Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1470 E. 2025/779 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1470
Karar No
2025/779
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

45. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2024/1470

KARAR NO:2025/779

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:25/04/2024

NUMARASI:2023/769 Esas 2024/388 Karar

DAVANIN KONUSU:Sözleşmenin Uyarlanması

KARAR TARİHİ:02/07/2025

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA:Davacı vekili tarafından esas davada sunulan dava dilekçesinde özetle: Davacı şirketin mal sahibi, davalı şirketin ise işletmeci sıfatıyla 11/09/2013 tarihinde 15 yıl süreli "OTEL İŞLETMECİLİĞİ" sözleşmesi imzalandığı, 20/05/2015 tarihinde imzalanan ek protokol ile otelin nihai açılış tarihinin 15/01/2015 tarihi olarak kararlaştırıldığı, gerek teknik destek dönemi ile açılış öncesi dönemde gerekse işletme döneminde mal sahibi olan davacının iyi niyetli sözleşme tarafı olarak otel işletmesine ilişkin tüm mali ve hukuki risklerin sorumluluğu üstlenmek suretiyle oteli işletmek ve yönetmek üzere işletmecinin kullanmasına tahsis ettiğini, aynı zamanda gerekli işletme sermayesini ve nakit akışını sözleşme gereği belirlenen hesaba yatırmak suretiyle işletme sermayesini de tahsis etmek suretiyle sözleşme ile kendisine yüklenmiş bulunan edimini ifa ettiğini, sözleşmenin 9. maddesinin 7. fıkrasında yer alan "Garanti Bedel'e dair hükmün günümüz ticari ve ekonomik şartları karşısında değişmesi gerektiğini belirterek; 11.09.2013 tarihli Otel İşletmeciliği Sözleşmesi'nin 9. maddesinin 7. fıkrasında öngörülen Garanti Bedele dair hükmün, öncelikle iptaline karar verilmesi, bu talebin kabul edilmemesi halinde ise "Garanti Bedelin" sözleşme tarihindeki döviz kuru esas alınmak üzere Türk Lirası karşılığı olarak belirlenmek suretiyle, değişen yeni koşullara göre uyarlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili tarafından birleşen davada sunulan dava dilekçesinde özetle: Taraflar arasında 11/09/2013 tarihinde 15 yıl süreli "OTEL İŞLETMECİLİĞİ" sözleşmesi imzalandığı, 20/05/2015 tarihinde imzalanan ek protokol ile otelin nihai açılış tarihinin 15/01/2015 tarihi olarak kararlaştırıldığı, gerek teknik destek dönemi ile açılış öncesi dönemde gerekse işletme döneminde mal sahibi olan davacının iyi niyetli sözleşme tarafı olarak otel işletmesine ilişkin tüm mali ve hukuki risklerin sorumluluğu üstlenmek suretiyle oteli işletmek ve yönetmek üzere işletmecinin kullanmasına tahsis ettiğini, aynı zamanda gerekli işletme sermayesini ve nakit akışını sözleşme gereği belirlenen hesaba yatırmak suretiyle işletme sermayesini de tahsis etmek suretiyle sözleşme ile kendisine yüklenmiş bulunan edimini ifa ettiğini, sözleşmenin 9. maddesinin 7. fıkrasında yer alan "Garanti Bedel'e dair hükmün günümüz ticari ve ekonomik şartları karşısında değişmesi gerektiğini belirterek; 11.09.2013 tarihli Otel İşletmeciliği Sözleşmesinin 9. maddesinin 7. fıkrasında öngörülen Garanti Bedele dair hükmün, öncelikle iptaline karar verilmesi, bu talebin kabul edilmemesi halinde ise "Garanti Bedelin" sözleşme tarihindeki döviz kuru esas alınmak üzere Türk Lirası karşılığı olarak belirlenmek suretiyle, değişen yeni koşullara göre uyarlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Düzenlenen sözleşmenin 4.6 maddesinde açıkça otelin nihai açılış tarihi’nin 2014 yılı Temmuz ayı sonunu geçemeyeceği belirlendiğini, ancak bu açık hükme rağmen davacılar tarafından anlaşmada belirlenen zamanlamalara riayet edilmediğini ve otelin nihai açılış tarihinin 15.01.2015 tarihi olduğunu, bu hususa ilişkin olarak da taraflar arasında 20.05.2015 tarihli ek protokol imzalandığını, müvekkili şirketin 4, 6, maddeye göre anlaşma'yı geç açılıştan dolayı tek taraflı fesh etme ve gecikme sebebi ile gecikilen her gün için 1.000 ABD Doları lalep etme hakkı bulunmasına rağmen bu hak kullanılmamış ve gerek davacıdan ve gerekse dava dışı mal sahibi...'den herhangi bir nam altında herhangi bir bedel talep edilmediğini, otelin deneme döneminde otel'e bitişik binanın 1. Bodrum kat, l. ve 2. katında yer alan toplantı salonları ve balo salonunun da taraflar arasında imzalanmış olan anlaşma kapsamına dahil edilmesi ve bu alanların da davalı şirket tarafından işletilmesi hususunda taraflarca mutabakat sağlandığını, bu mutabakat gereğince de belirtilen bu alanların otele ait turizm işletme belgesi kapsamına dahil edilmesi halinde dahiliye tarihinden itibaren davalı şirkete ödenecek Baz Ücret ve Başarı Ücret oranlarının revizyonuna karar verilmiş ve bu hususa ilişkin olarak da 04.03.2'015 tarihli ek protokol imzalandığını, bahis konusu alanlar 2016 yılı Mart ayında turizm İşletme belgesine dahil edilmiş olup bu tarihten itibaren de taraflarca belirlenen farklı oranlar üzerinden fatura düzenlendiğini davalı şirket tarafından davacı tarafa hizmet verilmekle, bu hizmet verilirken sektörel bazda tanınmıştık seviyesine ulaşmış "..." markasının ek bir bedel talep edilmeksizin kullanım hakkı davacı tarafa verildiğini, hal böyle olunca davalı şirket tarafından hizmet bedeli alınması ve bu hizmet bedelinin yıllık bazda minimum bir bedel olarak belirlenmesi ticari hayatın olağan akışına uygun olduğunu, davacının anlaşmayı imzalarken yabancı para borcunun anlaşmanın mali hükümlerinin temelini oluşturmasını tacir olarak kabul ettiğini, olayda işlem temelinin çökmesine sebebiyet verece öngörülemez bir artış veya tarafların dengelerini bozucu normal süreç dışında ekonomik gidişatta olağanüstü bir bozulma bulunmadığını, dolar kurunun 2013 yılından itibaren ki artış oranlarına bakıldığında ortalama her yıl % 15-20 oranında bir artış olduğu görüldüğünü, Olağanüstü hal ilanının mücbir sebep sayılabilmesi için borcun yerine getirilememesi ile arasında illiyet bağının var olup olmadığının incelenmesi gerektiğini, belirtilerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece ''....Sözleşmenin tarafları tacir olup, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda tacirlere bir kısım yükümlülükler getirilmekle, 18/2. maddesinde her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir işadamı gibi hareket etmesi gerektiği düzenlenmiştir. Bu kapsamda tarafların özgür iradeleriyle akdettiği sözleşmenin sonuçlarını öngörerek hareket etmeleri gerekmekle, sözleşme hükümlerinin aynen uygulanması asıldır. Nitekim hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (...- ...) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiş olup, bu ilkelere göre kural olarak sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanması gerekmektedir. Eş söyleyişle, kural olarak sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Ancak bu ilke, sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan dengenin sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulması halinde dahi sözleşmeye bağlılık ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalmanın adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir durum yaratacağı sebeple özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Hukukta bu zıtlık (...- beklenmeyen hal şartı- sözleşmenin değişen şartlara uydurulması) ilkesi ile giderilmeye çalışılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde aynen; "Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır." hükmü getirilmiştir.Aşırı ifa güçlüğü başlıklı bu düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen,“işlem temelinin çökmesi”ne ilişkindir. Ancak "sözleşmeye bağlılık" ilkesi esas olup, sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai nitelikte bir kurum olmakla yasa koyucu tarafından da bu kurumun uygulanması ancak anılan maddede belirtilen dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlanmıştır. Bunlar; Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü durum ortaya çıkması, bu durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkması, yine bu durumun sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmesi ve borçlunun borcunu henüz ifa etmemiş olması veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması halidir.Bu dört koşulun birlikte gerçekleşmesi halinde ise borçlunun, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme hakkı bulunmaktadır. Asıl ve birleşen dosya davacılarının sözleşmenin kurulması aşamasında seçme özgürlüğü varken TL yerine döviz bazında garanti ücret belirlemiş olmaları, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.10.2003 gün ve 2003/13-599 E.-2003/599 K.; 07.05.2003 gün ve 2003/13-332 E.-2003/340 K.; 12.11.2014 gün ve 2014/13-1614 E.- 2014/900 K. Sayılı kararlarında da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere ülkemizde zaman zaman ekonomik krizlerin vukuu bulduğu ve bu bağlamda dövizle borçlanmanın risk taşıdığının da toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından bilinen bir olgu olduğu, davacı yanın bu riski önceden öngörebilecek durumda olmasına rağmen sözleşmenin ücrete ve minimum garanti bedele dair hükümlerinin döviz cinsinden düzenlenmesini tercih etmiş bulunması karşısında uyarlama isteminde öngörülemezlik koşulunun gerçekleşmediği, kaldı ki, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ülkede olağanüstü hal ilan edilmişse de OHAL'in tarafların faaliyet alanlarına nazaran otelcilik-turizm sektörüne ve dolayısıyla sözleşme ilişkisine doğrudan etkisi mali bilançolar itibariyle isbat olunamadığı gibi davacı yanın dava dilekçesinde sözleşmenin kurulmasından itibaren (2014-2017 tarihleri kapsamında) oda gelirlerinin düzenli olarak artışının devam ettiğini beyan ve kabul etmiş olması karşısında sözleşmedeki yan edimlerden biri olarak ve davalı yanca beyan edildiği üzere "Divan" markasının ek bir bedel talep edilmeksizin kullanım hakkının davacı yana verilmiş olması kapsamında düzenlenmiş minimum garanti bedelin yalnızca döviz kurlarındaki yükselmeye nazaran işlem temelinin çökmesine sebebiyet vereceğinden bahsetmenin de olanaklı olmadığı, aksi yöndeki bir kabulün ticari hayattaki istikrar ve güven ilkesiyle de bağdaşmayacağı, bununla birlikte, eldeki davaların, sözleşmenin kurulmasından 4 yılı, OHAL ilanından 1,5 yılı aşkın süre sonrasında açılmış olması da nazara alındığında, sözleşmenin davacı yanca benimsendiği kabul edilmekle, tüm dosya kapsamı ile yukarıda belirtilen hususlar birlikte değerlendirilerek dava konusu olayda uyarlama koşullarının oluşmadığına kanaat getirilmiştir.Tüm bu nedenlerle asıl davada, davacı tarafça davalı aleyhine açılan davanın reddine, birleşen davada davacı tarafından davalı hakkında açılan davanın reddine'' dair karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacılar vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi heyetine yönelttikleri soruların yanıtsız kaldığı, taraflar arasında düzenlenen 9.7. maddesinin davacının mahvına neden olacağı, dosyada hukukçu bilirkişi atanmasının yerinde olmadığı, döviz kuru artışının bozucu etkisinin sözleşme üzerinde ilk kez 2017 takvim yılı sonu itibariyle ortaya çıkacak olması nedeniyle hukuki girişimde bulunulduğu, ...'ın marka değeri üstünlüğüne herhangi bir itirazda bulunulmadığı, döviz kurundaki artış nedeniyle tarafların kendisinden kaynaklanmayan nedenlerle sözleşmeye bağlılık ilkesinin varlığından söz edilemeyeceği, işlem temeli çöken sözleşmeyi ayakta tutma gerekçesinin anlaşılamadığı, döviz kuru artışının ekonominin genel normal piyasa koşullarında oluşan risk olduğunun kabul edilemeyeceği, tacirden normal ekonomik koşullar dışında uluslararası küresel etkileri öngörmesinin kabul edilemeyeceği, sözleşme maddesine müdahale edilmesinin koşullarının oluştuğu, 15 Temmuz darbe girişimde bulunulmasından sonra olağan üstü halin ilan edilmesi ve uzatılması, Suriye- Libya iç savaşı, küresek krizler, 7 yılda tam 17 kez artan döviz kurları nedeniyle işlemin temelinden çöktüğü, davacının basiretli bir tacir gibi hareket ettiği, aksinin düşünülemeyeceği, olayda mücbir sebep koşullarının oluştuğu belirtilmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE:HMK'nin 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;Asıl ve birleşen dava dosyasında taraflar arasında düzenlenen 11.09.2013 tarihli Otel İşletmeciliği Sözleşmesi'nin 9. maddesinin 7. fıkrası'nda öngörülen ''Garanti Bedel''e ait hükmün iptali, bu talebin kabul edilmemesi halinde ''Garanti Bedel''in sözleşme tarihindeki döviz kuru esasa alınmak suretiyle TL karşılığının belirlenmesi suretiyle uyarlanması talep edilmiştir.Asıl ve birleşen davacıları ile davalı arasında 11/09/2013 tanzim tarihli "Otel İşletmeciliği Anlaşması" düzenlenmiş olup, davalı... A.Ş. "işletmeci", yatırım ve inşaatı yapacak olan asıl dosya davacısı şirket ve mülk sahibi ... de "mal sahibi" olarak belirtilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 1. Maddesi;'' İş bu Anlaşma, İŞLETMECİNİN, MAL SAHİBİ'nin iş bu anlaşma hükümleri uyarınca inşa edeceği Otel'e ilişkin olarak, MAL SAHİBİ'ne (aşağıda tanımlı) Teknik Destek Dönemi ve Açılış Öncesi Dönem'de teknik hizmet ve danışmanlık hizmeti vermesi ve İşletme Dönemi'nde Otel'in işletilmesi ve yönetilmesi ile bu hususlarda danışmanlık hizmeti vermesine ilişkin olarak Tarafların hak ve yükümlülüklerini belirlemektedir.Taraflar arasındaki sözleşmenin 9.7 maddesi; "Açılış yapılacak ilk kırk yıl ve sonrasındaki ilk tam yıl için her hangi bir minimum garanti ücreti alınmayacaktır. MAL SAHİBİ tarafından İŞLETMECİ'ye ödenecek olan Baz Ücret ve Başarı Ücreti toplamının 3. yıl için yıllık 125.000,00 USD (yüz yirmi beş bin Amerikan Doları) olması garanti edilmekte olup, 4. Yıl için yıllık 140.000,00 USD (yüz kırk bin Amerikan Doları), 5. Yıldan itibaren kalan yıllar için 150.000,00 USD (yüz elli bin Amerikan Doları) garanti edilmektedir. İŞLETMECİ tarafından taahhüt edilen altında bedel alınması halinde eksik kalan bedel MAL SAHİBİ tarafından İŞLETMECİ'ye İŞLETMECİ tarafından düzenlenecek fatura karşılığında fatura tarihinden itibaren 10 (on) gün içerisinde ödenecektir." şeklinde düzenlenmiştir.Bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 01.10.2019 tarihli raporda özetle; davanın sözleşmenin 9.7. maddesi hükmünün uyarlanmasına ilişkin olduğu, kural olarak bir sözleşmenin M.K.2 ve TBK m. 138 hükümlerine göre yeni şartlara uyarlanmasının mümkün olduğu, ancak somut davada tarafların tacir ve uyarlanması istenilen hususun da döviz kuru olduğu durumlarda ülkemizdeki ekonomik dalgalanmaların ve döviz kurundaki artışların basiretli davranmakla yükümlü olan tacirler tarafından öngörülmesi gereken bir durum olarak nitelendirildiği ve davacılar yönünden uyarlamanın şartlarının gerçekleşmediği belirtilmiştir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda 06.12.2019 tarihli ilam ile asıl ve asıl birleşen dava dosyası yönünden davanın reddine dair karar verilmiş olup, davacılar vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Dairemizce yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda, 2020/163 E. 2023/1085 K. Sayılı ilam ile istinaf harçlarının ikmali için dosyanın mahkemesine geri çevrilmesine dair karar verilmiş ve iş bu eksikliğin tamamlanması sonucunda dairemizce yapılan inceleme sonucunda 2023/1784 E 2023/1597 K. Sayılı ilam ile ''....Harçlar Yasa'sı uyarınca dava açılırken maktu başvuru harcı ile dava değerine göre 1/4 peşin nispi harcın yatırılması zorunlu olduğundan mahkemece davacıya, terditli açılan ve öncelikli talebi sözleşme maddesinin iptali olan iş davada ,dava değeri açıklattırılıp harç eksikliği giderildikten sonra dava değeri nazara alınarak Asliye Ticaret Mahkemesi'nde dava dosyasının mahkeme heyetine tevdi edilip /edilmeyeceği gözönünde bulundurulmalı ve sonucuna uygun bir karar verilmesi, harç eksikliğinin tamamlanmaması halinde, Harçlar Kanunu'nun 30. maddesi ve HMK'nin 150. maddesi gereğince işlem yapılması gerekiği göz önünde bulundurulmalıdır.Sonuç itibariyle, açıklanan nedenler ile davacılar vekilinin istinaf başvurusunun sair istinaf sebepleri bu aşamada incelenmeksizin kabulü ile ilk derece mahkeme kararının HMK'nin 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına,'dair karar verilmiştir.Yukarıda belirtilen kaldırma kararından sonra davacılar vekili tarafından sunulan beyan dilekçesinde, asıl dava için dava tarihi olan 02.01.2018 tarihindeki Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden hesaplanmak kaydıyla;125.000 Dolar karşılığı (Kur: 1 USD = 3,7776 TL) 472.200 TL ve birleşen dava için dava tarihi olan 14.02.2018 tarihindeki Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden hesaplanmak kaydıyla; 125.000 Dolar karşılığı (Kur : 1 USD = 3,8098 TL) 476.225 TL olarak hesaplanan dava değeri üzerinden binde 68,31'in 1/4'ü oranında peşin harç yatırılmış ve iş bu dava dosyasının dava değeri nazara alınarak mahkeme heyetine dosyanın tevdi ile yargılamaya devam olunmuştur.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen dava dosyaları yönünden davanın reddine dair karar verilmiş olup, davacılar vekili tarafından her iki dava dosyası yönünden istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Sunulan istinaf sebeplerinin incelenmesi:Uyuşmazlığa konu edilen iş bu dava dosyasında taraflar arasında düzenlenen 11.09.2013 tarihli sözleşmenin 9/7 maddesinde öngörülen '''garanti bedel''e dair hükmün, uyarlama yapılarak iptali, bunun kabul edilmemesi halinde ise garanti bedelin sözleşme tarihindeki döviz kuru esas alınmak suretiyle Türk Lirası karşılığı olarak belirlenmesi talep edilmektedir.TBK'nun 138. maddesi ''Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır." hükmünü içermektedir. Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (...-...) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir.TBK’nın 138. maddesi ile getirilen "Aşırı ifa güçlüğü" başlıklı yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen “işlem temelinin çökmesi”ne ilişkindir. Ancak "sözleşmeye bağlılık" ilkesi esas olup sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai nitelikte bir kurum olmakla yasa koyucu tarafından da bu kurumun uygulanması ancak anılan maddede belirtilen dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlanmıştır. Bunlar (1) sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü durum ortaya çıkması, (2) bu durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkması yine (3) bu durumun sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmesi ve (4) borçlunun, borcunu henüz ifa etmemiş olması veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması halidir. Bu dört koşulun birlikte gerçekleşmesi halinde ise borçlunun, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkı bulunmaktadır. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 27/06/2019 tarih 2019/2379 E. 2019/7997 K. Sayılı ilamı).Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 2012/9197 E. 2014/856K. Sayılı ilamında ''... Esasen bir tacir olan davacının basiretli davranmak yükümlülüğü bulunduğundan, imzaladığı sözleşme hükümlerinin değişen şartlara uyarlanmasını isteyebilmesi, kural olarak mümkün de değildir.'' belirtilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2010/3663 E. 2010/10285 K. sayılı ilamında ''... Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (...-...) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Gerçekte de, sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ve sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki hasıl olur ve artık bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet ( MK. md. 4, 2 ) kaidelerine aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık (Clausula Rebüs Sic Stantibus -beklenmeyen hal şartı- sözleşmenin değişen şartlara uydurulması) ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır. Karşılıklı sözleşmelerde edimler arasındaki dengenin olağanüstü değişmeler yüzünden alt üst olması, borcun ifasını güçleştirmesi durumunda "İŞLEM TEMELİNİN ÇÖKMESİ" gündeme gelir. İşte bu bağlamda hakim, somut olayın verilerine göre alacaklı yararına borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yaranına onun tamamen veya kısmen edim yükümlülüğünden kurtulmasına karar verilebilir ve müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar. Uyarlama daha çok ve önemli ölçüde uzun ve sürekli borç ilişkilerinde söz konusu olur. Her talep vukuunda sözleşmeyi değişen hal ve şartlara uydurmak mümkün değildir. Aksi halde özel hukuk sistemimizde geçerli olan "irade özgürlüğü" "sözleşme serbestisi" ve "sözleşmeye bağlılık" ilkelerinden sapma tehlikesi ortaya çıkar. Sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai, tali (ikinci derecede) yardımcı niteliktedir. Sözleşme kurulduktan sonra ifası sırasında ortaya çıkan olaylar olağanüstü ve objektif nitelikte olmalıdır. Yine değişen hal ve şartlar nedeni ile tarafların yüklendikleri edimler arasındaki denge aşırı ölçüde ve açık biçimde bozulmuş olması şarttır. Uyarlama isteyen davacı fevkalade hal ve şartların çıkmasına kendi kusuru ile sebebiyet vermemelidir. Değişen hal ve şartlar taraflar bakımından önceden öngörülebilir; beklenebilir; olağan ve hesaba katılabilen nitelikte olmamalı veya olaylar, öngörülebilir olmakla beraber bunların sözleşmeye etkileri kapsam ve biçim bakımından bu derece tahmin edilmemelidir.'' belirtilmektedir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/(19)11-58 E 2022/40 K sayılı ilamında ''... Sözleşmenin kuruluşundan sonra tarafların sözleşme ile düzenledikleri menfaatlerini etkileyen durumlarda değişiklik (“önemli değişiklik”) olabilir. Sözleşme içeriği (sözleşme muhtevası) ve önemli değişiklikler arasındaki uyumsuzluk sözleşme riski olarak adlandırılır (Antalya, Osman Gökhan: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. III, İstanbul 2018, s. 359). Maddi imkânsızlık niteliğinde olan ve Türk Hukuk Lûgatı’ndaki tanıma göre öngörülemeyen ve bunun sonucu olarak önlenemeyen, giderilmesi olanağı bulunmayan ve bir dış etkiden ileri gelen mücbir sebep (zorlayıcı neden) bir yönüyle sözleşme riski sorunudur. Zira, mücbir sebep sürekli nitelikteyse borcun ifası imkânsızlaşır ve borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkânsızlık (TBK m. 136) meydana gelir (Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop s. 1003). Bu hâlde taraflar arasında risk dağılımı yapılması gerekir. Bir başka deyişle, mücbir sebebin meydana getirdiği ifa imkânsızlığına kimin katlanacağı belirlenmelidir (Serozan, Rona: İfa, İfa Engelleri, Haksız Zenginleşme (Kocayusufpaşaoğlu, N./Hatemi, H./Serozan, R./Arpacı, A.: Borçlar Hukuku Genel Bolum C.3), İstanbul 2016, §15 N.4).19. Mücbir sebebin en önemli unsuru kaçınılmazlık unsuruna değinmek gerekirse; mücbir sebep, mutlak ve kaçınılmaz olarak borcun ihlâline sebep olmalıdır. Kaçınılmazlık, objektif ve mutlak bir kavramdır. Sözleşmeye bağlılık ilkesine göre, sözleşmenin tarafları dürüstlük kuralı (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 2/1) gereği borçlarını ifa etmek için gerekli her tür çabayı göstermelidir. Mücbir sebepte, mevcut her türlü tedbirin alınmasına ve her türlü imkân ve araca rağmen mücbir sebebin doğurduğu sonuçlar önlenememektedir (Tekinay/ Akman/ Burcuoğlu/ Altop, s. 539). Belirtilmektedir.Davaya konu somut olayda, davacının tacir olması nazara alındığında TTK m. 18/2 maddesi gereğince ticaretine haiz bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekmektedir.Yukarıda da ifade edildiği üzere, sözleşme hukukunda asıl olan Ahde Vefa (Sözleşmeye sıkı sıkıya bağlı kalma /... ilkesidir. Ancak değişen olağanüstü yeni şartlara rağmen sözleşmedeki edimlerin aynen yerine getirilmesini beklemek dürüstlük kuralıyla bağdaşmayacağından sözleşmenin değişen yeni şartlara göre uyarlanması gerekebilir. Sözleşmenin değişen olağanüstü şartlara uyarlanması için, sözleşme ilişkisi kurulduktan sonra edimler arasındaki dengenin olağanüstü değişmeler yüzünden alt üst olması ve borcun ifasını güçleştirmesi gerekir. Bu tür bir durumda sözleşme iradesine ilişkin işlemin temelinden çöktüğü kabul edilir.Uyarlama koşullarının varlığı için sözleşmeye konu karşılıklı edimler arasındaki dengenin taraflardan biri için artık çekilmez, katlanılamaz bir biçimde bozulmuş olmalıdır. Öğretide bu kurama işlem temelinin çökmesi adı verilmektedir. Buna göre, sözleşmenin temelini teşkil eden, kendisi üzerine anlaşmanın dayandığı ve karşılıklı edimlerin tayin olunduğu edim ve karşı edim arasındaki dengenin taraflardan biri için artık çekilmez, katlanılmaz biçimde bozulduğu hallerde, işlem temelinin çökmesi söz konusu olacaktır. (Serozan, Rona; s. 164 vd).Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 2021/7877 E. 2023/2131 K. Sayılı ilamında da belirtildiği üzere, döviz kurlarındaki artışların Türkiye gibi enflasyonist ülkelerde önceden öngörülmesinin mümkün olması nedeniyle tek başına uyarlama sebebi olarak görülmesi mümkün değildir.Aynı zamanda, döviz kurunun artması sebebiyle sözleşmenin ifasının güçleştiği belirtilmiş ise de, TBK 138. madde ile öngörülemez, öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum vurgusunun yapıldığı, Dolar kurunun artmasının öngörülemeyecek bir olgu olmadığı, kurlarda yaşanabilecek değişikliklerin davacı tarafça sözleşmenin yapıldığı sırada göz önüne alınması ve basiretli bir tacirin sonuçlarını öngörmesi gerekmekte olup, bu durumun mücbir sebep olarak kabul edilmeyeceği açıktır. İş bu nedenle mahkemece asıl ve birleşen davanın reddine dair verilen kararın yerinde olduğu anlaşıldığından, aksi yöndeki istinaf sebeplerinin reddine dair karar verilmiştir. Açıklanan nedenlerle, HMK m. 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK m. 355/1 gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı anlaşılmakla; kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1,b.1 gereğince asıl ve birleşen dava dosyası yönünden istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1.Davacı vekilinin asıl ve birleşen dava dosyası yönünden yaptığı istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince asıl ve birleşen dosya davacısı tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının hazineye gelir kaydına, asıl ve birleşen dosyada ayrı ayrı alınması gerekli olan 615,40 TL istinaf harcından, davacı tarafından asıl ve birleşen dosyada yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 187,80 şer TL harcın asıl ve birleşen dosya davacısından tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, asıl ve birleşen dava dosyası yönünden 6100 sayılı HMK'nın 361/1 ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 20/2 maddesi uyarınca HMK'nın ek 1.maddesindeki değişiklik dikkate alınarak kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.02/07/2025

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2024/1470, K. 2025/779, T. 02.07.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1470-e-2025-779-k-5ef9309bb72f