Bölge Adliye Mahkemesi · Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi

Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi 2023/2278 E. 2025/670 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/2278
Karar No
2025/670
Karar Tarihi

T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2023/2278 KARAR NO : 2025/670

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...)

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 15/09/2023 NUMARASI : 2023/476 Esas - 2023/849 Karar

DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... VEKİLİ : Av. ...

DAVA : Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 06/03/2020 KARAR TARİHİ : 17/04/2025 KR. YAZIM TARİHİ : 17/04/2025

İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ile davacının boşanmış olduklarını, davalının davacıya verilmek üzere 10.000,00 TL kredi çekip, davacıya verdiğini, alınan borcun faiziyle beraber 18.556,00 TL olan borcun ödenmesi amacıyla kendisiyle anlaşmaya varıldığı ve borcun 28.11.2018 tanzim tarihli 10.12.2019 tarihli bir senet düzenlenerek verildiğini, kredi borcu içinde davalıya parça parça ödemeler yapıldığını, HSBC ve Akbank hesaplarından toplam 13.110,00 TL ödemede kredi açıklamasının yer aldığını, bu nedenle %20 kötü niyet tazminatının ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini belirterek talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın iddiaları asılsız ve mesnet olduğunu, davacının kullanımı için kredi çekip bunu davacıya vermediğini, müşterek çocukların ihtiyaçları için davalıya para gönderdiğini, bankalarca kullandırılan kredilerin ödeme tarihleri belirli bir periyot ve ödeme takvimi içerisinde olduğundan yapılan ödemelerin de periyodik ödemelere uygun nitelikte olmadığını, sunulan banka dekontları incelendiğinde birçok dekontta hiçbir bir açıklamanın olmadığını, hatta davacı tarafından bazı aylara ilişkin birden fazla dekont sunulduğunu, bunların takip konusu senetle herhangi bir ilgisi bulunmadığını, davacının asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini belirterek davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "... Davanın KABULÜNE, davacının, Gebze 4. İcra Müdürlüğü'nün 2020/4319 Esas sayılı dosyasında davalıya borçlu olmadığının tespitine, takip konusu 10/12/2019 vadeli 18.950,00 TL bedelli borçlusu ... olan bononun iptaline, 2-Davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, 3-Davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yapılan fazla ödemenin karar gerekçesinde de belirtildiğini, bu nedenle İİK'nın 72. maddesine göre istirdadına karar verilmesi gerekirken sadece bononun iptaline karar verilmesinin hatalı olduğunu, dolayısıyla ilk derece mahkemesince doğru olarak verilen borçlu olunmadığının tespitinin yanında 16.421,11 TL'nin de iadesine karar verilmesi gerektiğini, bu hususta hiç karar verilmemesinin hatalı olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davalı vekili istinaf ve cevap dilekçesinde özetle; mahkemece bilirkişi raporunun metni doğrudan gerekçe kısmında kullanılmış ve mahkemenin kendisine ait herhangi bir cümle kullanmadığını, davalının, dosyaya sunduğu dekontların; sebepten soyut senetle bir ilgisinin bulunmadığını, mahkemenin, gerekçesinde davalının Yapı ve Kredi Bankası hesabından çekilen ve 36 ay vadeli olduğu düşünülen kredi dökümünün dosyada mevcut olmadığını gerekçesinde bizzat yazdığı buna rağmen; ortada bir kredi ilişkisinin olduğunu varsayarak davalı aleyhine hüküm kurduğunu, mahkemece yapılan ödemelerin tamamının aynı amaca matuf olarak değerlendirildiğini, ancak bu hususun hatalı olduğunu, aynı borcu amaçlayan ödemelerde aynı yöntemin kullanılması gerektiğini, davacının, bir kısım ödemelerine kredi açıklaması yazmasına rağmen bir kısım ödemelerde açıklama bulunmadığını, bu halde neye istinaden tüm para hareketlerinin aynı amaca matuf olduğunun mahkemece açıklanmadığını, davacının dava değerinin %20'sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davacı vekili tarafından istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesi verilmemiştir. DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/09/2023 tarih, 2023/476 Esas - 2023/849 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava menfi tespit talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı taraf vekillerince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Dosyanın incelenmesinde; davacının davalının boşandığı eşi olduğu, davacının paraya ihtiyacı olduğun bir dönemde davalının 10.000,00 TL kredi çekip davacıya gönderdiğini, anılan borcun 18.556,00 TL olarak geri ödeneceğinin kararlaştırıldığı, bu hususta davacının dava ve takibe konu senedi düzenleyip davalıya verdiği, davacının takip tarihine kadar yaptığı 13.110,00 TL bulunduğu, bu bedel yönünden davacının davalıya borcunu ödediği, anılan nedenlerle 13.110,00 TL yönünden menfi tespit talep ettiği, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı davalının istinaf yoluna başvurması üzerine dairemizin 2023/1222 esas 2023/913 karar sayılı ilamı ile "...Somut olayda; davacı tarafından 13.110,00-TL alacağa dayalı başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemi ile dava açıldığına göre, bu şekli ile davanın harca esas değerine göre 13.110,00-TL üzerinden nisbi olarak alınması gerekmektedir. İncelenen dosyada davacı tarafından 54,40-TL peşin harç yatırılmış olup, Mahkemece eksik peşin harç yargılama sırasında ikmal ettirilmemiştir. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 30 ve 32. maddelerine göre, yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Bu nedenle, mahkemece dava değeri üzerinden işlemiş faiz alacağına ilişkin eksik kalan nispi peşin harcın tamamlatılması, yargılamaya daha sonra devam edilmesi gerektiğinden bu husus gözetilmeksizin karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur..." gerekçesiyle anılan kararın kamu düzeni yönünden kaldırılmasına karar verildiği, ilk derece mahkemesince yapılan inceleme sonunda davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı taraf vekillerinin istinaf yasa yoluna başvurdukları görülmüştür. 1-Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Taleple bağlılık ilkesi” başlıklı 26. maddesi; “(1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. (2) Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.” hükmüne amirdir. Anılan madde kapsamında Hakim, tarafların talebi ile bağlı olup, fazlasına ya da başka bir şeye karar veremez. Somut olayda talep, dairemizin 2023/1222 esas 2023/913 karar sayılı kaldırma ilamında da belirtildiği üzere takibe konu senet için davacının davadan önce ödediğini iddia ettiği 13.110,00 TL'lik miktara ilişkin olduğu, dava dilekçesinde açıkça bu miktarın yazıldığı ve harcın bu miktar üzerinden yatırıldığı anlaşıldığından mahkemece 13.110,00 TL yönünden inceleme yapılıp karar verilmesi gerekirken, 6100 sayılı yasanın 26. maddesine aykırı bir şekilde davaya konu edilmeyen kısım yönünden de hüküm kurulması kamu düzenine aykırı olduğundan anılan kararın kaldırılması gerekmiştir. 2-Kabule göre de; Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukukî ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davası 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ise ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini isteyebilir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “ispat yükü” başlıklı 6. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü tutulmuştur. İspat yükünü düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklindedir. Her somut olaydaki maddi vakıaya göre lehine hak çıkaran taraf ve ispat yükü şekilleneceğinden, maddî hukuk kuralına ilişkin bu vakıaların doğru ve net bir şekilde belirlenerek ortaya konulması gerekmektedir. Maddede aksine düzenleme olmadıkça ibaresi eklendiğinden, kanunda ispat yükü ile ilgili özel bir düzenlemeye yer verildiğinde, ispat yükü genel kurala göre değil de kanunda belirtilen özel düzenlemeye göre belirlenecektir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Menfi tespit davasında kural olarak, hukukî ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukukî ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Keza açılan menfi tespit davasında alacaklı (davalı) nın senedin ihdas (veriliş) nedenini değiştirmesi (tâlil etmesi) hâlinde de kanıt yükü alacaklı davalıya düşer (Çavdar, 755). Borçlu bir hukukî ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukukî ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukukî ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukukî ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukukî ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukukî ilişkinin varlığını kabul etmektedir. Borçlu (davacı) menfi tespit davasına konu senedin teminat, hatır senedi olduğunu veya alacaklı (davalı) ya avans olarak verildiği iddiasıyla menfi tespit davası açabilir. Bu şekilde açılan menfi tespit davasında, kanıt yükü borçlu (davacı) dadır (Çavdar, 766). (HGK’nın 2017/(6)3-969 esas- 2021/866 karar) Somut olayda; takibe ve davaya dayanak gösterilen senet yönünden davacı taraf borç ilişkisini kabul etmiş davacı takipten önce 13.110,00 TL'lik ödeme yaptığını iddia ederek anılan bedel kadar davalıya borçlu olmadığını beyan etmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere Yargıtay HGK’nın 2017/(6)3-969 esas- 2021/866 karar sayılı ilamına göre; davaya konu senedin kambiyo senedi olması, kambiyo senetlerine yönelik menfi tespit davalarında ispat yükünün borçlu olan davacı üzerindedir. Davacı borçlu bu iddiasını yazılı olarak ispatlamak durumundadır. ( Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2017/3438 esas 2019/5216 karar sayılı ilamı) Dosyaya sunulan ödemelere ait banka havalelerinde davacının davalıya takip tarihinden önceki ödemelerini "kredi" açıklamasıyla veya bir kısmını da herhangi bir açıklama olmadan göndermiştir. Davalı tarafından anılan ödemelerin senede ilişkin olmadığı yönündeki savunması, davacının havale açıklamalarında senede açık atfın bulunmaması karşısında, anılan havalelerin senet için yapıldığı davacı tarafından kanıtlanamamıştır. Ayrıca davacı taraf, senedin davalının çektiği ve davacıya borç olarak verdiği kredi nedeniyle olduğu iddiasını da, senet üzerinde böyle bir atfın bulunmaması ve yazılı bir delil de sunamaması nedeniyle ispat edememiştir. Bu nedenle mahkemenin aksi yöndeki kabulü yerinde değildir. Ancak davacının delilleri arasında arasında yemin delilinin de bulunduğu anlaşıldığından davacıya yemin delili hatırlatılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken anılan eksiklik giderilmeden karar verilmesi de hatalıdır. Gerekçeli karar başlığında; taraf vekillerinin adresinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir. 3-Kaldırma nedenlerine göre diğer istinaf istemleri bu aşamada incelenmemiştir. Anılan nedenlerle, tarafların istinaf talebinin yukarıda açıklanan nedenlerle HMK'nın 353-(1)-a)-4)-6) maddeleri gereğince kabulüne, diğer istinaf istemlerinin reddine, ilk derece mahkemesi kararının anılan sebeplerle kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Tarafların istinaf başvurusunun bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 2-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/09/2023 tarih, 2023/476 Esas - 2023/849 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a)-4)-6) ve 355. maddesi uyarınca kamu düzeni gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine, 5-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine, 7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.17/04/2025

... Başkan ... ¸e-imzalıdır ... Üye ... ¸e-imzalıdır ... Üye ... ¸e-imzalıdır ... Katip ... ¸e-imzalıdır

* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*

Atıf: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/2278, K. 2025/670, T. 17.04.2025, www.arakarar.com/karar/sakarya-bolge-adliye-mahkemesi-7-hukuk-dairesi-2023-2278-e-2025-670-k-bdc733243d0b