Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/907 E. 2026/971 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/907
Karar No
2026/971
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2024/907 - Karar No:2026/971 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2024/907 KARAR NO : 2026/971

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 16/05/2024 NUMARASI : 2023/49 E-2024/333 K

DAVACI : VEKİLİ : Av.

DAVALI : VEKİLİ : Av.

DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 23/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 30/09/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali davasında mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; müvekkilinin 06.05.1991 tarihinde Ankara Büyükşehir Belediyesi şirketlerinden ...Şti.'nin %93'ü, ... A.Ş.'nin %7'si iştiraki ile kurulduğunu, müvekkili şirketin, ...Belediyesi ile yapılan 11.09.1991 tarih ve 373 sayılı kararı ile işletme protokolünde belirtilen ilgili hizmetleri yerine getirdiğini, müvekkilinin "Ankara Parkları, Yeşil Alanları, Piknik Alanları, Mezarlıkları, Barajları, Bitkisel, Yapısal, Tesisat, Elektrik, Bakım, Onarım İşi"ni, ...Belediyesi'nden ihaleyle aldığını, müvekkilinin aldığı peyzaj işlerini, yüklenicilik sözleşmeleriyle davalı taşerona yaptırdığını, müvekkili şirket ile davalı taşeron arasında akdedilen yüklenicilik sözleşmelerinde "Yüklenici bu işte çalıştırdığı işçilerin SGK işlemleri ile ilgili her türlü bildirim ve ödemelerini ...'nın SGK'da bu iş için açtırmış olduğu işyeri numarasının altında aracı (taşeronluk) işyeri numarası alarak, işyeri tescili yaptıracak ve durumdan ...'yı yazılı olarak haberdar edecektir. Sözleşmenin yürürlüğe girmesi ve hükümlerini ifa edebilmesi için yüklenicinin ...'nın geçici işyeri numarasının altında işyeri numarası alıp taşeron olarak işyeri tescil ettirmesi mecburidir. "Yüklenici, çalıştırdığı işçilerin işçiliklerini, SGK'ya tam olarak bildirmek zorundadır. ...'nın ...Belediyesi ile yapmış olduğu sözleşmede yazılı 'Ankara Parkları, Yeşil Alanları, Piknik Alanları, Mezarlıkları, Barajları, Bitkisel, Yapısal, Tesisat Elektrik, Bakım Onarım İşi' ile ilgili olarak SGK tarafından ...'ya bildirilen işçilik nispeti bu sözleşmede yazılı işin işçiliklerinin hesabında aynen esas alınacaktır. Bu durum yüklenici tarafından kesin olarak kabul edilmiştir. Ayrıca çalıştırdığı işçilerin Çalışma Bakanlığı ve Bölge Çalışma Müdürlüğü SGK ve İş Kurumu ile ilgili bildirim vb. Sorumluluğu yükleniciye aittir." *Yüklenicinin çalıştıracağı işçilerin iş yasasından ve sair yasalardan kaynaklanan her türlü hak ve alacaklarından, ücret, fazla mesai, yıllık ücretli izin alacağı, ulusal ve genel tatil günlerinde yapacağı çalışmalardan doğacak her türlü alacağı, şartların oluşması halinde ihbar tazminatı, kıdem tazminatı, kötü niyet tazminatı, diğer her türlü tazminat, vergi, SGK primi, işsizlik primi, işçilik noksanları, bunların gecikme faizleri, iş güvencesi kapsamında iş kazaları, ve sair sebeplerden dolayı belirlenecek tazminat ve ücretler, işçilerin sağlık giderleri, yüklenici hatasından kaynaklanan sebeplerden dolayı SGK kurumunun talep edeceği her türlü zarar ve tazminatlar gibi tüm giderler yüklenici tarafından karşılanacak olup, hiçbir şekilde ...'ya rücu edilemez.", "Yüklenici, asla sigortasız işçi çalıştıramaz." hükümlerinin yer aldığını, davalının işçisi ...'ın 18.05.2013-12.01.2018 tarihlerinde yukarıda belirtilen peyzaj işinde çalıştığını, müvekkili ile davalı arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi olduğunu iddia ederek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve fazla çalışma ücreti talebiyle müvekkili şirket ile alt işveren davalı ......A.Ş. aleyhine Ankara Batı 3. İş Mahkemesi'nin 2019/157 Esas sayılı dosyasıyla dava açtığını, işçi ...'ın dava konusu ettiği 18.05.2013-12.01.2018 tarihleri arasında sadece davalı alt işveren bünyesinde çalıştığını, Ankara Batı 3. İş Mahkemesi'nin 19.10.2021 tarih ve 2019/157 Esas- 2021/335 Karar sayılı kararıyla davanın kabulüne karar verildiğini, kararın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiğini, davalının işçisi ... tarafından, Ankara Batı 3. İş Mahkemesi'nin 19.10.2021 tarih ve 2019/157 Esas- 2021/335 Karar sayılı ilamına dayanak gösterilerek müvekkili şirket ile davalı alt işveren aleyhine Ankara Batı İcra Dairesi'nin 2021/33071 sayılı dosyasıyla ilamlı icra takibi başlatıldığını, davalı alt işverenin dosya hesabını ödemediğini, icra dosya hesabı olan 30.985,44 TL'nin müvekkili şirket tarafından icra tehditi altında 30.03.2022 tarihinde ödendiğini, davalının işçisi ... tarafından, Ankara Batı 3. İş Mahkemesi'nin 19.10.2021 tarih 2019/158 E- 2021/336 K sayılı ilamı dayanak gösterilerek müvekkili şirket ile davalı alt işveren aleyhine Ankara Batı İcra Dairesi'nin 2021/33070 sayılı dosyasıyla ilamlı icra takibi başlatıldığını, davalı alt işverenin dosya hesabını ödemediğini, icra dosya hesabı olan 30.535,79 TL'nin, müvekkili şirket tarafından icra tehditi altında 01.04.2022 tarihinde ödendiğini, müvekkilinin kendi işçisi olmadığı halde, alt işveren davalının kusuru sebebiyle Ankara Batı 3. İş Mahkemesi'nin 19.10.2021 tarih ve 2019/158 E- 2021/336 K sayılı kararının infazına yönelik başlatılan Ankara Batı İcra Dairesi'nin 2021/33070 sayılı dosyasında asıl işveren sıfatıyla davalı işçisi ...'ya 30.535,79 TL ödeme yapılmak zorunda kaldığını, yapılan ödemenin rücuen tahsili için davalı alt işveren aleyhine Ankara 2. İcra Dairesi'nin 2022/7375 sayılı dosyasıyla ilamsız icra takibine geçildiğini ancak davalı alt işverenin itirazı üzerine icra takibinin durduğunu, müvekkilinin kendi işçisi olmadığı halde, alt işveren davalının kusuru sebebiyle Ankara Batı 3. İş Mahkemesi'nin 19.10.2021 tarih ve 2019/157 E- 2021/335 K sayılı kararının infazına yönelik başlatılan Ankara Batı İcra Dairesi'nin 2021/33071 sayılı dosyasında asıl işveren sıfatıyla davalı işçisi ...'a 30.985,44 TL ödeme yapılmak zorunda kalındığını, yapılan ödemenin rücuen tahsili için davalı alt işveren aleyhine Ankara 2. İcra Dairesi'nin 2022/7370 sayılı dosyasıyla ilamsız icra takibine geçildiğini ancak davalı alt işverenin itirazı üzerine icra takibi durduğunu, davalı alt işverenin itirazları haksız ve kötü niyetli olup takibi uzatmak amacı taşıdığını, her iki işçinin de davalı alt işverenin işçisi olduğunu, her iki işçinin de sadece davalı alt işveren bünyesinde çalıştığını, bahsi geçen her iki iş dosyasında da davalı alt işveren de davalı olarak taraf olduğunu, yine bahsi geçen her iki ilamlı icra dosyasında da davalı alt işveren de borçlu olarak taraf olduğunu, davalı alt işveren, itirazlarının iptalini talep ettikleri her iki ilamsız icra dosyasına da art niyetle itiraz ettiğini, arabuluculuk son tutanağının anlaşamama ile sonuçlandığını ileri sürerek, davalının Ankara 2. İcra Dairesi'nin 2022/7370 ve 2022/7375 sayılı ilamsız icra dosyalarına yaptığı itirazların iptaliyle, takiplerin devamına ve hükmolunacak meblağların %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatlarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; müvekkili şirket aleyhine açılan işbu davada, davacı şirketin asıl işveren olduğu işler kapsamında dava dışı ... ve ...'ya yapılan ödemeler için ilamsız icra takibi başlatıldığını ve itiraz sonucu durdurulan takibin devamı için itirazın iptalinin istendiğini ancak söz konusu davanın haksız olduğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, dava dışı işçilerin müvekkili şirketteki iş akdini kendi isteğiyle herhangi bir haklı nedeni bulunmaksızın sonlandırdığını, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına hak kazanmadığını, müvekkili şirketteki iş akdini haklı bir nedeni olmaksızın sonlandıran dava dışı işçiye ilişkin kıdem ve ihbar tazminatının müvekkili şirketten talep edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava dışı işçi ... ve ...'nun davacının asıl işverenliğini yaptığı işlerde farklı zamanlarda, taşeron firmalarda çalıştığını, davacı tarafından dava dışı işçilere toplam 61.521,23 TL ödeme yapıldığının belirtildiğini ve söz konusu alacakların müvekkili şirketten rücuen tahsili talep edildiğini ancak dava dışı işçi ...'ın 18.05.2013-12.01.2018 tarihleri arasında müvekkili şirkette çalıştığını, işçinin iş akdini kendi isteğiyle haklı bir nedeni olmaksızın sonlandırdığını, dava dışı işçi ...’nun 18.08.2014-15.01.2018 tarihleri arasında çalıştığını, dava dışı işçilerin, iş akdini haklı bir nedeni olmaksızın kendi isteğiyle feshettiğinden dava dışı işçilerin kıdem tazminatına ve ihbar tazminatına hak kazanmadığını, kıdem tazminatına hak kazanma koşullarının mevcut olmamasına rağmen, iş akdini sonlandıran işçiye yapılan kıdem tazminatı ödemesinin müvekkili şirketten rücuen tazmininin talep edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, İş Kanunu’nun açık hükümleri karşısında, davacının kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına hak kazanmadığı ve talebinin mesnetsiz olduğunu, mahkemenin aksi kanaatte olması durumunda, ilgili kıdem tazminatının hesaplanmasında davacıya ait ücret bordrosu gözetilerek sorumluluk hesabının müvekkili şirkette çalıştığı dönemdeki ücreti yönünden yapılması gerektiğini, davacı tarafından dava dışı işçilere ödenen kıdem tazminatı işçinin alt taşeron firmalarda çalıştığı sürelere oranlanarak sorumluluk belirlemesi yapıldığını, müvekkili şirketin dava konusu edilen alacaklar için süre yönünden sorumluluğu kalmadığını, müvekkili şirkette dava dışı işçinin çalıştığı dönemde fazla mesai, hafta tatili ve ubgt çalışması yapılmadığını, işin niteliği gereği yapılması halinde ise işçiye alacakları eksiksiz olarak ödendiğini, alacakları varsa da zamanaşımına uğradığını, müvekkili şirket ile davacı arasında imzalanan sözleşmeler tip sözleşme niteliğinde olduğunu ve tip sözleşmelerde yer alan düzenlemeler, işçilik alacakları açısından sorumluluk doğurmadığını, müvekkili şirket aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin davacı nezdinde dava konusu alacağı karşılar nitelikte olduğunu, bu işler için ayrılmış 622.814,00 TL teminatı bulunduğunu, müvekkili şirket tarafından ayrılan bu teminatların davacı şirkette bulunmasına rağmen davacının kötüniyetli olarak ilamsız icra yoluna başvurulduğunu, taraflar arasındaki sözleşmeye göre müvekkili şirket adına ödenen alacakları olması halinde davacı tarafından müvekkili şirketin teminatından kesinti yapılması gerekirken icra takibinin başlatılması ve sonucunda davanın açılması sözleşmeye aykırı olduğunu, kötü niyetli olduğunu, teminat nedeni ile davacıya karşı takas mahsup defi'nde bulunulduklarını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacının hükmen dava dışı ... ve ...'ya toplam 61.521,23 TL ödeyip ödemediği, bu ödemeyi aralarındaki hizmet alım sözleşmelerine göre yüklenici olan davalı şirkete rücu edip edemeyeceği, edecek ise hangi miktarlarda rücu edebileceği, davanın zamanaşımı süresi içerisinde açılıp açılmadığı, takas mahsup itirazlarının yerinde olup olmadığı, Ankara 2 İcra Dairesi 2022/7370 ve 2022/7375 sayılı dosyalarına yapılan itirazların iptalinin gerekip gerekmediği noktalarında toplandığı, davalının zamanaşımı itirazında bulunduğu, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin hizmet alıma sözleşmesine dayandığından bu sözleşme için zamanaşımı süresine ilişkin ayrık bir hüküm bulunmaması nedeniyle 6098 sayılı TBK 146. maddesine göre 10 yıllık zamanaşımı ödeme tarihinden itibaren dolmadığından zamanaşımı definin reddi gerektiği (Yargıtay 23.HD'nin 20.02.2017 tarih ve 2016/8129 E- 2017/479 K sayılı ilamı), taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 8.maddesinde yüklenicinin çalıştıracağı işçi ile ilgili İş Kanunu ve diğer mevzuattan doğan sorumluluklarının yükleniciye ait olduğu düzenlendiği, bu halde davacı tarafından işçilere yapılan ödemenin davalılara kendi sorumlu olduğu miktarla sınırlı olarak rücu edilebileceğinin kabulü gerektiği bilirkişi raporu ile işçilere yapılan ödemenin rücu edilebilir kısmı belirlendiği raporun hüküm kurmaya ve denetime elverişli görüldüğü, davalı yanın takas mahsup talebinde bulunduğu, taraflar arasında hem mahkeme hem başkaca mahkemelerde benzer uyuşmazlıkların olduğu ve işbu davalarda da aynı talebin olduğu anlaşılmış olup, bunun tahsilde tekerrüre neden olabileceği öte yandan takas-mahsup def'inde bulunulmasının şartlarından birinin de takas beyanında bulunan tarafın alacağının muaccel olması zorunluluğu olduğu ve davalı alacağının muaccel olmadığı ve ayrıca hangi davalı bakımından ne kadarlık bir miktar için takas beyanında bulunulduğunun da açık olmadığından, takas def'inin olumlu değerlendirilmediği gerekçesiyle, davanın kabulüne, alacak likit olmayıp yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf başvurusunda; dava konusu uyuşmazlık hakkında takas mahsup def'i talebinde bulunulduğunu ancak mahkemece takas mahsup talep edilen alacağın muaccel olmadığı ve takas edilmek istenen miktarın ne kadar olduğu net olmadığından talebin reddine karar verildiğini, kararın hukuka aykırı olduğundan kaldırılması gerektiğini, mahkemece beyanları doğrultusunda dosyanın bilirkişiye gönderildiğini, tarafların ticari defterleri incelenmek suretiyle bilirkişi raporu düzenlendiğini, bilirkişi raporunda müvekkili şirketin davacıdan 415.775,71 TL teminat alacağı olduğunun ve dava konusu alacaktan müvekkili şirketin sorumlu olduğu kısmın davacıdan olan alacağından mahsup edilebileceğinin tespit edildiğini, her ne kadar mahkemece müvekkili şirketin alacağının muaccel hale gelmediği belirtilmiş ise de, müvekkili şirketin alacaklarının muaccel hale geldiğini, mahkemece bu hususta herhangi bir araştırma yapılmadığını, zira davacı şirketin müvekkili şirketin ihale yoluyla üstlendiği iş bitiminden sonra iade etmesi gereken teminatları uzun süredir iade etmediğini, bu duruma makul hiçbir gerekçe de sunulmadığını, söz konusu teminatların uzun süre önce kesin kabulü ve kesin hesabı yapılan iş için verilmiş olup, davacı şirketin olası doğabilecek işçilik alacakları için bu teminatları iade etmediğini belirttiğini, müvekkili şirket tarafından davacı şirkete, işbu uyuşmazlık konusu işçi için yapılan ödemelerin işçilik alacakları için tutulduğu belirtilen bu teminatlardan mahsup edilebileceğinin belirtilmiş ise de, davacı şirket tarafından ne teminatlardan mahsup yapılmakta, ne de teminatların iade edilmediğini, söz konusu teminatların yaklaşık 3-4 yıldır iade koşulları oluşmasına rağmen iade edilmemesinin ve aynı zamanda tutulma amacı kapsamında mahsup da yapılmamasının kötü niyetli olduğunu, müvekkili şirketin teminatının, davacı şirketin bu tutumu nedeniyle günümüz ekonomik koşullarında adeta erimekte olduğunu (Yargıtay 23. HD'nin 2018/287 E- 2020/3542 K, Yargıtay 9. HD'nin 2020/8386 E- 2021/3886 K, Yargıtay 15. HD'nin 2018/2106 E- 2018/1999 K), bilirkişi raporundaki tespitlerin ve Yargıtay kararları dikkate alındığında, davacının dava konusu ettiği alacak talebinin müvekkili şirketin alacağından mahsup edilmesi ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, dava dışı işçinin müvekkili şirketlerdeki iş akdinin, kıdem tazminatı hak kazanır şekilde sona ermediğini, bununla birlikte müvekkili şirketler yönünden hesaplama yapılacaksa dahi her bir alt taşeron, dava dışı işçinin kıdem tazminatından kendi çalıştırdığı dönemdeki ücreti ile işçinin çalıştığı süre kadar sorumlu olduğunu, bilirkişi raporunda hesaplama yapılırken dava dışı işçinin son ücretine göre ödenen kıdem tazminatının, çalışma süresi yönünden paylaştırıldığını ancak mahkemeye sunulan dava dışı işçiye ait ücret bordroları gözetilerek sorumluluk hesabının yeniden yapılması gerektiğini, mahkeme kararına esas alınan bilirkişi raporunda, davacı tarafından dava dışı işçiye ödenen kıdem tazminatını işçinin alt taşeron firmalarda çalıştığı sürelere oranlanarak sorumluluk belirlemesinin yapıldığını ancak Yargıtay 9. HD'nin 2012/3139 E- 2012/4484 K sayılı ilamında "...kıdem tazminatı işyeri devri öncesi ve sonrasında geçen sürenin tamamı için hesaplanmalı, ancak devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücretle sınırlı sorumluluk belirlenmelidir." denildiğini, yine Yargıtay 9.Hukuk Dairesi'nin 03.01.2021 tarih ve 2016/30897 E- 2021/595 K sayılı ilamında "İş Hukukunda işyeri devrinin işçilik alacaklarına etkileri üzerinde ayrıca durulmalıdır. İşyeri devri halinde kıdem tazminatı bakımından devreden işveren kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumludur. " denildiğini, bilirkişi raporunda dava dışı işçinin son ücretine göre hesaplanan kıdem tazminatının devreden işverenlerdeki çalışma süresine oranlanmasının açıkça hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, dava dosyasına işçinin çalıştığı dönemdeki ücret bordrolarının sunulmuş olup, hesaplamalar yapılırken bu bordroların dikkate alınması gerektiğini, Yargıtay içtihatları doğrultusunda dava dışı işçinin müvekkili şirketteki son ücreti dikkate alınarak yeniden sorumluluk hesaplaması yapılması gerekirken, son ücret üzerinden hesaplama yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, İş Kanunu uyarınca devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren 2 yıl ile sınırlı olup, dava dışı işçinin müvekkili şirketlerdeki işten ayrılma tarihleri gözetildiğinde, dava konusu edilen alacak kalemlerinin müvekkili şirketler yönünden zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili ile davacı arasında imzalanan sözleşme tip sözleşme olup, bu kapsamda yapılan düzenlemeler doğrultusunda müvekkiline sorumluluk yüklenmesine itiraz ettiklerini, ayrıca taraflar arasındaki sözleşmede yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de alt taşerona rücu edileceğine yönelik herhangi bir düzenleme bulunmadığını, bu alacak kalemleri yönünden ilgili kanun maddesi uyarınca yarı oranda sorumluluk olduğundan, tamamının müvekkili şirketlerden tahsili şeklinde verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, taraflar arasındaki eser sözleşmesinden kaynaklanan sözleşme kapsamında davalının işçileri tarafından işçilik alacaklarına ilişkin açılan davalar nedeniyle davacı tarafınadn ödenen bedelin rücuen alacak istemine ilişkindir. Takas, bir miktar para ya da konuları itibariyle aynı türden malı birbirine borçlu olan tarafların, borçların muaccel olması ve takas itirazının dermeyan edilmesi kaydıyla, az olan borcun çok olana nazaran sona erdirilmesi olarak tanımlanabilir. Takas, hukuki niteliği itibariyle bozucu yenilik doğuran bir hak olup, sözleşme niteliğinde bulunmadığından, takas iradesinin muhatabına ulaşmasıyla birlikte sonuç doğurmaya başlayacağı kabul edilir. Bu nedenle, takas iradesinin açıklanmamış olması ya da açıklansa bile karşı tarafa varmaması halinde borçların takasından söz edilemez. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 139 vd maddelerinde takasa ilişkin hükümler düzenlenmiştir. Mahsup ise, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak, alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı yükümlülüklerin alacaktan indirilmesidir. Mahsuplaşmada, takastan farklı olarak iki ayrı alacak bulunmamaktadır. Buna göre, alacak miktarından tenzil edilecek değer, karşı alacak olmayıp, gerçek alacağı bulmak üzere hesaplanan alacaktan indirilmesi gereken bir bedeldir. Bu nedenle, mahsupta hukuken karşılıklı alacaklılık ilişkisinden öte, alacağın gerçek miktarının tespiti için yapılan bir işlemin varlığı kabul edilmelidir. Mahsupta, doğmuş bir alacaktan söz edilemeyeceği için, mahsubun borcu sona erdiren bir neden olduğu da düşünülemez. Ayrıca, mahsup talebi hukuki niteliği itibariyle def'i olmayıp; itiraz niteliğinde olduğundan, savunmanın genişletilmesi yasağına tabi kabul edilmez. Bu yönüyle, Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 23.05.2012 Tarih, 2011/7271-3753 Esas ve Karar sayılı ilamında gösterildiği üzere, mahsubun yargılama devam ettiği sürece karşı tarafın muvafakatı olmaksızın ileri sürülmesi mümkündür. Dairemizin ve Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında, aynı sözleşme ilişkisi nedeniyle taraflardan birinin katlandığı bazı yükümlülüklerin ya da elde ettiği bir kısım semerelerin diğer tarafın alacağından indirilmesi talebi, hukuki niteliği itibariyle, takas değil, "mahsuplaşma" olarak nitelendirilmektedir. (Emsal Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 26.11.2014 Tarih, 2014/857-6878 Esas ve Karar sayılı ve 28.02.2012 tarih, 2012/468-1180 Esas ve Karar sayılı ilamları) Somut olayda davacı yüklenici, sözleşmeye göre kendi yükümlülüğünde olmayan ve davalılar bünyesinde çalışan dava dışı ... ve ...'nun kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve fazla çalışma ücretini ödediğini iddia ederek rücuen alacak davası açmış olup davalı taşeron ......Şirketi ise cevap dilekçesinde davacı nezdine dava konusu alacağı karşılar nitelikte bu işler için ayrılmış teminat bulunduğunu belirterek nakit teminat alacakları yönünden takas mahsup talebinde bulunmuştur. Maddi vakıa olarak yüklenicinin katlanmış olduğu mali yükümlülüğün taşeronun nakti teminatından tenzil edilmesi talebinin mahsuplaşma itirazı niteliğinde bulunduğu görülmektedir. Taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin Teminata İlişkin Esaslar başlıklı 6/son maddesinde".......Yüklenici iş bu sözleşme konusu işleri sözleşme hükümlerine,sözleşmenin eklerine ve teknik şartname hükmlerine uygun bir biçimde ifa etmesi,vergi ve SGK borçlarının olmadığını tevsik eden güncele belgeleri ...'ya teslim etmesi ile, ...'nın İdareye işin kabülünü yaptırması aşamasında çıkabilecek noksanlıklar ve yüklenicinin SGK'ya yatırdığı prim tutarının SGK'nın iş bu sözleşmede yazılı keşif bedeline göre belirleyeceği prim tutarı arasındaki fark, ceza ve muhtelif borçların çıkması riskine ve bu işte çalıştırdığı işçilerin her türlü ücrete ilişkin muhtemel alacaklarına karşı ...'da tutulur..........'' düzenlemesinin bulunduğu davalı tarafça bu kapsamda takas /mahsup talep edildiği, mahkemesince davalının tutulan teminatları , iade koşulları denetlenebilir nitelikte incelenip değerlendirilmesi gerekirken, mahkemece taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığı öteleyecek ve sürüncemede bırakacak şekilde yazılı gerekçeyle bu talebin değerlendirilmemesi hatalı olmuştur. Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin diğer istinaf nedenleri incelenmeksizin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden görülmesi için ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 2-Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/05/2024 tarih ve 2023/49 Esas- 2024/333 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, 3-Dairemiz kararına uygun şekilde davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 4-Davalı tarafından yatırılan 1.051,00 TL istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine, 5-İstinaf talep eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 353/1-a maddesi gereğince KESİN olarak 23/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan e-imzalıdır

Üye e-imzalıdır

Üye e-imzalıdır

Katip e-imzalıdır

e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/907, K. 2026/971, T. 23.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-907-e-2026-971-k-7d65e5f33320