Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/507 E. 2025/1799 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/507
- Karar No
- 2025/1799
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/507 Esas
KARAR NO : 2025/1799 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI : 2021/404 Esas- 2022/979 Karar
TARİH: 20/12/2022
DAVA: Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtrazın İptali)
KARAR TARİHİ: 06/11/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı banka ile dava dışı şirket ... Tekstil arasında 12/12/2012 tarihinde genel kredi sözleşmesi imzalandığını iş bu sözleşme kapsamında dava dışı firmaya kredi tahsis edildiğini davalının ise müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla sözleşmeyi imzaladığını, banka tarafından çekilen krediler ödenmeyince hesabın kat edildiğini Kartal 23. Noterliği 26/07/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarname ile keşide edildiğini ihtarnameye rağmen ödeme yapmayan kefil hakkında İstanbul Anadolu 16. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyası ile takip başlatıldığını ancak davalının haksız olarak takibe itiraz ettiğini beyan ederek itirazın iptaline takip tarihi itibari ile 230.022,62 TL alacaklı olduklarının tespitine ve %20’den az olmamak üzere davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkiline ödeme emrinin 15.08.2017 tarihinde tebliğ olduğunu iş bu ödeme emrine ve takibe karşı 16.08.2017 tarihinde itiraz edildiğini itiraz üzerine icra müdürlüğünce karar verildiğini 24.08.2017 tarihinde verilen kararda "Borçlu hakkındaki takibin Örnek 7 Ödeme Emri ile yapıldığı, tebligat parçası döndüğünde itiraz süresinde ise durdurulmasına süresinde olmaması halinde takibin DEVAMINA ve kararın ilgililere masraf olmadığından dosyadan tefhimine karar verildi." denildiğini davacı tarafın 16.09.2017 tarihinde diğer borçlular aleyhine malvarlığı sorgusu yapmış, ancak müvekkilin itirazından haberdar olduğu için müvekkil aleyhine herhangi sorgulama işlemi yapmadığını bu durumun davacının itirazı öğrendiğini ispatladığını dolayısıyla davanın 1 yıllık hak düşürücü süreden sonra açıldığını ayrıca davada arabuluculuk şartının yerine getirilmediğini yine davacı tarafça mahkemenizin 2021/405 E. Sayılı dosyası ile de bu dosyaya yapılan itirazın iptali talep edildiğini bu nedenle derdestlik itirazında bulunduklarını kefalet ilişkisinin usulüne uygun kurulmadığını yine eş rızasının alınmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 20/12/2022 tarih ve 2021/404 Esas- 2022/979 Karar sayılı kararında;"Dava hukuki niteliği itibariyle; davacı ile dava dışı asıl borçlu arasındaki genel kredi sözleşmesine kapsamında düzenlenen kefalet sözleşmesi uyarınca davalı aleyhine karşı başlatılan ilamsız takibe itirazın iptali ve icra inkar tazminatı talebine ilişkindir.İstanbul Anadolu 16.İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyası dosyamız arasına alınmıştır. İncelemesinde; davacı alacaklının dava dışı ... Tekstil, ... ve davalı borçlu aleyhine takip başlattığı davalı borçlunun süresinde takibe itiraz ettiği itiraz dilekçesinin davacı alacaklıya tebliğine ilişkin dosyada delil olmadığı görüldü.Davalı borçlu her ne kadar tebligat yapılmamış ise de davacının itirazdan haberdar olduğunu bu kapsamda hak düşürücü sürenin dolduğunu iddia etmiştir.İİK.’nun 67/1. maddesine göre, alacaklı itirazın iptali davasını, itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde açabilir. Buradaki bir yıllık hak düşürücü sürenin, borçlu tarafından yapılan itirazın alacaklıya tebliği tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı belirtilmiş, bunun dışında bir yol (tefhim v.s) öngörülmemiştir. Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20/10/2020 tarih, 2020/357 E. ve 2020/794 K. sayılı kararında da; İİK’nın 67/1. maddesi uyarınca itirazın iptali davasının tabi olduğu bir yıllık hak düşürücü sürenin, itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren işlemeye başlayacağının kabul edildiğini, açık kanunî düzenlemeye göre dava açma süresinin itirazın tebliği ile başlayacağını, İİK’nın 67/1. maddesindeki düzenleme dikkâte alındığında icra dosyasında alacaklının icra işlemleri yapmış olmasının itirazın tebliği anlamına gelmeyeceğini, belirtmiştir.Somut olayda; davalının borca itiraz dilekçesinin davacı/takip alacaklısına tebliğ edilmediği, bu nedenle bir yıllık hak düşürücü sürenin davanın açıldığı tarihte henüz işlemeye başlamadığı, davacı/takip alacaklısı vekilinin icra dosyasında işlem yapmış olmasının ve 12/01/2018 tarihli talep dilekçesini dosyaya sunmuş olmasının itirazın tebliği anlamına gelmeyeceği, olsa olsa borca itirazın öğrenildiği anlamına geleceği; hak düşürücü sürenin başlangıcında öğrenme tarihinin değil tebliğ tarihinin esas alınacağına dair açık kanun hükmü karşısında davalının hak düşürücü süre itirazının reddine karar verilmiştir.Öte yandan davalı vekili arabuluculuk şartının yerine getirilmediğini iddia etmiş ise de davacı tarafın dosyaya sunmuş olduğu arabuluculuk numarası 2019/127919 olan tutanaktan dava şartının yerine getirildiği anlaşılmıştır.Davalı vekili derdestlik itirazında bulunmuş ise de derdest olduğu iddia edilen mahkememiz dosyası 2021/405 Esas sayılı dosyanın incelemesinde; ilgili dosyada takip konu icra dosyasının farklı olduğu dolayısıyla her iki davanın konusunun farklı olduğu anlaşılmıştır.Dosya rapor tanzim etmek üzere bankacı bilirkişiye tevdi edilmiş olup bilirkişi hazırlamış olduğu raporda özetle; ... Bankası T.A.O. Suadiye Şubesince kullandırılan kredilere dayanak teşkil eden Genel Kredi ve Kefalet Sözleşmelerinin suretleri üzerinden yapılan incelemede eksik bir husus tespit edilmediği, alınması gereken eş rızası beyanının bulunduğu, kredilere ilişkin; asıl borç ve faiz tutarları ile bu faizlere ait oranların mevzuata, genel bankacılık uygulamalarına ve sözleşmelere uygun olarak belirlendiği, afaki bir uygulamaya rastlanmadığı ve icra takip tarihi olan 14.08.2017 itibariyle, davacı banka tarafından talep edilen 230.022,62.-TL'lik toplam borç bakiyesine karşılık, davalının davacıya 228.480,81.-TL borçlu olduğunu tespit ettiğini beyan etmiştir.TBK'nın kefalet sözleşmesinin şeklini düzenleyen 583. maddesinin ilk fıkrasında "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." hükmü getirilmiş ve kefalet sözleşmesinin geçerliliği bakımından şekli koşullar öngörülmüştür. Somut olayda; kefalete ilişkin şekil şartlarının yerine getirildiği anlaşılmaktadır. Kefalet kabul beyanı sözleşmenin zorunlu unsuru değildir. Bu itibarla, kefaletin şekil şartlarının yerine getirilip getirilmediği hususunda esas alınamaz. Davaya konu kefalet sözleşmesinde davalının eşi ...'ın 12/11/2012 tarihli eş rıza belgesi ile rıza gösterdiği anlaşılmıştır.TBK'nın 586. maddesi uyarınca alacaklının müteselsil kefile başvurabilmesi için borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir.6098 sayılı TBK'nın 88 ve 120. maddelerindeki faizle ilgili sınırlama tacirlerin ticari işleri hakkında uygulanmaz. Zira, 6102 sayılı TTK'nın 8/1. maddesi hükmüne göre "ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir.". Somut olayda; dayanak sözleşme "genel kredi sözleşmesi" olup, kullandırılan kredilerin ticari nitelikte olduğu, 6098 sayılı TBK'nın 88. ve 120. maddeleri hükümlerinin ticari işlerde uygulanamayacağı, sözleşmede belirtilen oranda akti ve temerrüt faizi talep edilebileceği anlaşıldığından, bilirkişi raporu ile belirlenen faiz oranı hükme esas alınmıştırTaraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü amacıyla yapılan yargılama ve yargılama sırasında bilirkişiden alınan rapor içeriğine göre; davalı dışı ... Dış Ticaret Tekstil San. ve Ltd. Şti ile davacı bankanın Suadiye Şubesi arasında 12.11.2012 tarihinde Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, imzalanan bu genel kredi sözleşmesine davalı ...'ın müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu, eş rızasının da belgelerde yer aldığı, davacı banka tarafından kullandırılan kredilerin davalı tarafından ödenmediği, bilirkişi tarafından yapılan hesaplama neticesinde takibin 209.693,95 TL asıl alacak, 18.324,85 TL işlemiş faiz ve BSMV, 462,01 TL masraf olmak üzere toplam 228.480,81 TL alacak hesaplandığı ancak davacı bankanın 208.927,21 TL asıl alacak üzerinden takip başlattığı anlaşılmakla birlikte taleple bağlılık ilkesi dikkate alınarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile,''1-Davanın kısmen kabulü ile; İstanbul Anadolu 16.İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takibine yapılan itirazın kısmen iptali ile takibin 208.927,21 TL asıl alacak, 18.324,85 TL işlemiş faiz ve BSMV, 462,01 TL masraf olmak üzere toplam 227.714,07 TL üzerinden aynen devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, 2-Asıl alacak miktarının %20 si icra inkar tazminatının davalı taraftan tahsili ile davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/404 E. ve 2022/979 K. Sayılı ve 20/12/2022 tarihli kararı ile, davacı karşı tarafın tüm süreleri geçirdikten sonra davaya konu işlemleri yapmış olmasına rağmen, usule aykırı şekilde müvekkili aleyhine kararlar verildiğini, bununla birlikte aleyhe olan hususları kabul etmemekle birlikte, dava kısmen reddolmasına rağmen hukuka ve icra inkar kurumunun mantığına aykırı şekilde icra inkar tazminatına da hükmedildiğini,İstinafa konu kararda; ilk derece mahkemesince "Dava hukuki niteligi itibariyle; davacı ile dava dısı asıl borçlu arasındaki genel kredi sözlesmesine kapsamında düzenlenen kefalet sözlesmesi uyarınca davalı aleyhine karsı baslatılan ilamsız takibe itirazın iptali ve icra inkar tazminatı talebine iliskindir." şeklinde dava dışı asıl borçlunun bulunduğu, müvekkilin asıl borçlu olmadığı tespit edildikten sonra, "hak düşürücü sürenin başlangıcında öğrenme tarihinin değil tebliğ tarihinin esas alınacağına dair açık kanun hükmü karsısında davalının hak düşürücü süre itirazının reddine karar verilmiştir." şeklinde somut olaya ve usule aykırı bir karar veridiğini, zira, aşağıda ayrıntısıyla açıklanacağı üzere, işbu davanın 23.06.2021 tarihinde yani müvekkilin itirazının ve bu hususun davalı tarafça öğrenilmesinden tam 4 yıl sonra açıldığını, ayrıca davacı tarafça 11.11.2019 tarihinde arabulucuya başvuruduğunu, 06.12.2019 tarihinde anlaşmama yönünde son tutanak düzenlendiğini, tutanağın düzenlendiği tarih üzerinden de 18-19 ay gibi bir süre geçtiğini ve huzurda görülen davanın süre geçtikten sonra açıldığını, dolayısıyla davanın hak düşürücü süreden reddi gerektiğinin çok açık ortada olduğunu, Davaya konu İstanbul Anadolu 16. İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosyasından müvekkile gönderilen ödeme emrinin 15.08.2017 tarihinde tebliğ olunduğunu, müvekkil tarafından iş bu ödeme emrine ve takibe karşı Bakırköy İcra Daireleri aracılığı ile muhabere yolu ile 16.08.2017 tarihinde itiraz edildiğini, Davaya konu icra dosyasında "masraf olmadığından" tebliğ "yapılamadığını, bunun önemi; masrafı yatıracak olanın, dosyasını takip etmesi gereken alacaklı taraf olduğunu, dosyasını takip eden davacı bankanın itirazdan haberdar olduğunu, fakat, davacının, dosyada masraf bırakmayarak, ödeme emrinin tebliğ edilememesini sağladığını, eğer "ne olursa olsun tebliğ şart" gibi bir hatalı bir kabul ile hareket edilirse, şu hatalı sonucun ortaya çıktığını, bir alacaklı dosyada masraf bırakmayıp tebliğ edilmesinin önüne geçtiği takdirde yıllarca (on, yirmi, otuz yıl) bu şekilde itirazın iptali davası açabilme hakkını elinde tutabileceği, ki bunun mümkün olamayacağının hiç şüphesiz olduğunu, kanunun verdiği hakkın bunu amaçlamadığı, açıkça kötü niyetli kullanımları korumadığının da hiç şüphesiz olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/357 E. 2020/794 K. Sayılı ve 20.10.2020 tarihli kararında belirtildiği üzere;Buradaki tebliğin amacı itirazın kaldırılması veya itirazın iptali davası açma hakkının doğduğuna ilişkin bilgilendirme niteliğinde olup bu bilgilendirme yapıldığı takdirde alacaklı dava açmaya yarayacak doğru ve sağlıklı bilgileri öğrenmiş olacağını, İcra takibine konu edilen alacağına itiraz edilen alacaklının, yasaya uygun bildirimin yapılmasını beklemesinin hukuk düzeninin kendisine tanıdığı bir hak olduğunu, ne var ki, 4721 sayılı TMK 2. madde gereğince herkes haklarını kullanırken dürüstlük kuralına uymak zorunda olduğunu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağını, Alacaklının itirazın iptali davası açmaya yarayacak doğru ve sağlıklı bilgileri öğrenmiş olmasına rağmen kendisine yasaya uygun bildirim (tebliğ) yapılmasını beklemesinin dürüst davranma kuralına aykırı olacağını, Nitekim 24.06.1994 Tarih,1993/3 Esas, 1994/2 Karar sayılı Yargıtay içtihadı birleştirme kararında da aynı sonucun benimsendiğini, bu kararın 2942 sayılı Kanunda 4650 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerden önceki hükümlere göre açılabilen kamulaştırma bedelinin arttırılması davasıyla ilgili olsa da aradaki benzerlik nedeniyle itirazın iptali davası açılmasındaki süre başlangıcı için yapılacak ödeme emrine itirazın tebliğine ilişkin esaslara da uygun olduğunu, Davacı ... Bankasının da bilerek ve kötü niyetli şekilde, icra dosyasında masraf bırakmayarak tebliğ yolunu engellediğini, haberdar olmasına ve itirazın iptali davasını açmaya yetecek bilgileri elde etmesine rağmen, tamamen keyfi bir şekilde kendi istediği zamanda dava açabilmek için bu yolu kullandığını, davacının tamamen kendi keyfi çıkarları için, diğer kişiler adına işlem yaparken haberdar olduğu borca itiraza yıllar sonra dava açabilmesine kapı açan bu uygulamanın kabulünün mümkün olmadığını, kanunun kötü niyeti koruyacak şekilde yorumlanamayacağını, Yargıtay kararında da bu hususun net bir şekilde belirtildiğini, Davacı tarafça müvekkilin itirazından sonra dosyada icrai işlemler yapılmaya başlandığını ve itirazdan haberdar olunduğunu,
Davacı tarafın tüm haciz taleplerinde diğer borçlular aleyhine haciz talebinde bulunduğunu, müvekkil aleyhine herhangi bir haciz talebinde bulunmadığını, bu hususun dahi davacının müvekkilin itirazından hemen sonra itirazın davacı tarafça dosyadan öğrenildiğinin en büyük göstergesi olduğunu, Huzurda görülen iş bu dava ise 23.06.2021 tarihinde yani müvekkilin itirazının ve bu hususun davalı tarafça öğrenilmesinden tam 4 yıl sonra açıldığını, Dolayısıyla yasada öngörülen 1 yıllık hak düşürücü sürenin yaklaşık 3 yıl önce dolduğunu, dolayısıyla davanın süre yönünden reddi gerektiğini, İtirazın davacıya tebliğ edilmediği gerekçesiyle davanın kabul edilmesinin ise açıkça hakkın kötüye kullanımına müsaade etmek olduğunu, itirazdan haberdar olan ve bu duruma rağmen 4 yıl davasını ikame etmeyen davacı tarafın, huzurda görülen işbu davaya devam edebilmesi hukukun en temel ilkelerinden olan "hakkın kötüye kullanılmaması" ilkesine açıkça aykırı olacağını, Bunlarla birlikte, davacı tarafça 11.11.2019 Tarihinde arabulucuya başvurulduğunu, 06.12.2019 Tarihinde anlaşmama yönünde son tutanak düzenlendiğini, tutanağın düzenlendiği tarih üzerinden de 18-19 ay gibi bir süre geçtiğini ve huzurda görülen davanın süre geçtikten sonra açıldığını, dolayısıyla davanın hak düşürücü süreden reddi gerektiğini, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun Dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 18/A maddesinin 15. Fıkrasında belirtildiği üzere, "(15) Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez." davacı karşı tarafın ise, arabulucuya başvurduğunu, Son Tutanağın Düzenlendiği ve Arabuluculuk Sürecinin Bittiği Tarih olan 16.12.2019 tarihinden 18-19 ay sonra, 23.06.2021 tarihinde, işbu davayı ikame ettiğini, bu bakımdan da davanın reddi gerektiğini, Kısmen kabul edilen dolayısıyla davacının tamamen değil kısmen haklı olduğu söylenilen bir davada davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin ve davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, İleri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacı banka ile dava dışı asıl borçlu ... Tekstil....Ltd.Şti.arasında akdedilen davalının müteselsil kefil olduğu genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalı vekili, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin, reddedilen kısım yönünden davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür.Yargıtay 11. HD'nin 2024/3074 E- 2024/6421 K sayılı, 16.09.2024 tarihli İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi ile 14. ve 43. Hukuk Dairelerinin kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine dair karar içeriği dikkate alındığında; 2004 sayılı Kanun'un 67/1. maddesi uyarınca itirazın iptali davasının, itirazın tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde açılması gerektiğini düzenlediği, hak düşürücü süre niteliğinde olan bu bir yıllık sürenin başlangıcını, genişletici yoruma tabi tutarak alacaklı aleyhine, arabuluculuk anlaşamama tutanağının imzalandığı tarihten itibaren başlatılmasının mümkün olmadığı, dava açma süresinin itirazın tebliği ile başladığı ve davacı alacaklıya itiraz dilekçesinin tebliğ edilmediği gözetildiğinde itirazın iptali davasının hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, davacı alacağının genel kredi sözleşmesi ve kat ihtarı ile likit olması sebebiyle davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin, davanın kısmen reddine karar verilmesinin tek başına davacının kötü niyetli olduğunu göstermediğinden ve kötü niyet tazminatı şartları oluşmadığından davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 15.555,15-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 3.888,80-TL harcın mahsubu ile bakiye 11.666,35-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 06/11/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.