Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/541 E. 2025/1921 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/541
Karar No
2025/1921
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2023/541 Esas

KARAR NO : 2025/1921 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI : 2019/174 Esas - 2022/772 Karar

TARİH: 08/12/2022

DAVA: Genel Kurul Kararının İptali İstemli

KARAR TARİHİ: 20/11/2025

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... ... ... ... ' nın ... Turizm ve Seyahat Ltd Şti 'nin büyük hissedarı ve müdürü olduğunu, ... Turizm ve Seyahat Ltd Şti'nin üç ortaklı bir şirket olup %50 hissenin davacıya, %49 hissenin davalıya ve %1 hissenin de davacının yetkilisi olduğu ... San ve Dış Tic. Ltd şti.ne ait olduğunu, davacının Libya vatandaşı olup yıllardır Türkiye' de kurmuş olduğu ... Turizm ve Seyahat Ltd Şti ile Türkiye ve Libya arasında ticaret yaptığını, şirketi müdür olarak temsil etmekte olup şirket müdürü olarak ... ... ... ...'nın 2022 yılına kadar atandığını, şirket müdürünün ortakların kararı ile atandığını, davalı ... İbrahim İdris Totil'in şirketin ortağı olduğunu, yönetim yetkisi olmadığını, Ticaret sicil kayıtlarının sunulduğunu, davacının ülkesinde var olan karışıklıklar nedeni ile uzun süre Türkiye'ye gelemediğini, gelse dahi şirket işleri ile ilgilenemediğini, 2018 yılı Aralık ayında Türkiye'ye geldiğinde şirketin banka hesaplarındaki paranın çekildiğinin, şirkete şube açılışı yapıldığının tespit edildiğini, yaptığı araştırmada şirket ortağı ... 'in kendisinin Türkiye' de olmadığı 2014 yılında imzasının taklit ederek kendisini müdür olarak atadığını ve şirket adına işlem yaptığını tespit ettiğini, yapılan ortaklar kurulunda davacı adına ve davacının yetkili olduğu ... Makina San ve Dış tic. Ltd Şti. adına imza atıldığını ve atılan imzaların kendisine ait olmadığını tespit ettiğini, davalı tarafından davacı ve davacının yetkilisi olduğu şirket adına atılan sahte imzalarla karar alındığını, sahte imzalarla alınan karardan sonra davacı tarafından şirketin banka hesaplarındaki paraların çekildiğini ve şirkete ikinci bir şube açılış yapıldığını ve daha sonra bu şubenin kapatıldığını, şirket ile ilgili olarak ticari defter ve kayıtlara davacının erişiminin engellendiğini, bankalarda işlem yetkisinin kısıtlandığını, halen şirkete ilişkin olarak davacı tarafından bir işlem yapılamadığını, hukuki işlemlerdeki tüm hükümsüzlük hallerinin, hukuki işlem olmaları nedeniyle limited şirket genel kurul kararlarında da uygulandığını, genel olarak limited şirkette genel kurul kararının oluşmasında, sermayenin en az yarısından fazlasını temsil eden ortakların görüşülen mesele üzerinde olumlu oy kullanması gerektiğini, davaya konu edilen 27/05/2014 tarihli ortaklar kurulu kararında davacı ve davacının yetkilisi olduğu tüzel kişiliğin oy kullanamadığını, davalı ... l' in ortakların yerine geçerek onların iradesinin kendisinin kullandığını, ortaklar kurulu kararının alınması ile ilgili olarak davacıya ve yetkilisi olduğu tüzel kişiliğe herhangi bir tebligat yapılmadığından alınan karardan haberleri olmadığını, davalının sahte imza ile kendisini müdür olarak ataması ve işlem yapmasının yasalara aykırı olup sahte imza ile alınan 27/05/2014 tarihli ortaklar kurulu kararının ve ...'in müdürlüğüne ilişkin işlemin iptali gerektiğini, alınan karar batıl olup ...'in müdürlüğünün geçersiz olduğunu, yapılacak inceleme ile ortaklar kurulu kararındaki imzaların davacıya ve yetkilisi olduğu şirkete ait olmadığının tespit edileceğini, davanın bir tespit davası niteliğinde olduğunu ve yokluğun tespit halinde bu kararın herkes için hüküm ifade ettiğini, yok olan kararın başından itibaren hüküm doğurmayacağını, ...'in müdürlüğüne ilişkin karar ortakların imzasını taşımadığından kurucu unsurlarının eksik olup bu nedenle alınan kararın yok hükmünde olduğunu, davalının davadan haberdar olması halinde şirketin malvarlığını 3 şahıslara devretmesi ve bankada mevcut ve gelecek paraları çekmesi mümkün olup şirket karını kendi lehine kullandığı gibi şirketi borçlandırarak zarar ettirme ihtimali olduğundan tedbiren ...'in müdürlük yetkilerinin iptal edilmesini; şirkete kayyum atanmasını ve şirketin atanmış müdürü olarak davacının tespitini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının usul ve yasaya aykırı davasının reddi gerektiğini, davacının kötüniyetli olarak kendisinden sadır olduğu çıplak göz ile dahi anlaşılabilecek imzasını inkar ettiğinden, tedbir talebi açısından Yüksek Mahkemenin aradığı "yaklaşık ispat" koşulu bulunmadığını, kötüniyetli imza inkarı iddiasına itibar edilmemesi gerektiğini, müvekkili ...'in turizmci bir iş adamı olduğunu, ülkesinde yaşanan karışıklıklar neticesinde Doğu Afrika'nın kuzeyindeki Eritre Devlet inden ülkemize (Konya) iltica etmek ve ülkemizde ticaret yaparak geçinmeye devam etmek zorunda kaldığını, 2014 yılında Yabancı Kimlik Numarası alması üzerine, fiilen yürütmekte olduğu ticari ilişkileri, resmi olarak kendisinin de yürütmeye başladığını, davacı ... Tahıa adına atılan imzaların hepsinin gerçek ve bu şahsın bizzat kendi eli ürünü imzaları olduğunu, davacının, attığı imzaların sonuçlarının farkında olduğunu, 2013 yılından itibaren imzalarının bulunduğu bir kısım belgelerin şirketten temin edildiğini, buna göre; davacının 09/01/2013 Tarih L-434 Nolu evrak ile, 24/01/2013 Tarih L-634 nolu evrak ile, 06/02/2013 Tarih L-854 nolu evrak ile, 04/04/2013 tarih ve L-1625 nolu evrak ile, 21/08/2013 tarih ve L-2518 nolu evrak ile bizzat imzaladığı makbuzları incelenmek üzere mahkemeye sunduklarını, yine davacının 13/11/2014 tarihinde İstanbul 25. Noterliği huzurunda ... yevmiye nolu işlemi ile ... ve Dış Tic Ltd Ştideki hisselerini müvekkiline devrettiğine dair Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi'nin mevcut olduğunu, yine 05/06/2012 tarihinde İstanbul 25. Noterliği'nin huzurunda ... Yevmiye Nolu işlemi ile ... Turizm ve Seyahat Ltd Ştindeki bir kısım hisselerini müvekkiline devrettiğine dair Limited Şirketi Pay Devri Sözleşmesi'nin mevcut olduğunu, bu sözleşmelerin, noter huzurunda düzenlendiğini ve bizzat davacı tarafça imzalandığını, belgelerin altındaki imzalar ile davacının itiraz ettiği imzaların çıplak göz ile dahi kıyaslandığında aynı elin ürünü olarak kullanıldığının açıkça anlaşıldığını, davacının tamamen kötüniyetli olarak ve aradan geçen 5 yıldan sonra, mahkemeyi aldatmayı amaçlayarak bu davayı açtığını, yokluğun tespiti istenen Genel Kurul Kararının altındaki imzaların davacıya ait olduğu gibi, bilinçli şekilde atıldığını beyanlarla davanın usulden reddine, davacıların haksız ve mesnetsiz olarak açtığı işbu davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Turizm Ve Seyahat Ltd. Şti. vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının usul ve yasaya aykırı davasının reddi gerektiğini, diğer davalı Yönetim Kurulu Üyesi ...'in vermiş olduğu cevap dilekçesinde yer alan cevap ve belgelerden anlaşılacağı üzere, davacının kendisinden sadır olduğu çıplak göz ile dahi anlaşılabilecek imzasını inkar ettiğinden tedbir talebi açısından Yargıtay'ın da aradığı "yaklaşık ispat" koşulunun somut olayda gerçekleşmediğini, müvekkili şirketin hali hazırda davacı-davalı her iki şirket müdürü tarafından, şirket unvanı altına atılan münferit imzalar ile temsil edildiğini ve işlerini bu şekilde yürüttüğünü, şirkete yönetim kayyumu atanması talebinin yegane kaynağının, organ boşluğu-eksikliği ile söz konusu olabileceğinden bu yöndeki talepleri için de koşulların mevcut olmadığını, müvekkili şirket aleyhine verilecek bir tedbir yahut kayyum tayininin şirketin ekonomik olarak mahvına sebep olacağından ve davacının da ortağı olduğu şirkete ileride giderilmesinin imkansız zararlar vereceğinden ve yasanın aradığı koşullar oluşmadığından kötüniyetli imza inkarı iddiasına itibar edilmemesi gerektiğini, öncelikle ihtiyati tedbir talebinin reddine sonrasında ise haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesi gerektiğni, davacı ... Tahıa adına müvekkili şirket ortaklar kurulunda atılan imzaların hepsinin gerçek ve bu şahsın bizzat kendi eli ürünü imzaları olduğunu, davacının attığı imzaların sonuçlarının farkında olduğunu, 2013 yılından itibaren imzalarının bulunduğu bir kısım belgelerin, müvekkili şirket kayıtlarında yer aldığını, davacının 13/11/2014 tarihinde İstanbul 25. Noterliği huzurunda ... yevmiye nolu işlemi ile ... ve Dış Tic Ltd Ştideki hisselerini ...'e devrettiğine dair Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi'nin mevcut olduğunu, belgeler altındaki imzalar ile davacının inkar ettiği imzaların çıplak göz ile dahi kıyaslandığında aynı elin ürünü olarak kullanıldığının görülebileceğini, davacının 2014 yılından 2018 aralık ayına kadar ülkemizde olmadığı, böylece yapılan işlemlerden de haberdar olmadığı yönündeki iddialarının tamamen asılsız olduğunu, İstanbul Ticaret Odası'ndan davacı adına yapılan işlemlerin sorgulamasında dahi 2015 yılı içinde çok sayıda işlem yapıldığının görüldüğünü, şahsın, ... Firması üzerinde de yaptığı işlemlerin bulunduğunu, ... ile davacının birlikte Sektör Haber Merkezi isimli Youtube kanalında Muhabir Tayfun Kahya ve Kameraman Muhammet Artuça Emitt Tüyap fuarı kapsamında verdikleri röportajın halen yayınlandığını, davacının usulsüzlük yapıldığını iddia ettiği müvekkili şirket ortaklar kurulu kararından sonra diğer davalı ... İbrahim İdris Totil ile böyle bir röportaj içerisinde yer almasının hayatın olağan akışına açıkça aykırı olduğunu, ayrıca davacının Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde tutulan, gümrük giriş ve çıkış kayıtları ile bahsettiği 2014-2018 yılları arasında ülkemizde olup olmadığının da anlaşılabileceğini, davacının, dava konusu genel kuruldan sonraki tarihlerde müvekkili şirketin diğer ortağı ve yöneticisi ... ile birlikte hareket eden hatta katıldığı fuarlarda birlikte röportaj dahi verebilen bir kimse olduğunu, davacının tamamen kötüniyetli olarak ve aradan geçen 5 yıldan sonra, mahkemeyi aldatmayı amaçlayarak davayı ikame ettiğini beyanlarla öncelikle tüm tedbir taleplerinin, mesnetsiz ve hukuksuz olduğundan tensip ile reddedilmesine, davanın usulden reddine, davacının haksız ve mesnetsiz olarak açtığı işbu davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:

İlk Derece Mahkemesi 08/12/2022 tarih ve 2019/174 Esas - 2022/772 Karar sayılı kararında;.....Dava, 27/05/2014 tarihli kararının yok hükmünde olduğunun tespiti talebine ilişkindir.Mahkememizce yapılan yargılama, aldırılan bilirkişi raporları ile tüm dosya kapsamı deliller birlikte incelenip değerlendirildiğinde; davaya konu 27.05.2014 tarih ve 2014/2 sayılı karar incelendiğinde, “Davalı ...'in 10 yıl süreyle şirket müdürü seçildiği, daha önce şirket müdürü seçilen davacı ...'nın şirket müdürlüğünün devam edeceği” yönünde alınmış bir karar olduğu, kararda imzası bulunan ortakların davalı ... ... ve davacı ... olduğu, toplatıda hazır bulunmayanların: ... Makine Poroje San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. olduğu, kararın, A4 kağıdına yazılarak karar defterinin 15. sayfasına yapıştırıldığı ve İstanbul 25. Noterliği' nin 28.05.2014 tarih ve ... yevmiye numarasıyla onaylattırıldığı, 27.05.2014 Tarih ve 2014 /2 sayılı (mükerrer) karar içeriğinin: “Davalı ... ...'in 10 yıl süreyle şirket müdürü seçildiği, daha önce şirket müdürü seçilen Davacı ...'nın şirket müdürlüğünün devam edeceği” yönünde alınmış bir karar olduğu, kararda imzası bulunan ortakların, davalı ... ... ve davacı, ... Makine Poroje San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. Şeklinde olduğu, kararın, A4 kağıdına yazılarak karar defterinin 16. Sayfasına yapıştırıldığı, İstanbul 25. Noterliği'nin 30.05.2014 tarih ve...yevmiye sayısı ile onaylattrılmış olduğu anlaşılmıştır. Dava konusu genel kurul toplantısının çağrısız yapıldığı, limited şirketlerde müdür ya da müdürler kurulunun genel kurulu toplantıya çağırmaya yetkili olup, tek başına şirket müdürü olan davacının genel kurulu toplantıya çağırdığına dair alınmış bir kararın dosyaya sunulmadığı, davacının toplantıya davet edildiğine ve toplantıda hazır bulunduğuna dair dava dosyasına belge sunulmadığı, A4 kağıdı üzerine yazılan kararların karar defterine yapıştırılarak karar tarihinden sonraki bir tarihte notere onaylattırılmış olması usulünde; toplantıda alınan kararların toplantı sonrasında deftere yapıştırılmasının mümkün olduğu, karar defterinin toplantılarda hazır bulundurulduğu hususunda belirsizlik yarattığı, dolayısıyla karar defterinin genel kurul toplantılarına katılanlarının denetimine açıldığı anlamına gelmeyeceği hususları birlikte gözetildiğinde davacının karar defterindeki imzasının kendisine ait olup olmadığı, dolayısıyla alınan kararlardan haberdar olup olmadığı yönündeki iddialarının ispatı karar altındaki imzalarının davacıya ait olması halinde kararın geçerli olacağı, dava konusu Karar Tarihi 27.05.2014 Karar No 2014/2 sayılı 28.05.2014 tarih ve ... yevmiye ile noterce onaylanmış ve aynı tarih, no ve aynı içerikte olup 30.05.2014 tarih ve...y.no ile noterce onaylanmış olan ... ortaklar kurulu kararlarındaki ... imzalarının; Adli Tıp Kurumundan alınan 22.01.2020 tarihli raporda davacının eli mahsulü olmadığının, İstanbul Jandara Kriminal Polis Laboratuvarından alınan 15.06.2020 tarihli uzmanlık raporunda davacının mukayese imzaları ile aynı şahıs eli olmasının kuvvetle muhtemel olduğunun, adli belge inceleme uzmanlarından alınan 30.11.2020 tarihli bilirkişi raporunda davacı ...' nın eli ürünü olmadığının, adli belge inceleme uzmanlarından alınan ek bilirkişi raporunda davacının eli ürünü olmadığının tespit edildiği, alanında uzman tüm bilirkişi kurul ve heyetlerinden alınan çoğunluk raporlarına göre dava konusu 27.05.2014 tarihli ve 2014/2 karar nolu kararlardaki davacıya atfen atılan imzaların davacının eli mahsulü olmadığının tespit edildiği, davalı tarafın itirazları ve talebi doğrultusunda dava konusu 27.05.2014 tarih ve 2014-2 nolu, iki şirket ortağının imzasını taşıyan 28.05.2014 tarih ve ... y. no ile noter tasdikli ortaklar kurulu kararı üzerinde de imza incelemesi yaptırıldığı ve ek bilirkişi raporu alındığı, teknik bilirkişi raporlarının yanı sıra kök rapordan sonra Adli belge inceleme uzmanlarından alınan ek bilirkişi raporu ile de dava konusu aynı tarihli aynı numaralı ve aynı içerikli kararlardaki davacıya atfen atılan imzaların kendi eli ürünü olmadığı tespit edildiğinden, ayrıca %49 hissedar olan davacının ve yine onun tarafından temsil edildiği iddia edilen %1 hissedar olan ... Makine Proje Ltd Şti'nin genel kurulda temsil edilmediği ortaya çıktığından, çoğunluk koşulunun da sağlanmadığı tespit edilmiş olup sahte imza ile alınan dava konusu kararın yok hükmünde olduğu kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.Her ne kadar davalı vekilince sunulan 20.10.2022 tarihli bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesi ile bilirkişilerin dilekçelerinde sunulan, kira sözleşmesi, adres taşıma, şirket kasasından davacı tarafından para alınması gibi davanın aydınlatılması açısından elzem işlemleri, kendilerine bu hususta görev de verilmiş olmasına rağmen incelemedikleri ifade edilmiş ise de; 08.12.2021 tarihli kök bilirkişi raporunda da ifade edildiği üzere, davalı şirket vekilince bilirkişi incelemesine yalnızca karar defterinin sunulduğu, davalı şirketin diğer ticari defterlerinin incelemeye sunulmadığı anlaşılmakla bu yöndeki savunmaya itibar edilmeyerek bilirkişi raporunun dosyayı yeterince aydınlattığı kanaatine varılmıştır.Yine her ne kadar davalı vekilince aynı tarihli dilekçe ile davaya konu ortaklar kurulu kararından sonra şirketin birçok önemli karar aldığını, davacının bu kararların alınmasına bizzat iştirak ettiğini ve olumlu irade gösterdiğini ifade etmiş ise de; dava dilekçesindeki talebin 27.05.2014 tarihli karardaki davacı imzalarının sahte olduğunun tespitine yönelik olduğundan yalnızca bu karardaki imzaların sahteliğinin araştırılmasının davanın esasını çözecek nitelik olduğu, davacı tarafın, kendi adına sahte imza atılarak müdür değişikliği yapılmasına dair kararın alınmasını öğrendikten sonra dahi olsa şirketin diğer belgelerini veya kararlarını imzalamış olması, bu davadaki iddia ve taleplerinden vazgeçmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği ve davacının TMK madde 2 uyarınca dürüstlük kuralına aykırı davranışının da bulunmadığı kanaatine varılmıştır.Anılı davada şirketin hasım gösterilmesi gerekir. Bu davalarda, davanın şirket ortağı veya şirket müdürüne yöneltilmesi mümkün değildir. Eldeki davada da şirketin yanında davanın yöneltildiği şirket ortağı davalı ... İbrahim Idrıs Hamıdtotıl'ın pasif husumet ehliyeti bulunmadığı anlaşılmakla davalı aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir."gerekçesi ile, '' Davanın Kısmen KABULÜ Kısmen REDDİ ile; 1-Davalı ... İbrahim Idrıs Hamıdtotıl aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE,2-27/05/2014 tarihli ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olduğunun TESPİTİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davalı şirket vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davalı ... Turizm ve Seyehat Limited Şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden hüküm tesis edilmesinin hatalı olduğunu, Yerel Mahkeme kararında yargılama sırasında alınmış olan tüm bilirkişi raporları arasındaki çelişkiyi gidermeksizin, yalnızca raporlarda çoğunluk konumunda olan görüşe değer atfettiğini ve bu doğrultuda hatalı olarak mevcut kararını verdiğini; burada yapılması gereken mevcut raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için üniversitelerin güzel sanatlar bölümünden oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetine gönderilerek her iki ortaklık kararındaki imzalara dair inceleme yaptırılarak hüküm kurmaya elverişli yeni bir bilirkişi raporu aldırılarak dosyanın karara çıkartılması gerekirken, bu hususun yargılama sırasında reddedildiğini ve dosya hakkında mevcut karar verildiğini; dosyada imza incelemesi konusunda alınan raporların incelenmesinde bir kısmının söz konusu ortaklık kararı altındaki imzanın davacıya ait olduğunu diğer bir kısmının ise aksi yönde görüş bildirmiş olması, yine bir kısmında sadece tek bir ortaklık kararı üzerine diğer kısmında ise aynı tarihli ve içerik olarak tamamen aynı olan ve Beyoğlu 25. Noterliği 28.05.2014 tarih ve ... yevmiye sayısı ile onaylı ilk ortaklık kararı üzerinde inceleme yaptırılarak rapor alınmış olması hususlarının hep birlikte değerlendirilmesi halinde dosyanın yeniden bilirkişiye gönderilmesine ilişkin talebin "dosya yeterince aydınlandığından" şeklinde bir gerekçe ile reddine karar verilmesinin doğru olmadığını; alınan hiçbir raporda önceki alınan raporlarla bir karşılaştırma yapılmadığını ve çelişkinin giderilmediğini; bu hususun dikkate alınmasını talep ettiklerini, Yerel mahkemece davacının yokluk iddialarının dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmediğini, Yerel Mahkeme gerekçeli kararında davacının dava konusu ortaklık kararından sonra şirkete ilişkin belge ve kararlara imza atmasınına karşın önceki kararın iptalini istemesini dürüstlük kuralına aykırı bulmadığını; bu hususa katılmayarak itiraz ettiklerini: davacının uzun süre sessiz kalarak hem kötü niyetli olduğunu gösterdiğini hem de dava açma hakkını kaybettiğini; dava konusu işlemden sonra davacı tarafından imzalanmış tüm kararların ve birlikte yapılan tüm işlemlerin tespiti ile bu şekilde karar defterindeki bir imzadan sonra atılmış çok sayıda imza bulunması ve sadece önceki bir imzanın sahteliğinin iddia edilmesinin hem hayatın olağan akışına hem de ticari örf ve adete uygun olmadığı, keza bu durumun Türk Medeni Kanununun 2.maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına da aykırı olduğunu; ticari hayatın olağan akışı çerçevesinde şirketine ait defterde kendisine ait olmadığını iddia ettiği bir imza ve karar gören davacının, bundan sonraki işlemlere onay vermesi ve hatta sahte imza ile yetkili olduğunu iddia ettiği kişiyle birlikte imzalar atarak işlemler yapmasının beklenemeyeceğini ancak dava konusu olayda davacı, şirket defterindeki kararlardan yalnızca bir tanesine, imza tarihinden hem zaman olarak hem de şirket tarafından alınan karar sayısı olarak çok sonra kötü niyetli olarak itiraz etmekte olduğunu, Dürüstlük kuralı gereği, hukuk düzeni tarafından kötü niyetin korunmamasından ötürü davacının talep ve iddialarının reddi gerektiğini; davaya konu ortaklar kurulu kararından itibaren 5 yıla yakın bir süre geçtikten sonra işbu davanın açıldığını; Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da belirttiğini, davacının uzun süre sessiz kaldıktan sonra açtığı davalarda kötü niyetin araştırılması gerektiğini özellikle vurgulamakta olduğunu; bu durumun gerek şirketler hukukunda temel olan işlem güvenirliliği ilkesinin bir esası gerekse de hukukun temel kavramlarından biri olan “Kimse kendi kusurundan faydalanamaz” ilkesinin önemli bir sonucu olduğunu; kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte, bir an için dava konusu ortaklar kurulu kararındaki imzanın davacıya ait olmadığı kabul edilecek olsa dahi, davacının bu duruma kötü niyetli olarak sebebiyet verdiğini; davacının bilerek ve isteyerek söz konusunu kararı yoklukla malul ettiğini ve aradan beş yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra da kararın iptalini talep ettiğini; bu kapsamda her ne kadar mezkur karar yoklukla malul olsa dahi, davacı bu duruma kötü niyetli olarak sebebiyet verdiğinden ve kimse kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceğinden davacının söz konusu davayı açma hakkının olduğundan bahsedilemeyeceğini,

Dava konusu ortaklar kurul kararının 27/05/2014 tarihli olduğunu; davacının yokluk iddiasını ise 2019 yılında açmış olduğu işbu dava ile mezkur ortaklar kurulu kararından 5 yılı aşkın bir süre sonra ileri sürdüğünü; müvekkili davalının ortağı olan davacının yıllarca sessiz kaldıktan sonra butlan iddiasını ileri sürmesinin dürüstlük ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu; davacı bununla uzun süre sessiz kalmak suretiyle hak kaybına uğradğını; Yargıtay’ın da yerleşik içtihatlarının bu yönde olup, (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 18/12/2018 tarih 2017/1702 Esas 2018/8018 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13/11/2019 tarih 2019/3 Esas 2019/7182 Karar ve 08/03/2018 tarih 2016/12761 Esas 2018/1791 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 11/03/2021 tarih 2019/3536 Esas 2021/2342 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28/11/2017 tarih 2016/6325 Esas 2017/6651 Karar sayılı ilamı)Burada belirtilen tüm Yargıtay ilamlarının daha önce dava dosyasına sunulmuş olmasına karşın Yerel Mahkeme tarafından söz konusu kararların dikkate alınmadığını ve mevcut kararın verildiğini; bu nedenle ilgili Yargıtay ilamlarının dilekçeleri ekinde bir kez daha sunulmakta olup, dikkate alınmasını talep ettiklerini, (EK-1).Dava konusu karardaki imzanın davacıya ait olmadığı kabul edilecek olsa dahi, kendisine atfen atılan imza ile işlemler gerçekleştirilmiş olduğundan dava konusu kararın temsil hükümlerine göre yapıldığının ve kararın geçerli olduğunun kabulü gerekirken, yetkisiz temsile ilişkin hükümler gözetilmeden davanın kabulüne karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu, Bir an için dava konusu ortaklar kurulu kararındaki imzanın davacıya ait olmadığı kabul edilecek olsa dahi, dava konusu 27/05/2014 tarihli ortaklar kurulu kararında davacıya atfen atılan imzaların TBK'da yer alan temsil ve yetkisiz temsil hükümleri gözetilerek geçerli olduğunun kabulü gerektiğini; somut olayda davacının 2014 yılından itibaren şirketin genel kurullarına katılmadığını ve bu tarihten itibaren usulsüzlükler yapıldığını belirterek dava açmış olup dava tarihinin 15/04/2019 olduğunu; davada karşı çıkılan 27/05/2014 tarihli işlemler davacının müdür ve hissedar olduğu şirkette önemli kararların alınması gerektirmekte olduğunu, Şirketin %50 hissesine ortak olan bir kimsenin 5 yıl boyunca şirketin faaliyetlerine katılmadığı hâlde şirkette neler olduğunu merak etmemesi, şirketin nasıl faaliyetini sürdürebildiği, alınması gereken kararların nasıl alınabildiği, ortaklık pay durumuna göre kendisinin oyunun nisap için önem taşıdığı konuların nasıl aşıldığını araştırmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu; yapılacak basit bir araştırma ile bu işlemlerin varlığının da öğrenilebileceğini; Ticaret Sicilli Gazetesinde ilan edilen bu işlemlerin varlığından haberdar olunamamasının da söz konusu olmadığını; davacının yapılan usulsüz işlemlere 5 yıl gibi uzun süre ses çıkartılmamasının kendisi adına yapılan usulsüz işlemlere zımni olarak icazet verilmesi (örtülü onama) anlamına geldiğinin kabulü gerektiğini; yapılan işlemlere uzun süre ses çıkarılmamak suretiyle icazet verildiği için temsil hükümlerine göre geçerli hâle gelen işlemlerin geçersizliğinin ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu; bu durumda açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yetkisiz temsile ilişkin hükümler gözetilmeden davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığını; Yerel Mahkeme yetkisiz temsile ilişkin hükümler gözetilmeden eksik inceleme ile davanın kabulüne karar verdiğinden, yerel mahkeme kararının hatalı olduğunu, Kişiye atfen atılan bir imza var ancak bu imza atfedildiği kişiye ait değil ise imzayı atan kimsenin temsil hükümlerine göre hareket edip etmediği sorununun gündeme geleceğini ve uyuşmazlığın temsil hükümleri dikkate alınarak irdelenmesi gerektiğini; bir kimse bizzat kendisi tarafından yapılan sözleşme ve işlemlerle borç altına girebileceği gibi, kanuna uygun biçimde kendisi namına başkası tarafından yapılan sözleşme ve işlemler ile de borç altına girebileceğini; bu konuda TBK'da düzenlenen temsil hükümleri ile yine TBK'daki ticarî temsilciye ilişkin hükümlerin ve 453. maddede düzenlenen ticarî vekillere ilişkin hükümlerin bulunmakta olduğunu; bu hükümlere göre temsilci tarafından bu sıfatla yapılan işlemlerden doğan hak ve borçlar temsil olunana ait olup, temsilci nezdinde hak ve borç doğurmaz. Sözleşmelerin nispiliği ilkesinin de bunu gerektirmekte olduğunu, TBK 41. maddeye göre; temsil yetkisinin içeriği ve derecesi, temsil Kanundan doğuyorsa Kanun hükümlerine göre, hukuksal bir işlemden doğuyorsa o hukuksal işleme göre belirleneceğini; örneğin vekâleten işlem yapılmış ise vekâletname içeriğinin temsil yetkisinin sınırlarını belirleyeceğini; temsilci akdi yaparken temsilci sıfatını bildirmediği takdirde alacak ve borçlar kendisine ait olur ise de akdi yapan kimse bir temsil ilişkisinin varlığını haln icabından (durumdan) çıkarıyor ise TBK 40/2 hükmü gereğince hukukî işlemin sonuçları temsil olunana ait olacağını,Somut olayda, davacıya atfen atılan imzaların temsil ve yetkisiz temsil hükümlerine göre geçerli olup olmadığının araştırılması gerekirken, Yerel Mahkeme tarafından bu konuda bir değerlendirme yapılmamış olmasının hatalı olduğunu; şirketin karar defterinin en başından beridir şirketin mali müşaviri ...'ta olup, söz konusu karar defterinin ... tarafından mahkemeye sunulduğunu; ...'ın ise diğer davalı ... Totil pay sahibi olmadan önce 16 Mart 2012 tarihinde İstanbul 34. Noterliği'nin ... yevmiye numaralı vekaletnamesi ile davacı tarafından yetkilendirildiğini; Şirket'in 09/07/2012 tarihli yoklama fişinde yine davacının diğer şirketi ... Makine Proje San. ve Dış. Tic. Ltd. Şti'nin mali müşavirinin de ... olduğunu; ekte sunmuş oldukları şirkete ait Vergi Dairesi ve Maliye Bakanlığı'na verilen belgelerden de anlaşıldığı üzere şirket iş ve işlemlerinin en başından beridir ... tarafından yürütülmekte olduğunu; vekaletname incelendiğinde, davacı ... tarafından İstanbul Ticaret Odası, Ticaret Sicil Müdürlükleri nezdinde her türlü işlemi yapmak üzere yetki verildiğini; bu kapsamda dava konusu ortaklar kurulu kararındaki imzanın davacıya ait olmadığı kabul edilecek olsa dahi, dava konusu 27/05/2014 tarihli ortaklar kurulu kararında davacıya atfen atılan imzaların davacının yetki verdiği temsilciler tarafından atıldığı ve TBK'da yer alan temsil hükümleri kapsamında söz konusu işlemlerin geçerli olduğunun kabul edilmesi gerektiğini; (EK-2: 16 Mart 2012 tarihinde İstanbul 34. Noterliği'nin ... yevmiye numaralı vekaletnamesi, Vergi Dairesi ve Maliye Bakanlığı belgeleri)Öte yandan, söz konusu işlemlerin vekaletnameye istinaden yapılmadığı veya vekaletnamede öngörülen yetkilerin aşıldığı düşünülecek olsa dahi burada da yetkisiz temsil hükümleri uyarınca davacıya atfen atılan imzaların davacının uzun süre söz konusu işlemlere ses çıkarmayarak örtülü olarak icazet verdiği şeklinde değerlendirilmesi ve işlemlerin geçerli olduğunun kabul edilmesi gerekeceğini; yetkisiz temsilin düzenlendiği TBK 46 maddede, bir kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir hukukî işlem yaparsa, namına işlem yapılan kimsenin bu akde onay vermedikçe alacaklı ve borçlu olmayacağı diğer bir ifade ile bu sözleşmeyle bağlı olmadığının hükme bağlandığını; maddede düzenlenen onama (icazet verme) temsil olunanın bu konudaki irade beyanını gerektirmekte ise de bu irade beyanı açık olabileceği gibi örtülü olarak da gerçekleşebileceğini; örtülü onama (zımni icazet) yoluyla da yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemlerin kabul edilebileceğinin TBK 47 madde düzenlemesinden de açıkça anlaşılmakta olduğunu; BK 38. maddede eğer icazetten sarahaten (açık) veya zımnen (örtülü) imtina olunur ise akdin geçerli olmamasından doğan zararın istenebileceğinin hükme bağlanmış olmasının zımni icazet hâlinde temsile konu işlemlerin varlık ve geçerlilik kazanabileceğini ortaya koymakta olduğunu, Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; sermaye artırıma ilişkin işlemlere davacı katılmamış olsa da kendisine atfen atılan imzalarla işlemler gerçekleştirilmiş olup yapılan işlemlerin temsil hükümlerine göre yapıldığının kabulü gerektiğini; davacının bu işlemlere icazet verdiğine dair açık onayı bulunmadığı için bu işlemlerin kural olarak davacı hakkında sonuç doğurmaz ise de örtülü olarak bu işlemlere icazet verilmiş olması hâlinde davacı bakımından temsil hükümlerine göre geçerli işlemler bulunduğunun kabulü gerektiğini; Yargısal uygulamalarda da örtülü icazetin varlığının kabul edilmekte olduğunu; benzer bir olayla ilgili olarak Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.04.2000 T. 1999/9744 E. 2000/3002 K. sayılı ve 21.3.2002 T. 2001/10744 E. 2002/2529 K. sayılı kararlarında davacıların yapılan usulsüz işlemelere uzun süre sessiz kalarak oluşan sermaye artırımları ve pay durumuna icazet verdikleri, 6 yılı aşkın süre sonra böyle bir dava açılmasının hukuk güvenliği ilkesi yönünden hakkın kötüye kullanımı olduğunun kabul edildiğini, Geçersizlik ve hakkın kötüye kullanılması kuralının çatışması hâlinde hangisine öncelik verileceğinin de uygulamada tartışıldığını; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 30.09.1988 gün 1987/2 Esas, 1988/2 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararında şekil koşulu bakımından geçersizliğin tartışıldığını ve o kararda da belirtildiği üzere geçersizliğin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması sayılacağı hâllerde geçersizliğin ileri sürülemeyeceğinin kabulü gerektiğini; bu gibi hâllerde hâkim amacı, hâkime özel ve istisnai hâllerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme imkânı sağlayan hakkın kötüye kullanılma yasağına dayalı olarak karar verebileceğini; hukukun her alanında uygulama niteliğine sahip olan hakkın kötüye kullanılması yasağı, uzun süre suskun kalınan geçersiz işlemlere itiraz hakkı için de bir sınır teşkil etmesi gerektiğini, Somut olayda davacının 2014 yılından itibaren şirketin genel kurullarına katılmadığını ve bu tarihten itibaren usulsüzlükler yapıldığını belirterek dava açmış olup dava tarihinin 15/04/2019 olduğunu; davada karşı çıkılan 27/05/2014 tarihli işlemler davacının müdür ve hissedar olduğu şirkette önemli kararların alınması gerektirmekte olduğunu; şirketin %50 hissesine ortak olan bir kimsenin 5 yıl boyunca şirketin faaliyetlerine katılmadığı hâlde şirkette neler olduğunu merak etmemesi, şirketin nasıl faaliyetini sürdürebildiği, alınması gereken kararların nasıl alınabildiği, ortaklık pay durumuna göre kendisinin oyunun nisap için önem taşıdığı konuların nasıl aşıldığını araştırmaması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu; yapılacak basit bir araştırma ile bu işlemlerin varlığının da öğrenilebileceğini; Ticaret Sicilli Gazetesinde ilan edilen bu işlemlerin varlığından haberdar olunamaması da söz konusu olmadığını; davacının yapılan usulsüz işlemlere 5 yıl gibi uzun süre ses çıkartılmamasının kendisi adına yapılan usulsüz işlemlere zımni olarak icazet verilmesi (örtülü onama) anlamına geldiğinin kabulü gerektiğini; yapılan işlemlere uzun süre ses çıkarılmamak suretiyle icazet verildiği için temsil hükümlerine göre geçerli hâle gelen işlemlerin geçersizliğinin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu; bu durumda açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yetkisiz temsile ilişkin hükümler gözetilmeden davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığını, Davacının uzun süre sessiz kalarak hem kötü niyetli olduğunu gösterdiğini hem de dava açma hakkını kaybettiğini; kararın yok hükmünde kabul edilmesinin şirketler hukukunun temel prensiplerinden biri olan işlem güvenirliliğini zedeleyeceğini, Davacının dava konusu kararın bilgisi dışında alındığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi basiretli ve orta zeka bir tacir tarafından böyle bir kararın varlığını bilmediği iddasına itibar edilmesinin mümkün olmadığını; bu durumun dahi davacının işbu davayı kötü niyetli olarak açtığını göstermekte olduğunu; davacı, davaya konu ortaklar kurulu kararının alındığı tarihte Türkiye’de olmadığını, bu karar ve işlemlerden haberdar olmadığını, bilgisi ve iradesi dışında alındığını iddia etmekteyse de davacının bu iddialarının gerçeği yansıtmamakta olduğunu; davacı, dava konusu ortaklar kurulu kararının tarihi olan 27/05/2014 tarihinden yalnızca 3 gün sonra noterde bizzat şirket müdürü sıfatıyla araç satış sözleşmesi yaptığını; bu araç satış sözleşmelerinin tarihinin 29/05/2014 olduğunu; (EK-3). Davacının kötü niyetli olarak önce söz konusu ortaklar kurulu kararını sakatladığını, şimdi de müvekkilin şirket yönetim ve kontrolünü engellemek için kararın geçersizliğini öne sürmekte olduğunu; davacı bu karardan haberdar değilse ve hatta türkiye de dahi değilse yalnızca üç gün sonra noterde bizzat iştirak ederek gerçekleştirdiği araç satış sözleşmesinin nasıl akdedildiğini, Öte yandan, Davacı’nın iptali talep edilen 27/05/2014 tarihli müvekkilin müdür olarak atandığı karardan haberdar olmadığını, bilgisi ve iradesi dışında alındığını iddia etmekteyse de, mahkemenin dikkatine sunmuş oldukları e-postadan da anlaşıldığı üzere müvekkilin imza sirküleri ve müdür atama kararına ilişkin ticaret sicil gazetesi kaydının hem davacının kendisine hem de davacının çalışanı cemile hanıma e-posta olarak gönderildiğini, (EK-4). Davacının e-posta adresi olan salemgolden@gmail.com adresine ve davacının çalışanı Cemile ile davacının diğer bir işi olan ... Project’in resmi hesabı olan info@ ...net hesabına 30 Ocak 2015 tarihinde müvekkili davalının imza sirküleri, müvekkili davalının "Müdür" olarak atandığına dair 27/05/2014 tarihli 2014/2 nolu ortaklar kurulu kararının tescil ve ilan edildiği 11/06/2014 tarih ve 8588 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi Davacının talebi ile gönderildiğini; müvekkilin müdür olarak atandığı ve davacının bilgisinin olmadığını iddia ettiği işbu karara ilişkin TTSG kaydı ve müvekkili davalının imza sirkülerinin davacı ile e-posta aracılığı ile talebi üzerine paylaşıldığı açıkça anlaşılmaktayken, davacının bu davayı kötü niyetli olarak ikame ettiği ve karardan haberdar olmadığı yönündeki iddialarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, Tüm bu hususlar açısından Yerel Mahkeme tarafından herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın davacının iyi niyetli kabul edilmesinin hatalı olduğunu ve bu hatanın giderilmesini talep ettiklerini, Davacının, yurt dışında olduğunu, bu nedenle 27/05/2014 tarihli müdür atama kararının alındığı toplantıya katılmasının ve imza atmasının mümkün olmadığı belirtilmişse de dosyada mevcut emniyet müdürlüğü kayıtlarına göre davacının bu tarihte yurt dışında olmadığının anlaşılmakta olduğunu; davacının bu tarihte Türkiye'de gerçekleştirdiği birçok işlem bulunduğunu, İptale konu ortaklar kurulu kararından sonra şirketin birçok önemli karar aldığını; davacının bu kararların alınmasına da bizzat iştirak ettiğini ve olumlu irade gösterdiğini; mahkeme nezdinde ikame edilen işbu davada iptali istenen mezkur ortaklar kurulu kararının 27.05.2014 tarihinde alınmış olup, söz konusu karar tescil edildikten sonra başta pay devri ve şube açılışı olmak üzere birçok önemli ortaklar kurulu kararı alındığını; bu kararların hepsinin davacının iştiraki ve imzası ile alındığını; iptali istenen 27/05/2014 tarihli ortaklar kurulu kararından sonra davacının iştirakiyle alınan önemli kararların şu şekilde olduğunu:• 10/07/2014 tarihli ortaklar kurulu kararı ile Şirket’in İstanbul Beyoğlu Şubesi’nin açılması: Her ne kadar Davacı dava dilekçesinde iptale konu 27/05/2014 tarihli ortaklar kurulu kararına kendisinin imza atmadığını, bu tarihten sonra bilgisi dahilinde olmayan birtakım işlemler yapıldığını ve kendi haberi olmadan şirkete şube açıldığını beyan etmişse de bu iddialar dahi tek başına davacının kötü niyetli olarak yapmış olduğu işlemleri inkâr ettiğini kanıtlar niteliktedir. Merkezi Tarlabaşı Bulvarı ... Güzel İzmir Apt. ... Beyoğlu/ İstanbul adresinde bulunan İstanbul Beyoğlu Şubesi’nin kuruluşu için gerekli olan kira sözleşmesini kendisi imzalamış ve hatta söz konusu 16/01/2014 kira sözleşmesine şahsen müteselsil kefil olduğunu, nitekim işbu dilekçemiz ekinde sunmuş oldukları kira sözleşmesinden (EK-5) de açıkça görüleceği üzere, davacının bilgisi ve rızası olmadığı İstanbul Beyoğlu Şubesi için bizzat kira sözleşmesi akdetmiş ve bu kira ilişkisine şahsen kefil olduğunu, davacı bugün dahi dava dilekçesinde söz konusu şube açılışının kendi bilgisi dahilinde olmadığını, müvekkilin kötü niyetli olarak söz konusu şubeyi açtığını iddia etttiğini, ancak her nasılsa davacının açılışından haberdar olmadığı bir şubenin kapanışına ilişkin ortaklar kurulu kararında imzasının bulunduğunu, davacının bu davranışının dahi tek başına kötü niyetini gösterir nitelikte olduğunu, • 25/11/2014 tarihli ve 2014/3 sayılı ortaklar kurulu kararı ile pay devri:Davacı tarafından iptali istenen söz konusu karar üzerinden yaklaşık 6 ay sonra şirkette bir diğer önemli ortaklar kurulu kararı alındığını ve müvekkili davalıya pay devri yapıldığını; söz konusu pay devri işlemine dayanak olan İstanbul 25. Noterliği’nin 13/11/2014 tarih ve ... sayı ile tasdikli pay devir sözleşmesini ise dava dışı ... Makine Proje San. ve Dış. Tic. Ltd. Şti’nin gerçek kişi temsilcisi olan davacının bizzat noter huzurunda imzaladığını; söz konusu kararın, davacının bilgisi dahilinde olmadığını iddia ettiği 27/05/2014 tarih ve 2014/2 sayılı karardan bir sonraki karar olduğunu; Limited şirketlerin tek bir karar defteri olduğu dikkate alındığında davacının söz konusu işlemlerden haberdar olmadığı yönündeki iddialarının kötü niyetli olduğu ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu; söz konusu işlemleri davacının kendisinin gerçekleştirdiği ve bilgisi dahilinde olduğunun izahtan vareste olduğunu; davacının kötü niyetli olarak uzun süredir şirket işlemlerini gerçekleştirmediğini ve işlemlerden haberdar olmadığını iddia etmesi hayatın olağan akışına uygun olmadığı gibi basiretli bir tacir tarafından bilinmiyor olmasının da kabulü için yeterli olmadığını, • Davacı, pay sahibi olduğu diğer şirketi ... Makine Proje San. ve Dış. Tic. Ltd. Şti'de 25/06/2014 tarihinde pay devri işlemi gerçekleştirmiş olması:Davacı her ne kadar söz konusu işlemlerin bilgisi ve iradesi dışında olduğunu iddia etmekteyse de, iptali istenen 27/05/2015 tarihli dava konusu karardan yalnızca bir ay sonra pay sahibi olduğu diğer şirketi ... Makine Proje San. ve Dış. Tic. Ltd. Şti'deki paylarının devrini gerçekleştirdiğini; Türkiye'de olmadığını ve 2019 yılına kadar da Türkiye'de bulunmadığını ve şirket işleri ile ilgilenemediğini iddia eden davacının, iptalini istediği kararın tarihinden yalnızca bir ay sonra diğer bir şirketinde pay devri işlemlerini gerçekleştirmiş olmasının üzerinde durulması gereken bir konu olduğunu, (EK- 6:... Makine Proje San. ve Dış. Tic. Ltd. Şti'ne ait TTSG Kayıtları) Yukarıda örnekseme yoluyla sunmuş oldukları iki ortaklar kurulu kararından da açıkça görüldüğü üzere, davacının en başından beridir, şirketin her türlü kararının alınması noktasında bilfiil yer aldığını ve olumlu irade gösterdiğini; kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte bir an için davaya konu mezkur 27/05/2014 tarihli ortaklar kurulu kararındaki imzanın davacıya ait olmadığı kabul edilecek olsa dahi, davacının mezkur kararın iptalini talep etmesinin mümkün olmaması gerektiğini; davacı kendi bilgisi ve iradesinde olan bir karara bilerek ve kötü niyetli olarak imza atmayarak yokluk sebebi oluşturmakta olduğunu; böylelikle müvekkili davalının şirketteki yönetimini sona erdirmek ve müvekkilin denetim ve kontrol yetkisini sona erdirmek istemekte olduğunu; davacının uzun yıllar boyunca müvekkilin pay sahibi olduğu şirketten kendi hesabına para aktardığını, bu durumun ise müvekkilin şirkette müdür olması ile işlemleri kontrol etmesi ile ortaya çıktığını; dilekçe ekinde sunmuş oldukları, davacı tarafından ıslak imzalı olan kasa fişlerinden de anlaşılacağı üzere davacı asilin, şirketten 568.000 USD nakit ödeme aldığını; (EK-7). Davacı, bu şekilde şirketin elde ettiği ve edebileceği gelirlerin tamamına el koymak ve müvekkilin bu yetki ve gözetimini engelleyebilmek adına davacının söz konusu kararın iptalini talep etmekte olduğunu; tüm bu hususlar ve şirkette yapılan işlemler hakkında rapor aldırılmışsa da alınan 02.12.2021 ve 29.09.2022 tarihli raporlarda bu hususların araştırılmadığını ve bizzat dilekçe ekinde sunulan belgelerin dahi incelenmekten imtina edildiğini; anılan bilirkişilerin görevlerini yerine getirmediği gibi raporlarında kararların "sahte imzayla" alındığı gibi peşin hükümlü ifadeler ile raporlarını tanzim ettiklerini; bu hususa dair itirazlarının da Yerel Mahkeme tarafından dikkate alınmadığını ve hatalı ve eksik incelemeye dayalı bir hüküm verildiğini, Son olarak kararın yok hükmünde kabul edilmesi şirketler hukukunun temel prensiplerinden biri olan işlem güvenirliliğini zedeleyeceğini; üzerinden bunca süre geçmiş iken müdür atama kararının yokluk hükmünde sayılması bu hükme dayanılarak yapılan tüm işlemlerin de geçersiz sayılması sonucunu doğurabileceğinden hukuk güvenliğini ciddi boyutlarda ihlal eder nitelikte olduğunu, Yukarıda arz ve izah edilen nedenler ile resen tespit edilecek diğer hususlar doğrultusunda İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08/12/2022 tarih 2019/174 Esas 2022/772 Karar sayılı ilamı usul ve yasaya aykırı olması sebebiyle Mahkeme tarafından istinaf incelemesi neticesinde kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:

HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalı şirketin İstanbul 25. Noterliği'nin 30/05/2014 tarih ve...yevmiye numaralı evrağı ile onaylanan 27/05/2014 tarih ve 2014/2 sayılı ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespiti talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalı şirket aleyhine açılan davanın kabulüne, davalı gerçek kişi aleyhine açılan davanın pasif husumet eksikliği sebebiyle reddine karar verilmiş, karara karşı davalı şirket vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut uyuşmazlıkta, halihazırda davacı ile davalı gerçek kişinin % 50 hisse ile davalı şirketin ortakları olduğu, dava konusu karar tarihinde ise davacının % 50, davalının % 49 ve davacının yetkili olduğu dava dışı ... San ve Dış Tic. Ltd. Şti.nin ise % 1 hisse ile davalı şirketin ortakları olduğu, dava konusu İstanbul 25. Noterliği'nin 30/05/2014 tarih ve...yevmiye numaralı evrağı ile onaylanan 27/05/2014 tarih ve 2014/2 sayılı ortaklar kurulu kararı ile davalı gerçek kişinin on yıl süre ile münferiden şirketin yetkili müdürü olacağına ve davalının müdürlük görevinin devam edeceğine ilişkin karar alındığı, karar altında tüm ortaklarının imzalarının bulunduğu görülmüştür. Davacı, dava konusu ortaklar kuruluna çağrılmadığı ve ortaklar kurulu kararı altındaki kendisine ve diğer ortak şirkete atfen atılan imzaların kendisine ait olmadığını ve davalı diğer ortak tarafından taklit edildiğini, bu sebeple ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olduğunu ileri sürmüş, davalı, ortaklar kurulu kararı altındaki davacı ve diğer ortak olan şirkete atfen atılan imzaların bizzat davacı tarafından atıldığını, söz konusu karardan sonra davacı tarafından şirket ile ilgili bir çok işlem yapıldığını ve karar alındığını, davacının bu karardan haberdar olmamasının mümkün olmadığını, kabul etmemekle birlikte imzanın davacıya ait olmadığının kabulü halinde dahi karardan haberdar olan davalının karar tarihinden sonra bu kadar uzun süre sessiz kalmasının karara icazet verdiği anlamına geldiği ve kararın yok hükmünde olduğunun ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu savunmuştur. Dava konusu ortaklar kurulu kararı üzerinde yapılan imza incelemesine ilişkin olarak Adli Tıp Kurumu, bilirkişi heyeti kök ve ek raporlarında davacıya atfen atılan imzaların davacının eli ürünü olmadığının tespit edildiği, Jandarma Kriminal Labaoratuvar Amirliği tarafından düzenlenen raporda incelemeye konu 1-20 sıra numarasında belirtilen belgelerdeki imzalar ile dava konusu karardaki imzanın aynı şahıs eli ürünü olmadığının, 21-24 sıra numarasında belirtilen belgelerdeki imzalar ile dava konusu karardaki imzanın aynı şahıs eli ürünü olmasının kuvvetle muhtemel olduğunun tespit edildiği ve Mahkemece dava konusu ortaklar kurulu kararındaki imzanın davacıya ait olmadığı kabul edilerek davalı şirket aleyhine açılan davanın kabulüne karar verilmiştir. Esasında Adli Tıp Kurumu raporu, bilirkişi heyeti kök ve ek raporlar ile Jandarma Kriminal Labaoratuvar Amirliği raporunun birbirleri ile uyuştuğu ve imzanın davacıya ait olmadığının tespit edildiği, Jandarma Kriminal Labaoratuvar Amirliği raporunda sadece 21-24 sıra numarasında belirtilen belgelerdeki imzalar ile dava konusu karardaki imzanın aynı şahıs eli ürünü olmasının kuvvetle muhtemel olduğunun belirtildiği, ancak kesin bir tespit yapılmadığı dikkate alındığında raporlar arasında çelişki olduğunun söylenemeyeceğinden Mahkemece bu hususta tekrar farklı bilirkişi heyetinden rapor alınmamasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu ortaklar kurulu kararı altındaki diğer ortaklara ait imzaların davacıya ait olmadığı tespit edildiğinden ve davalı tarafından diğer ortakların ortaklar kurulu toplantısından haberdar edildiği ve toplantıya katılımının sağlandığı ispat edilemediğinden kararın yok hükmünde olduğu ve yok hükmünde olan karara karşı dürüstlük kuralına aykırı davranıldığının ileri sürülemeyeceği anlaşılmakla davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.(YRG.11.HD.20/09/2023T.2022/2858E.2023/5133K.-28/04/2025T.2024/2861 e.2025/2954 K.)Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı şirketin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davalı şirketin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı şirket tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL'nin davalı şirketten tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davalı şirket üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde kararın kesinleşmesine müteakiben yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 20/11/2025 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ:

Dava konusu ortaklar kurulu kararı üzerinde yapılan imza incelemesine ilişkin olarak Adli Tıp Kurumu, bilirkişi heyeti kök ve ek raporlarında davacıya atfen atılan imzaların davacının eli ürünü olmadığının tespit edildiği, Jandarma Kriminal Labaoratuvar Amirliği tarafından düzenlenen raporda incelemeye konu 1-20 sıra numarasında belirtilen belgelerdeki imzalar ile dava konusu karardaki imzanın aynı şahıs eli ürünü olmadığının, 21-24 sıra numarasında belirtilen belgelerdeki imzalar ile dava konusu karardaki imzanın aynı şahıs eli ürünü olmasının kuvvetle muhtemel olduğunun tespit edildiği ve Mahkemece dava konusu ortaklar kurulu kararındaki imzanın davacıya ait olmadığı kabul edilerek davalı şirket aleyhine açılan davanın kabulüne karar verilmiştir. Esasında Adli Tıp Kurumu raporu, bilirkişi heyeti kök ve ek raporlar ile Jandarma Kriminal Labaoratuvar Amirliği raporunun birbirleri ile uyuştuğu ve imzanın davacıya ait olmadığının tespit edildiği, Jandarma Kriminal Labaoratuvar Amirliği raporunda sadece 21-24 sıra numarasında belirtilen belgelerdeki imzalar ile dava konusu karardaki imzanın aynı şahıs eli ürünü olmasının kuvvetle muhtemel olduğunun belirtildiği, ancak kesin bir tespit yapılmadığı dikkate alındığında raporlar arasında çelişki olduğunun söylenemeyeceğinden Mahkemece bu hususta tekrar farklı bilirkişi heyetinden rapor alınmamasında usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Bununla birlikte dava konusu ortaklar kurulu kararı ile aynı ve bu karardan önce Beyoğlu 25. Noterliği'nin 28/05/2014 tarih ve ... yevmiye numaralı evrakı ile onaylanan 27/05/2014 tarih ve 2014/2 sayılı ortaklar kurulu kararında davacı ve davalı ortağın imzalarının bulunduğu, söz konusu kararda davalı ortağın on yıl süreyle şirket müdürü seçildiği ve davacının müdürlük görevinin devam edeceğinin kararlaştırıldığı, söz konusu kararın davacı ve davalı ortak tarafından imzalandığı, davacının bu kararı dava konusu yapmadığı ve imza inkarında bulunmadığı, davalı vekilinin imza incelemesi yapılmasını talep etmesi üzerine söz konusu kararın da incelendiği ve imzanın davacının eli ürünü olmadığının tespit edildiği, davacı tarafından aynı gün alınmış kararlardan birinin dava konusu yapılırken diğerinin yapılmaması ve imza inkarında bulunulmamasının, rapor alındıktan sonra ileri sürülmesinin çelişkili davranış yasağına aykırı olduğu, davacı tarafından davacının tabi olduğu ülkedeki karışıklık sebebiyle Türkiye'ye uzun süre gelemediği ve geldiğinde de şirket ile ilgilenemediği ve karardan 2018 yılında haberdar olduğu ileri sürülmüş ise de, dava konusu karar tarihinden hemen sonra 29/05/2014 tarihinde bizzat davalı şirket yetkilisi olarak noterde üç adet aracın satışını yaptığı, 13/11/2014 tarihinde noterde davalı şirketin dava dışı ortağı ... San ve Dış Tic. Ltd. Şti.nin yetkilisi olarak hissesini davalıya devrettiği, 25/11/2014 tarih ve 2014/3 sayılı ortaklar kurulu kararı ile bu hisse devrinin pay defterine kaydına ilişkin karar alındığı ve kararda imzasının bulunduğu, 17/03/2015 tarih ve 2015/1 sayılı, 12/04/2015 tarih ve 2015/2 sayılı, 06/07/2015 tarih ve 2015/3 sayılı ortaklar kurulu kararı ile şirketin merkezinin başka adrese taşınmasına ilişkin kararlar alındığı ve kararlarda imzasının bulunduğu, şube adresi olduğu belirtilen yere ilişkin 16/01/2014 başlangıç tarihli kira sözleşmesinin bizzat davacı tarafından yapıldığı ve kefil olduğu, davacı tarafından söz konusu kararlardaki ve belgelerdeki imzaların inkar edilmediği, mahkemece davalıdan karar defterinin istenmesi üzerine davalı tarafından karar defterinin davacının yetkili olduğu dava dışı şirketin de muhasebeciliğini yapan muhasebecide olduğunun beyan edildiği ve karar defterinin dosyaya muhasebeci tarafından sunulduğu, davalı tarafından dava konusu karara ilişkin ticaret sicil kaydının da davacıya ve çalışanına mail ile gönderildiğinin ileri sürüldüğü ve davacı tarafından inkar edilmediği, şirketçe alınan kararların tescil ve ilan edildiği ve ticaret sicil gazetesinin herkese açık olduğu, dava konusu karardaki imzanın davacıya ait olmadığı kabul edilse dahi bu hususlar ile davacının şirketin ortağı ve müdürü olarak ve alınan karardan sonra yaptığı işlemler gözetilerek şirketin işleyişinden ve alınan kararlardan ve dava konusu ortaklar kurulu kararından haberdar olmamasının mümkün olmadığı, davacının söz konusu kararın bilgisi dahilinde olmasına ve ses çıkarmamasına rağmen karar tarihinden itibaren çok uzun bir süre sonra kararın yok hükmünde olduğunun ileri sürülmesinin TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı olduğu anlaşılmakla Mahkemece bu hususlar gözetilerek davalı şirket aleyhine açılan davanın da reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi ve aynı tarihte mükerrer alınan iki ortaklar kurulu kararı bulunmasına rağme hangisi hakkında karar verildiğinin de açıkça belirtilmeyerek infazda tereddüt yaratacak şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır. Sonuç olarak davalı şirketin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçe ile kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmasına, davacı tarafından davalı ... İbrahim Idrıs Hamıdtotıl aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle esastan reddine, davacı tarafından davalı ... aleyhine açılan davanın esastan reddine, karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne muhalefet ediyorum.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2023/541, K. 2025/1921, T. 20.11.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-541-e-2025-1921-k-47b96d8b0936