilirkişilerce yapılan bilimsel incelemelerden; bir alanın üzerinde bulunduğu yapı stokunun can ve mal kaybına yol açma riski taşıması nedeniyle "riskli alan" olarak ilan edilebilmesi için, söz konusu alandaki binaların deprem riski belirlenirken binaların taşıyıcı sistemine ait parametrelerin (taşıyıcı eleman sayısı ve dağılımı, planda düzensizlik, düşeyde düzensizlik, lokal ve konstrüktif uygulamalar, vb.) dikkate alınması gerektiği, niceliksel bir yaklaşımla teknik açıdan anlamlı tanımlar çerçevesinde binaların risk seviyeleri açısından sınıflandırılabileceği, bu tip bir sınıflandırmayı gerçekleştirmek için bütün binaların ilgili yönetmeliğin ekinde yer alan hızlı değerlendirme formları ile değerlendirilmesi ve bina bazında elde edilen performans skorlarının sınıflandırma amacıyla kullanılması gerektiği, örnekleme yoluyla tipik binaların seçilmesi ve seçilen binaların ayrıntılı olarak incelenmesi geçerli bir yaklaşım ise de, detaylı risk çalışmasında binalar seçilirken hangi örnekleme yönteminin (tesadüfi/tesadüfi olmayan yöntemler) kullanıldığı ve örnek büyüklüğünün nasıl seçildiğinin açık olarak belirtilmesi gerektiği, anakütle (toplam bina stoğu) içerisinde hem yığma hem betonarme binalar varsa örneklerin sadece yığma binalardan seçilemeyeceği, yığma ve betonarme yapıların istatistiksel olarak orantılı bir şekilde seçilmesi gerektiği, alanda yer alan yapıların deprem riskinin belirlenebilmesi için, bu yapıların teknik olarak incelenmesi gerektiği, bunun için, yapıların bulunduğu yerlerdeki deprem tehlikesi ve yapıların deprem performansını etkileyen yapısal özelliklerinin saha çalışmaları sonucunda elde edilmesi gerektiği, yapısal sistem özelliklerine göre sınıflandırılmış tip binalar seçilerek bunların ayrıntılı analizlerinin yapılması sonucunda bir korelasyon çıkarılıp buna göre genel yapı stokunun riskinin belirlenmesi gerektiği, bölgenin deprem riskini belirlemek için öncelikle deprem tehlikesinin hesaplanması gerektiği, deprem tehlike hesaplamasının ise bölgeyi etkileyebilecek depremlerin oluşma potansiyeli olan sismik kaynaklara bağlı olarak yapılabileceği, bu şekilde ayrıntılı bir hesaplamanın istatistiksel olarak bölgenin deprem tehlikesi hakkında bir veri olabileceği, aksi takdirde yukarıda belirtilen çalışmalar yapılmadan, alanın üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski konusunda değerlendirme yapmanın bilimsel kurallara ve dolayısıyla 6306 sayılı Kanun'un amacına aykırı olacağının anlaşıldığı, Dava dosyasının incelenmesinden; İstanbul ili, Pendik ilçesi, ... ve ... Mahalleleri sınırları içerisinde bulunan alana ilişkin olarak Pendik Belediye Başkanlığınca hazırlanan dosya ve gerekçe raporu doğrultusunda, söz konusu alanın riskli alan olarak ilan edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararının alındığı, bu işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı, Uyuşmazlıkta; riskli alan olarak ilan edilen alanda toplam 2387 adet yapının yer aldığı, söz konusu yapıları temsilen 14 adet yapının fiziksel özellikleri ve bodrum katlardaki yapılara ait kolonların korozyon (aşınma) durumunun gözlemsel olarak incelendiği ve inceleme sonucunda hangi bilimsel verilerin elde edildiğinin anlaşılamadığı, seçilen 14 adet yapının dava konusu alanı riskli alan olarak ilan edilmesini gerektirecek yeterli sayıda ve nitelikte olup olmadığı ortaya konulmadığı gibi bu incelemeler dışında yukarıda belirtilen bilimsel veriler içeren herhangi bir teknik incelemenin de yapılmadığı, dolayısıyla işlemin dayanağı teknik raporun yapıların can ve mal kaybına yol açma riski taşıdığını kanıtlayacak nitelikte olmadığı hususları dikkate alındığında, 6306 sayılı Kanunun ve Uygulama Yönetmeliği'nin öngördüğü koşullarda detaylı bir teknik inceleme yapılmadan tesis edilen uyuşmazlığa konu alanın "riskli alan" ilan edilmesine ilişkin 18/09/2013 tarih ve 2013/5434 sayılı Bakanlar Kurulu kararında hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle dava konusu 18/09/2013 tarih ve 2013/5434 sayılı Bakanlar Kurulu kararının davacıların parseline ilişkin kısmının iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davalı idarelerden Cumhurbaşkanlığı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından, davanın yasal süresi içerisinde açılmadığı, bu nedenle işin esasına girilmeksizin davanın usul yönünden reddine karar verilmesi gerektiği, dava konusu alanın riskli alan ilan edilmesinin dayanağı olarak hazırlanan Teknik Rapor'da, 6306 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatın gerektirdiği tüm şartların varlığı ve işlemin uygunluğunun açıkça ortaya konulduğu, herhangi bir eksikliğin söz konusu olmadığı, bununla birlikte dava konusu olayda karar verilebilmesi için hukuk bilgisi haricinde teknik bilgi gerektiren hususların yer aldığı düşünülüyor ise bunun davanın görüldüğü yargı yerince yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda, alanında uzman bilirkişilerce tanzim edilecek rapor ile tamamlanması gerektiği, bunun yapılmamasının yargılamayı eksik bırakacağı, 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği'nin 5. maddesinde riskli alanların nasıl belirleneceğine dair hususların düzenlendiği, bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre riskli alan belirlenmek istenen alanın, zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıdığına dair teknik rapor düzenlenmesi gerektiğinin öngörüldüğü, ancak hazırlanması gereken teknik raporda alandaki yapıların tamamının riskli yapı olup olmadığının tek tek incelenmesi gerektiği yönünde herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, öte yandan Kanun ve Yönetmeliğin konuya ilişkin düzenlemeleri birlikte değerlendirildiğinde; riskli alanın zemin yapısı sebebiyle belirlenebileceği gibi alan üzerindeki yapılaşmanın can veya mal kaybına yol açma riski taşıması sebebiyle de belirlenebileceği, alan içerisindeki binaların büyük bir kısmının ruhsatsız ve kaçak yapılmış olması veya proje ve uygulama aşamasında mühendislik hizmeti almamış olması, yapılaşma sonucunda oluşan ulaşım ağı ve altyapının yetersiz kalması ve bu yüzden muhtemel yangın veyahut diğer afetler sebebi ile alana müdahale etmenin güç olması vb. hususların da bu süreçte göz önünde bulundurulduğu, görüleceği üzere dava konusu alanın riskli alan ilan edilmesine ilişkin işlemin Kanuna ve ilgili mevzuata uygun olduğu ileri sürülmektedir. Davalı idarelerden Pendik Belediye Başkanlığı tarafından, dava dilekçesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. maddesine uygun şekilde düzenlenmediği, davanın yasal süresi içerisinde açılmadığı, bu nedenlerle işin esasına girilmeksizin davanın usul yönünden reddine karar verilmesi gerektiği, davaya konu edilen parseli de kapsayan, Dumlupınar ve Orta Mahalleri sınırları içerisinde bulunan alanların Bakanlar Kurulunun 13/02/2017 tarih ve 2017/9921 sayılı kararı ile riskli alan olarak ilan edildiği, dolayısıyla dava konusu kararın aslında kadük olduğu ve davanın konusuz kaldığı, uyuşmazlık konusu parselin yürürlükteki 1/1000 ölçekli uygulama imar planında "konut alanı" olarak planlı olduğu, hal böyle iken Dairece eksik inceleme neticesinde verilen temyize konu kararın açıkça hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davacı tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçelerinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarelerden Cumhurbaşkanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının yürütmenin durdurulması istemleri hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesi uyarınca gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddine, 2.Dava konusu işlemin davacıların taşınmazına ilişkin kısmının yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 05/04/2023 tarih ve E:2022/2194, K:2023/3499 sayılı kararının ONANMASINA, 3.Kesin olarak, 06/11/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- İstanbul ili, Pendik ilçesi, ... ve ... Mahalleleri sınırları içerisinde bulunan ve ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanın riskli alan ilan edilmesine ilişkin 18/09/2013 tarih ve 2013/5434 sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Usul yönünden; dava konusu işlemin tesisinden sonra davacılara ait taşınmazı da kapsayan alanda Bakanlar Kurulu'nun 13.02.2017 günlü, 2017/9921 sayılı kararıyla yeni bir riskli alan kararının alındığı ve 21.04.2017 günlü, 30045 sayılı Resmi Gazetede yayımlandığı, bu suretle dava konusu kararın "dava konusu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem" vasfını kaybettiği dikkate alındığında davanın esasının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14/3-d ve 15/1-b maddeleri hükümleri uyarınca incelenme olanağı kalmadığından, davanın incelenmeksizin reddi gerekir. Esasa gelince; 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 2. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde; riskli alan, zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıyan, Bakanlık veya İdare tarafından Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının görüşü de alınarak belirlenen ve Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kararlaştırılan alan olarak tanımlanmıştır. Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin "Riskli alanın tespiti" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında da; "Riskli alan; a) Alanın, zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıdığına dair teknik raporu, b) Alanda daha önceden meydana gelmiş afetler varsa, bunlara dair bilgileri, c) Alanın büyüklüğünü de içeren koordinatlı sınırlandırma haritasını, varsa uygulama imar planını, ç) Alanda bulunan kamuya ait taşınmazların listesini, d) Alanın uydu görüntüsünü veya ortofoto haritasını, e) Zemin yapısı sebebiyle riskli alan olarak tespit edilmek istenilmesi halinde yerbilimsel etüd raporunu, f) Alanın özelliğine göre Bakanlıkça istenecek sair bilgi ve belgeleri, ihtiva edecek şekilde hazırlanmış olan dosyaya istinaden ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının görüşü alınarak Bakanlıkça belirlenir ve teklif olarak Bakanlar Kuruluna sunulur..." hükümlerine yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden; 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında İstanbul İli, Pendik İlçesi Orta-Dumlupınar Mahallelerinin riskli alan ilan edilmesi amacıyla hazırlanan 29 sayfalık teknik raporda, alanda yapı profiline bakıldığında genel olarak 1999 yılı depreminden önce deprem statüsüne uygun olmaksızın yapılan depreme dayanıksız, kötü kalitede yapıların oranının %87 olduğu, 2000 yılı sonrası yapılanların oranının ise %13 olduğu, alanda toplam 2387 adet yapı ve 4798 adet bağımsız bölüm bulunduğu, bu yapıların analiz edilmesi sonucunda bunların %92'sinin 2000 yılı öncesinde deprem statüsüne uygun yapılmamış, kötü kalitede, sağlıksız yapılar olduğu, geriye kalan %8'inin ise 2000 yılı sonrasında yapılan yapılar olduğu ifade edildikten sonra, 14 adet yapının korozyon durumunu ve 21 adet sokağın genel görünümünü gösteren fotoğraflara yer verildiği, raporun sonuç kısmında da, söz konusu köhnemiş yapı dokusunun yanında çıkmaz sokaklar, çarpık yerleşim, sosyal ve teknik altyapı yetersizliği ile eğitim donatı alanlarından yoksun bir yerleşim bölgesi olup, binaların depreme dayanıklı hale gelecek şekilde yıkılıp yeniden yapılması yanında, çevrenin sağlıklı, yaşanabilir ve sürdürülebilir bir kentsel gelişme gösterecek hale gelmesinin büyük önem arz ettiği, yapıların büyük çoğunluğunun ruhsatsız ve büyük oranda da 2000 yılı öncesinde yapılmış ve ayrıca 1999 depremini de geçirmiş olduğundan, yapıldığı dönemdeki yapı, teknik ve malzemelerine göre günümüzde olası bir depremde büyük hasar görme olasılığının bulunduğu görüş ve kanaatine yer verildiği, İstanbul İlinin 1. derece deprem kuşağında bulunması ve teknik raporda belirtildiği üzere, alandaki yapılaşmanın alanın bir afet anında can ve mal kaybına yol açma riskinin yüksekliği sebebiyle 6306 sayılı Kanun'da belirtilen süreç uyarınca alana ilişkin olarak Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının görüşü alındıktan sonra dava konusu "riskli alan" kararının alındığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, anılan teknik rapor içeriğindeki belirlemelere göre alandaki yapı profilinin %87 oranında 1999 depreminden önce deprem statüsüne uygun olmaksızın yapılmış, büyük çoğunluğu ruhsatsız, depreme dayanıksız, sağlıksız ve kötü kalitede yapılardan oluştuğu, 1999 depremini de yaşamış söz konusu köhnemiş yapı dokusunun yanında çıkmaz sokaklar, çarpık yerleşim, sosyal ve teknik altyapı yetersizliği gibi olumsuzlukların da giderilmesi gereği yanında binaların depreme dayanıklı hale getirilmesi için yıkılıp yeniden yapılmalarının 1. derece deprem kuşağında bulunan alanın olası bir depremde belirtilen yapı stoku ve diğer olumsuzluklar nedeniyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıdığı açık olup; belirtilen risk ve olumsuzlukların 6306 sayılı Kanun kapsamında ivedilikle giderilmesine yönelik olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık, aksi bir gerekçeyle işlemi iptal eden Daire kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle davalı idarelerin temyiz istemlerinin kabulü ile temyize konu kararın bozulması ve davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.