Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2024/1954 E. 2025/488 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/1954
- Karar No
- 2025/488
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1954 Esas
KARAR NO: 2025/488 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI: 2023/560 esas- 2024/433 karar
TARİHİ: 10/07/2024
DAVA: Ticaret Sicil Memurunun Kararına İtiraz
KARAR TARİHİ: 20/03/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin 14.03.2023 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında, tutanağın 3. Maddesi gereğince tasfiye memuru ...'ın istifasının görüşülerek kabul edildiğini, tutanağın 4. maddesi ile ... ve ...'in tasfiye memuru olarak atandığını, her iki hususun TTK gereğince tescili zorunlu hususlar olduğundan, tescil için İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğüne başvurulduğunu, Sicil Müdürlüğünce TTK'da dayanağı olmayan gerekçelerle yönetim kurulu ile seçim yapılması gerekir denilerek talebin reddine karar verildiğini, bu karara itirazen mahkemeye başvurmak ve tescil talep etmek gerektiğini beyanla, itirazlarının kabulü ile tescil talebine engel olmayan red gerekçelerinin hukuka aykırılığının tespiti ile tamamen kanunlara uygun olarak alınan tasfiye memurluğundan istifa ve tasfiye memuru atanması kararlarının tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;müvekkili tarafından red kararı yazılmadığını, 22.10.2019 tarihli ihtar gereğince işlem yapılması gerekçesiyle iade edilen 14.03.2023 tarihli genel kurulun tescilinin istenildiğini, Ticaret Sicil Müdürlüğünün 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 32 ve Ticaret Sicili Yönetmeliğinin 34. Maddesi hükmü çerçevesinde işlem yapıldığını, yasal şartlar oluşmus ise yapılan işlemlerle ilgili tescil kararı verildiğini, aksi halde ise tescil talebini gerekçe göstererek ret kararı verildiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.407/f.2.e bendi gereğince, şirketin feshi (tasfiyeye girişi) genel kurulun devredilmez yetkileri arasında yer aldığını, yine tasfiyeye giriş kararınında da, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.418'e uygun olması gerektiğini, tasfiyeye girişe ilişkin genel kurul kararı bulunmadan, tasfiyeye giriş tescili başvurusunun doğrudan yönetim kurulu tarafından yapıldığını, müvekkili müdürlüğünde bu kararı sehven tescil ettiğini, tasfiyeye giriş kararı, anılan hükümler doğrultusunda, genel kurulun devredilemez yetkileri arasında olduunu, müvekkil tarafından tescili yapılan karar batıl veyahut da geçersiz olduğundan müvekkilin, tescil edilen olguları, mahkeme kararı bulunmaksızın re'sen silme yetkisi de bulunmadığından; dava konusu şirketin, tasfiyeye girişe ilişkin kararının silinmesi veyahut da söz konusu yönetim kurulu kararının, olması gerektiği şekilde genel kurul tarafından onaylanması gerektiğini mevzuata uygun olarak değerlendirildiğini, bunun sonucu olarak da, müvekkilinin söz konusu tasfiyeye girişe ilişkin yönetim kurulu kararının, genel kurul tarafından onayının istendiğini, hem tasfiyeye giriş kararı hem de tasfiye memurlarının atanmasına ilişkin kararın sonuç doğurması veyahut da geçerlilik kazanması için, bu şekilde bir genel kurul onayı ile tescil sehven tescil edildiğinden yönetim kuruluna onay verilmesi gerektiğini, Müvekkilin hukuka uygun olduğu açıklanan ihtara binaen, yani ihtar yerine getirilmediği için dava konusu tescil evrakınının iade edilmesinin mevzuata uygun olduğunu, iade sebebi ortadan kaldırılmadan, dava konusu işlemin tescilinin mümkün olmadığını, müvekkilinin işleminin hukuka ve mevzuata uygun olduğunu, davanın açılmasına sebebiyet vermediğini beyanla haksız ve yasal dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi kararında; "Somut olayda 14/03/2023’te yapılan tescil talebi 17/03/2023’te sicil müdürlüğünün ifadesine göre iade edilmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki tescil talebinin iadesi şeklinde bir kurum kanunumuzda düzenlenmemiştir. Tescilin neden gerçekleştirilmediğine ve tescil talep edenin tescili gerçekleştirmek için yapması gereken işlemlere ilişkin sicil müdürlüğün bildirimi ancak TSY m. 34/2 kapsamında bir düzeltme bildirimi olabilir. Nitekim bu düzeltme için vermesi gereken süre sonunda sicil müdürlüğü eğer eksiklikler tamamlanmadıysa talebi reddetmelidir. Ancak dosya kapsamındaki dilekçe ve belgelerden anlaşıldığı üzere bu yönde bir red kararı verilmemiştir. Tescil talebine ilişkin prosedür sonuçlanmadan davacı taraf tekraren bir dilekçe yazarak tescilin gerçekleştirilmesi gerektiğine ilişkin talebini ifade etmiştir. Sicil müdürlüğü, karşı yazısında talebi kabul etmediğini ifade etmiştir. Sicil müdürlüğünün tescil talebine ilişkin olumsuz kanaatini içeren esasen talebin reddedildiğini ifade eden ve ilgiliye tebliğ edilen bu yazı talebe ilişkin bir karar niteliğinde olup itiraz davasına konu edilebilmelidir. Nitekim bu halde ilgilinin tekraren sicil müdürlüğünden bir red kararı vermesini talep etmesi gereksiz olup bu yönde bir talebin beklenmesinin kanuni dayanağı yoktur. O halde sicil müdürlüğü tarafından davacıya tebliğ edilen 03/08/2023 tarihli yazı talebe ilişkin red kararı olarak kabul edilmiş ve yazının 07/08/2023 tarihinde davacıya tebliğ edildiği anlaşıldığından HMK 104 maddesi gereğince davanın yasal süre içerisinde açıldığı görülmüştür. Ticaret sicili müdürlüğü, tescil taleplerini hem maddi hem şekli yönden bir incelemeye tabi tutar. Bu kapsamda sicil müdürlüğü tescil için aranan kanuni şartların var olup olmadığını, tescil edilecek hususun gerçeğe uygunluğunu, üçüncü kişilerde yanlış izlenim oluşturacak nitelik taşıyıp taşımadığını ve kamu düzenine uygunluğunu denetler (TTK m. 32/1, 3). Sicil müdürlüğü yine bu doğrultuda TSY m. 34/1-ç gereği “Tescil edilecek olgunun şirket sözleşmesine ve Kanunun emredici hükümlerine aykırı bulunup bulunmadığı, tescil edilecek olgu bir ticaret şirketinin organ kararına dayanmakta ise, kararın şirket sözleşmesine ve Kanunun emredici hükümlerine uygun alınıp alınmadığı.” hususlarını inceleme yetki ve yükümlülüğü altındadır. Olayda yer alan tasfiye memurlarının atanmasına ilişkin genel kurul kararının da sicil müdürlüğü tarafından anılan kapsamda bir incelemeye tabi tutulması gerekir. Olayda sicil müdürlüğü bahsi geçen inceleme yetkisini kullanarak tescil talebini reddetmiştir. Davalı müdürlük dilekçesinde iki neden ifade etmiştir. Birincisi, sehven tescil edilmiş bir tasfiyeye giriş kararı bulunması sebebiyle ortada bir tasfiye kararı bulunmadığıdır. Davalı tasfiyeye giriş kararının genel kurulun devredilemez yetkileri arasında bulunduğunu ifade ederek doğrudan yönetim kurulu tarafından yapılan tasfiyeye giriş başvurusunun kabul edilmemesi gerektiğini ileri sürmüştür. İkinci neden ise yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin bitmiş olması nedeniyle yönetim kurulu üyelerinin görev süresi uzatılmadan tasfiye memuru olarak seçilemeyecekleri hususudur.Öncelikle ifade etmek gerekir ki davacının 04/01/2024 tarihli beyan dilekçesinde iddia ettiği üzere olay bakımından tasfiye sebebi şirketin süresinin dolması ve belirsiz süreli hale de gelmemiş olmasıdır (TTK m. 529/1-a). Sona erme sebeplerinden biri olan bu halde bir genel kurul kararına ihtiyaç bulunmayıp yönetim kurulunca sona ermenin ticaret siciline tescil ve ilanı gerekir (TTK m. 532).İkinci neden bakımından söylenmelidir ki yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin uzatılması ve tasfiye memurlarının atanması iki ayrı meseledir. Tasfiye memurlarının atanması esas sözleşme ile bir belirleme yapılmamışsa genel kurul tarafından gerçekleştirilir (TTK m. 536/1). Olay bakımından tasfiye memurları genel kurul tarafından atanmış olup konu hakkında herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Tasfiye memurları olayda olduğu gibi yönetim kurulu üyeleri olarak belirlenebileceği gibi üçüncü kişilerin tasfiye memuru olarak belirlenmesi de mümkündür (TTK m. 536/1). Bu kapsamda kişilerin tasfiye memuru olarak atanabilmeleri için yönetim kurulu üyeliği sıfatının devamına ihtiyaç yoktur. Tasfiye memurlarını tescil ettirecek olan şirketin yönetim organı yönetim kuruludur (TTK m. 536/2). Olayda yönetim kurulu üyelerini görev süresinin bitmesi konusu şu şekilde değerlendirilebilir: Bilindiği üzere Yargıtay, yönetim kurulu üyelerinin süresi dolduğunda eski yönetim kurulu üyelerinin zorunlu işler bakımından görevine devam edeceği kabul etmektedir (Yargıtay 11. HD., E. 2012/9040, K. 2013/10236, 17.05.2013 T.; Yargıtay 10. HD., E. 2015/17918 K. 2016/1198 T. 8.2.2016; Yargıtay 11. HD., E. 2012/13135 K. 2014/3515 T. 25.2.2014). Bu kapsamda eski yönetim kurulu üyelerinin tasfiye memurlarının atanmasına ilişkin kararın tescilini isteyebileceğinin kabulü gerekir. Yine bu kabulün dışında doktrinde bir görüşe göre yönetim kurulunca tescil gerçekleştirilemiyorsa ve genel kurulun bu yönde bir görevlendirmesi de yoksa tescil tasfiye memurları tarafından gerçekleştirilebilir (Özlem Karaman Coşkun, Anonim Şirketin Tasfiyesi, Adalet, 2015, s. 16). Açıklamalar sonucu denilebilir ki yönetim kurulu üyelerinin süresi dolsa dahi tasfiye memuru olarak seçilmelerinde veya tescili talep etmelerinde bir beis yoktur. Yaptırılan bilirkişi incelemesi ile süresinin dolması ile tasfiyeye giren şirketin belirsiz süreli hale gelmediği, sona erme sebeplerinden biri olan bu halde bir genel kurul kararına ihtiyaç bulunmayıp yönetim kurulunca sona ermenin ticaret siciline tescil ve ilanı gerektiği anlaşıldığından davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ..."gerekçesi ile, ''1-Davalı İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün 03/08/2023 tarihli tescil talebinin reddine ilişkin kararına yapılan itirazın kabulü ile; 2-Tasfiye Halinde ... Sanayii Anonim Şirketi'nin 14.03.2023 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan 3 nolu karara ilişkin tasfiye kurulu üyesi ...'ın istifasının kabulü ve 4 nolu karara istinaden ... ve ...'in tasfiye memuru olarak atanmasına ilişkin kararların ticaret siciline tesciline, '' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 14.03.2023'te yapılan genel kurulun tescil başvurusunun red kararı yazılmaksızın, 17.03.2023'te, 13.10.2016'da tescili yapılan 23.09.2016 tarihli yönetim kurulu kararının, sehven tescil edildiği için 22.10.2019'da gönderilen ihtar gereğince işlem yapılması için iade edilmiş olduğunu, bu konuda bir red kararı yazılmadığını, red kararı bulunmadığından huzurdaki davanın reddinin gerektiğini, müvekkilin dava konusu tescil evrakını iade etmesinin mevzuata uygun olduğunu, iade sebebi ortadan kaldırılmadan, dava konusu işlemin tescilinin de mümkün olmadığını, müvekkil müdürlüğün işleminin hukuka ve mevzuata uygun olduğunu, aleyhe yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacı şirketin 14/03/2023 tarihli olağanüstü genel kurulunda alınan tasfiye memuru ... istifasının kabulü kararı ve yeni atanan tasfiye memurlarının ticaret siciline tescili talebinin yerine getirilmemesi sebebiyle olağanüstü genel kurulda alınan kararların tescili talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut uyuşmazlıkta; davacı tarafından davacı şirketin 14/03/2023 tarihli olağanüstü genel kurulunda alınan tasfiye memuru ... istifasının kabulü kararı ve yeni atanan tasfiye memurlarının ticaret siciline tescili talebi ile 14/03/2023 tarihinde Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne başvuru yapıldığı, talebe karşılık Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından 03/08/2023 tarihinde verilen cevapta; 14/03/2023 tarihli olağan genel kurulun tescili için 15/03/2023 tarihinde yapılan başvurunun Yönetim kurulu süresi dolduğundan yeni yönetim kurulu ve yeni tasfiye kurulu seçilmesi gerektiği, 22/10/2019 tarihli yazıları gereği genel kurulda 13/10/2016 tarihinde tescili yapılan 23/09/2016 tarihli yönetim kurulu kararının onaylanması gerektiği gerekçesi ile evrakın iade edildiği ve iade sebebinin devam ettiği, iade edilen 14/03/2023 tarihli tescil başvurusunun yeniden incelendiğinde tasfiye kurulu olarak yönetim kurulu seçildiği, bu sebeple de yönetim kurulu süresinin uzatılması gerektiği ve yeni yönetim kurulu üyelerinin farklı kişiler olarak belirlenmesi halinde ise tasfiye kurulunun yeniden seçilmesi gerektiği ve bu şekilde düzenlenen genel kurul kararı ile Müdürlüğe başvuru yapılması halinde yeniden incelenebileceği bildirilmiştir. Davacı tarafından aynı talebe ilişkin iki kez başvuru yapıldığı, ilk başvurunun yukarıda belirtilen eksikliğin giderilmesi için iade edildiği, davacı tarafından iade sebebi giderilmeden tekrar başvuru yapıldığı, bu durumda davalı Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından red kararı yazılması ve tebliğ edilmesi gerekmesine rağmen aynı gerekçelerin davacı tarafa bildirildiği, bu durumda ikinci verilen kararın red kararı hükmünde olduğu, aksinin düşünülmesi halinde talebin sürekli bu şekilde davalı tarafından iade edilmesi halinde ilgililerin hiç bir zaman itiraz yasa yolu hakkını kullanmasının mümkün olmayacağı anlaşılmakla davalı vekilinin dava konusu talep hakkında henüz red kararı verilmediği, kararın iade kararı olduğuna ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacı şirket TTK'nın 529/1-a maddesi uyarınca esas sözleşmede öngörülen 50 yıllık sürenin sona ermesi ile sürenin sona ermesine rağmen işlere fiilen devam etmek suretiyle belirsiz süreli hâle de gelmediğinden kendiliğinden sona ermiş olup, aynı Kanun'un 533 maddesi uyarınca tasfiye haline girmiştir. Sürenin sona ermesi sebebiyle kendiliğinden sonra eren ve kanunen tasfiyeye giren şirketin tasfiye için genel kurulda karar alınması şart değildir. Bu durumda TTK'nın 532 maddesi uyarınca sona erme yönetim kurulunca ticaret siciline tescil ve ilan ettirilir. Yine TTK'nın 536/1 maddesi uyarınca Esas sözleşme veya genel kurul kararıyla ayrıca tasfiye memuru atanmadığı takdirde, tasfiye, yönetim kurulu tarafından yapılır. Ayrıca görev süresi dolan yönetim kurulu yeni yönetim kurulu seçilene kadar zorunlu görevlerine devam edeceklerinden genel kurulu toplantıya çağrı yetkilileri de bulunmaktadır. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı şirket esas sözleşmede belirlenen süre dolduğundan kendiliğinden sona ermiş ve kanun gereğince tasfiyeye girmiştir. Tasfiye için ayrıca bir genel kurul kararı alınmasına gerek bulunmadığı gibi, tasfiyeye girmesinde sözleşmeye ve kanuna aykırılık söz konusu değildir. Görev süresi dolan yönetim kurulu üyeleri olağanüstü genel kurulu toplantıya çağırmış, toplantıda 14/03/2023 tarihli olağanüstü genel kurulunda alınan tasfiye memuru Mehmet Yalçıntaş istifasının kabulüne karar verilmiş ve yeni tasfiye memurları atanmıştır. Yeni tasfiye memurları genel kurul kararı ile atandığından yeni tasfiye memurlarının atanmasına ve bunlar tarafından tescilin talep edilmesinde de herhangi bir kanuna aykırılık bulunmamaktadır. Bu durumda davalının tescilden kaçınma sebepleri kanuna uygun olmadığından aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davalı tarafından İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/217 esas ve 2023/442 karar sayılı ilamının bekletici mesele yapılması talebine ilişkin Uyap üzerinden verilen inceme iznine istinaden söz konusu dosya incelendiğinde; davacı şirket ortağı tarafından davacı şirket aleyhine şirketin genel kurul kararı olmaksızın tasfiyeye sokulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu ve tasfiye memurlarının görevden alınması, genel kurul kararının iptali, özel denetçi atanması gibi başkaca taleplerini içerir dava açıldığı, Mahkemece 13/07/2023 tarihli kararı ile şirketin süresinin dolması sebebiyle tasfiyeye girmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığının değerlendirildiği, şirketin tasfiye memurlarının görevden alınmasına, tedbiren yetkilerinin kısıtlanmasına ve karar kesinleştiğinde göreve başlamak üzere tasfiye memuru atanmasına ve davacının diğer talepleri hakkında karar verildiği, verilen kararın istinaf inceleme aşamasında olduğu görülmüştür. Davalı vekilinin bekletici mesele yapılması talebi hakkında Mahkemece değerlendirme yapılmaması yerinde olmamış ve anılan Mahkemece kararı ile tasfiye memurlarının görevden alınmalarına ve yetkilerinin tedbiren kısıtlanmasına karar verilmiş ise de, istinafa konu davanın konusunun 14/03/2023 tarihli olağanüstü genel kurulunda alınan tasfiye memuru ... istifasının kabulüne karar verilmiş ve yeni tasfiye memurlarının tescili talebi olduğu, söz konusu hususların tescilini talep tarihinde tescil şartlarının oluştuğu, seçilen ve tescil edilen tasfiye memurlarının sonradan Mahkemece kararı ile tedbiren yetkilerinin kısıtlanmasının ve kararın kesinleşmesi ile hüküm ifade edecek olan görevden alınma kararının tescile engel olmadığı, tedbir kararının uygulanmaya devam edeceği ve görevden alınma kararının kesinleşmesi ile de görevlerinin sona ereceği ve yeni tasfiye memurunun göreve başlayacağı, tasfiyenin usulüne uygun olduğuna dair mahkeme kararının aksi yönde kesinleşmesi halinde de bu hususun tescil edilerek önceki tescil işleminin ve buna dayanak tescil işlemlerinin terkinin söz konusu olabileceği dikkate alındığında bekletici mesele yapılmasının sonuca etkisi bulunmadığından davalı vekilinin bu yöndeki, tescil talebinin usul ve yasaya aykırı gerekçe ile reddine karar verilmesi sebebiyle dava açılmasına davalı sebebiyet verdiğinden davalı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücreti takdirine karar verilmesi de isabetli olup, buna ilişkin istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi ara kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinde, asıl davada davalının istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 427,60-TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 20/03/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.