Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/287 E. 2026/974 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/287
- Karar No
- 2026/974
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/287 KARAR NO : 2026/974
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MUĞLA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 16/12/2022 NUMARASI : 2022/404 Esas 2022/1016 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ BAM KARAR TARİHİ : 14/04/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 15/04/2026
Taraf vekilleri tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; .... A.Ş ünvanlı şirketin ... - .... adlı otel ve tatil köyünün 2019 yılına ait personel servisi taşıma işinin müvekkili tarafından yapılması işine dayandığını, söz konusu taşıma işinin bedeli kadar 2019 yılına ait faturaların tanzim edilerek kooperatife teslim edildiğini, taşıma işi yapılan otelin kooperatife bu iş karşılığında ödemeler yaptığını ancak davalı kooperatifin takibe konu faturalardan kaynaklanan alacağı müvekkiline ödemekten kaçındığını, müvekkilini sürekli oyaladığını, alacağın tahsili için Ortaca İcra Müdürlüğü'nün 2020/1835 Esas sayılı dosyası ile icra takibinin açıldığını, davalının borca itiraz ettiğini ve takibin durduğundan bahisle davalının itirazının iptaline ve takibin devamına, borçlu hakkında İİK gereği %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Taraflar arasında iş görme - ödeme düzeninde faturanın kesilmiş olmasının, bedelin alınması ya da alınmaması anlamına gelmediğini, davacının kooperatife müracaat ettiğinde faturasını kestiğini ve bedelini o anda aldığını, davacının kestiği faturalarda hiçbir kaşe ve imzanın bulunmadığını, davacı tarafın bu durumu kötüye kullanmaya çalıştığını, anılan servis işinde davacı tarafından servis işini arka arkaya kestiğini ve ödenmeyen faturaların bulunmasına rağmen bunca zaman aylarca sürdürmüş olmasının hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, davacının yıl boyunca hizmet bedelini almadan gerçekleştirmesinin kabul görmesinin mümkün olmadığını, tutulan ödeme listesine göre de, müvekkili kooperatifin davacıya borcunun olmadığının görüleceğini, müvekkili kooperatifin kendi iç sistemi içinde not olarak tutulan listede 07/08/2019 tarihinde davacının kardeşi...'a yapılan ödemelerin yanında bu kişinin imzasının da bulunduğunu, müvekkilinin davalının kusuru nedeni ile davacıdan servis hizmeti alımını kestiğinden bahisle haksız ve mesnetsiz olarak açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine, takibe konu alacağın %20'si tutarında tazminatın müvekkiline ödetilmesine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince "... Yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamından, taraflar arasındaki yolcu taşıma işleri nedeniyle düzenlenen faturalardan dolayı başlatılan takibe itiraz edilmesiyle iş bu dava açılmıştır. Davacı taraf takibe konu faturaların ödenmediğini iddia etmiş olup, davalı taraf ise cevap dilekçesinde faturaların düzenlendiği anda ödendiğini iddia ettiğinden ve taraflar tacir olduğundan ticari defterlerin incelenmesine karar verilmiştir. Buna göre her iki tarafın da ticari defterleri incelenmiş olup 05/10/2022 tarihli SMMM bilirkişi tarafından hazırlanan raporda, takibe konu faturaların her iki taraf defterlerinde de kayıtlı olduğu, davcının defterinde kasa hesabının kapatıldığı, alacağın peşin alınmış gibi defterlere işlendiği, yine davalının defterinde de davacıya yapılan ödemelerin kasa hesabından çıkış yapıldığı ve borç kaydının olmadığı görülmüştür. Usul ve yasaya uygun tutulan ticari defter kayıtları birbirini doğruladığı sürece sahibi lehine delil teşkil eder. Somut olayda takibe konu faturalar her iki taraf defterlerinde kayıtlı olmakla birlikte yine her iki tarafın kayıtlarına borç ödenmiş gibi işlendiğinden alacak kaydı bulunmamaktadır. Her ne kadar davacı taraf borcun ödendiğini davalının ispatlaması gerektiğini belirterek rapora itiraz etmiş ise de, öncelikle borcun varlığını davacının ispat etmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda davacı tarafın ticari defter kayıtlarında dahi faturalar ödenmiş olarak gözüktüğünden takibe konu borç ispatlanamamış olup dava reddedilmiştir. Diğer yandan başlatılan takipte davacı tarafın açıkça kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davalı tarafın kötü niyet tazminatı talebi reddedilmiş olup aşağıdaki gibi karar verilmiştir. "şeklindeki gerekçe ile " Açılan davanın REDDİNE, Davalı tarafın talep ettiği kötü niyet tazminatının REDDİNE'' karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Taraflar arasında taşıma işinin yapıldığı hususunda ihtilaf bulunmadığını, davalının cevaplarında ödeme savunmasında bulunduğunu, borç-alacak varlığının ispat edildiğini, davalının ödeme iddiasında bulunmuş olduğundan ödeme yaptığının ispat yükünün kendisinde olduğunu, bu ispatın da banka ya da muteber diğer ödeme kanalı ile yapılmış bir ödeme dekontu ile yapılması gerektiğini, ancak davalı tarafça bu konuda banka dekontu sunulamadığı gibi böyle bir ödemenin de yapılmadığını, yerel mahkemenin gerekçesinde " ..Usul ve yasaya uygun tutulan ticari defter kayıtları birbirini doğruladığı sürece sahibi lehine delil teşkil eder. Somut olayda takibe konu faturalar her iki taraf defterlerinde kayıtlı olmakla birlikte yine her iki tarafın kayıtlarına borç ödenmiş gibi işlendiğinden alacak kaydı bulunmadığı gerekçesi ile; davanın reddedildiği'' şeklindeki gerekçesinin de yerinde olmadığını, tutulan defterlerin usule ve yasaya uygun olmadığını, davalının ödeme yaptığını ileri sürdüğü ve dosyaya sunduğu belgede belirttiği tarihlerle fatura tarihleri ve fatura içeriği ile miktarının uyuşmadığını, ticari defterlere göre, fatura tarihinde söz konusu borcun ödendiği yönünde giriş olduğunun raporda bilirkişi tarafından belirtildiğini ancak davalı tarafından sunulan belgede farklı tarihlerde ödeme yapıldığının iddia edildiğini, anılan iddia ile ispat yükünün yer değiştirerek ödemenin farklı tarihlerde yapıldığını ileri süren davalıyı ispat yükü altına aldığını, gerçeğe uygun olmayan defterlerin doğruluğunun ve hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, davalının sunduğu ve ödeme yapıldığını iddia ettiği belgedeki ödeme tarihleri ve miktarları ile ticari defterlerdeki tarih ve miktarların uyuşmadığını, davalının böyle bir iddiasının olmadığı halde bilirkişi raporunda fazla tahsilat yapıldığının dahi hatalı olarak belirtildiğini, bu durumun da kayıtların ve defterlerin gerçeğe uygun olmadığını açıkça ortaya koyduğunu, dayandıkları yemin delilinin taraflarına hatırlatılmadığını, anılan delile dayanıp dayanmayacaklarının sorulmadığını, mahkemece, davanın red sebebi olarak bilirkişi raporu ile raporda incelenen ticari defterlerin dayanak gösterildiğini, dosyaya sunulan müvekkilinin imzasını içermeyen ve taraflarınca kabul edilmeyen belgede ileri sürülen tarihlerde ödeme yapılıp yapılmadığının, bu tarihlerde kooperatife para girişi ve çıkışı olup olmadığının tespiti için delillerinde talep ettikleri davalı kooperatifin banka hesap dökümlerinin getirtilmediğini, gerçeği yansıtmayan ticari defterlerın karara dayanak yapılamayacağını, ticari defterlerin gerçeği yansıtmadığını, yapıldığı söylenen borç ödemelerinin davalının kendi sunduğu belge ile ödeme tarih ve miktarlarının uyuşmaması ve bilirkişi raporu ile ticari defter fatura girişlerinde fatura tarihi ile peşin ödeme yapıldığı tespitinin açıkça örtüşmediği sabitken ticari defter ve bu doğrultudaki raporun hükme dayanak yapılmasının usul ve yasaya açıkça aykırı ve isabetsiz olduğunu, davalının yasal zorunluluk ve Vergi Usul Kanunu'nun ve bu Kanuna göre çıkartılan 01.01.2016 tarihli, 459 nolu Vergi Usul Kanunu tebliği ve devamındaki tebliğler gereği, her türlü ödeme gibi transferler işlemlerinin banka kanalı ile yapılması-ödenmesi zorunluluğunun bulunması nedeni ile banka havalesi ile gelen paranın banka havalesi ile çıkışının zorunlu olduğunu, hal böyle iken davalının kayıtlarının usule uygun olduğundan bahsedilemeyeceğini, ticari defterden sayılan davalının diğer defterlerinin de incelenmesi taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini, halbuki yevmiye defteri, defter-i kebir ve envanter defteri ile Madde 64/4 hükmüne göre "... Pay defteri, yönetim kurulu karar defteri ve genel kurul toplantı ve müzakere defteri gibi işletmenin muhasebesiyle ilgili olmayan defterler de ticari defterlerdir.... " denildiğini, buna göre 4. fıkrada sayılan defterlerin de açılış ve kapanış onaylarının yapılıp yapılmadığının da önem kazandığını, anılan defterlerin uzman bilirkişi tarafından incelenmesi taleplerinin de gerekçesiz reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca bilirkişi raporuna yapmış oldukları itirazın değerlendirilip ayrıntılı olarak gerekçelendirilmeden reddedildiğini, bilirkişi raporunda; Yargıtayın emsal kararlarında da belirtilen, defter kayıtlarının dayanağı olan belgelerin mevcut olmaması halinde defterler lehine sonuç çıkarılan taraf açısından delil olarak kullanılamayacaklarını, defterdeki kayda dayanak ödeme dekontu, banka havalesi gibi belgelerin bulunmadığından bu ödeme kaydının delil olarak kabulünün mümkün olmadığını, bilirkişi raporunda "...söz konusu alacağın/faturanın defterlere işlendiği ancak kasa hesabı üzerinden peşin alınmış gibi kapattığından alacak görünmediği " şeklindeki tespit ile yanılgıya düşüldüğünü, çünkü; davalının banka hesabında fatura tarihleri ile uyumlu bir para çıkışının bulunmadığını, bu hususun bulunup bulunmadığının bilirkişi tarafından değerlendirilmediğini, banka hesabından çıkış gösterilen ve kooperatiften müvekkili hesabına gelen yalnızca 2 kaydın bulunduğunu, bunların da 06/09/2019 tarihinde 39.979,00 TL ve 07/10/2019 tarihinde 40.000,00 TL olduğunu, yapılan ödeme miktarları ve tarihlerinin ne fatura tarihleri ile ne de davalının ticari defterlerindeki kasa hesabı çıkışı yapıldığından bahisle borcun görünmediğinin iddia edilen tarihlerle uyuşmadığını, davalının miktar ve değeri yazılı delille ispat sınırı üzerinde bulunan meblağın ödendiğinin yazılı delille ispata muhtaç olup ödeme yapıldığının davalı tarafça ispatının gerektiğini, bu hususta ticari defter ve banka kayıtlarında da bir kaydın olmadığını, olmasının mümkün de olmadığını, davalının yasal zorunluluk ve Vergi Usul Kanunu'nun gereği, ait olduğu yıla ait elden değil banka hesabı ile ödeme zorunluluğunun bulunması nedeni ile banka havalesi ile gelen paranın banka havalesi ile çıkışının zorunlu olduğunu, dolayısıyla davalının kayıtlarının usulüne uygun olduğundan bahsedilemeyeceğini, davalı vekilinin cevap dilekçesi ile sunmuş olduğu ödeme tarihlerini gösterdiğini iddia ettiği davalının tek taraflı tuttuğu kayıttaki tarih ve miktar ile ticari defterdeki ödemenin yapıldığı iddia olunan tarih ve miktarların uyuşmadığını, bu durumun ticari defterin usulüne uygun tutulmadığını, peşin ödenmiş gibi gösterilen ödemelerin gerçekte yapılmadığını da açıkça ortaya koyduğunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. maddesi gereğince, defterlerin usulüne uygun tutulup tutulmadığının önem kazandığını, bunun için de Türk Ticaret Kanunu'nun 64 ve devamı maddeleri gereğince; tutulması zorunlu olan tüm ticari defterlerin eksiksiz olarak tutulmuş olması gerektiğini, ticari defterlerin bir kısmının tutulmamış olması halinde, tutulan ticari defterlerin tacirin lehine değil, aleyhine delil olarak kullanılabileceğini, bilirkişi tarafından davalının tutmak zorunda olduğu defterlerin neler olduğunun belirtilmediğini, bu konuda Ticaret Hukukunda uzman bir bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğini, yevmiye defteri, defter-i kebir ve envanter defteri ile 64/4 madde hükmüne göre "... Pay defteri, yönetim kurulu karar defteri ve genel kurul toplantı ve müzakere defteri gibi işletmenin muhasebesiyle ilgili olmayan defterler de ticari defterlerdir.... " denildiğini ve buna göre 4. fıkrada sayılan defterlerin açılış ve kapanış onaylarının yapılıp yapılmadığının da önem kazandığını, tutulması gerekli ticari defterlerin usulüne uygun olarak tutulmuş olması gerektiğini, açılış ve/veya kapanış onayı aranan ticari defterlerde, bu onayların yapılmış olması gerektiğini, aksine kanuni hükümler ve Türkiye Muhasebe Standartları saklı kalmak kaydıyla, finansal tabloların, ticari işletmenin tüm varlıklarını, borçlarını, peşin ödenen giderler ile peşin tahsil edilen gelirleri, teknik terimle dönem ayırıcı hesapları, bütün gelir ve giderleri doğru şekilde değerlendirilmiş olarak göstermesinin zorunlu olduğunu, (Md 72), davalının bu zorunluluğa aykırı olarak düzenlenen, ödeme yapıldığının muhasebe standartlarına göre belgelendirilmeyen defterin doğru kabul edilmesinin mümkün olmadığını, Ticaret Kanunu’nun 85 ve 86’ncı maddeleri gereğince, Kanuna uygun şekilde tutulmuş ve birbirini doğrulayan kayıtların sahibi lehine delil teşkil edebilmesi için, diğer tarafın kendi ticari defterleriyle ya da başkaca geçerli kanıtlarla aksini ispat edememiş olması gerektiğini ve bu hususun sağlanmadığını, davalının, müvekkiline fatura tanzim ettirdiğini, çoğu zaman faturayı davalı kooperatif yetkilisinin tanzim ettiğini, ancak ticari örf adet gereği taşıma işi yapan kooperatiflerin taşıma işini yaptırdıkları şöför ve ticari işletmelere ödemeleri peşin yapmadığını, davalının müvekkiline önce fatura tanzimi daha sonra ödeme yaptığını, bu durumun, kooperatif taşıma işinde bu yönde ticari örf adet olup olmadığının ilgili ticaret odası ve/veya şöförler odasından sorulması halinde de gerçek durumun ortaya çıkacağını, ayrıca davalının ticari defterlerindeki ödeme tarih ve miktarları ile uyumlu olmayan ödeme iddialarını içeren belge ile banka kayıtlarının çelişmesi nedeni ile borcun ödendiğine ilişkin ispat yükünün davalıya ait olduğunu belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece isabetli olarak davanın reddine karar verilmiş ise de; verilen kararda kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece tazminat taleplerinin reddine gerekçe olarak davacı tarafın açıkça kötü niyetli olduğunun ispatlanamadığının belirtildiğini, ancak İcra Ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinde düzenlenen ve uygulamada “kötüniyet tazminatı” olarak adlandırılan tazminat türünün, takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğunun borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğunun ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğinde olduğunu, öğretiye ve Yargıtay uygulamasına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklının, kötü niyetli kabul edileceğini, örneğin, alacağın kendisine tamamen ödenmesine rağmen icra takibine girişen veya kefil hakkında kefalet limitinin üzerindeki bir miktar için takip yapan alacaklının, İcra Ve İflas Kanunu'nun 67. maddesi anlamında kötüniyetli sayılması gerektiğini, eldeki davada alacaklı olduğunu iddia eden davacı tarafa müvekkili kooperatifin borcunun bulunmadığını, müvekkili kooperatifin iddia ettiği gibi borcun ödendiği hususlarının davacı tarafın kendisine ait ticari defterlerle ortaya konulmuş bulunduğunu, bu itibarla davacı tarafın kötü niyetli olduğunun su götürmez bir gerçek olduğunu, tazminat taleplerinin reddinin isabetli olmadığını belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve müvekkili kooperatif lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; İİK 67. maddesi gereğince açılmış olan itirazın iptali davasıdır. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar res'en gözetilerek ve yine HMK 357/1.maddesindeki, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf incelemesi sırasında dinlenemez ve yeni delillere dayanılamaz hükmü çerçevesinde yapılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde " açılan davanın reddine, davalı tarafın talep ettiği kötü niyet tazminatının reddine " karar verilmiştir. İş bu karar davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Dava konusu Ortaca İcra Müdürlüğü'nün 2020/1835 Esas sayılı icra takip dosyasının incelenmesinden; davacı alacaklı tarafından davalı borçlu hakkında 122.082,00 TL asıl alacak, 12.398,60 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 134.480,60 TL üzerinden ilamsız icra takibinin başlatıldığı, davalı borçlunun süresi içerisinde icra takip dosyasına sunmuş olduğu itiraz dilekçesi kapsamında takibin durduğu ve davalının icra takibine vaki itirazının iptali amacıyla eldeki davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır. Takip dayanağının " 30.10.2019 tarih 2019 yılı 9 - 10 aylara ait ödenmeyen fatura personel servis taşıma hizmeti alacağı 62.540,00 TL "olarak gösterildiği görülmüştür. Mahkemece yapılan yargılama sırasında her iki tarafa ait ticari defterler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup 05/10/2022 tarihli bilirkişi raporunda, takibe konu faturaların her iki taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davacının defterinde kasa hesabının kapatıldığı, alacağın peşin alınmış gibi defterlere işlendiği, yine davalının defterinde de davacıya yapılan ödemelerin kasa hesabından çıkış yapıldığı ve borç kaydının olmadığının bildirildiği görülmüştür. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına; gerekçeli, tarafların ve mahkemenin denetimine elverişli, oluşa ve dosya içeriğine uygun olarak düzenlenmiş olmakla mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu uyarınca karar verilmiş bulunmasına göre aşağıdaki bendin dışında kalan davacı vekilinin tüm istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davacı tarafça delil listesinde açıkça yemin deliline dayanılmış olmasına rağmen mahkemece ıspat yükü üzerinde olan davacıya yemin delili hatırlatılmaksızın yazılı olduğu şekilde karar verilmesi yerinde olmamıştır. Sonuç olarak yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek derecede önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması nedeniyle HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, kaldırma sebebine göre davalı vekilinin istinaf talebinin bu aşamada incelenmesini yer olmadığına ve dava dosyasının kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerekmiştir. HÜKÜM: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE, 2-Kaldırma sebebine göre davalı vekilinin istinaf talebinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 3-Muğla 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16/12/2022 tarih ve 2022/404 Esas 2022/1016 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 4-İstinaf yoluna başvuran davacıdan alınan 179,90 TL istinaf karar harcının istek halinde iadesine, 5-İstinaf yoluna başvuran davacıdan alınan 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6-İstinaf yoluna başvuran davalıdan alınan 179,90 TL istinaf karar harcının istek halinde iadesine, 7-İstinaf yoluna başvuran davalıdan alınan 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 8-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından, taraflar yararına istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 9-İstinaf yargılama giderlerinin esas kararla birlikte ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine, 10-Gerekçede belirtilen eksikliklerin giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesi ile; Dair dosya üzeirnde yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a-6 maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. 14/04/2026