Danıştay · Danıştay

Danıştay 2021/3565 E. 2023/2730 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
Danıştay
Esas No
2021/3565
Karar No
2023/2730

T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2021/3565 Karar No : 2023/2730 TEMYİZ EDEN (DAVACI) :... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI):... Kurulu VEKİLİ : Av.... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 02/02/2021 tarih ve E:2017/4253, K:2021/103 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin... Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve... sayılı kararının iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 02/02/2021 tarih ve E:2017/4253, K:2021/103 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacı hakkında, ceza yargılaması sonucunda, ... Ağır Ceza Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve anılan kararın istinaf edilmeyerek 28/11/2018 tarihinde kesinleştiği görülmüş ise de, davacının terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Daireleri tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı, Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ''bağımsız'' adaylarını desteklediğine ve diğer hususlara yönelik ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı, Unvanlı görev yönünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün Adalet Bakanlığı ve HSK'da etkin olduğu dönemde önemli bir temsil makamı olan ... Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak atanmasının yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu belirtilerek, Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:Davacı tarafından, ceza yargılamasında hakkında beraat kararı verildiği, beraat kararında dinlenen tanıkların beyanlarının davanın reddine gerekçe olarak alındığı ancak beraat kararının dikkate alınmadığı, bu nedenle masumiyet karinesinin ihlal edildiği, demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranmadığı; aleyhinde beyanda bulanan tanık İ.T.'nin 2014 HS(Y)K seçimlerinde seçim günü sözde bağımsız adayları destekleyen grupla birlikte seçimi takip ettiği yönündeki beyanlarının gerçek dışı olduğu, seçim günü sandık müşahitliği yapmadığı, oyunu kullanıp adliyeden ayrıldığı, bu durumun ceza yargılamasında yapılan bilirkişi incelemesi ile açıkça ortaya konulduğu; yine aleyhine beyanda bulunan bir başka tanık olan İ.T.'nin de ceza yargılamasındaki ifadesinde aleyhine söylediği hususların tamamen duyumdan ibaret olduğunu açıkça itiraf ettiği dolayısıyla bu tanığın beyanlarının delil olarak kullanılamayacağı; lehine tanık beyanlarının da bulunduğu, ancak Dairece bu hususlar değerlendirilmeden karar verildiği; unvanlı göreve atanmış olmasının terör örgütü ile bağlantısına delil olarak gösterilmesinin hukuken kabul edilemez olduğu, bu göreve kıdemi ve müktesebata uygun şartları haiz olduğundan atandığı; süreçte başta masumiyet karinesinin, savunma hakkı, ölçülülük ilkesi olmak üzere Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde yer alan temel hakların ihlal edildiği belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ :Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Daire kararında da belirtildiği üzere, davacı hakkında, ceza yargılaması sonucunda,... Ağır Ceza Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçun işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraat kararı verildiği, anılan kararın 28/11/2018 tarihinde istinaf edilmeden kesinleştiği görülmüştür. 667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlem de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir. Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir. Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 02/02/2021 tarih ve E:2017/4253, K:2021/103 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 22/11/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda bir duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar; adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak veya irtibatlarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile iltisak veya irtibatlarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda, gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli kabul edilecektir. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile iltisak veya irtibat hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için, bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle, demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde, örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. 667 sayılı KHK'nın 3.maddesinin 1. fıkrasındaki, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hakim ve savcılar hakkında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca karar verilir hükmü gereğince davacı hakkında dava konusu işlem tesis edilmiştir. Davacı hakkındaki terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönünde davalı idarece yapılan değerlendirmenin de kuşkusuz hukuken geçerli ve şüpheye yer vermeyecek derecede itibar edilebilir delillere dayanması gerekir. Bu kapsamda, dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin, yargılama esnasında davalı idarece somut şekilde ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir. Her ne kadar dava konusu işlemin, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden sağlanması amacıyla tesis edilen “olağanüstü tedbir" niteliğinde olması nedeniyle anılan işlemin dayanağı olan deliller, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulmuş ise de; bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılarla iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminde dikkate alınabileceği tabiidir. Bu bağlamda davalı idarenin, tesis ettiği işlemin sebep unsurunu ortaya koyabilmek için bütün imkanlarını kullanarak (teftiş birimini harekete geçirmek suretiyle tanık dinlemek, Emniyet Genel Müdürlüğü birimlerince ve diğer kamu kurumlarınca yapılan tespitler ile tanık ifadelerinde yer verilen hususları değerlendirmek vb.) elde ettiği lehe ya da aleyhe delilleri sunması gerekir. Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ilişkin bilgi ve belgelere gelince; Daire kararında "dava ret" hükmüne esas alınan davacı ile ilgili iki tanık beyanına ve davacının unvanlı göreve atanmış olmasına yer verildiği görülmüştür. İfadesine başvurulan İ.T. isimli tanığın Hakimler ve Savcılar Kurulunca düzenlenen 17/05/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; "Ben, halen ... Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapmaktayım. FETÖ/PDY irtibatı nedeni ile HSYK tarafından meslekten çıkarılmasına karar verilen ...'ı... Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptıgım dönemde kendisinin o yer Cumhuriyet Başsavcı vekili olarak görev yapması nedeni ile tanırım. HSYK'nın 2014 yılında yapılan üyelik seçiminin arefesinde ...'ın o tarihlerde bağımsız aday olarak nitelendirilen adaylara çalıştığını adliyedeki genel kanıdan dolayı bilirim. Kendisinin aynı yer Cumhuriyet Başsavcı vekili Y.A. ile samimi ilişkisi olduğu, birlikte hareket ettiği hatta Cumhuriyet Başsavcı vekili olarak atanmasında Y.A'nın etkisi olduğu adliyedeki hakim ve savcılar tarafından ifade edilirdi. Kendisi ile bir samimiyetim yoktur. 2014 yılı HSYK seçim çalışmaları sırasında aynı yer Başsavcı vekilleri Y.A. ve İ.G. ile birlikte görüntü verdiklerini biliyorum. Duyduğum kadarı ile FETÖ/PDY soruşturması kapsamında savunması alınan Y.A., 2014 yılı HSYK seçimlerinde ...ile birlikte hareket ettiğini söylemiş. Ayrıca ... Adliyesi Komisyon üyesi İ.T'den ...'ın 2014 yılı HSYK seçimlerinde bağımsız görünümlü paralel yapı adaylarını destekleyen hakim ve savcılarla birlikte hareket ettiğini de duymuştum." beyanında bulunduğu görülmektedir. Yine ifadesine başvurulan İ.T. isimli başka bir tanığın Hakimler ve Savcılar Kurulunca, düzenlenen 16/05/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; "Ben, halen... Adliyesi İlk Derece Adli Yargı Adalet Komisyon üyesi olarak görev yapmaktayım. FETÖ/PDY irtibatı nedeni ile HSYK tarafından meslekten çıkarılmasına karar verilen...'ı... Adliyesinde birlikte çalışmış olmamız nedeni ile tanırım. Benim ... Adliyesinde hakim olarak gorev yaptığım dönemde ... ... Başsavcı vekili olarak görev yapmaktaydı. 2014 yılı HSYK seçimleri öncesinde YBP'yi desteklemedi, bağımsız görünümlü paralel yapı adaylarını destekledi. Seçim günü de paralel yapı adaylarını destekleyen hakim ve savcılarla beraberdi." ifadesinde bulunduğu görülmektedir. Davalı idare tarafından; yukarıda yer verilen tanık beyanlarının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve/veya irtibatlı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür. Tanıkların yukarıda yer verilen ifadeleri dikkate alındığında özetle; 2014 HS(Y)K seçimi sürecinde gözlem ve duyumlarından hareketle davacının FETÖ/PDY irtibatlı ve iltisaklı olabileceği kanaatinde olduklarını beyan ettiklerinin görüldüğü, anılan tanıkların HSK Müfettişlerine verdikleri bu ifadeler dışında, davacının yargılandığı... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dava kapsamında da ifade verdikleri, tanık İ.T.'nin davacının 2014 HS(Y)K seçimlerinde seçim günü sözde bağımsız adayları destekleyen grupla birlikte seçimleri takip ettiğini bizzat gördüğü yönündeki beyanı üzerine, Ceza Mahkemesince bu hususun araştırıldığı, yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde davacının telefonuna ilgili baz istasyonlarından gelen sinyal bilgilerinin değerlendirildiği ve tanığın bu beyanın doğrulanmadığının açıkça belirtildiği, diğer tanık İ.T.'nin de davacı aleyhinde söylediklerinin duyumdan ibaret olduğunu ve daha detaylı bilgi için davacının birlikte görev yaptığı hakim savcıların ifadelerine başvurulması gerektiğini beyan ettiği anlaşılmıştır. Ayrıca, davacının yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı davada, yargı mensubu olarak görev yapan M.K. isimli tanığın 15/11/2018 tarihli duruşmadaki ifadesinde; "... Savcılık mesleğini kendisinden öğrendim. Temsil kabiliyeti olan çalışkan dürüst biriydi. Hatta o dönemde 28 Şubat sürecinde astteğmen olarak askerlik görevimi yaparken eşimin başörtülü olmasından dolayı sürgün edilmiştim. Kamu da fişlemeler yapılıyordu. Bu dönemde ...'ın bana büyük destekleri oldu. Pek çok kişi soruşturma geçirirken ...'ın destekleriyle benim hakkımda herhangi bir işlem dahi yapılmadı. O dönemde tek bir FETÖ'cünün dahi camiye gittiğini görmedim ancak biz ...'ın ile birlikte herhangi bir gizleme gereği duymadan ... camiye gidiyorduk ...2014 yılı HSYK seçimlerinde ... örgüt adayları lehine de hiçbir çalışması olmadı görüşünün de örgütün karşısındaki adaylardan yana olduğunu belirtti. Ben kendisini tanıdığım süre içerisinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesiyle irtibatını gösterecek herhangi bir söz ve eylemine şahit olmadım ... Cumhuriyet Başsavcılığı görevimi yaparken yaklaşık 4 yıl FETÖ soruşturmalarını aktif bir şekilde rol oynadım. Bu nedenle bu örgüt mensuplarının profilini davranış tarzlarını iyi bildiğimi düşünüyorum. Sanıkta bu yönde en ufak bir mimik dahi görmedim. 2014 seçimlerinden birkaç gün sonra ... ile telefonla görüştüğümüzde kendisi bana sandık müşahitliği yaptığı yönünde haksız ithamlar olduğunu, kendisiyle uğraşmaya devam ettiklerini söyledi." ifadesinde bulunduğu görülmektedir. Yine davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:...sayılı davada, yargı mensubu olarak görev yapan A.Ç. isimli tanığın ....Ağır Ceza Mahkemesince talimatla alınan ... tarihli duruşmadaki ifadesinde: "...'ın bu örgütle irtibatına dair herhangi bir bilgim ve görgüm yoktur. Yukarıda belirtilen telefon görüşmeleri babında 2014 yılı HSYK seçimlerinde Yargıda Birlik Platformunun adaylarından olan ve o tarihte... Adliyesi Başsavcı Vekili olarak görev yapan Ö.T. konusunda aramızda konuşma geçtiğinde kendisi bana Ö.T.'ye gönül rahatlığıyla oy verebileceğini söyledi..." beyanında bulunduğu görülmektedir. Dosya kapsamındaki tüm tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde; İ.T. ve İ.T. isimli tanıklar davacının örgütle bağlantısı olduğu yönünde beyanlarda bulunmuş ise de, yukarıda yer verilen diğer tanıklar A.Ç. ve M.K.'nın ifadelerinin İ.T. ve İ.T. isimli tanıkların beyanlarını destekler nitelikte olmadığı görülmüştür. Netice itibarıyla, davacının aleyhindeki tanık ifadelerinin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. Davacının unvanlı görevde bulunması hususuna bakıldığında ise; davalı idare tarafından, davacının Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütünün etkin olduğu dönemde 30/11/2012 - 04/07/2014 tarihleri arasında ... Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak görev almış olmasının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür. Davacının Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı ve/veya iltisaklı olması nedeniyle ve örgütün amaç ve stratejilerinin gerçekleştirilmesi amacıyla görevlendirildiğine ilişkin iddianın başkaca bir delille desteklenmediği, davacının kıdemi ve liyakati bu görev için yeterli olduğundan, bu göreve bunların dışında bir saikle atandığına dair somut veriler ortaya konulmadığı görüldüğünden, belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat veya iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmesi de mümkün değildir. Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, temyizen bakılmakta olan dosyada davalı idarece davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli ve inandırıcı delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca dosya kapsamında davacının iltisakını ve/veya irtibatını ortaya koyan nitelikte başkaca herhangi bir bilgi ve belgenin de bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisakının ve/veya irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmaması nedeniyle iptali ve temyize konu Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla karara katılmıyoruz.

Atıf: Danıştay Danıştay, E. 2021/3565, K. 2023/2730, www.arakarar.com/karar/danistay-danistay-2021-3565-e-2023-2730-k-3e41b41b0137