Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/3007 E. 2026/1476 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/3007
- Karar No
- 2026/1476
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2025/3007
KARAR NO : 2026/1476
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 20/05/2025
NUMARASI : 2021/382 E - 2025/435 K
ASIL VE BİRLEŞEN İSTANBUL ANADOLU 2. ATM 2025/201 E SAYILI DOSYASINDA;
ASIL VE BİRLEŞEN İSTANBUL ANADOLU 2. ATM 2025/201 E SAYILI DOSYASINDA;
DAVANIN KONUSU: Tazminat
KARAR TARİHİ: 18/05/2026
Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak,ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle, dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
ASIL DAVADA
Davacı vekili dava dilekçesinde;
... ...'ın (1970 yılında) ... tarafından, davalı ... ve ... ... şirketlerinin ... ... tarafından kurulduğunu, 2002 senesinde, taraflar arasında yapılan ortaklık sözleşmesi gereğince, ...'in kendisine ait işletmeyi kapatarak oğlu ... ve ... ile ortaklığa başladığını,
Taraflar arasındaki sözleşmemin 9. Maddesinde :“İşletme müdürü ...'dir....’in net kardan pay alma hakkı mevcuttur." sözleşmenin 3. maddesinde ise “... ... Res- taurantın net karının % 35’ine kar ortağıdır. Net Kar: İşletme çalışmaya başladıktan sonra yapılacak mas- raflar, personel giderleri işletme ile ilgili tüm vergi giderleri, kira, yıl sonunda işletme payına düşen vergi çıkarıldıktan sonra geriye kalan kardır "denildiğini,
Sözleşmenin 18. maddesinde: “İş bu sözleşmede her ne kadar ... taraf ise de I8. Maddenin mealinden anlaşılacağı veçhile ...’in oğlu ... de sözleşmeyi kabul ve taahhüt eder”. Ayrıca 20.maddede “... de sözleşmenin bütün şartlarını kabul ve taahhüt eder” denildiğini,
Zaten “...” markasının ...'e ait olduğunu ve ...'in sözleşme kap- samında markasının davalılardan ... tarafından kullanılmasına muvafakat ettiğini,
Sözleşmenin 19. Maddesinde “Sözleşmenin başlangıç tarihi 01.01.2003 ve sözleşme süresi beş (5) yıldır. Sözleşme 3l.l2.2008 tarihinde fesh edilir. 5 yıl içinde ...’in rahatsızlığı veya vefatı sonucunda sözleşme aynı şartlarla ...’in yerine, taraf oğlu ...’dir.”
Sözlesmenin 17. maddesinde “...’in vefatında isim ve ortaklık ... tara- fından devam ettirilir.” denildiğini,
... ve eşinin 13 Nisan 2004 tarihinde, elim bir trafik kazasında hayatlarını kaybettiklerini,
...'in vefatı sonrası ... ...'ın diğer davalı ... ......şirketine devredilerek işletmeye devam edildiğini, tabeladan menüye,masa süslerine ve tabaklara varıncaya kadar her yerde "..." isminin mevcut olduğunu, duvarda ...'in ... ... ile birlikte çekilmiş fotoğraflarının asılı olduğunu, menüde " ...... 47 yıldır sizinle " ibaresinin yer aldı- ğını, yani bu işletmenin "... ..." ismiyle faaliyetine devam ettiğini, bu hali ile söz- leşmenin de ayakta kaldığını, ancak davacının bu sözleşme kapsamında 13 Nisan 2004 tarihinden itibaren ödenmesi gereken % 35 oranındaki net karının ödenmediğini beyanla; şimdilik 1.000,00 TL alacağın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde ;
TBK 147/4 maddesi gereği bir ortaklıkta , ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların bir birleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki , bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri,denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacakların 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, davacının taraflar arasındaki sözleşme gereği ortaklıktan kar payı alacağı olduğunu iddia ettiğini, dava konusu edilen sözleşmenin 19.md gereğince, sözleşmenin 01.01.2003 başlangıç tarihli ve sözleşme süresinin 5 yıl olduğunu,sözleşmenin 31.12.2008 tarihinde feshedileceğinin kararlaştırıldığını, davacının sözleş- menin halen yürürlükte olduğuna dair iddiasının zorlama bir yorum ve hukuka aykırı olduğunu, davacı alacağının zamanaşımına uğradığını,
Davacının iddiasının aksine , ...'in vefatı üzerine babasının kaldığı yerden işe devam etmesi için davacının sözlü olarak davet edildiğini, ancak davacının bu davete icabet etme- diğini, dava konusu ... ile ilgilenmek istemediğini beyan ettiğini, davacının sözleşmeden kaynaklanan edimlerini ifa etmediğini,diğer yandan davacının işe başlamak istediğini beyan ettiği tarihte başka bir işte çalıştığını, ortaklığa kabul edilmemesi nedeniyle maddi zorluk yaşadığına dair iddialarının algı yaratma çabasından ibaret olduğunu,
"... ..." isminin dava konusu işletmede kullanıldığı iddiasının doğru olmadığını, davacının işe başlamaması üzerine restaurantın ... ... şti tarafından "... ..." ismiyle işletildiğini ve bu markanın 31.10.2008 tarihinde müvekkili şirket adına tescil edil- diğini, "..." ve "..." isimlerinin de müvekkili adına tescilli olduğunu,
Davacının delil olarak dosyaya sunduğu ... ... ve ...'in birlikte yer aldığı fotoğrafların eski ortağın hatırasını yaşatmak maksadıyla duvara asıldığını, başka bir amacının olmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
1.) İlk Derece Mahkemesince 2017/1146 E. 2019/198 K. Nolu 21.09.2019 tarihli ilam ile :Davacı dilekçesinde 13.04.2004 tarihinden itibaren sözleşme çerçevesinde ortaklık hakkından kay- naklı ... ...'ın net karının % 35'inin hesaplanarak verilmesini talep etmiştir. ...TBK'nın 147. Madde- sinde bu sözleşmelerden doğan alacakların 5 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde talep edilebileceği gözönüne alındığında davacının 20.10.2017 tarihinde açtığı davada 5 yıllık zamanaşımı süresi dolmuştur. " denilerek "ZAMANAŞIMI NEDENİ İLE DAVANIN REDDİNE" karar verilmiştir.
Davacının istinaf başvurusu üzerine dairemizce yapılan inceleme sonucu tesis edilen 2019/1327 E. 2021/1403 K. Nolu 18.05.2021 tarihli ilamda;
Dava, BK 620 vd md ne dayalı, adi ortaklıktan kaynaklanan kar payı alacağına ilişkindir.
Dava konusu uyuşmazlığa uygulanan BK 147/4 md de aynen " Bir ortaklıkta, ortaklık sözleş- mesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, tem- silcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar "ın 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu belirtilmiştir.
Somut olayda, bir tarafta ... diğer tarafta .... A.Ş. arasında akdolunan 01.01.2003 tarihli sözleşme ile ... ... isimli işyerinin işletilmesine iliş- kin adi ortaklık ilişkisinin kurulduğu , ...'in % 35 kar ortağı olduğu tartışmasızdır.
Sözleşmenin 19.maddesinde sözleşme süresinin 5 yıl olarak belirlendiği,31.12.2008 tarihinde feshedileceği ,5 yıl içinde ...'in rahatsızlığı veya vefatı halinde aynı şartlarla ... yerine oğlu ...'in taraf olacağı belirtilmiş, sözleşme ... tarafından da imzalanmıştır.
Dosya içeriğinden , ...'in 2004 tarihinde vefat ettiği anlaşılmakla, bu tarihten itibaren ...'in yerine aynı şartlarla oğlu ...'in ortaklığa devam edeceğine dair sözleşme hükmü devreye girecektir.
Dosya içeriğinde, taraflar arasındaki ortaklığın feshine dair bir bildirim veya tasfiye anlaşması bulunmamaktadır. Yerleşik yargıtay kararlarına göre ,fesih ve tasfiye edilmeyen adi ortaklıkta zamanaşımı süresi başlamayacağına göre dava konusu olayda zamanaşımı süresinin dolduğundan söz edilemez.
Hal böyle olunca, mahkemece yukarıda açıklanan hukuki ve maddi olgular gözetilerek işin esasına girilip hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur."denilerek " davacının istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, eksikliği tespit edilen hususlar yeniden tahkikat gerektirdiğinden HMK 353/1-a-6 md gereğince dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine" karar verilmiştir.
Kaldırma kararımız sonrasında dosya İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/382 E. Sırasına kaydedilmiştir.
2.) BİRLEŞEN DAVADA: (İstanbul Ana. 2. ATM'nin 2025/201E. Sayılı dosyası)
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ortaklık sözleşmesinden doğan hak ve alacakları için 2017 yılında İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/382 E. Sayılı dosya ile dava açtıklarını ve davanın derdest olduğunu, ilk davada, dava açıldığı 20.10.2017 tarihine kadar olan ortaklık alacağının talep edildiğini, dava açıldıktan sonra ortaklık sözleşmesi feshedilme- diğini ve ortaklık alacağının doğmaya devam ettiğini beyanla, öncelikle davaların birleştirilmesini, yargılama sonunda ilk davanın açıldığı 20.10.2017 tarihinden işbu dava tarihine kadar olan doğan alacaklarına karşılık şimdilik 1.000,00 TL alacağın avans faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; ortaklık için kararlaştırılmış olan sürenin bitmesi ile taraflar arasındaki adi ortaklığın sona erdiğini, ancak tasfiye yapılmadığını, bununla birlikte ortak- lardan birinin dava yoluyla diğerinden kar payını talep etmesi her halükarda adi ortaklığın feshi ve tasfiyesi sonucunu doğurduğundan huzurda görülen asıl davanın adi ortaklığın tasfiyesi kapsamında değerlendirilmesini ve hukuki nitelendirmenin buna göre yapılmasının gerektiğini, birleşen davada da adi ortaklığa ilişkin kar payı talep edildiği dikkate alındığında, adi ortaklığın iki defa tasfiyesi söz konusu olamayacağından, birleşen davanın derdestlik nedeniyle reddinin gerektiğini,
Taraflar arasındaki sözleşmenin konusu olan ... ... isimli işletmenin artık faaliyette olmadığını, söz konusu ... yerine, 2008 yılından beri müvekkili ... .... Ltd. Şti.'ne ait tescilli marka olan ... isimli işlet- menin faaliyet gösterdiğini, davacının aksi yöndeki beyanlarının doğru olmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
İstanbul Anadolu 2. ATM'nin 2025/201 E. 2025/165 K. Nolu ilamı 20.03.2025 tarihli ilamı ile, söz konusu dosyanın İstanbul 5. ATM'de daha önce açılan ve hali hazırda derdest durumda olan 2021/382 Esas sayılı dosya ile birleştirilmesine ,yargılamaya 5. ATM'nin dosyası üzerinden devam olunmasına karar verilmiştir.
İstanbul 5. ATM'nce yapılan yargılama sonunda;
"ASIL DAVANIN KISMEN KABULÜ ile;
1-27.924,32-TL'nin davalılardan ... ... Tic. A.Ş.'den alınarak davacıya verilmesine,
2-346.742,22-TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, Fazlaya ilişkin talebin reddine,
BİRLEŞEN İSTANBUL ANADOLU 2. ATM'NİN 2025/201 ESAS SAYILI DOSYASINDA AÇILAN DAVANIN REDDİNE," karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu: Hüküm taraflarca istinaf edilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde: Yerel Mahkeme, davacının sözleşme ile belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmediğinden bahisle sözleşmenin örtülü olarak devam etmediğini, bu nedenle müvekkilin ,ancak 31.12.2008 tarihine kadar olan kâr payı alacağına hak kazandığına karar vermiş ise de, yargılama sürecinde bu hususta kendilerine soru yöneltilmediğini ve tanık dinlenme- diğini, davacının yükümlülüğünü yerine getirmediği kanaatine nasıl varıldığının açıklanmadığını, davacının babası ...'in vefatından sonra defalarca ... ...'a geldiğini, davalı şirket- lerin sahibi ... ... ile görüşerek kendisinin de işletmeye ortak olduğunu ve işe başlamak istediğini belirttiğini, fakat ... ...'nun önce davacıyı oyaladığını, ardından kesinlikle kabul etmediğini bildirdiğini, trajik bir kaza sonucu anne ve babasını kaybeden davacının, bir yandan borç- larını ödemeye çalışırken bir yandan da ortaklığa alınmaması ile uğraştığını, davalı tarafından işlet- meye sokulmadığını ve kovalandığını, yerel mahkemenin davacının yükümlülüğünü yerine getir- mediği kanısının isabetsiz olduğunu, babasının ortak olduğu ve babasının ölümüyle artık kendisinin ortak olduğu işletmede patronluk yapmak yerine, çok zor hayat şartlarıyla, başkalarının işletmelerinde işçilik yapmayı kabul etmediğini, ortaklığa konu işletmenin, günümüzde ... adı ile faa- liyete devam ettiğini, davalıların faaliyetin sona erdiğine ilişkin beyanda bulunmadıklarını, davacının babası ve ... ...'ın kurucusu ...'in görsellerinin "adilrestoran.com" adlı internet sitesinde de yer aldığını, aynı internet sitesinde "Hakkımızda" başlığı altında "Polonya’da “Dış ilişkiler- ağırlama” sorumluluğundaki görevini tamamlayıp 1970’de Tuzla’da “...”olarak hizmete başlayan ..., daha sonra uzun yıllar Kadıköy-Şaşkınbakkal’da misafirlerini ağırlamıştı. Tüm tecrübe ve deneyim- leriyle 2003 yılında tekrar Tuzla’ya dönüp, yakın dostu ... ... ile “...”restaurantı tekrar hizmete açtı." ibarelerine yer verildiğini, özetle ... ...'ın faaliyetine devam ettiğini ve davalı- ların ortaklığı inkâr etmediğini, İstanbul BAM 3. Hukuk Dairesi'nin 2019/1327 E. 2021/1403 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, dava konusu ortaklık sözleşmesinin feshedilmediğini, sözleşmenin ayakta olduğunu,
Müvekkilinin hak ve alacaklarının, babası ...'in vefat tarihi olan 13.04.2004 tarihinden itibaren doğmaya başladığını, ikinci davanın açıldığı tarihe kadar (06.03.2025 'e kadar) devam ettiğini, bu tarihten sonra da herhangi bir fesih yapılmaması sebebi ile de devam ettiğini, yerel mahkemenin ,BAM'ın bu kararına uyduğunu, ancak neticede BAM kararıyla çelişen bir karar verdi- ğini, sözleşmenin 2008'de feshedildiği gerekçe gösterilerek asıl davanın kısmen kabulüne ve birleşen davanın reddine hükmedilmesinin hatalı olduğunu,
Ayrıca dava dilekçesinde faiz talebinde bulunulmadığından bahisle faiz talebi redde- dilmiş ise de, dava dilekçesinde talep edilmeyen faizin ıslah dilekçesi ile istenmesinin mümkün olduğunu,
Mahkemenin 14.06.2004 tarihinde işletmenin davalılardan ...Ticaret Ltd. Şti'ye devredildiğinden bahisle 14.06.2004 tarihine kadar sadece davalı ... şirketini sorumlu tuttuğunu, davalı şirketlerin, sözleşmedeki borçtan dolayı mü- vekkiline karşı müteselsilen sorumlu olduğunu, her iki şirketin sahibi ... ... olup ... ...'ı önce davalılardan ... şirketi daha sonra ... ... şirketi'nin işlettiğini, bu duru- mun teknik anlamda bir işletme devri olduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nu 202. Maddesi gereğince , davalılar, işletmenin devrine ilişkin herhangi bir ilanda bulunmadığından 2 yıllık sorumluluk süresinin başlamadığını ve müvekkiline karşı müteselsilen sorumlu olduklarını , mahkemece bu hususun göz ardı edilerek sorumluluğun bölüştürülmesinin hatalı olduğunu,
Bilirkişi raporunda "yeme içme sektöründe genel kabulüne %15 karlılık olduğunu" ifade ettiğini, bu görüşe ilişkin bir kaynak ya da bir mesnet ifade etme gereği de duymadığını, dava konusu restoranın, sıradan bir restoran olmayıp 20 seneden fazla varlığını sürdüren ve dinamiğini hiç boz- mayan ,yaklaşık 400 kişi kapasiteli , sadece bulunduğu bölgenin değil şehrin de önde gelen restau- rantlarından biri olduğunu, kendi klasmanına göre bir değerlendirme yapılması gerekirken bilirkişi- lerin genel değerlendirme ile çok düşük miktarlı çelişkili raporlar tanzim ettiğini, bu raporlar arasın- daki çelişkinin giderilmediğini beyanla asıl ve birleşen dava yönünden verilen kararın kaldırılmasını istemiştir.
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde: Taraflar arasında akdolunan sözleşmenin 9. maddesine göre işletme müdürü ...'dir. ...'in vefatı üzerine sözleşmenin davacı ... ile aynı koşullarda devam edeceğinin kararlaştırıldığını, sözleşmenin 13. maddesinde ...'in müvekkili şirketin bilgisi ve müsaadesi olmadan iş yerini terk etmeyeceği, 10. Madde- sinde kasa personeli dışındaki personelin ... tarafından belirleneceği ve bu personelin işe alınması ile işten çıkarılmasının ...'in yetkisi dahilinde olduğu, 11. maddesinde garsoniyer ve bahşişin dağıtımının ... tarafından yapılacağının hüküm altına alındığını,
Davacı, sözleşme gereği işletme müdürü sıfatıyla restoranda bizzat bulunarak edimini ifa etmesi gerekirken, yıllar boyunca bir kez dahi restorana uğramadığını, restoranın hiçbir giderine katılmadığını ve üzerine düşen hiçbir yükümlülüğü yerine getirmediğini, söz konusu tarihlerde işlet- meyi küçük görerek başka işlerle iştigal etmeyi tercih ettiğini, ancak giriştiği işlerde başarısız olma- sının ve üçüncü kişilere borçlanmasının akabinde, babasının vefatından 13 yıl, sözleşmenin sona ermesinden de 9 yıl sonra bir anda sözleşmeyi hatırlayarak restorana ortak olma çabası içine girdiğini,
Ortada salt bir adi ortaklık sözleşmesi değil, taraflara karşılıklı borç yükleyen bir sözleşme bulunduğunu, davacı sözleşmeden doğan kendi borcunu ifa etmediğinden müvekkillerinden ifa talebinde bulunamayacağını,
Somut olayda müvekkilleri yönünden temerrüt şartlarının oluşmadığını,
Bilirkişi raporunda dava konusu işletmenin net karı, "yeme içme sektöründeki genel kabule göre" yıllık %15 oranı üzerinden hesaplandığının belirtildiğini, bu tespitin subjektif ve keyfi oldu- ğunu, belirtilen net kar oranının kabul edilemeyeceğini,müvekkilinin ticari defterleri ve diğer resmi kayıtlarının yazılı delil niteliğinde olduğunu, hukuki dayanağı olmayan tespitlerin dikkate alına- mayacağını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, müvekkillerinin yıllık net karının dosyada mübrez yazılı delil niteliğindeki resmi kayıtlar doğrultusunda belirlenmesinin gerektiğini, ayrıca davalı ... şirketi kitap basımı ve satışı sektöründe de faaliyet göstermekte olduğundan, 2004 yılı net karı belir- lenirken restoran haricinde elde edilen gelirlerin dikkate alınmamasının gerektiğini,
Asıl davanın reddedilen kısmı yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/3 maddesindeki esaslara göre lehlerine vekalet ücreti takdir edilmiş ise de, tarifedeki bu hükmün maddi tazminat istemli davalar için geçerli olduğunu, adi ortaklıktan kaynaklanan kar payı alacağına bu hük- mün uygulanamayacağını beyanla kararın kaldırılmasını istemiştir.
İstinaf sebepleri ve 6100 sayılı HMK'nun 355 md. ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre;
Asıl dava ve birleşen dava, BK 620 vd maddelerine dayalı, adi ortaklıktan kaynaklanan kar payı alacağına ilişkindir.
Dosya içeriğine göre;
Davacının murisi/babası ... ile davalı .... A.Ş. arasında akdolunan 01.01.2003 tarihli sözleşme ile ... ... isimli işyerinin işletilmesi hususunda adi ortaklık ilişkisin kurulduğu , ...'in % 35 kar ortağı olduğu,
Sözleşmenin 19.maddesinde sözleşme süresinin 5 yıl olarak belirlendiği,31.12.2008 tarihinde feshedileceği ,5 yıl içinde ...'in rahatsızlığı veya vefatı halinde aynı şartlarla ... yerine oğlu ...'in taraf olacağı belirtilmiş, sözleşme ... tarafından da imzalandığı,
...'in 13 Nisan 2004 tarihinde vefat ettiği anlaşılmıştır.
Bu durumda 01.01.2023-31.12.2008 tarihlerin kapsayan 5 yıllık ortaklık süresinin ,...'in vefat ettiği 13.04.2004 tarihinden itibaren 31.12.2008 tarihine kadar (kalan) dönemde ortaklığın oğlu ... ile devam edeceği tartışmasızdır.
Davacı asıl ve birleşen davada , ortaklığın dava tarihlerine kadar feshedilmediğini ve devam ettiğini, ortaklıktan kaynaklanan kar payının ödenmesinin gerektiğini , ödenmeyen kar payı nedeniyle alacaklı olduğunu iddia etmektedir.
Davalı taraf ise, dayanak sözleşmenin sadece bir adi ortaklık ilişkisi olmadığını, karşılıklı edimler içerdiğini, davacının babasının ölümünden sonra babasının üstlendiği aynı edimlerini yerine getir- mesi ve işletme müdürü olarak görevine devam etmesinin gerektiğini, ancak bu edemini yerine getirmediğini, ortaklık ilişkisinin 5 yıllık sürenin sonunda kendiliğinden sona erdiğini savunmaktadır.
Davacı da , istinaf dilekçesinde "babasının ölümü sonrasında bir yandan borç ödemeye çalışırken bir yandan da davalı tarafından işletmeye sokulmadığını ve kovalandığını,babasının ortak olduğu ve babasının ölümüyle artık kendisinin ortak olduğu işletmede patronluk yapmak yerine, çok zor hayat şartlarıyla, başkalarının işletmelerinde işçilik yapmayı kabul etmediğini" belirtmektedir.
Mahkemece ,asıl dava yönünden 5 yıllık sürenin dolduğu 31.12.2008 tarihine kadar ortaklığın devam ettiği görüşü benimsenerek bir kısım alacak hüküm altına alınmış, 2008 sonrasında ortaklığın devam etmediğinden bahisle birleşen dava reddedilmiş olmakla bu yönde verilen kararda isabetsizlik görülmemiştir.
Davacı dava dilekçesinde fazlaya ilişkin talebini saklı tutmuş, hüküm altına alınmasını istediği alacak miktarını şimdilik 1.000,00 TL ile sınırlamış iken ,bilirkişi raporunun ibrazından sonra ibraz ettiği ıslah dilekçesinde dava değerini 1.103.343,37 Tl artırarak 1.104.343,37 TL alacağın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tahsilini istemiştir.
Mahkemece faiz ilgili olarak;" davacı dava dilekçesi ile faiz talep etmediğinden ıslah ile faiz talep edemeyeceği " şeklinde değerlendirme yapmış ise de, Yargıtay 3. HD'nin 2020/8977 E. 2021/2307 K. Nolu 04.03.2021 tarihli ilamında ve yerleşik kararlarında " davacı tarafından dava dilekçesinde faiz talep edilmese bile ıslah ile faiz talep edilebileceği" belirtilmiş olup mahkemenin aksi yöndeki görüşü hatalıdır.
Dosyanın tetkikinde; davacı temerrüt tarihinden itibaren faiz işletilmesini talep etmiş ise de, dosya içinde davalı tarafın iş bu davadan önce temerrüte düşürülüp düşürülmediği hususu ile temerrüt tarihini ispata yarar delillerin yer almadığı, mahkemece bu yönde araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır.
KABULE GÖRE de; davalılar lehine vekalet ücreti hesaplanır iken AAÜT'nin 13/3 maddesinde yer alan hükümler esas alınmış ise de, AAÜT'nin 13/3 maddesi maddi tazminat ile davalarına ilişkin olup eldeki davaya uygulanması yasal olarak mümkün değildir.
Buna göre, mahkemece yukarıda belirtilen esaslar doğrultusunda, temerrüt olgusunun araştırılmasını ,davacının iddiası ve talepleri, davalının savunması ve tüm dosya kapsamına göre hasıl olacak sonuç dairesinde hüküm tesisi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 mad- desi uyarınca kabulü ile kararın kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dava dosyasının mahkemesine gönderilmesi gerektiği anlaşılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
K A R A R : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Tarafların istinaf başvurusunun kabulü ile, kararın, HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasıyla,yukarıda izah edilen şekilde, yeniden yargılama yapılıp bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine,
Peşin alınan istinaf karar harcının istinaf edene isteği halinde iadesine,
İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesin olmakla istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,
Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 18/05/2026