Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi 2024/1694 E. 2025/275 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/1694
- Karar No
- 2025/275
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1694 Esas
KARAR NO: 2025/275
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 03/10/2024
NUMARASI: 2019/572 Esas, 2024/643 Karar
DAVA: Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması ve İflas (İİK 156)
KARAR TARİHİ: 20/02/2025
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında tek satıcılık sözlemesinin imzalandığını, sözleşmenin konusunun, tarafların yükümlülüklerinin, yetki bölgesinin ve sözleşmenin süresinin ve sona erme halinin sözleşmede açıkça düzenlendiğini, sözleşme konusu olan hukuki ilişkinin temelinden sarsıldığını, sözleşme ilişkisinin devamının çekilmez hale geldiğini, bu suretle karşılıklı edimlerin yerine getirilmesinin dahi imkansız hale geldiğini, davalının tek taraflı feshinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davalının kusurlu olduğunu, davalının fesih bildiriminin haksız fesih niteliğinde bulunduğunu, davalı tarafından feshe esas kılınan vakıaların haksız olduğunu, haksız fesih nedeniyle davacının portföy tazminatı, kâr mahrumiyeti ve zararının oluştuğunu, bu nedenle iflas yolu ile takibe başlanıldığını, 1.150.000,00 TL kâr mahrumiyeti, 150.000,00 TL portföy tazminatı olmak üzere toplam 1.300.000,00 TL tutarındaki takibe davalı tarafından haksız yere itiraz edildiğini belirterek itirazın kaldırılmasına ve davalının iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; sözleşmenin 2011 yılında imzalandığını, davacının dayanak sözleşme uyarınca yükümlüklerini yerine getirmediğini, bu nedenle sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini, sözleşmenin iş birliği sözleşmesi olduğunu, tek satıcılık sözleşmesi niteliğini taşımadığını, sözleşmenin davalı şirkete ait ürünlerin satımı noktasında davacıya tekel hakkı vermediğini, davacının sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi ve kendisinin tek satıcı olduğu iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, feshin zorunlu ve kaçınılmaz olarak haklı nedenlere dayandığını, bu noktada davacıya gönderilen ihtarname içeriklerinin açık olduğunu, davacının sözleşme konusu ürünlerin sürüm ve pazar payını arttırma borcuna uygun hareket etmediğini, davacı şirketin fiyat politikalarını gerileme yetkisine, ve talimatlara aykırı hakaret ettiğini, davacı şirketin sözleşme gereği bilgi verme yükümlülüğüne uygun hareket etmediğini, düzenli stok takibini yapmadığını, sözleşme gereği sadakat borcuna uygun hareket etmediğini, davalı menfaatlerini gözetmediğini, esasen sözleşmeye göre ürün bedellerini ödemeye dair hükümlere dahi sıklıkla uymadığını, davalı şirkete ait marka ile dergilere reklam vererek bu konuda sözleşme hükümlerine aykırı şekilde hareket ettiğini, davalının müşteriler nezdindeki itibarına zarar verici olumsuz tavırlar sergilediğini, davalı şirket sahibi ve yetkilisine ağır küfür ve hakaretlerde bulunduğunu, bu durumun dayanılan ve somutlaştırılan deliller ile sabit olduğunu, bu sebeplerle sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; alınan tüm bilirkişi raporlarında davalı tarafın mevcut ticari ilişki çerçevesinde davacının müşteri çevresinden yararlandığı, hatta müşteri çevresinden fesih sonrası dahi önemli ölçüde menfaat elde ettiği, davacının yaratmış olduğu müşterilerle davalının fesih sonrası çalışmaya devam ettiği, davacı tarafın davalı ile olan ticari ilişkisinin göstermiş olduğu özellikler dikkate alındığında tek satıcılık sözleşmesinin mevcut olduğu, devam eden sözleşmenin feshinde ise davacıya atfedilebilir kusur durumunun tespit edilemediği, bir başka deyişle davalının sözleşmeyi tek taraflı feshettiği açık olsa da bu feshin haklılığının davalı tarafından ispatlanamadığı, davalının göstermiş olduğu tanıkların beyanının yer, zaman, konu, kişi ve eylem açısından davacı aleyhine sonuç doğuracak bir içerik taşımadığı, öte yandan sözleşmenin davalı bakımından çekilmez hale geldiği, davacının pazarlama sistemini kurmadığı, davacının satış rakamlarını artıramadığı, davacının davranışları nedeniyle ise davalının bazı müşterilerinin kaybedildiği, davacının fiyatlara ilişkin talimatlara uygun hareket etmediği, davacının bilgi verme yükümlülüğüne aykırı davrandığı, davacının bütçe çalışması yapmayarak düzenli stok takibi dahi yapmadığı, davalının menfaatlerinin korunmasına dair yükümlülüklerine aykırı hareket ettiği, davacının ürün bedellerini ödeme yükümlülüğünü ihlal ettiği, davacının ayrıca davalının rızası dahi olmaksızın davalı markalarını kullanarak reklam verdiği, davanın müşterilerle olan ilişkisinde davalı şirketin ticari itibarına zarar verdiği yönündeki savunmaların dahi tek tek araştırıldığı halde işletmesel, muhasebesel ve sektörel açıdan davalı lehine sonuç doğurabilecek bir delil elde edilemediği, hal böyle olunca taraflar arasında kurulan ticari sözleşmenin devam etmesi noktasında davalı yönünden ticari hayatın gerekleri ve taraflar arasındaki sözleşmenin özelliği gözetildiğinde davalı yönünden haklı feshin gerçekleştiği ispatlanamadığı, bir an için savunulan sebeplerin varlığı kabul olunsa dahi davalı tarafın, taraflar arasında sekiz yılı aşkın devam eden ticari ilişki içinde gerçekleştiğini ileri sürdüğü olaylar karşısında sessiz kalması ve akabinde sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği savunmasının dahi iyi niyet kuralına göre kabul olunamayacağı, süresi içinde ileri sürülen denkleştirme tazminatının hesabında, gerek davacı ve gerek davalının ticari ilişkiye devam ettiği dönemler arasındaki ilişkilerin boyutu ayrıntılı olarak incelendiği, bu incelemelere göre, taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam ettiği dönem ile fesih sonrası dönem karşılaştırıldığında davalının fesih sonrası dahi önemli sayılabilecek menfaat elde ettiği, ilk bilirkişi kurulu raporunda denkleştirme tazminatı Yargıtay'ın benimsediği yöntem çerçevesinde 706.769,29 TL hesaplanmış ise de, taleple bağlılık gereği bu rakamın 150.000,00 TL olacağı, zaten 08/04/2024 tarihli bilirkişi kurulu raporunda da yapılan hesaplamalara göre davacının talep edebileceği tazminat miktarının 254.147,69 TL olarak hesaplandığını, bu yönüyle objektif dava yığılmasına konu olan denkleştirme tazminatı kalemiyle ilgili tüm bilirkişi kurulu raporlarının birbiriyle uyumlu olduğu, esasen her iki bilirkişi kurulu raporunda da talep edilen tazminattan çok daha yüksek rakamlar hesaplandığı, ancak HMK. m. 26 gereğince taleple bağlılık esas olduğundan iflaslı takibe konu alacak ile ilgili davacının bir yıllık süre içinde talep ettiği tazminat nedeniyle 150.000,00 TL tutarında denkleştirme tazminatını talep edebileceği, davacının talebine konu diğer alacağın yoksun kalınan kâr kaybına ilişkin olduğu, taraflar arasında gerçekleşen ticari ilişkinin davalı tarafından haklı olarak fesih olunduğunun ispatlanamadığı, ilk raporda belirtilen ve hesaplanan tutar oranında davacının yoksun kaldığı kâr miktarının olduğunun kabul edildiği, bu miktar yönünden davacı aleyhine ve davalı lehine usuli kazanılmış hakkın olduğu, her ne kadar ikinci ve üçüncü bilirkişi kurulu raporlarında bu miktardan çok daha yüksek oranda yoksun kalınan kâr kazancı hesap edilmiş ise de bu rakamların değil ilk bilirkişi kurulu raporunda hesaplanan ve yoksun kalınan kâra ilişkin 354.652,25 TL tutarındaki miktarın kabul edildiği, benimsenen raporlar ve açıklanan gerekçeler karşısında her iki alacak kalemi açısından davacının iddiasını bu miktarlar kadar ispatladığı, davalının savunmasında dayanmış olduğu vakıalar önem arz etse de davacının 354.652,25 TL tutarında kâr mahrumiyeti alacağı ve 150.000,00 TL denkleştirme tazminatı alacağının bulunduğu noktasında varılan yargısal yorumu ortadan kaldırabilecek bir ispat halinin bulunmadığı, esasen ayrıntılı olarak açıklanan ve birbirinden farklı üç bilirkişi kurulunun raporlarındaki muhasebesel, işletmesel ve sözleşmesel açıdan yapılan tüm teknik yorumların davacı lehine olduğu, genel hükümlere göre davacının takip tarihi itibariyle her iki farklı alacak kalemi nedeniyle toplam 504.625,25 TL tutarında alacaklı olduğu, ispatlanan bu alacak miktarlarına yönelik itirazın kaldırılmasına ve bu suretle adı geçen takibin kesinleşmiş olduğuna dair karar oluşturulduğu, İflas müdürlükleri tarafından bildirilen miktar dikkate alınarak iflas avansının davacı tarafından mahkemece takdir edilen kesin süre içinde depo edildiği, takibin, mahkeme ara kararı ile kesinleştiğinin açıklanmasına müteakiben ilanın yapıldığı, iflas talebi ve duruşma gün ve saati ile ilgili gerekli ilanlar yapıldığı, itiraz ve müdahalenin olmadığı, bilirkişi tarafından hesaplanan depo emrine esas olan miktarın kanun hükmüne ve Yargıtay uygulamalarına uygun şekilde TL olarak hesaplandığı, bilirkişi tarafından hesaplanan miktarın, ilgili ilanda belirtilen süreler tamamlandıktan sonra usulüne uygun olarak ve ayrıntılı şekilde davalı vekiline bildirildiği, davalının, yasal süresi içerisinde ve öngörülen şekilde depo emrine konu miktarı vezneye depo ettiği gerekçesiyle takipli iflas davasında takibe konu alacağın davalı tarafça depo edilmesi nedeniyle konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ Karar yasal süresinde davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davalı vekili istinaf nedenleri olarak; dava itirazın kaldırılması ve iflas talepli bir dava olduğundan 03.10.2024 tarihli hükmün, mahkemenin 30.05.2024 tarihli itirazın (kısmen) kaldırılması kararı esas alınarak kurulan bir hüküm olduğunu, bu durumda, 03.10.2024 tarihli kararda dava harcı, yargılama giderleri ve vekalet ücretine ilişkin fer'i hükümlerin 30.05.2024 tarihli itirazın (kısmen) kaldırılması kararındaki haklılık durumuna göre hükme bağlanması gerekirken ilk derece mahkemesince bu yapılmayarak fer'i hükümlerin hatalı ve eksik olarak verildiğini, mahkemece davacının iflas talebine ve davaya konu ettiği 1.300.000,00 TL tazminat talebinin 504.625,25 TL lik kısmını haklı görülerek bu kısma ilişkin itirazlarının kaldırılmasına karar verildiğini, yani davacının iflas takibine ve davaya konu ettiği 1.300.000,00 TL tazminat talebinin (1.300.000,00 - 504.625,25) = 795.374,75 TL lik kısmı bakımından itirazlarının mahkemece haklı görülerek bu kısım bakımından itirazlarının kaldırılmadığını, bu durumda 30.05.2024 tarihli itirazın kaldırılmasına dair kararın kısmen kabul, kısmen ret niteliğinde olduğu tartışmasız olduğundan 03.10.2024 tarihli kararın hüküm fıkrasında, harç yargılama giderleri ve vekalet ücreti gibi ferilere buna göre hüküm verilemesi gerekirken hükümde bu hususun gözetilemeyerek hatalı karar verildiğini, 13 sayfalık gerekçeli kararda davaya cevap ve itirazlarının tamamına yakınının yanıtsız bırakıldığını, davanın başlangıcında uyuşmazlığın çözümünde ele alınması gereken temel hukuki meseleler (taraflar arasındaki sözleşmenin niteliği; feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığı) incelenmeden ve değerlendirilmeden, delilleri toplanılmadan dosyanın uyuşmazlığın esasının çözülmesi ve alacaklının alacağının hesaplanması göreviyle bilirkişi heyetine verildiğini, sözleşmenin lafzı, içeriğinde taraflara tanınan hak, yetki, borç ve yükümlülükler ve ayrıca Sözleşmenin 8 yıllık uygulaması nazara alındığında, ... Havacılık ve ... Kozmetik ile müvekkili arasındaki İşbirliği Sözleşmesinin hukuken Tek Satıcılık Sözleşmesi ve ... Havacılık’ın da Tek Satıcı olarak nitelenmesinin hukuken mümkün olmadığını, taraflar arasındaki ticari ilişki içerdiği temel unsurlar nazara alındığında, Yargıtay ve doktrin tarafından ortaya konulan tek satıcılık ve tek satış tanımlarına hiçbir surette uyumlu olmadığını, bu niteliği ile İşbirliği Sözleşmesinin, sıradan bir Çerçeve Satış Sözleşmesi ya da bir Genel Satış Sözleşmesi’nden ibaret olduğunu, İşbirliği Sözleşmesinin bazı unsurları itibariyle (uzun süreli olması, davacının ürünlerin sürümünü artırma, bilgi verme yükümlülükleri gibi) tek satıcılık sözleşmesine benzemesi, tamamen kendine özgü bir yapı arz eden İşbirliği Sözleşmesinin tek satıcılık sözleşmesi olarak nitelendirilmesine yeterli olmadığını, bu nedenle davacı şirketin Tek Satıcılık Sözleşmesi ve Tek Satıcı olduğu iddiası ve varsayımı üzerine temellendirilmiş taleplerinin ayrıca sözleşmesel, maddi ve hukuki bir dayanağı olmadığından reddi gerektiğini, davacı şirketin 2011 ve 2019 yılları itibariyle çalışan sayısının SGK'dan sorulması taleplerinin delil listesinde yer almasına ve mahkemeden defalarca talep edilmesine rağmen sorulmadığını, mahkeme tarafından müvekkilinin fesih ihtarında belirttiği haklı nedenlere önemle yaklaşılması ve değerlendirilmesi gerekirken 17.03.2021 tarihli rapordaki gerekçelerle yetinilerek fesih nedenlerinin mahkemece nazara alınmadığını, sözleşmenin müvekkili tarafından haklı nedenle feshedildiğini, davacı vekilinin dava dilekçesindeki fesih öncesi duruma ilişkin beyanları, küfre ve hakarete maruz kalan davalı şirket yetkilisi ve küfreden davacı şirket yetkilisinin beyanları ve ayrıca eski Pazarlama Müdürü'nün beyanları nazara alındığında, küfür ve hakaret olayının ispatlanmış sayılması gerektiğini, bir an için davacının kar mahrumiyeti talep edebileceği kabul edilse dahi ilk derece mahkemesinin itirazın kaldırılması kararında esas aldığı 17.3.2021 tarihli bilirkişi raporunda, kar mahrumiyeti hesabında yasa ve Yargıtay kararları uyarınca nazara alınması gereken ilkelere uygun hesaplama yapılmadığını, makul süre nazara alınarak hesaplama yapılmış olması nedeniyle hükme esas alınması gereken raporun 14.02.2023 tarihli ek bilirkişi raporu olması gerektiğini, buna rağmen ilk derece mahkemesinin kararında, kar mahrumiyetinin 6 aylık süre makul süre olarak kabul edilerek kar mahrumiyetini 85.116,54 TL olarak hesaplayan 14.02.2023 tarihli bilirkişi ek raporu yerine sözleşmenin süresinin sona ereceği olağan sona erme tarihine kalan 25 aylık sürenin tamamı (makul olmayan süre) üzerinden 354.625,25 TL kar mahrumiyeti hesaplayan 17.03.2021 tarihli raporu benimsemesinin hatalı olduğunu belirterek itirazın kaldırılması ve iflas talepli davada mahkemece iflas talebi hakkında verilen karar verilmesine yer olmadığına dair kararın, mahkemenin bu kararına temel teşkil eden iflas takibine konu borca itirazlarının (kısmen) kaldırılmasına dair 30.05.2024 tarihli ara kararın ve buna bağlı 18.07.2024 tarihli depo emri kararının belirtilen istinaf nedenleri nazara alınarak kaldırılmasına karar verilerek yeniden hüküm tesisi ile davanın reddine karar verilmesi yönünde talep ve istinaf etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, takibe itirazın kaldırılması ve iflas talebine ilişkindir. Davacının, borçlu davalı şirket hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında iflas yoluyla 03/09/2019 tarihinde 1.300.000,00 TL asıl alacak üzerinden icra takibi başlattığı, takipte borcun sebebinin "işbirliği sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanan tazminat alacağı" olarak gösterildiği ödeme emrinin davalı borçluya 30/09/2019 tarihinde tebliğ edildiği, ödeme emrine karşı borçlu vekilinin yasal süresinde itirazda bulunduğu anlaşılmıştır. 2004 Sayılı İİK'nun 154 vd. maddelerinde iflas yoluyla takip düzenlenmiştir. İİK'nun 156/4 fıkrasında, iflas istemek hakkının ödeme emrinin tebliğ tarihinden (30/09/2019) bir sene sonra düşeceğine yer verilmiş olup buna göre, davanın yasal süresi içerisinde (11/10/2019) açıldığı, dosya kapsamında yer alan belgelere göre, iflas davasının İİK'nun 154/3. fıkrası gereğince mutlak yetkili yer olan davalının muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesinde açıldığı ve yargılama aşamasında, İİK'nun 160. maddesi gereğince masrafların ve iflas avansının depo ettirildiği anlaşılmakla işin esasının incelenmesi gerekmiştir.Mahkemece, depo emri gereğinin yerine getirildiği gerekçesiyle konusuz kalan davada esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.Karar yasal süresinde davalı vekilince istinaf edilmiştir. İİK'nın 42. maddesi uyarınca; bir paranın ödenmesine veya bir teminatın verilmesine dair olan cebri icralar takip talebiyle başlar ve haciz yolu ile veya rehnin paraya çevrilmesi yahut iflas suretiyle cereyan eder. Teminat borçlusu iflasa tabi ise alacaklı borçluyu iflas yolu ile de takip edebilir. Borçlu istenilen teminatı göstermezse, alacaklının talebi üzerine, ticaret mahkemesi borçlusunun iflasına karar verir.İİK nun 154. maddesi gereğince iflas yolu ile başlatılan takibe karşı borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi halinde, takibin duracağı, alacaklının bu itirazın kaldırılması ile beraber borçlunun iflasına karar verilmesini isteyebileceği İİK'nun 156/3. fıkrasında düzenlenmiştir. İflas davası basit yargılama usulüne göre incelenir. Borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi halinde, mahkemece ilk önce davacı alacaklının itirazın kaldırılması hakkındaki talebini inceler. Bu itirazın kaldırılması talebinin incelenmesi, genel haciz yolundaki itirazın kaldırılması talebinin incelenmesinden (m.68-70) tamamen farklıdır. Genel haciz yolunda tetkik merciinin incelemesi yalnız belgelere göre ve ilamsız icra kuralları çerçevesinde yapıldığı halde, buradaki ticaret mahkemesinin incelemesi genel hükümlere (yani HMK'daki hükümlere) göre olur. Bu nedenle borçlu, ticaret mahkemesindeki savunması sırasında ödeme emrine itiraz ederken bildirdiği itiraz sebepleri ile bağlı değildir. Davalı borçlu, iflas davasına karşı vereceği cevap layihalarında bütün savunma vasıtalarını ileri sürebilir. Ticaret mahkemesi normal bir alacak davasında olduğu gibi, tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek, borçlunun gerçekten borçlu olup olmadığını araştırır. İflas davasında alacaklı, alacağını ispat bakımından m.68. de olduğu gibi tahdidi olarak sayılmış olan belgelerle bağlı değildir. Alacaklı normal bir alacak davasında olduğu gibi, alacağının varlığını HMK’ya göre mümkün olan her türlü delil ile ispat edebilir. Burada alacaklının alacaklı olup olmadığı maddi hukuk kurallarına göre esastan incelendiğinden ticaret mahkemesi borçlunun itirazının ya kesin olarak kaldırılmasına veya kesin kaldırma talebinin (bununla İflas davasının) reddine karar verir. Burada, borçlunun itirazı esastan karara bağlanmakta ve alacağın esası hakkında hüküm verilmektedir. Bu hüküm normal bir alacak davasında olduğu gibi kesin hüküm oluşturur. Mahkeme, genel hükümlere göre yapacağı inceleme sonucunda, davacının alacağının mevcut olduğunu tespit eder ve borçlunun itiraz ve defilerini yerinde bulmazsa, yani borçlunun borçlu olduğu kanısına varırsa borçlunun itirazının kesin olarak kaldırılmasına karar verir. Buradaki itirazın kaldırılması kararı bir ara karardır. (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, Cilt 3.sayfa, 2672 vd., 1993 baskı). Bu nedenle yalnız başına istinaf edilemez.Mahkemece 17/03/2021, 08/04/2022, 14/02/2023, 19/09/2023, 22/02/2024 ve 07/05/2024 tarihli 6 adet bilirkişi raporu alınmıştır.Davacı taraf, pörtfoy tazminatı alacağının miktarını 150.000,00 TL ve kar kaybı talebini 1.150.000,00 TL olarak açıklamıştır.Mahkemece, davacı taraf talebi de gözetilerek ilk rapora davacı tarafından itiraz edilmemesi nedeniyle alacak miktarı yönünden davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle diğer raporlardaki alacak miktarları esas alınmayarak depo emri çıkartılmış olup depo emrine konu borcun süresi içerisinde davalı şirket tarafından ödenmesi nedeniyle davada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.Tek satıcılık sözleşmesi, borçlar hukukunda düzenlenen, isimsiz sözleşme türleri arasında yer alan, özellikle ticari hayatta ve bu nedenle de rekabet hukukunda sıkça karşılaşılan sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile yapımcı, ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belirli bir coğrafi bölgede inhisari olarak satmak üzere sadece tek satıcıya gönderme yükümlülüğünü, buna karşılık tek satıcı da sözleşme konusu malları kendi adına ve kendi hesabına satarak bu malların sürümünü arttırmak için faaliyette bulunmak yükümlülüğünü üstlenir (Arslan, A.S.: Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XII, Y. 2008, sayı 1-2, s. 3).Tek satıcının yükümlülüklerini başka bir şekilde açıklamak gerekirse, tek satıcılık sözleşmelerinde tek satıcının asgari alım, sürümü arttırmak için faaliyette bulunma, bilgi verme, müşteri hizmetlerini yerine getirme, yapımcının menfaatlerini koruma, sır saklama, rekabet yasağı gibi yükümlülükleri bulunmaktadır (Tandoğan, H.: Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, C.1, Ankara 1985, s.27-28, 42vd., İşgüzar, H.:Tek Satıcılık Sözleşmesi, Ankara1989, s.14, 61-69 vd.).... Tek satıcılık sözleşmesinde karakteristik edim ise tek satıcının edimi olduğu doktrinde ve içtihatlarda neredeyse birlik hâlinde kabul edilmektedir (Demir Gökyayla, C.: Milletlerarası Özel Hukukta Tek Satıcılık Sözleşmeleri, Ankara 2005, s.368 vd.).(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/11-143 Esas 2019/1055 Karar) Tek satıcılık sözleşmesi üretici ile tek satıcı arasındaki ilişkileri düzenleyen, üreticinin mallarını belirli bir bölgede tekel şeklinde satmak üzere tek satıcıya göndermeyi üstlendiği, tek satıcının da kendisine gönderilen malların sürümünü artırmak için kendi adına ve hesabına faaliyette bulunduğu, taraflar arasında sürekli borç ilişkisi doğuran isimsiz bir sözleşmedir. Tek satıcılık sözleşmesinin ayırt edici özelliklerinden biri, satıcının üreticinin mallarını satmak hususunda belli bir bölgede tekel hakkının bulunması, buna karşılık satıcının, üreticiye karşı rekabet etmeme ve üreticinin mallarının sürümünü arttırma yükümlülüğünün bulunmasıdır. Dava konusu sözleşme ile de davalı ürünlerinin Türkiye ve KKTC de HORECA bölgesinde dağıtımı, satışı ve pazarlanması ile sürümünün arttırılması hususlarında davacı tek yetkili kılınmış olup tarafların kabulünde olduğu üzere de fiili uygulamda davalı bu bölgede ürünlerinin doğrudan ticaretini yapmamaktadır. Bu çerçevede sözleşmenin haksız feshedildiği ispat koşulu ile ve diğer şartların varlığı halinde TTK'nun 122/5 fıkrası uyarınca, davacının denkleştirme tazminatı istemesi mümkündür. Yine sözleşmenin olağanüstü/haklı nedenle feshedildiğine yönelik davalı savunmasının ispatlanamaması halinde davacının davalıdan kar kaybı ve haksız fesih nedeniyle uğradığını ispat edeceği diğer maddi zararlarını da isteyebileceğinde kuşku bulunmamaktadır. TTK'nın acentelere ilişkin "Denkleştirme istemi" başlıklı 122. maddesi hükümlerinin, maddenin 5. fıkrasına göre hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacağı kabul edilmiştir. TTK'nın 122. maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için aranan koşullar; sözleşmenin sona ermesi, yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da "önemli menfaatler" elde edilmesi, distribütörün ücret kaybına uğraması, denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun olmasıdır. Denkleştirme talebi için kanunun aradığı şartlar kümülatiftir. Bu bağlamda, öncelikle yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü davacı üzerindedir. Buna mukabil davalı, denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altındadır (Yargıtay 11. HD. 2016/2170 E. 2017/2780 K. sayılı ve 10/05/2017 tarihli ilamı). Denkleştirme tazminatı istenebilmesi için ayrıca sözleşmenin tek satıcıdan kaynaklanan haklı bir sebeple feshedilmemiş olması gerekmektedir. Tek satıcılık sözleşmesinde, tek satıcıya o bölgede tekel hakkı tanınmakta olup, 6102 sayılı TTK'nın 122/5. maddesine göre, acentelikle ilgili denkleştirme kuralları hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde de uygulanır. TTK'nın 122/3. maddesine göre sözleşmenin sona ermesinde kusurlu olmayan tek satıcı, denkleştirme tazminatı isteyebilecektir (Yargıtay 11. HD'nin 2015/13003 E., 2017/1215 K. sayılı ve 01/03/2017 tarihli kararı). Taraflar arasındaki sözleşme süresinin 10 yıl olması ve sözleşmenin 8 yıl sonra feshedilmesi, sözleşmede belirtilen ürünlerin satışı konusunda davalıya fiilen de kabul edildiği üzere tekel hakkı verilmesi, yetki bölgesi şartı (Türkiye ve KKTC Horeca) konulması, malların sürümünün artırılmasının kararlaştırılması, sözleşmede haksız rekabete dair kayıtların bulunması (m.3.14) bir bütün olarak dikkate alındığında tek satıcılık sözleşmesindeki süreklilik, malların kısmen ve tamamen satılması, belli bir bölge, tekel ve sürüm artırma şartlarının somut olayda gerçekleştiği anlaşılmakla taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olduğu kanaatine varılmıştır.Somut olayda, alınan bilirkişi raporlarında, davalı tarafın fesih sebebi olarak ileri sunduğu hususların geçerli bir fesih sebebi olmadığı açık şekilde tek tek tartışıldığından mahkemece feshin haksız olduğu yolundaki tespit yerinde olmuştur. Ayrıca sözleşmenin devam ettiği süre boyunca sözleşmenin 15.4 maddesi gereğince iddia edilen aykırılıkların giderilmesi yönünde yazılı bir ihtarın da yapılmadığı tespit edilmekle davalı tarafından usulüne uygun olarak bir fesih bildiriminin de yapılmadığı anlaşılmıştır. Yukarıda belirtilen denkleştirme tazminatının şartları da, alınan bilirkişi raporlarında ayrıntılı ve denetime elverişli şekilde tartışılmış olup bu nedenle denkleştirme tazminatının koşullarının somut olayda oluştuğu kanaatine varılmıştır.Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/12027 Esas 2016/8889 Karar sayılı emsal ilamında da belirtildiği üzere; "taraflar arasındaki sözleşme davalı tarafından haksız olarak feshedilmiş olup, davacı 6098 sayılı TBK'nın 126. maddesine dayanarak, davalının haksız feshi tarihinden itibaren tazminat isteyebilir. Ancak bu durumda dahi davacının haksız fesih tarihinden itibaren aynı nitelikte yeni bir işi bulabileceği süre belirlenmeli ve bu süre için tazminata hükmedilmelidir. Bu kapsamda kar kaybına ilişkin hesaplamanın 5 yıllık sözleşme süresinin sona erdiği tarih değil, sözleşmenin 12. maddesinin açık hükmü doğrultunda sözleşmenin 12 aylık dönemlerle uzayacağının kabulü ile somut olay bakımından sözleşmenin davalı tarafça fiilen sona erdirildiği 11.03.2009 tarihinden itibaren 12 aylık dönem sonu olan 18.10.2009 tarihine kadar yapılması gerekir." Davalının makul süre tespiti açısından itirazları üzerine dosya kapsamında alınan iki kimya mühendisi sektör bilirkişisinin heyette yer aldığı raporda, davacının davalı ile olan ticari ilişkisine benzer yeni bir iş bulamayacağı yönündeki teknik tespit karşısında dosya kapsamında sözleşmenin feshinden sözleşmenin sona erme süresine kadar yapılan bilirkişi hesaplaması ve dolayısıyla mahkeme kabulü yerinde olmuştur. Taraflar arasındaki sözleşmede de bu konuda özel bir hüküm bulunmadığından davalının bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davalı vekilinin bir diğer istinaf sebebi olarak ileri sürdüğü TBK 408/2 (BK 325) gereğince hesaplama yapılmadığı iddia edilmişse de alınan bilirkişi raporlarında "faaliyet karı" üzerinden hesaplama yapıldığı belirtildiğinden bu hesaplamada davacının giderleri de bulunduğundan davalının bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde değildir.Tanıkların teknik bilirkişi raporları alınmasından sonra dinlenmesinin, mahkeme kabulünün teknik bilirkişi raporlarındaki tespitler gözetilerek feshin haksız olduğu yönündeki tespitinin neticeten doğru olması karşısında mahkemenin tanık dinleme usulünde usul ve yasaya aykırı bir uygulamanın bulunmadığı anlaşılmakla davalının bu yöndeki istinaf sebebi yerinde değildir.Davalı şirket yöneticisine hakaret edildiği yönündeki davalı vekilinin istinaf sebebi değerlendirildiğinde, olayın tanığının olay günü toplantıda olmadığı yeminli dinlenen tanık beyanından anlaşılmakla birlikte hakaret iddiasına ilişkin olarak bir ceza şikayeti sonucu kesinleşmiş bir mahkeme kararı da bulunmadığından bu konudaki davalı istinaf sebebi yerinde değildir. 2011-2019 tarihleri arasındaki şirket çalışanlarının sayısının SGK dan sorulmadığı yönündeki istinaf sebebi değerlendirildiğinde, her iki tarafın kabulünde olduğu üzere davacının davalı firma dışında 22 farklı ünlü firmanın da ürünlerini sattığı dosya kapsamında tespit edilmekle davacının bu alanda geniş bir pazarlama çevresinin bulunduğu anlaşılmakla birlikte ayrıca davacının gelişen teknoloji ve farklılaşan hizmet anlayışı çerçevesinde sırf çalışan sayısının azalmasının haklı feshe dayanak teşkil etmesinin mümkün olmadığı dikkate alınarak ve teknik raporlardaki üretimin davacı tarafından artırıldığına dair somut tespitler karşısında bu delilin toplanmasının dosyanın esasına tesir eden bir yönü bulunmadığından davalının bu yöndeki istinaf sebebi yerinde değildir.İİK 158. maddesi gereğince, borçlu şirketin iflas yoluyla başlatılan takibe itirazının kaldırılması neticesinde takibin kesinleşmesi ile aynı yasanın 166. maddesi gereğince gerekli ilanın usulüne uygun olarak yapıldığı görülmüştür.İİK 158/2. fıkrası uyarınca takip konusu alacağın net olarak tespiti aşamasından sonra itirazın kısmen veya tamamen kaldırılması ve depo hesabına esas alacak ve ferilerin hesaplatılarak alacağın mahkeme veznesine depo edilmesi hususunun davalıya tebliğ edildiği ve depo emrine esas bedelin mahkeme veznesine süresinde yatırıldığı anlaşılmıştır.Bununla birlikte mahkemece, depo emri gereğinin süresinde yerine getirilmesi nedeniyle konusuz kalan davada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Borçlu, yedi günlük süre içinde faiz ve giderleri ile birlikte borcunu bizzat alacaklıya ödediğini kesin delillerle mahkemede ispat eder ya da borç mahkeme veznesine depo edilirse ticaret mahkemesi iflas davasının reddine karar verir (Mahmut Coşkun, Konkordato ve İflas, 2 baskı sh. 4429). Somut olayda, takipli iflas davasında takibe konu alacağın davalı tarafça depo edilmesi sebebiyle iflas talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, iflas davasının konusu kalmadığı gerekçesiyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi doğru olmamıştır. Nitekim Yargıtay 23. HD'nin (2016/9096 Esas, 2020/580 Karar sayılı kararı). Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 24.01.2008 tarih ve 2007/8591 E., 2008/293 K., 20.10.2010 tarih ve 11132 E., 11663 K. sayılı ilamları da bu yöndedir. HMK'nın 26. maddesi uyarınca hakimin tarafların talepleriyle bağlı olduğu, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği ve istinaf yoluna başvuran tarafın sıfatı da gözetilerek bu yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir. Somut olayda, davalının iflasa tabi olduğu, davada depo emrinin tebliğinden sonra davalı tarafça borcun depo edildiği dikkate alındığında dava açılışında davacı taraf haklı olduğundan haklılık durumuna göre davacı lehine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesinde de bir isabetsizlik görülmemiştir. Dosya kapsamında toplanan deliller, somut olayın özelliklerine uygun alınan bilirkişi raporları, ilk derece mahkemesinin olay nitelendirilmesi ve gerekçesi nazara alındığında, tek satıcılık sözleşmesi kapsamında davacının haksız feshi nedeni ile kar mahrumiyetine uğradığını ve denkleştirme tazminatına hak kazandığını yeterli ve kesin delillerle ispat etmesi nedeni ile kararda yazılı açıklamalara, yasal sebep ve gerekçelere binaen istinaf edilen kararda usul, yasa ve dosya kapsamı yönlerinden bir aykırılık bulunmadığı, bu nedenlerle davalının istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK nun 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/572 Esas, 2024/643 Karar sayılı ve 03/10/2024 tarihli karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b.1 bendi gereğince istinaf başvurusunun esastan REDDİNE, 2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davalı tarafça peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,3-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1b-1 bendi ile aynı kanunun 361.1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta süre içerisinde Temyiz Kanun Yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 20/02/2025