Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1482 E. 2026/1570 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1482
Karar No
2026/1570
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2024/1482

KARAR NO : 2026/1570

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi

TARİHİ: 25/06/2024

NUMARASI : 2022/209 E. - 2024/125 K.

DAVANIN KONUSU: Markanın Hükümsüzlüğü

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/10/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA DİLEKÇESİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı yan marka seçimi yaparken çok sayıda marka arasında müvekkilinin sektöründe kullandığı, sektörde belirli bir bilinirliğe ulaşmış "..." esas unsurlu markalarının ayırt edilemeyecek kadar benzerini; piyasasında yıllardan beri çok iyi bilindikten ve haklı bir saygınlık kazandıktan sonra kullanmaya başladığını, müvekkil davacıların yoğun yatırımları ile piyasada tanınan bir işaret haline gelen bu anlamda aranan marka haline gelen; bu ibarenin gerçek hak sahibinin marka sahibi olan müvekkil davacının olduğu; buna karşın davalının haksız olarak söz konusu ibarenin ticaretini yaptıkları, davalı tarafın müvekkil davacının "..." esas unsurlu markaları dışında sektöründe iyi bilinen üç ayrı büyük firmanın da markalarına müracaat ettiği ve bu firmaların yaptığı itirazlar ile söz konusu markaların düştüğü, davalıların bu şekilde bilinen markaları tescil ettirerek haksız kazanç elde etmeyi meslek haline getirdikleri, söz konusu tesciller davalıların kötü niyetli olduklarını ispat ettiği için açmış oldukları davanın ayrıca 6769 sayılı SMK' nın 6/9. maddesi kapsamında kötü niyet nedeni ile de kabul edilerek davalılar adına tescilli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini, davalı tarafın ... tescil nolu “...” markasını yargılama sürecinde üçüncü kişilere devrederek davayı sürüncemede bırakması ihtimali bulunduğunu, 6769 sayılı SMK bağlamında; devir, sicile kayıt edilmediği sürece, tarafların markanın tescilinden doğan yetkileri iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri süremeyeceğini, bu nedenle, mevcut durumun muhafazası ve davanın etkinliğinin sağlanması bakımından, anılan markanın üçüncü kişilere olası devrinin dava sonuna dek önlenmesi için, 6769 Sayılı SMK 159 vd. maddeleri ile ile 6100 Sayılı HMK nın 389 vd. maddeleri gözetilerek ihtiyati tedbir kararı verilmesini, talep etmiştir.

CEVAP DİLEKÇESİ:

Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı taraf her ne kadar dava dilekçesinde SMK md.6'nın 3,5 ve 9. Betlerine göre tüm emtialarda SMK md.25'e göre hükümsüzlük talebinde bulunmuşsa da davacının dava dilekçesi incelendiğinde esasında talebinin SMK md.6/1 fıkrasına dayandığı ve tüm dava dilekçesinde bunu gösterir şekilde markaların ayırt edilemeyecek kadar benzerliği ve karşıtırılabilirliğinden bahsetmiş olduğu izahtan vareste olduğunu, somut olayda davacı taraf dava dilekçesinde markanın 2018 yılı sonunda tescil edildiğini ve 2019 yılında ise ilk kullanımının gerçekleştiğini belirtmekte olduğunu, Bu kapsamda markanın hem en az 5 yıldır tescilli olmadığı hem de dava tarihinden önceki 5 yıla dair ciddi kullanımı gösterir ibareler olmadığı, somut olayda dava dilekçesinde kanuna uygun olarak iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin açıkça gösterilmediği görülmekte olup davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği, dava konusu kullanım, davalı müvekkillerinin ... numaralı ticaret-hizmet tesciline dayanan hukuka uygun bir kullanım olduğunu, tescilli marka karşısında davacının mesnetsiz davasının reddi gerektiğini, müvekkilin markasında sadece "..." harfi değil bütün olarak "..." ifadesi ön planda yer aldığını ve marka olmaya uygun bu ibare ayrılmadan ve seri olmadan tescil edilmiş olduğu tüm alanlara ilişkin olarak kullanıldığını, davacı taraf ise yalnızca "..." harfini başlı başına bir ibare olarak seri şekilde kullanıldığı, üstelik müvekkiller tarafından yürütülen iş fikri de ekte yer alan haberlerde de görüleceği üzere davacı taraftan farklı olduğunu, davacı tarafından emsal olarak sunulan Hukuk Genel Kurulu kararı ise somut olaya emsal olabilecek nitelikte olmadığını, zira ilgili kararda bütün bir kelimenin kullanımından ve markanın esas, tek, ayırıcı ve baskın olma hâlinden bahsedildiğini, somut olayda ise "..." harfi "..." markasının tek, esas, ayırıcı ve baskın unsuru olmadığını, üstelik müvekkillere ait tescil edilmiş olan markanın bir an için kanun maddelerine ve hukuka aykırı olarak tescil edildiği düşünülse dahi işbu hükümsüzlük talebinden önce kendi başına ayırt edici nitelik kazandığı ve SMK md.25 gereği hükümsüzlüğüne karar verilemeyeceğini, paylaşılan haberler ...'ın kendi başına ayırt ediciliğini gösterdiğini, usul ve yasaya aykırı ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, haksız ve hukuka aykırı işbu davanın öncelikle dava şartlarını taşımaması ve hak düşürücü sürede açılmamış olması sebebiyle usulden reddine, mahkeme aksi kanaatteyse haksız ve hukuka aykırı işbu davanın açıklanan diğer tüm nedenlerle zamanaşımı def'inde de bulunduğunu da belirterek esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:

İlk derece mahkemesi 2022/209 esas, 2024/125 karar sayılı, 25/06/2024 tarihli kararı ile; "Somut olaya dönüldüğünde, davacı yanın hükümsüzlüğe mesnet gösterdiği markaların davalı markasından daha önce tescil edildiği görülmekle, birlikte bu markaların “...” ibaresi bakımından yapılan incelemede ise davalı markasının bir kelime markası olduğu, davacı markalarının da "..." ibaresi yer almaktaysa da bu ibarenin ayırt ediciliği düşük bir ibare olması, markalarda bu ibarenin şekil unsurlarıyla desteklendiği, “...” ibaresi üzerinde davacının üstün hak sahipliğinin SMK m.6/3 incelemesinde tespit edilemediği; davacıya “...” ibaresi veya “...” ibareleri için gerçek hak sahipliği oluşturmaya yeterli sayıda ve nitelikte bir önceki hak sahipliğinin bulunmadığı, marka üzerindeki öncelik hakkı, o markayı ihdas ve istismal eden ve piyasada maruf hale getiren gerçek hak sahibine ait olacağından ...” ibaresi veya “...” ibareleri yönünden bu halin bulunmadığı; iken davalı yana ait dava konusu markanın SMK 6/3 hükmü kapsamında hükümsüzlük koşullarının oluşmadığına kanaat getirilmiştir.

Somut olaya dönüldüğünde, davacıya ait markaların; markanın tescilinin ve kullanımının ilgili markalar bakımından tanınmış marka sayılmaya yönelik kriterleri sağlamadığı, bu hususun bilirkişi rapor içeriğinde de tespit edildiği, yetkili merciler tarafından da verilen bir tanınmışlık kararı da bulunmadığı da göz önüne alındığında dosyada yer alan bilgi ve belgeler çerçevesinde davacı tarafın markalarının tanınmış marka olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmıştır.

Somut olaya dönüldüğünde; davalı yanın dava konusu marka tescil başvurusunu gerçekleştirir iken kötü niyetli olduğunu SMK 6/9 kapsamında davalı yana ait tescilli markanın hükümsüzlüğü koşulların oluşmadığı anlaşılmış olup; davalı yan markanın davacı yana ait seri markalar arasına sızmasının veya bu markalardan birisi olarak algılanma ihtimali ile davalının davaya konu markasını tekrarlama ve engelleme amacıyla kötüniyetli olarak tescil ettirdiğine ilişkin herhangi bir delile rastlanmadığından ispat yükü davacıya ait olacağı gerekçesi ile kötü niyet koşullarının somut olayda gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır. Tüm bu nedenlerle davanın REDDİNE," karar vermiştir.

İSTİNAF:

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili firmanın 2002 yılından beri sektörde öncü olduğunu, "..." esas unsurlu markalarını 2018 yılından itibaren tescil ettirerek yoğun tanıtım ve yatırım faaliyetlerinde bulunduğunu, davalı tarafın ise müvekkilin seri markaları arasına sızma amacı taşıyarak 2021 yılında "..." ibareli markayı tescil ettirdiğini, her iki tarafın da gayrimenkul geliştirme ve pazarlama sektöründe faaliyet gösterdiğini, markaların ayırt edici unsurunun "..." harfi olduğunu, yerel mahkemenin bilirkişi raporları arasındaki çelişkileri gidermeden ve sektör bilirkişisinin ayrık görüşünü dikkate almadan karar verdiğini, davalının kötü niyetli tescilinin SMK 6/9. kapsamında değerlendirilmediğini, müvekkilin fiili kullanımının sınai hak doğurduğunu, Yargıtay içtihatları uyarınca kelime markalarında başlangıçtaki harflerin tüketici hafızasında belirleyici olduğunu, davalının sektördeki diğer firmaların markalarını da taklit etmeye çalıştığını, bu durumun kötü niyet karinesi teşkil ettiğini, ilk derece mahkemesinin eksik inceleme ile davanın reddine karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAFA CEVAP:

Davalılar vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacının markasının dava tarihi itibarıyla Türkiye'de en az beş yıldır tescilli olmadığını, SMK madde 25 uyarınca ayırt edilememe ve karıştırılma ihtimaline dayalı terkin davalarında markanın dava tarihinden önceki beş yıl içinde ciddi kullanımının ispatlanması gerektiğini, davacının markasının 2018 yılı sonunda tescil edildiğini ve 2019 yılında ilk kullanımının gerçekleştiğini belirttiğini, bu kapsamda markanın beş yıllık tescil ve kullanım şartlarını taşımadığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17.3.2021 tarihli 2020/1412 E. ve 2021/2516 K. sayılı kararı uyarınca ciddi kullanımın ispatlanması gerektiğini, davacı markasının tanınırlığının bulunmadığını, taraf markaları arasında ayırt edicilik olduğunu, müvekkilin markasının "..." şeklinde tanzim edildiğini, davacı markalarının ise görsel unsurlar içerdiğini, "..." harfinin ayırt ediciliğinin düşük olduğunu ve müvekkil markasında tek baskın unsur olmadığını, bilirkişi heyetinin taraf markalarının görsel, işitsel, anlamsal ve fonetik yönlerden farklı olduğu ve iltibasa sebebiyet vermeyeceği yönünde görüş bildirdiğini, davacının kötü niyet iddiasının somut delillerden yoksun olduğunu, müvekkillerin uzun yıllardır ticaret hayatında tanınır kişiler olduğunu, Avrupa Birliği Adalet Divanı içtihatlarına göre önceki markadan haberdar olmanın tek başına kötü niyeti ispatlamayacağını, dava konusu kullanımın ... numaralı ticaret-hizmet tesciline dayanan hukuka uygun bir kullanım olduğunu, davacının hükümsüzlük taleplerinin mutlak ret nedenlerine dayanmasına rağmen markanın kurum tarafından hukuka uygun tescil edildiğini, müvekkilin markasının "..." ifadesiyle bütün olarak tescil edildiğini ve ayırt edici nitelik kazandığını belirterek davacının haksız ve mesnetsiz istinaf başvurusunun reddini, karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Dava; davalılar adına tescilli ... numara tescil numaralı ''...'' ibareli markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesi tarafından davanın reddine karar verildiği, davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür.

SMK'nın 6/1. maddesi uyarınca, tescil başvurusu daha önce yapılan bir markanın tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal ve hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil, karıştırılma ihtimali bulunması hükümsüzlük sebebi olarak düzenlenmiş olup dosyanın tetkikinde; davacı şirketin ... başvuru numaralı 24.07.2019 başvuru ve 23.12.2019 tescil tarihli “... kampüs İstanbul” ibareli, ... başvuru numaralı 30.05.2019 başvuru ve 24.09.2019 tescil tarihli “...” ibareli, ... başvuru numaralı 14.05.2019 başvuru ve 18.12.2020 tescil tarihli “... mall istanbul” ibareli, ... başvuru numaralı 14.12.2018 başvuru ve 14.12.2018 tescil tarihli “...” ibareli markalarının tescilli olduğu görülmüştür.

Davalılara ait ... başvuru numaralı markanın davacının tescilli markaları ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğu, davacı yanın “...” esas unsurlu markalarının serisi olarak algılanabileceği, SMK'nın 6/3, 6/5 ve 6/9 maddeleri gereğince tüm sınıflarda hükümsüzlüğü talep edilmiş ise de Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/1201 E.- 2019/6166 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere, harflerin tek başına kimsenin tekeline bırakılamayacağı ve esasen tek başına tescillerinin de mümkün olmadığı, ancak yoğun kullanım ve tanıtım sonucu ayırt edici hale getirilmiş ya da bir takım renk ve şekil unsurları ile birlikte tescillerinin mümkün bulunduğu, bu halde de harf markalarının ayırt edici niteliklerinin düşük olacağı kabul edilmektedir. Bu nedenle başkalarının da aynı harfi değişik renk ve şekil unsurları ile birlikte marka olarak tescil ettirebilmeleri mümkündür. Markaların karıştırılma ihtimali değerlendirilirken asıl dikkate alınması gereken unsur o markaların ayırt edici unsurları olup markanın ayırt edici unsuru ne ölçüde yüksek ise koruma düzeyi de o ölçüde fazla olacaktır. Bununla birlikte alfabede sınırlı sayıda harf bulunmakta olup bu harflerin kullanılması tek başına kimsenin tekeline bırakılmayacağından, harf markaları ile kısaltma markalarında ayırt edicilik düzeyinin zayıf ve koruma düzeyinin de düşük olduğunun kabulü gerekmektedir.

Somut olaya bakıldığında dava konusu uyuşmazlığın karşılaştırılan markalar arasındaki "..." harfi ortaklığından kaynaklandığı, davacının ... harfi ile kelime unsurlarını içerir markaları mevcut ise de alfabedeki 29 harften biri olan ve kimsenin tekeline bırakılması mümkün olmayan “...” harfine ilişkin tüm kullanımlar üzerinde koşulsuz şartsız gerçek hak sahibi olduğunun kabul edilemeyeceği, taraf markaları ile karşı karşıya kalan ortalama tüketici nezdinde markalar arasında ilişki kurmasına neden olabilecek düzeyde bir yakınlaşmanın mevcut olmadığı, dayanak markanın sahip olduğu görsel özellikleri ve bu görselin yoğun kullanım sonucu tanınmış marka haline geldiğini gösterir delil bulunmadığı, taraf markaları arasında Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6/1. hükmü uyarınca karıştırılmaya neden olabilecek mahiyette görsel, işitsel ve anlamsal benzerliğin mevcut olmadığı, davacı markaları açısından tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği ve markanın itibarına zarar verebileceği kanaatine varılamadığı gibi SMK'nın 6/5. maddesindeki tanınmışlık koşullarının gerçekleşmediği, SMK'nın 6/9. maddesi kapsamında başvurunun kötüniyetli olduğuna dâir yeterli somut delil bulunmadığından hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, gayrimenkul değerleme uzmanı bilirkişinin, uzmanlık alanında yer almayan ayrıksı görüşünün somut uyuşmazlığa etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla mahkemenin davanın reddine ilişkin kararında isabetsizlik görülmemiş aksi yöndeki istinaf sebeplerine itibar edilmesi mümkün olmamıştır. Tüm bu nedenlerle istinaf edenin sıfatı ile istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 25/06/2024 tarih ve 2022/209 E., 2024/125 K. sayılı kararına karşı, davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2- Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,

3- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,

5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 09/10/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1482, K. 2026/1570, T. 09.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1482-e-2026-1570-k-67cfdb3d49a5