Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/430 E. 2026/601 K. – Alacak

Konu: Alacak

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/430
Karar No
2026/601
Karar Tarihi
Konu
Alacak

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/430

KARAR NO: 2026/601

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 13/11/2025

NUMARASI: 2025/505 Esas - 2025/784 Karar

DAVANIN KONUSU: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine dair verilen karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, davalı şirket tarafından 03/07/2010 tarihinde ... Ltd.'ye satıldığını ve alıcı sıfatıyla ..., satıcı sıfatıyla davalı ... AŞ ve garantör sıfatıyla ... AŞ arasında hisse alım sözleşmesi imzalandığını, sözleşme tarihi itibariyle ...'in taraf olduğu bilinen hukuki davalardan davalı şirketin bu davalar deneyiyle ortaya çıkacak tüm talepleri 2.500.00 USD'ye kadar karşılayacağını taahhüt ettiğini, sözleşmede bahsi geçen davalardan Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2005/198 esas sayılı dava dosyasında görülen dava dosyası yer aldığını, iş bu davada davacı ... AŞ davalının .... Ltd. olduğunu, tazminat davasının reddine karar verildiğini, verilen bu kararın bozulması neticesinde Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/340 esasına kaydının yapıldığı iş bu esas üzerinden yürütülen davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, iş bu kararın bozulması üzerine dosyanın Ankara 11.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/39 esasına kaydının yapıldığını ve davanın kısmen kabulüne karar verildiğini bu kararın da temyiz incelemesinde olduğunu, dosya Yargıtay'da iken Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/463 esas sayılı dosyasından müvekkil şirket aleyhine başka bir dava açıldığını, sözleşmenin ilgili maddeleri gereğince ortaya çıkacak ve müvekkili şirket tarafından ödenmek durumunda kalınacak tüm taleplerin avukatlık ücretleri dâhil davalı satıcı tarafından 2.500.000 USD limit dahilinde karşılanacağı hususunun açıkça kararlaştırıldığını, müvekkilinin hisse alım sözleşmesinden itibaren 8 yıldır avukatlar aracılığı ile takip ettiği ilgili uyuşmazlık nedeniyle hukuki hizmet aldığı Av ... Bürosuna 300.505,48 TL, Av. ...'ya 2.212.500,00 TL olmak üzüre toplamda 2.513.005,94 TL ödeme yaptığını, sözleşme gereğince müvekkili tarafından avukatlara yaptığı ödemeleri davalı tarafından karşılanması gerektiğinden fatura düzenleyerek ....Noterliğinin 09/05/2018 tarih ...... yevmiye nolu ihtarname gönderdiğini, davalı yanca . Bürosu tarafından verilen hizmetlerin kabul edildiğini bu hizmetler karşılığı kesilen serbest meslek makbuzlarının tamamının birer kopyasının dahil olduğu yeni bir fatura düzenlenerek gönderilmesini ancak davada herhangi bir hizmet alınmadığı ve kendilerine vekalet çıkartılmasına dahi onayları bulunmadığını belirttikleri Av. .... tarafından kesilen serbest meslek makbuzunu kabul etmediklerini, müvekkili şirkete kesilen tüm faturayı ve serbest meslek makbuzlarını iade ettiklerini, müvekkili tarafından iade edilen faturayı tekrar davalıya gönderdiklerini ancak davalının faturayı tekrar iade ettiğini, bunun üzerine müvekkili tarafından her iki avukat için ayrı ayrı fatura keserek tekrar davalıya gönderdiğini, davalının bu sefer karşı ihtarname ile her iki hukuki hizmete ilişkin bedelleri kabul etmeyerek tüm belgelere itiraz ederek faturayı iade etmeleri üzerine iş bu davayı ikame ettiklerini, taraflar arasındaki sözleşme gereği müvekkili şirkete ödeneceği kararlaştırılan, müvekkili şirketin dava dosyaları nedeniyle almış olduğu hukuki hizmetler ve yapmış olduğu diğer ödemeler nedeniyle toplamda 2.513.005,94 TL'nin her bir ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili savunmasında özetle; öncelikle usule ilişkin itirazda bulunarak dava konusu hisse satış sözleşmesinde ve gerekse bu sözleşme ile bağlantılı tüm sözleşmesel yükümlülüklerden kaynaklı olan ve istisnasız olarak sözleşmenin herhangi bir şartının yorumlanması veya sözleşmenin uygulanmasıyla ilgili bir şartının yorumlanması veya sözleşmenin uygulanmasıyla ilgili bir uyuşmazlığın çözümünde Milletlerarası Ticaret Odası nın yetkilendirdiğini, tarafların sözleşmesinin uygulanmasına ilişkin herhangi bir uyuşmazlığı tahkim aracılığıyla çözme iradesinin net ve tartışmasız olduğunu bu nedenle davanın görev yönünden reddini talep ettiklerini, davacının aktif dava ehliyeti olmadığını, davacının merkez adına değil doğrudan şube adına iş bu davayı ikame ettiğini, hisse satın anlaşması uyarınca davacı şubenin müvekkilden talepte bulunmasının hukuken mümkün olmadığını, davacı tarafından Türk mahkemesinde dava açan davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorunda olduğunu, esasa ilişkin beyanlarında ise davacının vekalet ücreti olarak ifade ettiği dava konusu bedeli hiçbir şekilde kabul etmediklerinin, hiçbir şekilde davanın kısmen ya da tamamen kabulü olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek müvekkil şirketin bilgi ve yönlendirmesiyle devam eden davaya ilişkin avukatlık ücretlerinin belirlenmesi, ödenmesi, mevcut avukatın değiştirilmesi ve yeni avukat seçiminin müvekkili şirketin bilgi ve onayı ile mümkün olduğunu, aksi durumda somut olayda olduğu gibi düzenlenen serbest meslek makbuzlarına konu meblağların ve avukat değişikliğinin mümkün olmadığını, sözleşmeye göre davacının belirtiği davanın 2005 yılından bu yana devam edan dava olduğunu, davayı geçmişten bu yana takip eden Şengüller Hukuk Bürosunun takip ettiğini, hisse devrinden sonra da müvekkilinin bu davanın yönetiminde ve avukatlar ile ortak çalışmada söz sahibi olduğunu, müvekkilinin onayına başvurulmadan davayı başından itibaren takip eden avukatın değiştirilmesi ve yeni avukat seçilmesinin taraflar arasındaki süregelen ilişkiye aykırı olduğunu, müvekkilinin avukat değişikliğinden haberdar olur olmaz söz konusu avukat değişikliğine onaylarının olmadığını ve faturaların kesilmemesi gerektiğini belirttiklerini, müvekkili şirket ile akdedilen hisse satış sözleşmesinde yer alan 2.5 milyon USD üst sınırın her halükarda müvekkili şirketten talep edilecek bir kalem olarak değerlendirilmesi ve ne olursa olsun bu bedelin müvekkilce ödenmesi gerektiği yaklaşımının dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olduğunu, mahkemenin de tespit edeceği üzere 2.212.500,00 TL bedelin avukatlık ücreti olarak kabulünün mümkün olmadığını, hisse devir sözleşmesinde ifade edilen avukatlık maliyetinin neredeyse ticari bir dava konusu gibi bir bedel olduğunu ve hiçbir tacirin böyle bir avukatlık ücretini ödemeye tercih etmeyeceğini, bu avukatlık ücreti olarak ifade edilen tutarın dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olduğunu ve birçok açıdan bir avukatlık hizmet bedelini yansıtmadığını, 2018 yılı avukatlık ücret tarifesinde, konusu para olan hukuki yardımlar için ödenecek bedelin belirtiltiğini Ankara 11 ATM nin 2014/340 esasına kayıtlı davanın yaklaşık 5 milyon TL değerinde olduğu kabul edildiğinde buna göre ödenecek avukatlık ücretinin 115.200,00 TL olduğunu, dava konusu alacağın yarısına tekabül eden 2.212.500,00 TL iddia konusu vekalet ücretinin kabulünün mümkün olmadığını, kaldı ki mahkeme tarafından Amity şirketinin 100.000.TL ödemesine karar verdiğini, davacı şirketin dava değerinin 20 katı üzerinde bir vekalet ücreti ödemek üzere bir avukat ile anlaşması hayatın olağan akışına aykırı olup makul ve mantıklı olmadığını, dava dilekçesinde 2.212.500 TL değerinde serbest meslek makbuzunu kesen avukatın dosyada 8 yıldır emek verdiği iddia edildiği ancak söz konusu avukatın vekaletname tarihinin 19/02/2018 ve serbest meslek makbuzunun tarihinin ise 02/04/2018 olduğunu bu iki aylık dönem de bu kadar yüksek meblağın tahakkuk etmesinin kabul edilemez olduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere dava konusu bedelin Ankara 11 ATM nin 2018/39 esas sayılı davasına sunulan avukatlık hizmet kapsamında olduğunun davacı tarafından kanıtlanması gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşme uyarınca uyuşmazlığın çözümünde Milletlerarası Ticaret Odası Tahkim makamının yetkilendirilmesi nedeniyle görev yönünden davanın reddine, davacının aktif dava ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine, kesin süre verilerek davacı tarafından teminat göstermesine ve davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemenin 2018/970 Esas, 2021/356 Karar sayılı dosyasından verilen 27/05/2021 tarihli kararı, istinaf başvurusu neticesinde Dairemizin 2021/2218 Esas - 2025/1035 Karar sayılı 12/06/2025 tarihli kararı ile kaldırılmıştır. Eldeki istinaf incelemesine konu karar, Dairemizin kaldırma kararında sonra yapılan yargılama sonucunda verilmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava .... Şubesi yetkilisi tarafından verilen vekaletnameye istinaden kendi adına açılmıştır. Vekaletname içeriğinde merkeze ait şirket yetkilisinin merkez adına vermiş olduğu bir vekaletname bulunmamaktadır. Davacı vekili cevaba cevap dilekçesi ile HMK md. 124 uyarınca taraf değişikliği talebinde bulunmuştur. Vekaletname içeriğinde merkezin yetkilisinin bulunmaması ve merkez tarafından verilmiş bir vekaletnamenin de ibraz edilmemiş olması ile tarafta maddi hataya düşülmediği sonucuna ulaşılmakla karar duruşmasında; dava dilekçesi ile sunulan vekaletname içeriği ve dava dilekçesinde davanın merkez adına açıldığına ilişkin bir ibareye yer verilmemiş olması gözetilerek taraf değişikliği talebinin reddine karar verilmiştir. Şubenin kendi başına işlem yapabilirse de bu işlemden doğan hak ve borçlar merkeze aittir. Şubenin tüzel kişiyi temsil yetkisi varsa davanın şube tarafından tüzel kişi (merkez) adına açılması gerekmektedir. Dava dilekçesi ile sunulan vekaletname içeriği ve dava dilekçesinde davanın merkez adına açıldığına ilişkin bir ibareye yer verilmemiş olması ile davanın merkez şirkete izafeten açılmamış olduğu, bu haliyle davacının aktif husumetinin bulunmadığı anlaşılmakla..." gerekçesiyle, davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Bu karara karşı, davacı ve davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 12.06.2025 tarihli kararı ile işin esası incelenmeksizin istinafa konu kararın kaldırıldığını, mahkeme tarafından ise davanın doğrudan şube adına ve şube yetkilisinin verdiği vekaletname ile açıldığı, vekaletname içeriğinde merkez şirket adına verilmiş bir yetki veya merkezin ayrı bir vekaletnamesi bulunmadığı vurgulanarak taraf değişikliği talebinin reddedildiğini ve davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verildiğini, giderilebilir nitelikteki bu eksikliğe rağmen davanın tümden reddinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, gerçekleşen tür değişikliği ile müvekkilinin şube statüsünün istinaf iade kararından evvel hukuken ortadan kalktığını, şirketin tam ehliyetli AŞ halini aldığını, bu durumda artık var olmayan bir statüye dayanılarak ret kararı verilmesinin maddi gerçeğe ve hakkaniyete aykırı olduğunu, imza sirküleri incelendiğinde şirketin hem merkez hemde şubenin Türkiye hudutlarında dava yetkisinin tam olduğunu, HMK 124.maddesi gereğince karar değişikliğinin kabul edilebileceğinin düzenlendiğini, düzenleme kapsamında dava açılırken tarafın adı ve unvanında yapılan maddi bir yanlışlık veya tarafın belirlenmesinde hukuken mağdur görülebilecek bir yanılgı varsa mahkemenin davayı doğrudan reddetmek yerine gerçek tarafla sürdürülebilmesine imkan vermesi gerektiğini, maddi hatadan kaynaklanan taraf değişikliğinin dava dilekçesinin hazırlanması sırasında tarafın sehven yanlış gösterilmesi halini ifade ettiğini, somut olayda ... Ltd'nin merkezinin Avusturalya'da olan şubenin ise Avusturalya - ... şubesi olan bir şirket olduğunu, şubenin Ankara Ticari sicilinde kayıtlı ve aynı zamanda vergi dairesine kayıtlı olduğunu, ... Ltd'yi temsilen ibaresinin yazılmamış olmasının tam anlamıyla HMK 124/3 ve 124/4'de düzenlendiği gibi düzeltilebilecek bir yanılgı bir maddi hata olduğunu, imza sirkülerinde şirket yetkilisine hem ... Ltd adına hem de Ankara Şubesi adına Türkiye'deki tüm davalarda taraf olma yetkisinin verildiğini, .... Noterliğinin 24.03.2017 tarihli imza sirküleri incelendiğinde 4.maddede açıkça görüleceğini, her ne kadar taraflarına verilen vekaletname şube adına düzenlenmiş olsa da imza sirkülerinde görüleceği üzere yetkili hem merkez hem de şube adına temsil yetkisine sahip olduğunu, şirket yetkilisinin aynı kişi olması nedeniyle düzeltilebilir bir eksiklik olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmede davalının hem merkezi hem de şubeyi tazmin yükümlülüğü altına girdiğini, davalının tazmin etmeyi taahhüt ettiği dava dosyasına merkez değil şubenin taraf olduğunu, hisse devir sözleşmesinin ek 7.maddede ayrıntılı olarak listelenin davalardan uyuşmazlığa konu olanı ile ilgili listenin 2.tablosunda Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2005/198 Esas sayılı dosyasında görülen dava dosyasının yer aldığını, ilgili davanın merkez aleyhine değil müvekkili şirket olan şube aleyhine açıldığını, ilk aşamada şube lehine reddedildiğini ve sonrasında ise dosyanın 11 sene sonrasında derdest olduğunu, tazminat konusu oluşturan tüm hukuki masrafların ve ödeyenin şube olduğunu, bu hususun banka dekontları ve hemde muhasebe kayıtları ile sabit olduğunu, davalının açık kabulü ile davranışlarının alacağın muhattabının şube olduğunu ortaya koyduğunu, davalı tarafın sadece ihtarname ile taraf ehliyetini değil borcun kendisini de kabul ettiğini, Beyoğlu 48. Noterliğinin 09.05.2018 tarihli ihtarnamesi olduğunu, davanın tümden reddinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, tür değişikliği ile şube statüsünün reddedildiğini, bu statüye dayalı ret kararının verilemeyeceğini, bu nedenle de mahkeme karar başlığının HMK'nın 304. maddesi uyarınca tashih edildiğini belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;

Davacı tarafça açılan davada, başta ... Hukuk Bürosuna 300.505,48 TL ve Av. ...'a 2.212.500,00 TL olarak yaptığı ödemeler olmak üzere almış olduğu hukuki hizmetler ve yapmış olduğu ödemeler nedeniyle toplamda 2.513.005,94 TL olarak gerçekleştirilen ödemelerin imzalanan sözleşme gereği müvekkili şirket tarafından karşılanması gerektiğinin iddia edildiğini, mahkemenin 13.11.2025 tarihli kararı ile davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verildiğini, davalı yararına ise 45.000,00 TL vekalet ücreti takdir edildiğini, maddi hatanın giderilmesi için tashih talebinin sunulduğunu, talebin 07.11.2026 tarihli karar ile reddedildiğini, bu nedenle müvekkili lehine hükmolunan vekalet ücreti yönünden istinaf incelemesi neticesinde kararın kaldırılması gerektiğini, husumet yokluğu nedeniyle verilecek kararların işin esasına yönelik olduğunun emsal kararlarda açıkça belirtildiğini, sıfatın usule ilişkin bir kavram olmadığını, davanın esasına yani maddi hukuka ilişkin bir kavram olduğunu, ilk derce mahkemesince husumet yokluğundan davanın reddine karar verilirken davanın esasına girilerek karar verildiğinin açık olmasına rağmen müvekkili lehine nispi vekalet ücreti yerine maktu vekalet ücretine hükmolunmasının usul ve esasa aykırı olduğunu iddia ederek, kararın vekalet ücreti yönünden kaldırılmasına, aktif husumet yokluğu nedeniyle esasa girildiği gözetilerek nispi vekalet oranında vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, davalı ile dava dışı... Ltd. arasında imzalanan hisse devir sözleşmesi hükümlerine dayalı alacak istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Uyuşmazlık, davacının aktif husumet ehliyetinin olup olmadığı, HMK'nın 124. maddesi kapsamında taraf değişikliğinin yapılmasının gerekip gerekmediği, davacı şubenin yargılama aşamasında unvanının değişmiş olmasının dava sonucuna etkisinin olup olmayacağı, kararın usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı ile aktif husumet yokluğu nedeniyle reddedilen davada, davalı yararına maktu vekalet ücreti verilmesinin usul ve yasaya uygun olup olmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, 03.07.2010 tarihli ... Hisse Alım Sözleşmesinin olduğu, sözlemede alıcının dava dışı... Ltd Şirketi, satıcının davalı şirket olduğu, sözleşmeni 11.5.maddesinde; satıcının zarar veya hasar için toplam yükümlülüğü başlığı ile (b) bendinde; bilinen hukuki davalar ile ilgili talepler için toplam 2.500.000,00 ABD Dolarına kadar ki taleplerin avukatlık masrafının tamamı veya sonuçlanana dek hukuki davalarla ilgili olarak maliyetleri içerebileceği ile sınırlı olduğuna yer verildiği, sözleşmenin 11.7.maddesinde; (c) bendinde; tanımların yer aldığı, şirket tanımı olarak ... Ltd ifade edeceği, metnin bağlamının aksini getirdiği durumlar haricinde Türkiye Şubesini içereceğine yer verildiği, davalı şirket tarafından 13.09.2018 tarihli Beyoğlu 48. Noterliğinde düzenlenen ihtarnamede muhatabın şirketin Ankara şubesi olduğu, ihtarnamede, 10.09.2018 tarihli ve 31.08.2018 tarihli fatura ile eklerinin iade edildiğinin belirtildiği, açıklamada; 10.09.2018 tarihli ve 2.212.500,00 TL tutarındaki faturanın müvekkili tarafından kabul edilmediği, 8 gün içerisinde itiraz edildiği, iade edildiğinin bildirildiği ayrıca ek olarak 31.08.2018 tarihli 300.505,94 TL tutarındaki faturanın ekinde gönderilen serbest meslek makbuzlarının incelenmesi neticesinde verilen danışmanlık hizmetlerinin kapsamının anlaşılamadığı, fatura tutarlarının her birinin farklı, meblağdan farklı olması sebebiyle gerek hizmet, gerek hizmet ücreti konusunda tutarsızlıkların saptanması neticesinde onaylanmadığının, iade edildiğinin belirtildiği, davacı tarafça 30.04.2018 tarihinde davalı adına 2.513.005,94 TL avukatlık hizmetlerine dair vekalet ücreti ile serbest meslek makbuzlarından oluşan alacağın tahsili amacı ile iş bu davayı açmış olduğu, dava dilekçesinde; davacı olarak ... Ltd ...... şubesinin gösterildiği, dava dilekçesine ekli 12.01.2018 tarihli vekaletnameninde yine ... Ltd Şubesi tarafından düzenlenmiş olduğu, şube adına tahsil talebinde bulunulduğu, Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2005/198 Esas, 2009/669 Karar sayılı kararında davalı olarak davacı şubenin gösterilmiş olduğu, 24.03.2017 tarihli davacı Ankara Şubesine ait imza sirkülerinde şirketi ve ... Ltd, ...'ın temsil ve ilzam etmek üzere yetkilendirildiğine, yetki şeklinin münferit olduğuna yer verildiği, dava dilekçesi ekindeki vekaletnamenin Ankara Şubesi yetkilisi olarak ... tarafından verildiği, Avusturulya'daki şirkete dair herhangi bir vekaletnamenin düzenlenmemiş olduğu anlaşılmıştır.

Mahkemece, 27.05.2021 tarihli karar ile davanın kabulüne dair hüküm tesis edilmiştir. Karar davalı tarafça istinaf edilmiştir. Davacı vekili tarafından karar tarihinden sonra dosyaya ibraz edilen 05.07.2021 tarihli dilekçe ile davacı şirketin unvanının değiştiği ve 06.01.2020 tarihli Türkiye Ticaret Silici Gazetesi'nde yayınlandığı, müvekkilinin unvanın .......... Şubesi iken, ...... AŞ olarak değiştirildiğini belirterek, kararın tashihini talep etmiştir. Davacı vekilinin talebi üzerine mahkemece 12.07.2021 tarihli tashih şerhi düzenlenmiş ve davacının yeni unvanı belirtilmiştir.

Dairemizin 2021/2218 Esas - 2025/1035 Karar sayılı 12/06/2025 tarihli kararı ile; "...Yargıtay 11. HD 2014/6132 E 2014/1181 K sayılı emsal kararında da açıklandığı üzere, şubenin bir merkeze bağlı olduğu hâlde müstakil sermayesi ve müstakil muhasebesi bulunan veya muhasebesi merkezde tutulduğu ve müstakil sermayesi olmadığı hâlde kendi başına ticari muamele yapan yer olup, kendi başına işlem yapabilirse de bu işlemden doğan hak ve borçların merkeze ait olduğu, şubelerin (bağlı oldukları merkezden ayrı) tüzel kişiliklerinin ve bu nedenle taraf ve dava ehliyetinin de bulunmadığı, fakat tüzel kişiliğin tüzüğünde şubelerin de organ olduğu (tüzel kişiyi temsil edebileceği) kabul edilmiş ise ancak bu durumda şubenin tüzükte açıkça yazılı olması halinde bağlı olduğu tüzel kişi adına dava açabileceği, şayet bağlı olduğu tüzel kişinin tüzüğünde şubenin tüzel kişiyi temsil edebileceği yazılı değil ise tüzel kişi adına dava açmasının da mümkün olmadığı, şubenin tüzel kişiyi bu şekilde temsil yetkisi olsa bile davanın şube tarafından tüzel kişi (merkez) adına yani merkeze izavfeten açılması gerekir.Somut uyuşmazlıkta dava dilekçesi incelendiğinde, .... ŞUBESİ 'nin kendi adına dava açtığı, davalı yanca verilen cevap dilekçesinde diğer usuli ve esasa dair itirazları dışında davacının şube olarak kendi adına dava açamayacağı, buna göre davacının taraf ehliyeti bulunmadığından davanın bu nedenle reddi gerektiği ileri sürülmüş, davacı ise 14.01.2019 tarihli cevaba cevap dilekçesinde davalı iddiasının yerinde olmadığını, kaldı ki mahkemece davacının bu yöndeki iddiası yerinde görülür ise dava dilekçesinde yazılı davacı unvanının ... temsilen ...ŞUBESİ olarak düzeltilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır.İlk derece mahkemesince 16.05.2019 tarihli ön inceleme duruşması sonucu 2 nolu ara karar ile davalının aktif husumet itirazının reddine karar verilerek yargılamaya devam olunduğu, ancak davalının yukarıda belirtildiği şekilde cevaba cevap dilekçesinde HMK'nın 124 maddesi kapsamında taraf değişiklik talebi yönünden değerlendirme yapılmadığı gibi, gerekçeli kararda da davacı olarak dava dilekçesinde gösterildiği surette .... ŞUBESİ davacı olarak gösterildiği anlaşılmıştır. Bir davadaki tarafların dava ve taraf ehliyetinin bulunması dava şartı olup mahkemece resen dikkate alınmalıdır. Mahkemece, yukarıda açıklanan usuli eksiklikler giderilmeden verilen karar usule aykırı olmuş, bu nedenle işin esasının incelenmesi mümkün olmamıştır.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 hükmü uyarınca, işin esası incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına..." karar verilmiştir. Bu kaldırma kararından sonra ilk derece mahkemesince, tarafların yazılı dilekçelerini dosyaya ibraz etmeleri üzerine, yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden, davanın aktif husumet yokluğundan reddine ve 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine karar verilmiştir. Yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı ve Dairemizin kaldırma kararında belirtildiği üzere; dava şube adına açılmış ve o şekilde talepte bulunulmuştur. Şube, kendi başına işlem yapabilse de bu işlemden doğan hak ve borçların merkeze ait olduğu, şubelerin bağlı oldukları merkezden ayrı tüzel kişiliklerinin ve bu nedenle taraf ve dava ehliyetinin bulunmadığı açıktır. Ancak tüzel kişiliğin tüzüğünde şubelerinde organ olduğu, tüzel kişiyi temsil edebileceği kabul edilmiş ise şubenin tüzükte açıkça yazılı olması hâlinde bağlı olduğu tüzel kişi adına dava açabileceği, ancak tüzel kişinin tüzüğünde şubenin tüzel kişiyi temsil edebileceği yazılı değil ise tüzel kişi adına dava açmasının mümkün olmadığı, bu şekilde temsil yetkisi olsa bile davanın şube tarafından tüzel kişi adına açılması gerektiği kabul edilmektedir. Somut olayda, dava tüzel kişi adına değil şubenin kendi adına dava açılmıştır. Tüzel kişiye ait tüzük dosyada mevcut olmadığı gibi emsal Yargıtay ilamlarında belirtildiği üzere tüzel kişinin tüzüğünde şubenin organ olduğu, tüzel kişiyi temsil edebileceğine dair bir iddiada ileri sürülmemiştir. Her ne kadar dava dilekçesine ekli vekaletname tarihinden önce düzenlenen .... Noterliğinin 24.03.2017 tarihli imza sirkülerine göre davacı şube ile birlikte dava dışı tüzel kişinin münferiden temsil ve ilzam edilmek üzere ... yetkilendirilmiş ise de yukarıda yer verildiği şekilde tüzel kişiliğin tüzüğüne dayanak olarak bir yetkilendirme söz konusu değildir. Kaldı ki dava dilekçesinde ekli Ankara 38. Noterliğinde düzenlenen 12.01.2018 tarihli vekaletnamede, yalnızca davacı şube adına, dava dışı yetkili tarafından vekil tayin edilmiştir. Ayrıca tüzel kişiye vekaletnamede yer verilmemiştir. Bu sebeple davacı Ankara Şubesi olarak açılan iş bu davada dava dışı tüzel kişilik adına dava açılmış olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir. HMK 124.maddede; tarafta iradi değişiklik düzenlenmiştir. Somut davada, davacının bu talebinin bu kapsamda da değerlendirilmesi gerekecektir. Dava dilekçesinin gerek başlığı, gerekse içeriği ve sonuç kısmı dikkate alındığında taraftaki hatanın maddi bir hatadan kaynaklanmadığı, şube adına davanın açılmış olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Diğer taraftan, dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesininde aynı gerekçelerle kabulü mümkün olmayacağından mahkeme tarafından HMK'nın 124. maddesi kapsamında davacı vekilinin taraf değişikliği talebinin reddine dair verilen hükümde de bir isabetsizlik görülmemiştir. Dava açan şube, yargılama aşamasında unvan değişikliğine giderek yeni ünvanı ile birlikte statüsü anonim şirketi olmuştur. Ancak bu değişiklik, dava tarihinde mevcut olmayan aktif husumet yokluğunu ortadan kaldıramayacaktır. Şube, davayı kendi adına açmış olup, davaya konu hak, dava dışı tüzel kişiye aittir. Şubenin sonradan anonim şirket hâline gelmesi, dava konusu hakkın da kendisine intikal ettiği anlamına gelmez. Bu nedenlerle, davacı vekilinin istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır. Davalı vekili ise müvekkili lehine maktu vekalet ücreti verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu iddiası ile istinaf talebinde bulunmuştur. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 7.maddesinin 2. fıkrası uyarınca, davanın husumet nedeniyle reddi hâlinde maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı ve davalı vekillerinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM :Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine,

2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına,

3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına,

4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,

5-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;

HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 02.04.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/430, K. 2026/601, T. 02.04.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-430-e-2026-601-k-15fee70f81c2