Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1204 E. 2025/1832 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1204
- Karar No
- 2025/1832
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/1204 Esas
KARAR NO : 2025/1832 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2023/319 Esas-2025/267 Karar
TARİH: 10/04/2025
DAVA: İtirazın İptali
KARAR TARİHİ: 06/11/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı asil dava dilekçesi ile; davalı hakkında İstanbul 5. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosya ile icra takibi başlatıldığını, davalı vekilinin 13/04/2016 tarihinde borca itiraz ettiklerini, şahsi borç ilişkisi bulunmadığını beyan ettiğini, ancak itiraz dilekçesi 27/04/2016 tarihinde dosyada bulunmadığından davalının tapu kayıtlarına tedbir konularak, 3. kişilerdeki hak ve alacaklarının tespiti için İİK 89/1 maddesi gereğince işlem yapıldığını, 05/05/2016 tarihide bilgi almak için icra müdürlüğüne gittiğinde, davalının süresi içinde itiraz ettiğini, yapılan işlemlerin sehven yapıldığı bildirilerek hacizlerin fekkine karar verildiğini öğrendiğini, icra dosyasının kayıp olduğunu, bulunamadığını, ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ edildiğini, icra müdürünün kendisini icra hakimi yerine koyarak itirazın süresinde olduğu ve yapılan işlemlerin sehven yapıldığına karar vererek işlemlerin iptaline karar verdiğini, söz konusu itiraz dilekçesinin tarama merkezi tarafından taranmadan dosyaya konulduğunu, itiraz dilekçesinin kayda girdiği tarihin de dilekçede yer almadığını, davalının itiraz konulu dilekçede takibe konu evrakın üzerinde borcun sebebi yazılı olan bölümde üstte yanlışlıkla ... yazdığından gerçekte de alacağın konusunu anlatan evrak olması ve borca konu ticari alacağın nasıl oluştuğunu anlatan bir evrak niteliği taşıyor olması sebebiyle icra müdür yardımcısı önünde ... yazısının üstünün çizilerek sehven yazıldığının belirtildiğini, ... Örme Kumaş ve İplik Pazarlama Ltd Şti'nin sahibi ve yetkilisi olduğunu, ... Tur. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.'den oldukça yüklü miktarda alacaklı iken davalının bu firmayı resmi olarak tasfiye ederek alacaklılarını zarara sokmak maksadıyla muvazaalı olarak Kombine ... San. Tic. Ltd. Şti. adında bir firma kurduğunu, Kemalpaşa 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2006/70 E 2008/12 K sayılı kararı ile davalı tarafın kurduğu Kombine ...'in muvazaalı olarak Eks ... adlı firmanın devamı olarak kurulduğu ve faaliyet gösterdiğinin tespit edildiğini, İzmir 1. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2007/210 E 2008/593 K sayılı kararı ile ... ... Mak. İnş. San. Tic. Ltd. Şti.'nin de Kombine ... gibi Eks ... ile organik bir bağ içinde olduğuna karar verildiğini, davalı ile akdedilen ... gereğince 325.000,00 TL'lik alacağın bir kısmının temlikler sonucu ödendiğini, firma yetkilileri olarak ... imzaladıklarını beyanla bu ... gereğince başlatılan icra takibine davalının yapmış olduğu itirazın iptaline, takibin devamına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı 20/05/2016 tarihli dilekçesi ile; davasını Alacak davasına dönüştürdüğünü bildirerek davanın alacak davası olarak kabulüne, 210.000,00-$ karşılığı 592.200,00-TL'den az olmamak kaydı ile alacağın tahsiline, gerekçe gösterilmeden itiraz yolu ile durdurulan icra takibi için borcun kabul edildiği günde icra inkar tazminatının % 40 dan aşağı olmamak kaydı ile tazminata, protokolün 10. maddesi gereğince % 50 den az olmamak üzere maddi ve manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesi ile; Mahkemenin görevsiz olduğunu, İstanbul l5. İcra Müdürlüğü'nün 2016/906 E sayılı doyası üzerinden icra takibi yapıldığını ve İzmir Nöbetçi İcra Müdürlüğü'nün 13/04/2016 tarih ve ... Muh. Sayısı ile icra takibine itiraz edildiğini, itiraz dilekçesi icra dosyasına uluşmadan yapılan işlemlerin fek edildiğini, bunun üzerine icra takibinin durdurulduğunu, akabinde davacının İstanbul 12. İcra Müdürlüğü'nün 2016/13804 E sayılı dosya ile takibe geçtiğini, bu icra dosyasına da itiraz dilekçesi sunduklarını, davacının 2012 yılından bu yana mesnetsiz ithamları ile müvekkili aleyhine birçok kez icra takibi yaptığını ve mesnetsiz iddialar ile suç duyurusunda bulunma yoluna gittiğini, ilk olarak davacının müvekkili aleyhine İstanbul 30. İcra Müdürlüğü'nün... E sayılı dosyası ile sahte imzayı havi bir bono ile kambiyo senetlerine dayalı icra takibi başlattığını, daha sonra İstanul 22. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/435 E, 2014/96 K sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine itirazın iptali davası ikame ettiğini, mahkemece görevsizlik kararı verildiğini ve dosyanın İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/599 E saılı dosya ile incelendiğini, mahkemece yapılan yargılama neticesinde davanın reddine karar verildiğini, icra dosyasında müvekkilinin imza inkarının bulunduğunu ve İstanbul 4. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2012/203 E, 2012/843 K sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılama neticesinde bono üzerindeki imzanın müvekkilinin eli ürünü olmadığından bahisle takibin müvekkili yönünden iptaline karar verildiğini, dosyanın Yargıtay aşamasından da geçerek kesinleştiğini, davacı hakkında resmi senette sahtecilik suçundan dolayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2012/43947 Esas sayılı dosya üzerinden suç duyusunda bulunulduğunu, ... altındaki imzanın müvekkilinin eli ürünü olmadığını, müvekkilinin böyle bir ... akdetmediğini beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi'nin 10/04/2025 tarih 2023/319 Esas-2025/267 Karar sayılı kararında;"Dava; itirazın iptali iken ıslah ile 21/11/2011 tarihli protokolden kaynaklanan alacak davasına dönüşmüştür....İstinaf mahkemesi kararı kapsamında Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyeleri arasından seçilen bilirkişi heyetinin 12/02/2025 tarihli raporu ile; "...Karşılaştırmalı belgeler üzerindeki Şahsa ait (...) imzalarının yıllar içinde farklılıklar arz eden çeşitlilikler gösterdiği, E benzeri bir kaligrafik bir harf ile başlayan iki aşamalı bir imza olduğu, ... ismini temsil ettiğinin anlaşıldığı, Birinci aşamada E ve eğik bir çizgi oluşturulduğu, ikinci aşamada t-o-k harflerine benzer kaligrafik bir yapının yatay çizgi üzerinde yer alıp devam edildiği, İkinci aşamanın t kaligrafik harfi ile başladığı, Şahsa ait bazı imzalarda ise sadece t ve k harflerinin kullanıldığı, (10/09/2001 tarihli belgede görüldüğü gibi), Bahsi geçen dava konusu “...” isimli belgenin üzerindeki İmza/Paraf’ın ise yine kaligrafik E ile başladığı, diagonal yatay çizgiden sonra üzerine gelen t, ve k veya m benzeri karalamalar ile imzanın tamamlandığı (21.11.2011), Şahsın orijinal imzaları ile benzerlikler gösterdiği, Baskı izleri açısından ise, “E” benzeri şeklin ikinci buklesini oluşturulurken bırakılan iz ve yine “t” benzeri kaligrafik harfin üst sola dönüşte oluşan izlerin şahsa ait imzalarda ve dava konusu belge üzerindeki imzalarda benzerlikler arz ettiği, aynı el ürünü sayılacağı..." tespit ve rapor edilmiştir.Davacı yan aşamalarda üç ayrı ıslah dilekçesi sunmuş ise de; Hukuk Muhakemesi Kanununun 176/2 maddesine göre aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabileceğinden, 20.05.2016 tarihli ilk ıslah dilekçesi kapsamına göre yargılamaya devam edilmiştir. 20/05/2016 tarihli ıslah dilekçesi kapsamına göre; davacı yan davasını alacak davasına dönüştürdüğünü bildirerek ... gereği ödeme tarihindeki 210.000,00-USD karşılığı olan 592.200,00-TL'den az olmamak kaydı ile alacağın tahsiline, % 40'dan aşağı olmamak kaydı ile icra tazminatına ve protokolün 10. Maddesi gereğince % 50'den az olmamak üzere maddi ve manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.TBK.m.99 hükmüne göre; konusu para olan borç ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini isteyebilir. Somut olayda davacı yan ıslah dilekçesi ile seçimlik hakkını kullanarak ödemenin ... gereği ödeme günündeki TL. karşılığını istediğinden, dosya kapsamında bulunan ve mahkememizce hükme elverişli olduğu değerlendirilen 11.02.2021 tarihli bilirkişi raporuna göre de fiili ödeme tarihi olarak protokolde değinilen senedin vade tarihi olan 15.01.2012 tarihindeki TL karşılığı olan 388.836,00-TL'nin esas alınması gerektiği sonucuna varılmıştır.Davacı yan, munzam zararlarının ve manevi zararlarının tazminini talep etmiş ise de; dava konusu alacağın ... uyarınca belirlenen yeni bir alacak olduğu, önceki borçlara yönelik tarafların ... yolu ile yenileme sözleşmesi yaptıkları ve munzam zarar gibi tazminat kalemleri de dahil olmak üzere eski borcun sona erdirildiği, eski borç ilişkisine dayalı olarak meydana geldiği iddia edilen zararların da bu sebeple talep edilemeyeceği, öte yandan dava alacak davasına dönüşmekle icra tazminatı talebinin yersiz olduğu anlaşılmakla davanın ve ıslah talebinin kısmen kabulüne, 388.836,00-TL'nin ıslah tarihi olan 20/05/2016 tarihinden itibaren avans faizi işletilmek suretiyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin ve sair taleplerin reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır..."gerekçesi ile, ''Davanın ve ıslah talebinin KISMEN KABULÜNE, 388.836,00 TL'nin ıslah tarihi olan 20/05/2016 tarihinden itibaren avans faizi işletilmek sureti ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Öncelikle Yerel mahkemece aldırılan bilirkişi raporu ile dosyada mübrez raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediğini, Dairemizin kaldırma kararı sonrasında mahkemece Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü 3 kişilik bilirkişi heyetinden bilirkişi raporu aldırıldığını, nitekim işbu rapor yalnızca gözle yapılmış olan bir incelemeye dayalı olup kesin kanaat sonucu da belirtmediğini, raporda yer alan bilirkişi heyetinin uzmanlık alanlarının yer almadığını, bu sebeple dahi bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının mümkün olmadığını; Nitekim grafoloji uzmanları tarafından mikroskop, farklı ışık kaynakları vb. araçlarla yapılan imza incelemesinin fotoğraflarla desteklendiğinin raporlaştırıldığını, ancak heyet raporunda bilirkişilerin, bilirkişi listesinde yer alıp almadığı, grafoloji alanında uzmanlıklarının bulunup bulunmadığının belirtilmediğini, imza incelemesinin konunun uzmanı tarafından ve yeterli teknik donanıma sahip laboratuvar ortamında, optik aletler ve benzeri cihazlar ile yapılması gerekirken bilirkişi raporunda salt belgeler gözle incelenerek rapor tanzim edildiğini, bu şekilde yapılan tespitin ve tanzim edilen bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, Ayrıca işbu itiraza konu raporun aksine Adli Tıp Kurumu Raporunda imza incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararında hüküm altına aldığı şekilde optik aletler ve çeşitli cihazlar ile mukayese imza örnekleri ile ve dayanaklar ile ortaya konulduğunu, huzurdaki raporda ise bilirkişilerin kendilerince salt göz kontrolü ile tanzim edilmiş raporun söz konusu olduğunu, dosya kapsamında mevcut adli tıp kurumu raporu karşısında huzurdaki itiraza konu bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının kabul edilemeyeceğini, zira çıplak göz ile de anlaşılacağı üzere; müvekkilinin imzası ile itiraza konu sözleşmede yer alan imzaların karakteristik olarak mutlak biçimde farklı olduğunu; her iki imza incelendiğinde müvekkilinin imzasında ekli fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere kalem hareketinin direk başladığı ancak itiraza konu taklit imzada ise bir çengel ile başladığının görüldüğünü, müvekkilinin imzasını atarken iki hareket yaptığını, bunlardan ilkinin imzanın başlangıcında bulunan büyük E harfi karakteri olduğunu, ikinci hareket ile imzanın gerisini tamamlayan müvekkilinin bu ikinci unsura dikek kalem hareketi ile başladığını, ancak itiraza konu sahte imzada ikinci karakterin başlangıcındaki çizgide bir çengel hareketinin açık bir şekilde dikkat çektiğini;Diğer yandan Güzel Sanatlar Fakültesinden alınan bilirkişi raporunda, karşılaştırma belgeleri olarak; huzurda alınan imza örnekleri, İzmir Kemalpaşa Noterliği Genel Vekaletname, Kemalpaşa 1. Noteri Vekaletname, 29.12.2005 İpotek isimli belgesi, İzmir 14. Noteri 15 Ocak 2007 imza sirküleri üzerinde inceleme yapıldığının belirtildiğini, yine diğer yandan; alınan raporda "Karşılaştırmalı belgeler üzerindeki şahsa ait imzalarının yıllar içinde farklılıklar arz eden çeşitlilikler gösterdiği" açıklamasına yer verildiğini, raporda karşılaştırmalı belge olarak baz alınan belge tarihlerinin dava konusu ... tarihlerine yakın tarihler olmadığını, nitekim dava konusu protokolün 21.11.2011 tarihli olduğunu, bilirkişi raporu ile incelenen mukayese belgelerin 2005- 2007 ve güncel olarak alınan imza örneklerine dayandığını, bilirkişi raporu ile dahi müvekkilinin imzasının yıllar içerisinde farklılık arz eden çeşitlilikler gösterdiği açıkça belirtilmişken, protokole yakın tarihlerdeki mukayese imza örneklerinin toplanarak inceleme yapılmamasının açıkça eksik incelemeye dayandığını, nitekim dosya kapsamında Adli Tıp Fizik İhtisas Dairesi 14.12.2017 tarihli raporunda mukayese belge olarak, ... tarihine yakın 2009- 2010- 2011 tarihli mukayese belgeler üzerinde inceleme yapıldığını, nitekim işbu inceleme sonucunda da protokolde yer alan imzanın müvekkiline ait olmadığının tespit edildiğini, diğer yandan bilirkişi raporunda kesin kanaat sonucu bildirilmediğini, bu şekilde tanzim edilmemiş bir raporun hükme esas alınması ile hukuka ve yasaya aykırı karar verildiğini;Nitekim mahkemece dosya kapsamında daha önce alınan ATK raporu ve polis kriminal raporu arasındaki çelişkilerin giderilmesi amacıyla Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyelerinden rapor aldırılması istenmişse de söz konusu raporda her iki raporun da değerlendirilmediğini, bu raporlar arasındaki çelişkiyi giderir şekilde bir yorum yapılmadığını, tüm dosya kapsamında izah ettikleri üzere; "..." ad altında düzenlenmiş belge altındaki imzanın hiçbir şekilde müvekkiline ait olmadığını, öyle ki görevsizlik kararı öncesi İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/217 Esas sayılı dosyası kapsamında alınan Adli Tıp Fizik İhtisas Dairesinin 14.12.2017 tarih ve 2017/85663 sayılı raporu ile imzanın müvekkiline ait olmadığının sabit olduğunu, zaten ... ile aynı tarihte verildiği iddia edilen bonolarda yer alan imzanın da müvekkiline ait olmadığının tespit edildiğini;
Davacı tarafın ilk olarak İstanbul 30.İcra Müdürlüğünün... Esas sayılı dosyası ile müvekkili hakkında sahte imzaya havi bir bono ile kambiyo senetlerine dayalı icra takibi başlattığını, işbu takibe karşı imza itirazında bulunularak kendileri tarafından İstanbul 4. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2012/203 Esas sayılı dosyası ile borca itiraz davası ikame edildiğini, ne var ki, işbu dosyadan aldırılan bilirkişi raporu ile "21.11.2011 düzenleme tarihi, 15.01.2012 ödeme tarihli 210.000 Amerikan Doları bedelli bono üzerindeki imzaların müvekkili ... eli ürünü olmadığı hususunun tespit edildiğini, neticeten, İstanbul 4. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2012/203 Esas, 2012/843 Karar sayılı 20.09.2012 tarihli kararı ile; bono üzerindeki imzaların müvekkiline ait olmadığından bahisle takibin müvekkili yönünden iptaline karar verildiğini;Aynı tarihte düzenlendiği iddia edilen ... ve bonodan yer alan imzanın müvekkiline ait olmaması ancak diğerinde yer alan imzanın müvekkiline ait olabileceği değerlendirmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, nitekim davacı tarafça tarafların anlaşma amacıyla bir araya gelip ... yaptığı ve protokole konu alacak için müvekkili tarafından bono keşide edildiğinin ileri sürüldüğünü, aynı anda imzalanan iki belgeden birinde yer alan imzanın müvekkiline ait olmadığı hususunda kesin karar var iken, diğer belgede yer alan imzanın müvekkiline ait olabileceği değerlendirmesinin abesle iştigal olduğunu;Uyuşmazlık konusu protokolün tarafı, taraflara ait şirketler olup işbu ... nedeniyle müvekkilinden talepte bulunulmasının hiçbir yasal dayanağının bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, ...'de yer alan imzanın müvekkiline ait olduğu bir an için kabul edilse dahi, protokolün tarafının müvekkili ... değil, Kombine ... Konf. San. Tic. Ltd. Şti. olduğunu, müvekkilinin adının ise şirket yetkilisi olarak protokole işlendiğini, bu hususun yargılama süresince ne bilirkişiler ne de Yerel Mahkeme tarafından dikkate alınmadığını, huzurdaki davada, husumetin Kombine ... Konf. San. Tic. Ltd. Şti.'ye yöneltilmesi gerekirken müvekkili ...'a yöneltildiğini, diğer bir ifade ile protokolde yer alan imzanın müvekkilinin eli ürünü olduğu kabul edilmiş olsaydı dahi, protokolün, müvekkilini şahsen bağlayıcı bir nitelikte olmayacağını, protokolün taraflarının 1.maddede Borçlu ... Teksil Ltd. Şti. Ve Kombine ... Ltd., alacaklı Süvari Örme Kumaş olarak belirtildiğini, alacaklı ... Örme Kumaş'ın 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6335 sayılı Kanun'un 38. maddesiyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na eklenen geçici 7. maddesi gereği kaydının resen silindiğini ve bu şirketin tüzel kişiliğini kaybettiğini, bu hali ile imzaya vaki itirazları saklı kalmak kaydıyla; tüzel kişiliği sona ermiş bir şirketin alacak talebinde bulunmasının hukuken mümkün olmadığını;Takibe konu protokolün, yenileme sözleşmesinin unsurlarına sahip olmaması nedeniyle yenilemenin kabul edilemeyeceğini, taraflar arasındaki protokolün yenileme olmadığının kabulü ile borcun zamanaşımına uğradığı hususunun değerlendirilmesi gerektiğini, uyuşmazlık konusu protokolde yer alan imzanın müvekkilinin eli ürünü olduğu varsayımında dahi, Yerel Mahkeme'nin hükme esas aldığı raporda yer alan "yenileme sözleşmesi" tespiti'nin hiçbir yasal dayanağının bulunmadığını, yenileme sözleşmesinin, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 133. maddesinde düzenlendiğini, buna göre yenilemenin, tarafların açık iradeleri ile yeni bir borç ile mevcut borcun sona erdirilmesi olduğunu;
Öncelikle eski borçtan bağımsız, yeni bir borç söz konusu olduğunda, yapılan sözleşmenin yenileme sayılabileceğini, takibe konu protokolde öncelikle farklı bir borcun doğumu değil, mevcut borcun tasfiyesi ve gelinen noktada yapılan masrafları vs. de ekleyerek güncel miktarı belirleyip bunun tasfiyesini kolaylaştırma gibi bir amaç güdüldüğünü, hem protokoldeki bu açık amacın hem de maddede ifade edilen diğer şartın "tarafların yenileme yönündeki açık iradeleri" olmadığı dikkate alındığında, söz konusu protokolün borcun yenilenmesi anlamını taşımadığının her türlü izahtan vareste olduğunu;Yine aynı maddenin ikinci fıkrasında, kambiyo senedi vermenin veya yeni bir alacak senedi vermenin de açık bir yenileme iradesi olmaması durumunda yenileme sayılmayacağının hüküm altına alındığını, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; uyuşmazlık konusu protokolün bir yenileme sözleşmesi olmadığı, yenileme sözleşmesi yönünde görüş bildiren bilirkişi raporunun açıkça hatalı olduğu ve açıkça hatalı bilirkişi raporuna dayalı hüküm tesis edildiğinin ortada olduğunu;Nitekim akdedildiği iddia edilen protokolün yenileme sözleşmesi olarak kabul edilmemesi halinde borcun(kabul anlamına gelmemekle birlikte) zamanaşımına uğradığını, diğer yandan; Yerel Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilerek 388,836,00 TL'nin ıslah tarihi olan 20.05.2016 tarihinden itibaren avans faizi işletilmek suretiyle davalıdan alınıp davacıya ödenmesi yönünde hüküm tesis edildiğini, davaya konu edilen ... başlıklı belgede hiçbir vade tarihi ve faiz oranının belirtilmediğini, bu halde ancak ve ancak karar tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasının söz konusu olabileceğini beyanla İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/319 Esas, 2025/267 Karar sayılı kararının kaldırılmasını, HMK m.353/1.b.2 gereğince, istinaf dairesince yeniden hüküm kurulmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, protokole dayalı alacağın tahsili talebine ilişkindir.Davacı taraf, 21.11.2011 tarihli ... uyarınca davalıdan 210.000 USD alacaklı olduğunu iddia ederek, ödeme tarihindeki döviz kuru dikkate alınmak suretiyle 210.000 USD alacağın 592.200 TL'den az olmamak üzere davalıdan tahsili ile ... gereği maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiş, davalı taraf, davaya dayanak protokoldeki imzanın tarafına ait olmadığından bahisle davanın reddini savunmuş, Mahkemece 270/05/2021 tarihli, 2020/340 Esas ve 2021/401 Karar sayılı karar ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar davalı tarafça istinaf edilmiş ve Dairemizin 27/04/2023 tarihli, 2021/1824 Esas ve 2023/717 Karar sayılı kararı ile; dosyada mübrez raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için Güzel Sanatlar Fakültesinden seçilecek en az üç kişilik bilirkişi heyetinden, protokoldeki imzanın davalının eli ürünü olup olmadığı hususunda rapor alınması gerektiği ve kararın eksik incelemeye dayalı olarak verildiğinden bahisle HMK'nın 353/1-a6 maddesi gereği kararın kaldırılmasına karar verilmiş, Mahkemece kaldırma kararından sonra yapılan yargılama neticesinde yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; Mahkemece aldırılan bilirkişi raporu ile diğer bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmediği, raporun yalnızca gözle yapılan incelemeye dayandığı, raporda kesin bir kanaat belirtilmediği, incelemeye esas alınan belgelerin yetersiz olduğu, bu raporun hükme esas alınamayacağı, dava konusu protokolde borçlu sıfatının davalıya ait olmadığı, bu nedenle davalıya husumet yöneltilemeyeceği, dava konusu protokolün borcun yenilenmesi niteliğinin bulunmadığı, bu nedenle de alacağın zamanaşımına uğradığına yöneliktir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre; İlk derece mahkemesince Dairemizin kaldırma kararında açıklandığı şekilde, daha önce alınan raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nden seçilen üç kişilik grafoloji uzmanı bilirkişiden rapor alındığı, alınan raporda protokolde yer alan imzanın davalının eli ürünü sayılacağının mütalaa edildiği, bu şekilde protokolde yer alan imzanın davalının eli ürünü olmadığı tespitini içerir ATK raporu ile aksi yöndeki İstanbul Jandarma Kriminal raporu arasındaki çelişkinin giderildiği, incelemede, ... tarihinden önce düzenlenmiş belgelerde yer alan davalıya ait ıslak imzalar ile Mahkeme huzurunda alınan imzaların protokoldeki imza ile mukayese edildiği, raporun denetime açık olduğu, bu itibarla Mahkemenin protokolde yer alan imzanın davalıya ait olduğuna dair kabulü yerinde ve davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri haksız olduğu gibi, ... borçlu sıfatı ile bizzat davalı tarafından imzalanmış ve borç kabul edilmiş olduğundan davalıya husumet yöneltilemeyeceğine dair istinaf sebebinin de haksız olduğu, davalı tarafça süresi içerisinde cevap dilekçesi ile zamanaşımı itirazında bulunulmadığı, ilk kez istinaf aşamasında ileri sürülen zamanaşımı itirazının HMK'nın 357/1. maddesi uyarınca Dairemizce incelenemeyeceği anlaşılmış, kararda kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 26.561,38 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 6.640,34 TL harcın mahsubu ile bakiye 19.921,04 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 06/11/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
.