İlk Derece Mahkemesi · Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2016/1559 E. 2018/269 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2016/1559
Karar No
2018/269
Karar Tarihi

TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. BURSA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2016/ KARAR NO : 2018/ HAKİM : ... ... KATİP : ... ... DAVACI : ... VEKİLİ : DAVALI : ... DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 14/12/2016 KARAR TARİHİ : 22/02/2018 KARAR YAZIM TARİHİ : 07/03/2018 Mahkememize tevzi edilen Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA VE SAVUNMA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Alacaklı ...'in oğlu ...'in 22/05/2009 tarihinde müvekkili davacıya 80.000 TL borç para verdiğini, parayı davalının oğlu ...'in müvekkilinin kızı Sibel'e gönderdiğini, borca teminat olarak müvekkilinin kızı ... tarafından 80.000 Tl tutarlı bono ...'in ısrar ve talimatları ile ...'e teslim edildiğini, bu paranın borç olarak alındığını, 24/06/2009 tarihinden itibaren taksitlerle ödendiğini, bu borcun ödenmesi ile ilgili ibraz edilen protokol, davalı ... tarafından imzalandığını, protokolde görüldüğü üzere ödemelerin ...'e yapılacağı belirtildiğini ve ...'in de bu hususu onayladığını, müvekkilinin borç ödemesini ...'in hesabına yaptığı ödemelerle tamamlanmış ve akabinde 80.000 TL senedin iade edilmesi için alacaklı ... ve ... ile Balıkesir'de bir araya geldiğini, burada müvekkili davacının 70 yaşında o sırada yalnız ve kadın olmasından istifade ederek onu teminat aldıkları konusunda hile ile aldatarak ve 80.000 TLnin faizi olarak uygun buldukları bedeli tahsil amacıyla agresif hal ve tavırları ile korkutarak 32.000 TL senet imzalattıklarını ve ancak bu senedi imzalarsa 80.000 Tllik teminat senedini kendisine geri vereceklerini söylediklerini, bu şekilde müvekkiline 32.000 Tllik takip konusu senedi imzalattıklarını, 80.000 TLlik senedi iade aldığını, takibe konu 32.000 TL bedelli senedin işte borç olarak alınan bu 80.000 TLnin olmaması gereken fahiş faiz olduğun fakat davalı ile oğlu tarafından müvekkilinin iradesinin fesada uğratılarak elinden alındığını, bu senede göre ödemelerin yapıldığnı, 32.000 TLnin ödemesinin tamamlandığını, tamamlanır tamamlanmaz takibe konu senedin davalıca yeniden tahsil edilmek üzere takibe konulduğunu, takip konusu senedin alacaklıya ödendiğini, davalı ..., ... adına bu alacak borç ilişkisinin tarafı olduğunu, alacaklı ile borçlu arasında bundan başkaca borç doğuran hukuki bir durum olmadığını, ... tarafından bedelsiz kalmış ve teminat olarak verilmiş kambiyo vasfında olmayan senedin kambiyo takibine koyarak yeniden Balıkesir 5. İcra Müdürlüğünün ... esas nolu dosyasından tahsile yeltendiklerini, Balıkesirde yapılan takibe itiraz ettiklerini ve yetkisizlik kararı verildiğini, davacının davalıya hiçbir borcunun olmadığını, taraflar arasında alacak borç münasebeti olmadığını, icra takibine konu edilen bono sebebiyle mücerret olmakla birlikte davalı bono emrine düzenlenen kişi olduğu için alacak borç münasebetinin ispatında taraf oldukları davada menfi tespit taleplerinin kabulünün gerektiğini, bu nedenlerle davalı alacaklı ...'in haksız ve kötü niyetli olarak hiçbir alacağı olmadan davacı ...'dan davalıya teminat olarak emanet edilen ve ödemesi yapılan bonoyu tahsil için icra takibi başlatmış oldukları için İİK 72/5 fıkrası gereğince alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, davalı ... ile ... arasında hiçbir alacak borç ilişkisi bulunmadığına ve bu nedenle davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı cevap dilekçesinde özetle: Müvekkili tarafnıdan borçlu aleyhine Balıkesir 5. İcra Müdrürlüğünün ......................... takip sayılı dosyası ile icra takibine geçildiğini, borçlunun yetki itirazında bulunduğunu, bunun üzerine icra dosyasının Gemlik icra müdürlüğüne gönderildiğini ve ............... icra takip dosyası ile icra takibine devam edildiğini, icra takibi kambiyo senetlerine mahsus icra takibi yolu ile yapıldığını, borçluya 10 örnek ödeme emri gönderildiğini, borçlunun borca itfa nedeni ile itiraz ettiğini bunun üzerine Gemlik İcra Hukuk Mahkemesinde dava ikame edildiğini ve davanın reddine karar verildiğini, bu davanın konusu ve taraflarının aynı olduğunu ve derdestlik itirazında bulunduklarını, davanın süresinde açılmadığını, zaman aşımı itirazlarının olduğunu, tanık dinletilmesine muvafakatlarının olmadığını, senet bedelinin ödendiğini, takibe konu senede ilişkin müvekkiline hiçbir ödeme yapılmadığını, tarafların zaman zaman birbirlerinden borç alan yakın aile dostu olduklarını, hatta davacının kızı olan Avukat ...'un müvekkili ...'in oğlu Alper'in avukatı olduğunu, dosya kapsamı dikkate alınarak haksız ve mesnetsiz davanın reddine, haksız ve kötü niyetli olarak açılan dava nedeniyle alacağın %20sinden aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: Dava dilekçesi, cevap dilekçesi, yazılı beyanlar, Gemlik İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra takip dosyası, tarafların beyanı, teminat senedi, ...'in imzaladığı protokol, 80.000,00 TLnin ödendiğine ilişkin banka dekontu, takip konusu senet fotokopisi, Balıkesir C.Başsavcılığı suç duyurusu dilekçesi, PTT ödeme belgeleri fotokopisi, yazılan müzekkere cevapları. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ SONUÇ: Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 72. Maddesine göre açılan menfi tespit istemine ilişkindir. Davalı alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak 09/07/2015 tarihinde kambiyo senetlerine özgü takip başlattığı ve yasal süre içinde itiraz edilmediğinden kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafından icra takip dosyasına konu 15/07/2013 keşide tarihli 15/11/2014 ödeme tarihli, 32.000 TL bedelli, keşidecisinin davacı , lehtarın davalı olduğu bononun, davalının oğlu ....................' e 22/05/2009 tarihinde 80.000 TL borç olarak verilen paranın faizi olarak korkutarak imzalattıklarını ileri sürmüş olup davalı ise Balıkesir 3. Asliye Ceza Mahkmesinin ... Esas sayılı dosyasındaki savunması ve cevap dilekçesinde, davacının kızı ...' un 80.000 TL borç paranın davacıya senet karşılığında verildiğini bu paranın taksitler halinde ödendiğini, sonrasında davacının paraya ihtiyacı olduğu için 32.000 TL verdiğini, faizle para vermediğini ve senedin faiz karşılığında verilmediğini savumuştur. Davalı ... ile dava dışı ... hakkında dava konusu senetle ilgili olarak Balıkesir 3. Asliye Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası ile tefecilik yapma suçundan ceza davası açıldığı ve borç para karşılığında faiz olarak senet imzalattırılmasına dair tefecilik suçunun unsurları oluştuğundan mahkumiyet kararı verildiği ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin 10. Ceza Dairesinin 2017/658 Esas ve 2017/657 Karar sayılı sanıklar hakkında karar da TCK 53 uygulamasının düzeltilerek onandığı anlaşılmaktadır. Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararın Hukuk Mahkemesine etkisi yönünden düzenlemelere değinmekte fayda bulunmaktadır. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 74. Maddesine göre"- Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.", ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak ceza mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararı maddi olayın tespiti yönünden hukuk hakimini bağlayıcıdır. Diğer yandan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2013/19-1362 Esas ve 2015/826 Karar sayılı Kararında vurgulandığı üzere "Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü için gerekli ve uygulanması gereken hukuki kurum ve kuralların ne olduğunun tespitinde yarar vardır. I-Borç ikrarı Hemen belirtilmelidir ki, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 17.maddesine göre, borcun sebebini ihtiva etmemiş olsa bile borç ikrarı geçerlidir. Her alacak hakkının varlığı, bunu sağlayan bir hukuk ilişkisine ve bunun sebebine dayanır. Bu sebep, alacak hakkının doğumunu, hukukça ödenmesi gerekli bir hakkın var olduğunu sağlayan bir olay veya tek taraflı yada karşılıklı bir irade açıklaması veya bu yol ile iki iradenin uygun olarak birleşmesiyle meydana gelir. Oysa, bu sebebi göstermeden, yalnız borçlu olduğunu açıklayan kişinin, iki taraf arasındaki ilişkinin nedenini göstermeden, bir hakkın veya borcun varlığını, ödeneceği iradesini açıklamasını kanun yeterli görmüştür. Borcu doğuran irade açıklaması, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun 290.maddesi hükmünce yazılı bir belgede tesbit olunmuş ise, bu gibi durumlarda, borcu yükümlenen kişi, yükümlendiği borcun saikinin ve amacının kapsadığı yönü kural olarak, tanıkla ispatlayamaz. İradenin bu yolda açıklanmasını sağlayan nedenler, iradenin doğup gerçekleşmesini sağlayan ön nedenler, genellikle doğan hukuki sonuca etkili olmadıklarından daha çok bu açıklamanın amacı olan neden üzerinde durulmak gerekir. Nitekim, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 17.maddesini yorumlayan 12.04.1933 gün ve 30/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre; borç ikrarını içeren beyyine aleyhine delil ileri sürülebilir, ancak ikrarda borcun sebebi açıklanmış ise, davalı bu sebebin gerçekleşmediğini kanıtlayabilir. Eğer borcun sebebi belirlenmemiş ise, davalı önce ikrarın belli bir sebebi bulunduğunu, sonra bu sebebin gerçekleşmediğini kanıtlamak hakkına sahiptir. Görüldüğü üzere, 1086 sayılı HUMK’nun 290.maddesi ile 12.04.1933 gün ve 30/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bedelsizlik iddiası ispat edilebilecektir. Buna göre; borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak, ikrar borcun nedenini içeriyorsa, sadece bu nedenin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 04.12.2013 gün ve 2013/19-89 E. 2013/1645 K. sayılı kararında aynı ilke benimsenmiştir. II-Kambiyo senedi ve bononun hukuki niteliği: Hukuk Genel Kurulunun 17.12.2003 gün ve E:2003/19-781, K:2003/768; 12.10.2011 gün ve E:2011/19-473, K:2011/607; 04.12.2013 gün ve E:2013/19-89, K:2013/1645; 14.05.2014 gün ve E:2013/19-1155, K:2014/660 sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere; bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak, uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise, bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. Bu genel açıklamadan sonra, hemen belirtmelidir ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedi olup, bağımsız borç ikrarını içerir (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTTK)’nun 691/1. maddesi). Bonoda şekil şartları eTTK’nun 688. maddesinde sayılmıştır. Bunlar; “Bono” yada “Emre Muharrer Senet” ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur. Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden yada malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir. Yerleşik Yargıtay kararlarında ve öğretide de kabul edildiği üzere, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de, temel borç ilişkisinden kaynaklanan; borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik "bedel kaydı"dır. Yinelemek gerekirse "bedel kaydı" kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehdarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü, kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, soyut bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu nedenle de karşı edimin ifa edilip, edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehdar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel def'i nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır. Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehdarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır. Yukarıda da belirtildiği üzere borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak; ikrar borcun nedenini içeriyorsa, sadece bu nedenin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir. Bonoda ispat yükü kural olarak senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir. Ancak, bir defa bir mal alışverişine dayandığı "malen" kaydıyla ya da bir alacak borç ilişkisine dayandığı "nakten" kaydı ile senede yazılmışsa, artık buna uyulmak gerekir. Bu kayıtların aksinin savunulması senedin talil edilmesi (nedene, illete bağlanması) anlamına gelir ki, böyle bir durumda ispat yükü yer değiştirir. Senedin (talil eden) veriliş nedenini değiştiren kişi, savını kanıtlamak yükümlülüğü altına girer. Senette borcun nedeni "mal" ya da "nakit" olarak belirtilmişse, tarafların yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, lehine olan senet karinesi çürümüş sayılacak, bunun sonucu olarak da, iddiası paralelinde ispat yükünü de üstlenecektir. Buna senedin (talili) veriliş nedeninin değiştirmesi denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir. III-Menfi tespit konulu (daha sonra istirdada dönüşen) eldeki davada ispat yükünün özellikleri: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72.maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran; iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu, ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira, davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir (Hukuk Genel Kurulunun 17.12.2003 gün ve E:2003/19-781, K:2003/768; 12.10.2011 gün ve E:2011/19-473, K:2011/607; 04.12.2013 gün ve E:2013/19-89, K:2013/1645; 14.05.2014 gün ve E:2013/19-1155, K:2014/660 sayılı ilamları). IV-İspat hukuku yönünden geçerli kurallar: 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 287.maddesi (6100 sayılı HMK m.189/3); “Kanunun muayyen bir delil ile ispatını emreylediği hususlar başka suretle ispat olunamaz. İki tarafça muayyen deliller ile ispatı tahriren kabul edilmiş olan veya muhakeme esnasında olveçhile beyinlerinde karar verildiği ikrar olunan maddeler hakkında başka delil kabul olunmaz.” hükmünü amirdir. Aynı Kanun'un 288.maddesinde (6100 sayılı HMK m.200/I) “senetle ispat” ve 289.maddesinde (6100 sayılı HMK m.200/II) de “senetle ispat gereken hallerde karşı tarafın açık muvafakati ile tanık dinlenebileceği” hususları düzenlenmektedir. Yine aynı Kanun'un 290. maddesinde (6100 sayılı HMK m.201); “Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler … liradan az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz. “ denilmekte ; 293.maddesinde ise(6100 sayılı HMK m.203); “Aşağıdaki hallerde her halde şahit ikame olunabilir: 1-Usul ve füru, birader ve hemşire veya karı koca ve kayınpeder ve valide ile damat ve gelin arasındaki muameleler, 2-Cürümden mütevellit olsun olmasın tazminatı müstelzim fiiller, 3-Yangın veya kazayı bahri veyahut düşman istilası gibi senet alınması gayrimümkün veya fevkalade müşkül hallerde yapılan muameleler. 4-Halin icabına ve iki tarafın vaziyetlerine nazaran senede raptı müteamil olmıyan muameleler, 5-Akitlerde hata, hile, gabin, cebir ve ikrah vukuu.” hükmü yer almaktadır. Belirtilen mevzuat hükümlerinden anlaşılacağı üzere, usul hukukumuzda senede karşı senetle ispat zorunluluğu ilkesi kabul edilmiştir. Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı def'i (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, m. 290'daki meblağdan az bir miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, senede karşı senetle ispat zorunluluğuna ilişkin kuralın istisnaları da m. 293’de belirtilmiştir. Bunun yanında, 18.03.1959 gün ve 18/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, tanıkla kanıtlama yasağı, yalan tanıklığı önleme ve davada tarafların çıkarlarını koruma amacına yöneliktir. Değeri belli miktarı aşan hukuki işlerin tanıkla kanıtlanması yasağına ilişkin ilkeler, kamu düzeni düşüncesiyle yasaya konulmuş hükümlerden değildir. Ancak yazılı sözleşme ile ya da duruşma tutanağında usulüne uygun olarak belgelendirilmiş ikrar ile anlaşılan açık bir muvafakat bulunduğu takdirde sadece belli tanıklar dinlenebilir. V-Bilirkişi incelemesi: Hemen belirtilmelidir ki, 1086 sayılı (mülga) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 275.maddesi; “Mahkeme, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez.” hükmünü içermektedir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 'Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller' başlığı altında düzenlenen 266/(1) maddesi de, az yukarıda belirtilen 1086 sayılı HUMK'nun 275.maddesine koşut bir düzenlemeyi içermektedir. Görüldüğü üzere, genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkesin bilmesi gereken konularla, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konular dışında kalan ve çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi oy ve görüşünü alması gerekir. Zira, vurgulanan bu ilke hem öğretide hem de Yargıtay uygulamasında benimsenip, kökleşmiştir (Kuru/Arslan/Yılmaz:Medeni Usul Hukuku, 16.Bası, Ankara 2005, Sahife:502 vd.; Pekcanıtez/ Atalay/ Özekes: Medeni Usul Hukuku, 12.Bası, Ankara 2011, Sahife:517 vd.; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.03.2008 gün ve E:2008/11-262, K:2008/260; 28.03.2007 gün ve E:2007/11-154, K:2007/168; 07.03.2007 gün ve E:2007/11-94, 2007/113; 14.05.2008 gün ve E:2008/11-392, K:2008/377; 27.06.2012 gün ve E:2012/7-293, K:2012/418; 17.04.2013 gün ve E:2012/11-783, K:2013/553 sayılı ilamları). VI-Tefecilik suçu: Tefecilik suçu, 03.06.1933 gün ve 2279 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun’un 17.maddesi ile 11.09.1981 gün ve 2520 sayılı 2279 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3.maddesinde düzenlenmişken, ayrıca 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 241.maddesiyle de düzenleme altına alınmıştır. Tefeciliğe konu olan sözleşmenin, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun m.19/II, 20/I.maddeleri kapsamında kanuna ve bu arada ahlaka aykırı olduğu konusunda kuşku ve duraksama bulunmamaktadır. Kambiyo senedi niteliğindeki bononun tefecilik sebebiyle düzenlenip, karşı tarafa verildiğini ispat edebilmek için, yasal deliller (ikrar, yazılı delil), bulunmalı veya 18.03.1959 gün ve 18/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararındaki şartlar dairesinde diğer bir ifade ile; ancak yazılı sözleşmeye veya duruşma tutanağındaki ikrar ile anlaşılabilen açık bir muvafakat bulunması halinde dinlenebilen belli tanık beyanları veya eldeki davada bunların da mevcut olmaması halinde tefecilik yaptığı iddia olunan kişi hakkında açılmış ve mahkumiyetiyle sonuçlanmış bir ceza mahkemesi kararı bulunmalıdır. Aksi takdirde, senedin (bononun) gayri ahlaki amaçla verildiği yönündeki iddianın tanıkla ispatı halinde, bono emniyeti kalmaz. Her bononun, tefecilik ilişkisi nedeniyle verildiği yalancı tanıklarla ispat edilerek iptali sağlanabilir. Bu ise, hem HUMK’nun 290.maddesi hükmüne hem de bono emniyetine aykırı düşer." tefeciliğe dayalı olarak verildiği iddia edilen senet yönünden ceza mahkemesi kararının bulunması vurgulanmıştır. O halde toplanan deliller ve yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayda, dava konusu 15/07/2013 keşide tarihli 15/11/2014 ödeme tarihli, 32.000 TL bedelli, keşidecisinin davacı , lehtarın davalı olduğu bononun önceden verilen 80.000 TL borç paranın faizi olarak alındığı ve tefecilik nedeniyle verildiğinin davacı tarafından iddia edildiği, davalı tarafından ise senedin verilen borca karşılık düzenlendiğinin savunulduğu anlaşılmakla, davanın, kambiyo senedinden dolayı borçlu olunmadığının saptanması istemine ilişkin olduğuna göre, davacı senetteki imzayı inkar etmemiş dolayısıyla senede karşı senetle ispat kuralı gereğince, davacı-borçlu takibe konulan bononun tefecilik nedeniyle verildiğini yazılı delille kanıtlaması gerekir. Takibe konu yapılan bononun metninden bu anlaşılamadığı gibi, davacı bu iddiasını yasal olarak ispatlayacak yazılı bir delil de dosyaya sunmamıştır. Ancak davalı hakkında dava konusu bono ile ilgili tefecilik nedeniyle açılmış ve mahkumiyetle sonuçlanmış Balıkesir 3. Asliye Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı ceza davası bulunduğu ve ceza davasınında borç para karşılığında faiz olarak senet imzalattırıldığının tespit edildiği, davalının savunduğunun aksine borç para verilmediğinin anlaşılmakla tefecilik ilişkisine dayalı olarak verildiği anlaşılan bononun geçersiz olduğu ve davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine ve davacının kötü niyet tazminatı talebinin, dava konusu bononun icra takibinde davalının haksız olduğu gibi bononun tarafı olması sebebiyle borç para verilip verilmediğini bilebilecek durumda olduğundan kötü niyetli olduğu anlaşılmakla kötü niyet tazminatının kabulune karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlere, 1-Davanın kabulü ile, Gemlik İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra takip dosyasına konu 15/07/2013 keşide tarihli, keşidecisinin davacı, lehtarın davalı olduğu, 32.000,00 Tl bedelli bono sebebiyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, 2-Kötü niyet tazminatının koşulları oluştuğundan alacağın %20'si olan 6.400,00 TL kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 2.185,92 TL nispi karar ve ilam harcından peşin alınan 546,48 TL'nin mahsubu ile bakiye 1.639,44 TL nispi karar ve ilam harcının davalıdan alınarak hazineye irad kaydına, 4-Davacı tarafından yapılan 74,35 TL yargılama gideri ve 546,48TL peşin harç olmak üzere toplam 620,83 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kararın niteliği gereği üzerinde bırakılmasına, 6-Davacı vekil ile temsil edildiğinden AAÜT'ye göre belirlenen 3.840,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-HMK' nın 333. Maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının hükmün kesinleşmesinden sonra ilgilisine iadesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren HMKnın 341. Ve 345. Maddeleri gereğince 2 haftalık yasal süre içinde Bursa Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 22/02/2018 Katip ... ¸e-imzalıdır. Hakim ... ¸e-imzalıdır.

Atıf: Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2016/1559, K. 2018/269, T. 22.02.2018, www.arakarar.com/karar/bursa-2-asliye-ticaret-mahkemesi-2016-1559-e-2018-269-k-453df7710a9b